نصف طريق، لا يوصلك إلى أي مكان..!
Yarı yol, hiçbir yere götürmez!..

seen from United States
seen from China
seen from Australia

seen from United States

seen from United States
seen from Poland
seen from Germany

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Poland

seen from United States

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Yemen

seen from Malaysia

seen from Poland
seen from Türkiye

seen from Poland
نصف طريق، لا يوصلك إلى أي مكان..!
Yarı yol, hiçbir yere götürmez!..

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bir yol düşünüyorsun, ne başındasın ne de sonunda, üzerinde bile değilsin ama içinden çıkamıyorsun.
Geçip Giden Günlerden Bir Demet
Hangi gün olursa olsun gün sonu tamı tamına aynı dertlerden şikayet eden, umutsuzluğunu alenen dile getiren biraz da gözleri dolan bir kadına dönüştüm. Hiç öyle bakmayın, insan hayatının yapı taşlarının düzensiz şekilde etrafa saçıldığını düşünüyor ve kendini bir cendereye sıkıştırılmış, ne kadar debelenirse debelensin buradan çıkamayacak olarak görüyorken başka türlüsü pek de mümkün değil. En korkuncu da hayallerimi ve umutlarımı kaybetmeye başladım. E peki elimde başka ne kalır ki? (Tövbe de ehilal sağlık sıhhat sevdiklerin …) Her ne kadar içimi teskin edecek güzellikler olsa da çevremde bazen isyankar şekilde sadece olmayanlara, olamayanlara odaklanıyorum. Sanki bu düzen hiç sona ermeyecek ben, hayallerim yolunda adım atamadan “gençlik hayalleriydi” deyip bir tebessümle geçip gideceğim bu dünyadan. İçim karanlık, içim buhranlı. Bir dokun bin ah işit benden.
Tüm bunların yanında beni bu şartlarda dahi sarıp sarmalayan sevgilim var bir de. Yüzümü güldürmek içim çaba sarf eden, sürprizler yapan. Dün iş çıkışıma gelip sürpriz de sürpriz diye alıp götürdü beni. “Bir Hint Fakiri’nin Olağanüstü Yolculuğu” filmine bilet almış. Nasıl sevindim hiç belli değil, debelenip durduğum ve çıkamadığım cenderemden biraz da olsa uzaklaşma fırsatı buldum. Tesadüfler güzeldir, filmde de bir gece önce konuştuğumuz umutsuzluk ve benim isyanlarım üzerine harika cevaplar vardı. Durup düşündüm, tam bir umut saracaktı içimi ama gün sonu yukarıda bahsettiğim şekilde noktalandı. İstemediğim bu düzene sitemimi dile getirmezsem, sövüp saymazsam kabullenirim, ışığım söner diye korkuyorum galiba, bilemiyorum.
Hayatta hiçbir şey tam olmuyor. Şimdi burda aşikar olarak yazmak istemem ama neler varken neler yoktu, şimdi neleri kaybettim ama kalbimin sahibi ile yan yanayım. Şu hayatta bir şeyleri kazanabilmek için ille bir şeylerden vaz mı geçmek gerekiyor? İlla tercih mi etmeliyiz yani? Hayır ben bunu kabul edemem!
#WritersOfinstagram #TurkishWriter #AzizÇalışlar Aziz Çalışlar Doğum #08AgustosSeria #08Agustos1942Seria #08AgustosDogumlularSeria #1942DogumlularSeria #AgustosDogumlularSeria #AnkaraDogumlularSeria #TurkiyeDogumlularSeria Vefat #28KasimSeria #28Kasim1995Seria #1995VefatlariSeria #28KasimVefatlariSeria #istanbulVefatlariSeria #KasimVefatlariSeria #TurkiyeVefatlariSeria (d. 8 Ağustos 1942, Ankara - ö. 28 Kasım 1995, İstanbul), sosyalist gerçekçi yazar ve çevirmen. Robert Koleji'den mezun olduktan sonra, İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirmeden ayrıldı (1965). Asya-Afrika Yazarlar Birliği'nin yayın organı Lotus'un yazı kurulu üyeliğini ve 1986'da kurduğu Felsefe dergisinin yönetmenliğini yaptı. #Rasputin adlı oyunu ile #TürkiyeMilliTalebeFederasyonu (1966), #Cendere adlı radyo oyunu ile TRT (1970) ödüllerini kazandı. #WritersSeria #TurkishWritersSeria #AzizCalislar #AzizCalislarSeria #28November2017Seria #28NovemberSeria #2017NovemberSeria #2017TuesdaySeria #TuesdayNovemberSeria #TuesdaySeria (Turkiye Yazarlar Birligi / Sultanahmet)
Jeff Redd - Cendere Şarkı Sözü, Jeff Redd En Popüler Şarkıları, Albümleri ve Şarkıları. Jeff Redd Cendere Dinle, Cendere İndir (Buralara gelmek hiç kolay olmadı Can Polat Çok sıkıntı çektik Çok çile çektik Kader bize pusuyu küçük yaşta kurdu Hayat yol ayrımlarıyla dolu Polat İlk yol ayrımımız en...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Hakikatin Meselesi
Yan yana duranın hakikatinden bihaber kalınan bir zamanın içindeyiz. İçimiz, dışımız, sağımız solumuz her durumda birbirine benzeşen, bir örnek kılınmış olan bir sindirme çabasının esiri. Tabuların, tabu kılınmış konuşulamaz addedilenlerin sabitlendiği belli bir cerahatin etrafından yükseltilen kötülüğün yıkıcılığına tanık olunan bir zamandayız. Hiç ama hiçbir hakikatin mesel olunmadığı, dahası yara nedir bunun önemsenmediği bir yer, zeminin gerçekliği bina ediliyor dört bir yanda. Ekonomik verilerden, gündelik yaşamın olmazsa olmazlarında aksamalardan, sosyal politik tahayyülün dahi sıfırlandığı bir zemin gerçekliği önümüzdedir, yaşadığımız güncenin sınırlarını belirler.
