Sevdiğinize göndermelik

seen from United States
seen from Kosovo
seen from United States

seen from France

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Spain
seen from Türkiye
seen from Saudi Arabia
seen from Japan
seen from France
seen from Iraq
seen from Russia
seen from Türkiye

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Romania
Sevdiğinize göndermelik

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Sen her şeyi kafanda büyütürken, ben seni sakinleştirmekten kendimi unuttum. Sen her an bir felaket beklerken, ben sessizce her fırtınana liman oldum. Ama insan bir kez olsun 'Sen nasılsın?' demez mi? Endişelerin hep öncelikliydi, ben hep arka plandaydım. Kendini düşünmeyi bırak da, bir başkasının da yorulduğunu hatırla artık.
"Allah korkusundan ürpermeyen yürek insanın içinde azap, sırtında bir yük gibidir."
Yüreğinde taşıdıkların, yüreğine ne kadar yük
Düşündün mü hiç?
renkleri solan hayallerinin sebebi kim oldu?
Kahkahalarını kim susturdu?
Şu hissiz dünyanın karanlığında aydınlığını kim çaldı?
“Bir melankoliye ruh halinin sebebinin ne olduğunu, ona ne kadar ağır olduğunu sorduğunuzda, bilmediğini, açıklanamayacağını söyleyecektir.
İşte melankolinin sınırsız ufku.”

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Kaybettik albayım , kayıp ettik. Her şeyimizi , herkesimizi , uğruna savaş verdiğimiz ruhumuzun bile büyük bir kısmını kaybettik.
Bırak düşünmeyi veya konuşmayı, yazarken dahi parmaklarımda derin bir kor ateşi yanıyor. Sen düşün bir de albayım , nasıl yaşarım ben bu acılarla. Gerçi isyanım sana değil , benim isyanım bu insanoğluna albayım. Beni hiçbir vakit anlamadılar. Sorarım size, bu anlaşılamamazlık daha ne kadar sürecek?
7. Bu dünyada kalacak kadar bilge, hayatı göze alacak kadar göçebe, bir incinin peşinde ve derin kaybolacak kadar kendi içinde, ve suyla ilgili küçük bir imada bile akıp gidecek kadar yoğun... İnsan, ustası değilse nedir yitirdiği her şeye önceden veda edebilmenin? Fakat Tanrım galiba bize bizden de önce sen veda ettin! - Haydar Ergülen, Tanrı'ya Mektup (Hafız ile Semender)
Ortaya Alışık
Edebiyatın edebinden ayrıldı Üsküdar’a uzanan kalbim. Kız kulesinden hayali kız kaçırmalara ortak olurken kötülüğüne bir çay demledi. En koyu kızgınlıkları belli olur çubuk krakerle birlikte içilir ve çaylar buna çok bozulur diye bir iyilik bıraktı; kendince havlu attı.
Kadıköy’ün rıhtımından kanadı kırılan martının her gün dökülen yalnızlığını bir kavanozun içine hapsetti kalbim. İyiliği bedenen taşmış kıymetlerde aşka fon müziği çırptı, kek yapmayı bilmezken ben.
Saç tarumarı bedenden zayıf not almış, ruhtan feryat figan çırpınırken boyası aktı mutluluğumun.
Pandemiden dolayı güvenemiyor, boyatamaz şimdi hiçbir sahte tebessümü; kırklanması gerek hayallerin, edep nüshası halka açılmadı henüz.
Uçaklar geçiyor, kalbim pilot sevinçleriyle yanlış rota çizmişken gökyüzüne. Yolcular kalbimde çok tedirgin.
Sevmek, hangi duygusallığın kalp ayarında bir altın sayıldığı gerçekti?
Farklılığın cebinden Kız kalesini çaldı kalbim. İstanbul’dan Mersin’e nasıl oldu da uzandı?
Bu kadar küçük ve bu kadar ürkekken, yol bilmezken neler yaptı bu kalbim…
Hep bir alıp veremediği var benimle. Cinas ile edebi terbiyesi müsaade eder ve beni yaşama ister diye onu deli gibi bekledim.
Gel demeler, bekleyişler, kıyamete smokin giydirişler boşunaymış meğer.
Dante gibi ortasındaydık hani ömrümüzün? Cahit Sıtkı ile başım fena dertte.
Yaş otuz beş bile değilken.
Otuz beş takla attı kalbim, karambole hediye sundu ve iyiliğinden ekmek verir gibi paylaştı.
Akılsız mı, ne?
Akılsız mı bilmem ama hatırsız…
Hatıraların bir kamyon dolusu gül getirişiyle bana kendimi özel hissettirdi.
Kurumazdan önce.
Kuru kalbim, yağmurda atmosfere binaen titrek şarkılar söyler.
Tablosunda çiçeklenen yaşamak şöyle dursun…
Saçlarını arıyor, rüzgâra değdirdiği mutluluklardan kovalamaca kalbim…
Kalbimin kalbimle ne derdi var?
Umutlanan gitarların telleri kendinde titrer.
Üşür, kendinde…
Yine çarptı, Galata Köprüsü’nün kıblelerce hiç üşenmeden kıldığı mutluluk namazları…
Kalbimin şükür cennetine…
İki imdatlı, öze tamah ve kayboluş patentli bir insanım.
Yapraklar hışırdarken İstanbul’un haseki köprüsünde, ücretini istiyor kalbim.
Sanki bedelleriyle bütün yalnızlıklar ondan geçiyor.
Zengin olmak işte amacı…
Sever misin beni?
Zenginken.
Harcadığım her kuruş bir hüzne bin ölüştü.
Mutlu eder misin beni?
Sen, kimsen…
Kalabalık caddelerde sana çıkan yol olmak istiyorum.
Kalbimin kalbimle ne derdi var?
Söyle, adamın serserisi…
Cep, voltaya muhtaç ellerin hüküm cesareti sende…
Bende, ellerini tutamadığım sultanlıklarda cariyesi olmak yalnızlığın; ellerim…
Umut, böylesi bir yolluk…
Doymak, günün her cesaretine…
Bu kadar korkak yaşamak zor…
Cezveden taşar, okyanusa naneli kahve olur kalbim.
Sever misin?
Sevebilmeye zenginken.
Sen, kimsen…
Dilara AKSOY