Yaşamsal verilerin altüst olunduğu, çalışma hayatının derdest edildiği işveren için de o emeğiyle geçinen sıradan insan için de hiçbir geleceğin konulmadığı bırakılmadığı bir zeminin yinelenmesi meseldir misal. Maliye bakanının kendi kendine eylediği, biçimini ve olgusunu öne sürdüğü şahlanan ülke masalının küflü / paslı / pasaklı bir haleti ruhiye içinde debelenmesi buna bir örnek olabilir. Onca nutka, şatafata rağmen, gerçeklikte en kestirmeden kopuş var edilir. Lalettayin değil doğudan hesaplı kitaplı bir mahvetme hali sürekli güncellenirken, hakikatten bahis açılmasın da her ne olursa olsun denilerek günler heder olunur. Amerika’daki hükumet krizinden bahis açılırken, hem mali, hem sosyolojik çökertmeyi sonuna kadar yaşayan bir ülke olagelen bu sahadan dem vurulmasın istenir. Her durumda yinelenegelen her hamleyle birlikte daha önce defalarca değindiğimiz gibi bir bitimsiz fasit döngü bina olunur. Zaten her şey kapkaranlığın esiri kılınmışken bir de bu bitmek nedir bilmeye cerahatli yok sayma ediminde hayat mahvın sınırlarına demirler.
“Kocaeli'nin Dilovası ilçesindeki parfüm deposunda meydana gelen patlamada en az 6 işçi hayatını kaybetti.” basit bir haberin orta yerinden çıkagelen ve bir mahallenin ortasında can pazarının halen kurulabildiği bir zeminde her şey güvencemiz altındadır, her an devlet her yerde, yurttaşının hakkını arıyor, koruyor denilirken var edilmiş cerahat o hakikat mefhumunu neden sorusunu da zehirler. Emeğin ucuz kılındığı, yaşamın açıkça bir hiç addedildiği, önemsiz görüldüğü bir zeminde her şey olur, bir tek rezil olunmaz bunu kanıtlar yaşadığımız her gün. Duygu Ayber Gültekin’in Evrensel Gazetesinde yayınlanan haberini aktaralım. Durumun anlatılan / bildirilen o muhteşem ülke tahayyülü doğrultusunda değil nasıl biçimsiz, kendiliğinden bir çürüme ekseninin ortasına mıhlanmış olageldiğini bir ülkenin anlatacak, bildirecek bir kelam toplamı söz konusudur. Buyurunuz;
Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesi dün TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, komisyonda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e uyguladıkları ekonomik politika nedeni ile eleştirdi: "Emekli, çiftçi, işçi, esnaf bu bütçede yok. Halk açlıkla, borçla, icrayla baş başa bırakıldı," dedi.
Türkiye'de derinleşen ekonomik kriz ve yoksulluğa dikkat çeken Gürer, vatandaşlardan gelen yardım taleplerini örnek göstererek, halkın yaşadığı ekonomik sıkıntıyı "artık nefes alamaz hale geldiler" sözleriyle özetledi.
"Emekli haftada bir korkarak markete gidiyor"
Gürer kendisine emekli bir yurttaştan gelen mektubu aktardı; "Aldığım maaş 18 bin lira emekli maaşı ve bir artı bir daire için ödediğim aylık 10 bin lira. Ev kirasıyla ciddi anlamda zorlanıyorum, markete haftada bir kez korkarak gidiyorum, dört yıldır sabah kahvaltısı yapmıyorum. Kızım bu yıl fen lisesini bitirdi ve üniversite sınavında iyi bir derece yaparak İngilizce eğitim veren Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazandı. Lütfen, bin lira da olsa az çok demeden maddi yardımınızı bekliyorum."
Bir başka yurttaştan gelen mektupta ise "Sayın vekilim, bu mesajı yazarken çok düşündüm ama başka çarem de kalmadı. Artık bittim, tükendim. Ailemin, eşimin, çocuğumun, herkesin hayatını mahvettim. Bankaya borçlarımdan dolayı artık nefes bile alamıyorum. Tek başıma çıkamıyorum, sizlerden yardım istiyorum." Suat Bey de böyle yazmış. 5 bine yakın ortalama mail alıyoruz. Size bir önerim var: Ülkenin içinde bulunduğu durumun ne olduğunu daha iyi anlamanız için yalnız sizin adınıza bir mail açın, çarşıya pazara çıkmayın, durumu görürsünüz.” İfadelerinin yer aldığını aktardı.
‘Bu bütçede taşeron yok, staj mağduru yok, emeklilikte kademe bekleyeni yok’
Bütçede birçok kesimin yok sayıldığını belirten Gürer, "Taşeron işçiler 2026 yılında da kadro görünmüyor. Staj ve çırak TÜİK'te işçi sayılıyor, sigorta kartı veriliyor ancak yaşlılık sigortası başlatılmıyor, en az dört yılı çalınıyor, onlarla ilgili de burada bir düzenleme 2026 yılı için görünmüyor. EYT çıktı ama kademeli bir geçiş yapılmadı; bir günü eksik olan dahi 17 yıl kaybediyor. Bu bütçede bu kesimlerle ilgili tek bir düzenleme yok. Siz bu insanlara nasıl bakıyorsunuz. Öğrenmek istiyorum ?" dedi.
"Çiftçi tüccarın eline mahkûm edildi"
"Çiftçilerimizin ise yaşadıkları mağduriyet her geçen gün katlıyor. Çiftçilere millî gelirin yüzde 1'i kanunen 2026 yılında verilmesi gereken 722 milyar yaparken bütçede ayırdığınız destek 168 milyar lira ama başka bir kötülük yapıyorsunuz: Düşük alım fiyatıyla çiftçiyi tüccarın eline mahkûm ediyorsunuz ve bu yüzden üretim düşüyor. 2023 yılından bugüne hububatta 10 milyon ton geriye düşmemiz var, iki yılda buğdayda 4 milyon tonu bulmuş. Böyle giderse arz açığı katlayacak, ithalatçı olmaya devam edeceğiz. Meyvede bir yıllık kaybımız 8 milyon ton, kayıt dışıyla 10 milyon ton. Mayıs ayında Merkez Bankası Başkanı buraya geldi " Enflasyon üzerinde Zirai donun önemli etkisi olmayacak. Beş ay sonra etkinin varlığından söz etti." dedi, Tarım ve Orman Bakanı "Arz açığımız oluşmayacak." dedi, sonra da ortalık ekonomik anlamda bozulunca gerçek olan adalet ve hukuktan kopmuş yönetim tarzının yarattığı sorun zirai don ile kuraklığa endekslendi ama zirai donda da TARSİM'e kayıtlı olanlara dahi alması gereken destek tam verilmedi." İfadelerini kullanan Gürer, "Çiftçi ÇKS yoksa destek verilmiyor. Çiftçi, gübre alamıyor, ilaç atamıyor, budama yapamıyor. Gelecek yılları da kaybediyoruz" dedi.
Gürer, çiftçilerin borç batağına sürüklendiğini vurgulayarak şu bilgileri paylaştı:
"Şu anda çiftçilerin bankalara borcu 1 trilyon 117 milyar lirayı geçti. 10 binden fazla araziye icra gelmiş, bine yakın traktör çiftçinin elinden alınmış. 2024'te 3 milyar 600 milyon lira olan takipteki borç bu yıl 10 milyar lirayı bulmuş durumda. Çiftçi perişan, üretim düşüyor, ithalat artıyor."
"Bütçe halktan yana değil, yoksulluğu derinleştiriyor"
Gürer, bütçenin toplumun hiçbir kesimini korumadığını ifade ederek, "Bu bütçe, verginin ve faizin yüksek olduğu, gelir adaletinin bozulduğu, yoksulluğun derinleştiği bir bütçedir. Emekli, işçi, esnaf, dar gelirli yok. Halk açlıkla, borçla, icrayla baş başa bırakıldı. Bu ülkenin insanlarına neden bu kadar zulmediyorsunuz?" dedi.”
Bütçe açığından, dar gelirliye çözümden, vergisini dibine kadar ödeyen ücretli / bordrolu çalışandan, bir ihtimal rahat yüzü görürüz diyen emekliye hayatının o evresinde en olmadık eziyetlerin reva görüldüğünden bihaber cümleler kurarken Maliye bakanı Şimşek ve Ak Parti kurmaylarının görmediği hazin gerçeklikten bir detayı bildirir vekil Ömer Fethi Gürer. Halkın kendi başına terk edildiği, düzenin büyülü masallar herkese çıkabilir büyük şanslar diyerek var ettiği eşiğin topyekun bir çukurun ta kendisi olduğu gözlerden kaçırılır. Medyanın teslimiyeti, sıradan insanın imdat çığlıklarının duyulmadığı yerde her durumda hamaset, kin, ulu önderlik makamının yarıştırılması(!), ezan, vatan, bayrak imgesi ile siyasetin su götürmez tek adam rejiminin birbirini itip çektiği, muhaliflik nam yapı ile iktidarın birbirini eylediği bir zeminde hayata sıra gelir mi? Hakikatten yana bir bahis açılabilir mi, nasıl? Ulaşılabilir mevcut verilerle (enflasyon %38'e dayanmış, gıda enflasyonu %50+, asgari ücret erimiş, 2025 bütçesi faiz ödemelerine %25 ayırmış, çiftçi borcu 1.2 trilyona çıkmış, genç işsizlik %25'te) bir ülke şablonu gizlenemeyen şeyleri bildirir. Hakikat, bu çukurun dibinde boğulurken, kurtuluş hamasette değil: Vergi adaletinde, liyakatli yönetimde, emeğin onurunda. Hakkın hukukun tam anlamıyla var edilebilmesinde saklıdır. Uyanın, yoksa çöküş kalıcı olur – ama birleşirsek, adil bir ülke doğacaktır. Biliyor muyuz, farkına varıyor muyuz...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2025
Görsel İçin Kaynakça: Tandoğan Meydanından Bir Miting... - Voice Of America Türkçe Servisi
Plan ve Bütçe Komisyonunda Konuşan Gürer, ‘Bu Ülkenin İnsanlarına Neden Bu Kadar Zulmediyorsunuz?’ - Duygu AYBER GÜLTEKİN - Evrensel
https://www.evrensel.net/haber/582615/plan-ve-butce-komisyonunda-konusan-gurer-bu-ulkenin-insanlarina-neden-bu-kadar-zulmediyorsunuz
Karanlığın Hegemonyası
Karanlığın hegemonyası biçimini her gün başka bir sureti temsille var ediyor. Muktedirin, iktidarı elinde tutanın, suna geldiği yapı, var ettiği her eylemle birlikte o kapkaranlığa ait tezahür bir hakikat kılınıyor. Daimi bir yol belleniyor. Tümüyle belirgin bir biçimde hayat akdi zehirlenirken, cerahat bir icraat bildiriliyor. Karanlık bir neticenin ta kendisi olarak bina ediliyor. Tümden belirgin bir biçimde, bariz bir istikamet olarak yönelim hemen her defasında çok daha kötü, çok daha beterini imgeliyor. Karanlığın hegemonyası biçimini her gün var edilen yol haritasına demirlemiş hamlelerle birlikte muktedirin Türkiye’nin ta kendisine ait projeksiyonu olarak güncelleniyor. Tahayyül edilenin ötesine geçmiş olan ol cerahatle hayatın denetim, gözetim ve tahakküme rehineliği tescilleniyor. Karanlığın, tüm bu sahnede vuku bulan zift karasının bir hegemonyaya dönüştürülmesi o eşikte var edilen her hamlenin sıradana karşıtlığı ile biçimlendiriliyor. Yeni ülke eskisinin ekseninde bizzat mahvın esiri kılınıyor. Bizzat muktedirin tahayyülleri doğrultusunda cerahatin meskenine dönüştürülüyor.
Bir kere daha bir ev yaşanılır olmaktan çıkartılarak, çorak zehirleyen, mahvın ta kendisine rehin bilinen bir zül yerine dönüştürülüyor. İçerideki onca birleştiriyoruz, bütünleştirip bir de müşterekte buluşturuyoruz denilirken ayrıştırma laf değil hakiki bir eyleme dönüşüyor. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle devlet erkanından onca şatafatlı cümleler birbiri ardına kadına yönelik yakıştırmalar var edilirken İstanbul’un orta yerinde belirgin bir biçimde geleneksel olagelen Feminist Gece Yürüyüşü zorla / kuşatmayla “zapturapt” edilmek istenir. Ayrımcılığın, kötürüm kılınan hakların, bir cendereye dönüştürülmüş ola gelen hemen her türden tahakkümün karşısında varlıklarıyla, seslendirdikleri meramın ta kendisi duyulmasın diye nafile çabalar sergilenir. Taksim Meydanı ya da İstiklal Caddesi bir açık cezaevine dönüştürülürken o meram Cihangir’den duyurulur bu sene de. Aleni bir halde cürme karşı hakikatin savunulduğu, İstanbul Sözleşmesinden, Aile kavramının açık bir kuşatıcı / kamplaştırıcı eleme aracına dönüşümüne, her konuda erkek egemen olagelen o kıt sınırların / sınırlandırma çabasının kıyısında bir meram açığa çıkartılır. Eylemin tam bittiği yerde 112 insan gözaltına alınır, bir Trans birey, İris Mozalar tutukluluk talebiyle savcılığa sevk edilirken, daha sonra o da dahil her insan serbest konulur. Demokrasi nereye kadardır, eşitlik kimleri kapsamaktadır. Bunca açıktan var edilen kapkaranlık yerin dönüşümüne karşı atfedilen meramdan bir kesiti aktaralım, sizler de düşünürsünüz.
“Gisèle Pelicot’dan ilhamla, tüm dünyaya gözümüzü dikerek, kadınlara yüklenen utancı asıl sahibine, patriyarkaya iade ediyoruz. Özgür hayatları almadan bir yere gitmiyoruz. Ayrımcılığın, eşitsizliğin, şiddetin, sömürünün olmadığı bir dünyada ısrar ediyoruz. Erkek şiddetini önlemeyip "kadınlar faillere kapıyı açıyor" diyenlere karşı, bizi bakım emeği ve yoksulluğa mahkum etmeye, eşitlik politikaları yerine aileyi güçlendirme adı altında kadınları sindirmeye karşı, homofobi ve transfobiyi norm haline getirmeye çalışanlara, seçtiklerimize kayyum atayarak irademizi yok sayanlara karşı, eylemlerimize, fikirlerimize, birlikteliğimize müdahale eden, gözdağı veren, şiddet uygulayanlara karşı yaşasın feminist mücadelemiz! Feminist mücadelemiz hayatlarımızı ve dünyayı değiştiriyor. Eşit ve özgür bir dünya kurmadan bitmeyecek bu isyan!”
Karanlığın hegemonyası her gün başka biçimlendirmelerle kendini var ediyor iş bu yerde, her anlamda. Doğrudan tahakkümün vardığı boyut, anlatılanlarla gösterilenlerin arasında uçurumun, hakikatle olan bağların giderek kopartıldığı bir zeminde mutlak mahvetmenin yolu / yönü arşınlanıyor. En son Suriye’deki Esad zorbalığından kurtarılmasından sonra çıkagelen siyasal İslamcı / pragmatist El Kaide eskisi HTŞ milisi El Şara’nın liderliğinde var edilmiş yeni ülke projeksiyonuna verilmiş örtük / gizli destek bu karanlık bahsindeki hegemonyanın nasıl alttan alta var edildiğini örnekleyen bir başka cerahatli örneği sunar. Siyasal Alevilik tanımını dolaşıma sokarak, eski rejimi referans alarak herkesi “Nusayri” olan herkesi aynı potaya koyan, tehcirden soykırıma El Şara öncülüğündeki yeni kabine eline rehin kıldırılan yaşamların mihmandarlığı ile Türkiye devleti korkunç suretini bir kere daha paylaşır. Olan biten Tartus, Lazkiye, Homs ve daha nice ilde var edilmiş olan Alevi Katliamları, araya sıkıştırılmış Grek Ortodoks, Süryani ve Ermeniler için de en kestirmeden bir yıkım var edilir. Geçtiğimiz hafta sonunda Türkiye’de yaşayan 25 milyon Alevi adına birkaç sözü var etmek ister insanlar. Demokrasiden, eşitlikten, adaletten ve hepsinden önemlisi bizim veremeyeceğimiz hesap yoktur diyerek bir asırdır inkar olunan Soykırımcılığın her nasıl yeniden filizlendiğini göstere gelen bir akla itiraz var edilir. Aktaralım:
“Alevi örgütleri, Suriye'de Alevilere dönük soykırım yaşandığını belirterek, HTŞ'yi destekleyenlerin bundan sorumlu olduğunu belirtti.
İstanbul’daki Alevi örgütleri, HTŞ'nin denetimindeki Suriye’de Alevilere dönük katliamlara tepki gösterdi. Maçka Demokrasi Parkı'nda gerçekleştirilen açıklamada, "Suriye'de Alevi katliamına son" pankartı taşınarak, "Susma sustukça sıra sana gelecek", “Katil Colani işbirlikçi AKP" ve "Direne direne kazanacağız" sloganları atıldı. Açıklamaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat'ın yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Ortak metni okuyan Alevi Kültür Derneği Başkanı Sevim Yalıncakoğlu, Suriye'deki Alevilerin katledilmesinin görmezden gelindiğini söyledi. Sevim Yalıncakoğlu, katliamların sistematik ve bilinçli yapıldığını belirterek, "8 Aralık’tan bu yana, İdlib, Humus, Hama ve Lazkiye kırsalında Alevi köyleri kuşatma altında, halk ölüm tehdidiyle yüz yüze. Camilerden yapılan anonslarla özellikle Alevi halkı hedef gösterilirken, saldırılar doruk noktasına ulaşmış durumdadır. Kaçırılan kadınlar tecavüz tehdidiyle sindirilmekte, gençler işkence edilerek kaybedilmekte, köyler yakılıp yıkılmakta ve faili meçhul cinayetler sıradanlık kazanmıştır. Bu bir soykırımdır" dedi.
'HTŞ'yi Destekleyenler Sorumludur'
Suriye’de kurulan geçici hükümetin lideri Colani ve HTŞ'nin "Batılı emperyalist güçlerin" desteğiyle silahlandırılıp eğitildiğini vurgulayan Sevim Yalıncakoğlu, şöyle devam etti: "Buradan soruyoruz, Türkiye, bu katliamların neresinde? Basının Colani’yi 'istikrar figürü' olarak sunması gerçeği çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Başından beri Türkiye ve emperyalist güçlerin bölgedeki işbirlikçilerinin desteklediği HTŞ iktidarı, katil HTŞ ve işbirlikçi AKP desteğiyle, bu katliamların faillerine göz yummaktadır. HTŞ ve benzeri örgütler, yıllarca Türkiye sınırlarından serbestçe geçiş yapmıştır. Alevi halkının yaşadığı zulümden bahsedenler ya susturuluyor ya da kara propagandayla itibarsızlaştırılıyor. Körfez ülkeleri ve Batılı devletler, petrol ve doğalgaz hesapları uğruna radikal çetelere finansman sağladılar, onları 'özgürlük savaşçısı' olarak sundular. Bugün bile, bu katil sürülerini 'ılımlı muhalif' gibi göstermeye devam ediyorlar. Colani ve yönetimi ve onları destekleyenleyen bu katliamların doğrudan sorumlusudur."
Soykırıma Karşı Çağrı
Alevilerin susyamayacağını belirten Sevim Yalıncakoğlu, şu çağrıda bulundu: "Yaşanan bu zulmü herhangi bir nedenle onaylamayın. Şiddeti ve masum insanların ölümlerini görmezden gelmeyin! Katledilen insanların sesi olun. Colani’yi meşrulaştırmayın. Onu 'barış elçisi' gibi göstermek zulmü aklamak ve onaylamaktır. Zulme sessiz kalan dilsiz şeytandır. Bizler, tarih boyunca zulme karşı direnen bir halkız Bugün Suriye’de yaşananlar, bir 'iç savaş' değil, Alevilere yönelik açık bir soykırım girişimidir. Kimse bu gerçeği çarpıtamaz. Saldırıları gerçekleştiren çeteleri aklamayın, meşrulaştırmayın. Uluslararası kamuoyunu, insan hakları örgütlerini, vicdan sahibi herkesi Suriye’deki Alevi soykırımına karşı harekete geçmeye çağırıyoruz."
Açıklamanın ardından alana siyah çelenk bırakılarak, eylem sonlandırıldı.”
Karanlığın hegemonyası biçimini her gün başka bir sureti temsille var ediyor dediğimiz ol halin yekunu yukarıdaki açıklamanın satır aralarında karşımıza çıkartılır. Bu ülkenin ve tüm coğrafyanın ezilmiş halklarından, adına ister asimilasyon isterseniz bir hizada tutmak deyin sonucunda / her defasında hedef kılınmış, bedeller ödetilmiş bir kimliğe / inanca yepyeni yıkımlar vaat edilir. Suriye’nin dönüştürülmüş, elden geçirilmiş olagelen sözüm ona demokrat, ılımlı, muhafazakar diye bildirilen çetelerinin var ettiği cerahat Lazkiye’de Tartus’ta ve Homs başta olmak üzere Suriye’nin sahil hattındaki bölgelerinde insanların katledilmelerini var eder. Söz hakları yoktur artık onlara göre. Düşkün / yerle bir olmuş ol eskinin liderinin ta kendisinden nemalandıkları, hayatta ötekilerine hükmetmeye çalıştıkları gibi koca bir halkı doğrudan yalan yanlış safsatalarla yok etmenin eşiğine taşır Colani’nin çeteleri. Katliamcılık ekseni bir kere daha Suriye’nin bölünmüş halinde tarihin en karanlık odaklarından birisi olagelen 1915’le kesişir. Düzeni var ettiğini iddia edenlerin, Türkiye gibi sorunları görmezden gelip, kendi adamları saydıkları bir kötülüğe duraksamadan arka çıkan devletlerin refakatinde bin civarında insanın hayatına kastedilir. Binbir emekle var edilmiş hayat tahayyülünün delik deşik edilmesi, sosyal medyaya düşen görüntülerdeki yıkıcılık / şiddete iman edenlerin suna geldiği kötülük ve dehşetin ta kendisiyle ol 1915 mefhumunun / meselinin her nasıl güncellendiğini de bir kere daha bildirir, az ötesi, yukarıda sayıklanan isyana meramdadır. Kim duyacaktır sahiden bunca ağır yaranın var ettiği açmazları. Kim, kimler ne zaman fark edecektir, dün Hristiyanlara reva görülen zulüm ve şiddet, dün Ezidilere, Mıhellemi ve Romanlara var edilenlerin bir başka yüzü bugün Kürd’e, Alevilere doğrudan sunulur. İçerisi dışarı fark etmeksizin iş bu coğrafyanın yekunda tüketen, yok eden bir fasit sarmala dönüşümü güncellenir. Karanlık her gün bambaşka bir biçemle var edilirken insani olan unutturuluyor. Sessizliğin tastamam baskıcı rejimlerin aparatı olarak her gün yeniden var edildiği bir zeminde müşterek bir yaşam idesinin de köküne kibrit suyu dökülüyor. Gerisi kopan fırtınalar, alınan yepyeni ahlar, dökülmüş kan ve kurban edilen insanların feryat figanları. Gerisi her gün daha ağır bir tanıklık. Gerisi hep cehennem...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2025
Görsel: Zorunlu Kaynakça :::: Shutterstock
Meramda Paylaşılan Haberler
Yasak ve Barikata Rağmen Feminist Gece Yürüyüşü Yapıldı - Artı Gerçek https://artigercek.com/guncel/yasak-ve-barikata-ragmen-feminist-gece-yuruyusu-yapildi-334977h
Suriye’deki Katliamlara Tepki: Sorumlu HTŞ’yi Destekleyenler - Mezopotamya Ajansı https://mezopotamyaajansi42.com/tum-haberler/content/view/269753
Karanlığın Meramı
Çözümlenebilir olanın tükendiği yerde cerahati, cürmü ve çözümsüzlüğün başat ögesi olagelen ihtilaf hallerini birlikte görürüz. Dünyanın var ettiği yeni liberalizm yapısının sunduğu her şey apaçık bir fecaatler sarmalını bildirir. Hayatın hakikati tükenirken tüm o çözümsüzlük ekseni tek istikamet bildirilir. İhtilaf var edilirken cürüm öncelenir esasen. Cürüm öncelenir her zaman. Birbirinin peşi sıra duraksanmadan imal edilen kötülük hal ve eylemleriyle birlikte mavi kürenin dönüşümü hep tersi istikamette bina edilir. Yordam, anlam, paramparça edilir. Cürmün birbiri ardına var edilmesi güncelliğin de hep katran karası suretini imgeler. Bir ülkenin yenilendiği zikredilirken aslında hiç eskisinde uzakta kalmadığı, ayrışmadığı afaki kılınır mesela. Cerahat bütün denetim, gözetim ve tahakküm üçlüsünün tamamlayıcısı olurken bir çözümsüzlük girdabının da yol haritası çıkartılır. Bir asırdır benzeş, bir örnek, her dem aynı yaralarla, o yaraları kanatarak var ederek ilerleyen menzilin açmazları paldır küldür dikiliverir. Denklemler tarumar edilip, dengeler alt üst olunurken zorbalığın iktidarı bütün o çözümsüzlüğü başat kılan ihtilafları var eder. Bir biçimde yönünü, günce içindeki eylemselliğini oralardan devşirir. Tehdit, tahakküm, linç hallerinin doğrultusunda o ihtilaflar belirsiz bir karanlığa rehin ülkenin halini de imgeler.
Bu imgelem sadece Türkiye nam yerin sınırlarına özgü değildir. Bir asırdır sürdürülen, bir yerde var edildiği zikredilirken öte yandan tahrif olunan demokrasi imgesinin dışarılarda da nasıl talan edildiğini artık biliyoruz. Modern çağın, yeni liberalizmin çarklar dönsün de isterse insanlar paldır küldür ölmeye devam etsin hallerinin bir benzeri, gündelik hayatın ta merkezine odaklanmış zorba iktidar mefhumlarının düzeneklerinin devam edip, hayatı zehir ederken, kıyıda köşede insanların can çekişiyor, el aman feryatları duyulmasın istenir. Bütünüyle karanlık, ismi konulmamış bir savaşımın hüküm sürdüğü coğrafyanın gerçeklerinden birisi budur artık. Ukrayna’yı mahveden Rusya’nın, Gürcistan’dan bir parça tırtıklaması mesela gündem edilmez. Yok ettiği kentlerin üstünde hak tanziminden başkaca yönelimini tastamam Türklük imgesini diriltmek olarak kullanan Türkiye Devleti gibi onlar da boş bulunan anları kolaçan ederek, Sovyetler sonrasındaki düzende harap viran demokrasileri alenen talan etmeye devam eder. Biat kültürünü son raddede daimi kılabilmek için. Teslimiyet için. Daha geçtiğimiz günlerde silahlı kuvvetler denen yapıyı ifşa ettiği, Bakür Kürdistan’ından Rojava’ya kadar savaş suçlarına imza attığını deklare ettiği için bir muhalif vekil Türkiye’de hedef kılınır. O vekilin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin kararlarına rağmen hukuksuzluğu sürgit devama teşne olanların önüne yem atıldığı yerde cürümler halen Afrin, Qamişlo, El Bab ve sair yerlerde Kuzey Suriye, Kuzey Irak sahanlıklarında devam olunandır. Cürmün yok edicilik hallerinin kıyısında bir demokrasi, eşitlik, adalet mefhumu değil topyekun yok etme, tehcir, kırım ve kıtal hallerinin ufkunda bir dünya imgesi yeniden biçimlendirilir. Oysa zaman ne 1900’lerin başıdır, ne de 1940!
Dönüyoruz çok daha yakın zamanların büyük yıkımlarına sahne olan bir başka menzile. Ermeniler için Artsakh, Nagorno Karabakh, Lernayin Ğarapağh, Türkler için Dağlık Karabağ olarak anılan yerde sahnelenen Azerbaycan devletinin sunduğu yok etme hali, sistematik tehcirine. Sovyet Rusya’nın dağılmasına kadar kör topal yürütülen, bir halde, bir biçimde devamlılığı sağlama alınan Ermeni, Azeri birlikte yaşama pratiğinin handiyse Sumgayit / Xocalı pogrom ve kıyımlarının karşılıklı yok etme sistematiğine dönüştüğü bir zeminde Ermeni ya kalacak ya da tükenecek olduğu 90’lardaki savaşa kadar sürdürülmüş ve Artsakh’a dönüşmüş olagelen var olma mücadelesi handiyse tükenir. 2020 yılında var edilmiş olagelen Türkiye, İsrail ve Pakistan destekli, Rusya’nın da göz yumduğu bir savaş ile o yaşam pratiği çürümeye terk edilir. Geçtiğimiz dokuz aylık süreçte de 120 bin insanı önce muhtaç, sonra da aç koyarak, tabi olandan alıkoyup müşterek bir yaşama ulaşmasını ihtimal dışına taşıyarak bir nihai vuruş gerçekleştirilir.
Pan-Türkist emeller doğrultusunda dünya Türk olsun laf kalabalığı zikredilirken beş bine yakın Azeri hayatından olup onu en az ikiye katlayan bir Ermeni’nin yok edildiği, hayatının çalındığı bir zeminde Artsakh’ın ol tükenişi var edilse ne olur, var edilmemiş olsa ne. İnsanlık toptan zayi edilirken. Salyalar saçarak, oturduğu koltuklarından deri yüzen ermeni, kafa kesen ermeni, cana ve mala kasteden ermeni, hain ve kötü ermeni gibi bir dolu hedefe alma, tehdit ve yaftalama cümleciği kullanılırken 19 – 20 Eylül’de bir gün sürdürülen o nihai yıkım sonrasına geriye ne kalıyor sahiden düşünüyor musunuz? İhtilafları sürekli kendi bekaları için bir yön belirleyici, düşmanlığı mutlak zorbalıklarını sürdürebilmek için duraksamadan kaşıya duran, körlemesine bir nefreti köpürtüp, insan değillerdi, hayvandan aşağı yaratıklar diyerek sınırın bu tarafında hepsi hepsi 45 bin civarındaki Ermeni’yi de gözden çıkartan bir yavaş medya ordusu, propagandası da mevzubahis iken çözümsüzlüğün bir çözülmeyi beraberinde getirdiğini görürüz. Artsakh bilinen en az bin beş yüz yıllık bir var olma hali, yaşam veren sahanın yok edilmesi, el değiştirmesi bütün o hakikati, Ermeniliğini de yok edebilecek midir? Bir toprak parçasının mülkiyeti değil, birlikteliği ile imecesi ile ev olma halinin yıkımından sahiden bir hayata varılabilecek midir, varılır mı? Düşünen kaldı mı?
Eşit haklar denilip, Karabağ Ermenisi yaşamaya devam edebilir buyrulurken sadece savaş ve yıkıma itiraz haklarını kullananlara var edilmiş gözaltı / geçici tutsaklık halleri de mi bir şeyleri izah ettirmeye kafi gelmez. “İnsan hakları aktivisti Rüfat Safarov BBC'ye “ Azerbaycan hükumetinin muhaliflere karşı zulmünün kendisine zarar verdiğini söyledi ”.
“Şu anda, tüm dünyanın dikkati Kafkasya'da, meselemiz dünyanın bir numaralı siyasi merkezi olan BM'de tartışılıyor. Ülke içindeki insan hakları ve özgürlükleri konusunda herhangi bir reform yapmak yerine, ülke çapında muhalif insanlara zulmetmeye başladık. Kuşkusuz işgal altındaki topraklarımız kurtarılmalı ve egemenliğimiz yeniden kazanılmalıdır! Bir devlet olarak Ermeni toplumuna hakkınız ve hukukunuzun korunacağına ve Azerbaycan toplumuna yeniden entegre olacağınıza söz veriyoruz. Bu kadar hassas bir anda, bunca söz verilirken bu tutuklamalar, zulümler ve bazen psikolojik baskı ile birbiriyle çelişir diye bildirir Safarov ve bunun saçma ” olduğunu söyler.
Evrensel Gazetesinden aktaralım: “Ermenistan ile Azerbaycan arasında kalan, resmi olarak Azerbaycan toprağı kabul edilen ancak 30 yıldan fazladır fiili olarak bölgedeki Ermeniler tarafından yönetilen Dağlık Karabağ’daki Ermeni 120 bin kişinin Ermenistan’a gideceği açıklandı.
Azerbaycan’ın son saldırılarının ardından bölgedeki Ermeni yönetiminin silah bırakmayı kabul etmesi ardından bölgenin tamamen Azerbaycan’ın kontrolüne geçmesi için görüşmeler başlatılmıştı.
"Halk Kalmak İstemiyor"
Dağlık Karabağ’daki fiili yönetimin lideri Samvel Şahramanyan’ın danışmanı David Babayan, Reuters’a yaptığı açıklamada, bölgedeki Ermenilerin tamamının Ermenistan’a geçeceğini söyledi.
Babayan, Dağlık Karabağlı Ermenilerin, Azerbaycan’ın hakimiyeti altında yaşamak istemediğini ve olası bir etnik temizlikten çekindiğini belirtti. Babayan, “Halkımız, Azerbaycan’ın parçası olmak istemiyor. Yüzde 99,9’u tarihi topraklarımızdan ayrılmayı tercih ediyor” dedi.
DW Türkçe’nin haberine göre, Babayan, Karabağlı Ermenilerin bölgeden ne zaman ayrılacağının henüz belli olmadığını söyledi.
Ermenilerin, bölgeyle Ermenistan’ı bağlayan Laçin Koridoru’nu kullanarak Dağlık Karabağ’dan çıkması planlanıyor.
Babayan, Dağlık Karabağ’daki Ermeni güçlerin silahlarını bırakma sürecinin de sürdüğünü söyledi.
Azerbaycan, Dağlık Karabağ’da geçtiğimiz salı günü “terörle mücadele” adı altında saldırı başlatmış, yaklaşık 24 saat sonra Rusya’nın ara buluculuğunda varılan ateşkesin ardından görüşmeler başlatılmıştı.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da yaptığı açıklamada, Dağlık Karabağ’dan ayrılması beklenen Ermenileri kabul etmeye hazır olduklarını yinelemişti. Paşinyan, ulusa sesleniş konuşmasında, Dağlık Karabağ’a insani yardım ulaşmaya başladığını ancak bölgedeki Ermenilerin hâlen “etnik temizlik tehlikesiyle” karşı karşıya olduğunu söylemişti.
BM’ye Çağrı
Bu arada New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) oturumunda konuşan Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ise uluslararası toplumu Azerbaycan’ın Karabağ operasyonuna sessiz kalmakla suçladı. Mirzoyan, Dağlık Karabağ’daki güvenlik durumu ve insan haklarının izlenebilmesi için bölgeye bir BM misyonu gönderilmesi çağrısında bulundu.
Bölgede yaşanan "ciddi anlamda kahredici gelişmelerin, sadece açıklamalar ve genel çağrılarla bu sorunun üzerine gidilemeyeceğini gösterdiğini" ifade eden Ermenistan Dışişleri Bakanı, “Uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler insanları kurtarmaya gelme konusunda başarısız oldu” dedi.”
İhtilafları patolojik bir yıkıma dönüştüren, otuz iki yıllık bir derin ayrıştırma halini açık bir biçimde yok etmeyle bağdaşık kılarak güncellemeye çalışan Azeri devletinin başında yer alan zatı Aliyev’in onca hesaplı kitaplı açıklamasına rağmen bir etnik kırım ihtimali karşısında Ermeni’ye kalan yeniden yollara düşmek olur. İki uzun savaş, handiyse son üç yılın tamamında aralıksız kılınmış olan psikolojik harp ve ötesindeki açlıkla terbiye etme, bunu yapabildiğini zanneden bir zorbanın sahiden bir arada yaşamı savunmayacak olduğu gerçekliği karşımıza çıkar. Bir yandan da Azerbaycan kaynaklı telegram gruplarında yer alan tehdit, hakaret ve tecavüzden katledelim ermeniyi çağrılarına varan bir dizi sistemli dehşet sebebi ayrımcılık hallerinin var edilmesi çabası karşısında gitmek dışında her ne kalmıştır ki, bir başına bırakılan bir halka! Sahiden sorgular mıydınız? 27 Eylül Çarşamba yerel saatle (Yerevan) 19.00 itibarıyla Dağlık Karabağ'dan 53.529 kişi Ermenistan'a giriş yaptı. sahiden anlar mıydınız dert topraktan olmak değil evinden ilelebet uzak kalmaya mahkumiyeti, sahiden?
Bütünüyle bir insani facia / biz Ermeniler için çart, ağhet var edilirken en son geçtiğimiz Pazartesi günü canhıraş bir biçimde Ermenistan’a göçebilmek için biraz da olsa benzin almak isteyen insanların bulunduğu bir yakıt tankı infilak eder. Öylece sokağın orta yeri bir can pazarına dönüşür. İmdat çığlıklarına kahkahalarla, gebersinler artık ya hu diye yaza duranlarla bir tepkime çıkagelir. Düpedüz bir yıkımın kıyısına terk edilirken nefesin kesildiği, günün simsiyah kılındığı bir zeminde olmakta olana kayıtsızlık medyanın kepazelik dozu yüksek yalan propagandası, Azerilerin de aralıksız nefret siyasetiyle bir ve beraberce, Rusya, İsrail ve Pakistan ve illa ki her masada cellatlığa oynayan Türkiye’nin olur vermesiyle bir kere daha vuku bulur. Gidenlerin akıbetinin meçhul hali de düşünülesi bir mesel olurken üstelik, daha cendereden çıkamadan hayatlar derdest edilir. Azadlıq Radyosundan aktaralım: “Caucasus Edition dergisinden Lala Tarçınova geçici tahliyenin “ sürekli ” olabileceği konusunda uyarır: “Ermeniler olmadan Karabağ'ı görmek istemiyorum, Azerbaycanlılar olmadan Karabağ'ı görmek istemediğim kadar. Bu yüzden tahliye benim için büyük bir gizem. İnsanlar geri dönebilecek mi? Bu çok zor bir durum. Ancak kısa vadede bu insanlar için bir alternatif var mı?” Bütünüyle 1915 kendisini yine yeniden var ederken, Xocalı’dan Sumgayit’e bir kırım sürekliliği, daha yepyeni olan o ikinci savaşın yaraları ortadayken, on binin üstünde can kaybı dönem içinde, sadece bir günde yüzlerce Ermeni ve Azeri’nin canı hiçe sayılırken kısa vadede bir barış ihtimali söz konusu mudur? Çok dilli, çok kültürlü, çok fazlasını barındırabilecek bir sahnenin yeniden simsiyah kılınmasının, kötülüğün yüceltilmesinin, bir gıdım benzin için beklerken havaya uçan insanlarla alay edenlerin varlığı, yıkımın zafer nidalarıyla karşılandığı bir zeminde ne edecektir ki Ermeni!
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2023
Görsel: An Armenian Cross Overlooking The Town Of Goris, A Resort Town Near The Border Now At The Centre Of An Exodus Of People. Photograph: Christopher Cherry / The Guardian