Hayatın Dönüşümü
Sorunlu görülen, sorundur denilen, anlatılan, hissettirilen sıradan insanların hayatlarının iş bu sahnede her gün yeniden dönüştürülmesine tanıklık ediyoruz. Normatifin mahvedildiği hakkaniyet kavramının çarçur olunduğu, değme şaklabanlıkların gündem dolgusu hallerin ve tavırların öncelendiği bir yerde hayat sıradanın elinden çalınıyor. En başta, hep baştan o umut zerresi sönümleniyor. Ardından yaşamda var olmaya sebebiyet veren ümidin açık bir biçimde talanı sürdürülüyor. Yetmiyor, kesmiyor hiç bitmiyor ardıl sıra öteki denileni hedef kılan, bilen, gören bir anlayışın tahayyülleri gerçekliğe kavuşturuluyor. Bir deneyin tam ortasında biyopolitik bir cendere halinin tam merkezinde bir ülke gerçek kılınıyor bir biçimde. Suskunluk vazediliyor. Dur durak bilmeyen bir sınırlandırmaya olur verilmesini anlatıp duruyor muktedir. Devleti, sistemi yönettiğini bildirenler, sermayeye de hiza verip sıradan insanın hayatının her gün daha açık bir biçimde dönüştürülmesine onay veriyor, bu istikamette işlevsellik kazandırılıyor. Yolun, yordamın, geleceğe dair bahislerin hepten çöpe basıldığı, anlık bir garabetlik yıkım / terbiye etme / tüketme halinin var edildiği yere varılıyor. Dön, dolaş, başa sar hep aynı Türkiye, bunun her neresi yeni ülke?
Hayatın dönüşümünde, mutlak biat tahayyülünü gerçek kılmak için bir ömürdür Türkiye sathında sabit olunan tahayyüller gerçek kılınıyor bir kere daha. İtiraz hakkınız tarumar, söz hakkınız geçersiz, isyanınız kimselerin duyamayacağı bir raddede köşeye kıstırılıp da duruyor. Gezi direnişinden bu yana ivmesi sürekli törpülenen muhaliflik, yıllar yılıdır var edilen seçim galibiyeti kurgusunun gerçekliğini her defasında daha ağır maniple ederek bizden gayrisi yok bu ülkede şartlanmışlığı ile o hayatın sıradan insanın elinden çalınması mümkün kılınır. Aşağı yukarı on yedi seçimdir süreduran, yıllara yayılmış bir projeksiyon içerisinde muğlak olmayan bir zapturapt altına almak güncellenir. Kazanılmış yahut da bu sathı mahalde devamlılığı söz konusu edilmiş her zaferden sonra oluşturulan ‘konformist’ yapı kendi gerçekliğini, doğrusunu, ön görüsünü herkesin ortak paydası kılar. Neye her ne şekilde itiraz edilecektir, kim nereye kadar sözünü savunabilecektir, kimlerin bu sahadaki yaşam hakkı vardır, kimler nereye konumlandırılacaktır, her şey belirgindir. Siyasetin bir biçimde pespayelik dolu temsilinde, politik bir duruşun değil, o kürsüden, medyasına tüm sokağından her mesleğe binbir türlü hengame var edilir, kurgu değil gerçek. Birbirini tam anlamıyla tamamlayan biyopolitik bir cendere ekseni mutlak istikamet kılınır. Meşhur kılınmış, balkon konuşmalarında halka hizmetkarlık, duyarlı seçmenlerin uyarılarının bir biçimde kaile alınacağı, daha demokratik ülke falan diye uzaya duran bir masal mefhumu aksettirilirken, bildirilenle, yaşanan apayrı şeyler kılınır. Budur zaten kuşatma. Bunlarla birlikte icra edilenlerdir, mesele.
Tümüyle bir girdap halini alagelen, adaletin, hakkın, hukukun ve en önemlisi onca vurgu ile korunduğu bildirilen hürriyetin hiçe yazılmasının akıbeti ne olacaktır ki! Bu kadar açık bir biçimde hayatta var olma hakkının, hakkın muhafazasının imkansız eşiğine taşındığı bir yerde, çıkagelen şu utanç verici haller de mi bir şeyleri aksettirmez misal. “Ankara Kadın Platformu, Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasındaki “süresiz” ibaresini kaldırma kararına karşı ve Kolej Meydanı’nda toplanarak Kızılay’a yürüyüş gerçekleştirmek istedi. Yürüyüşe polis biber gazı ile müdahale edilirken basın açıklaması Kolej’de gerçekleşti. Açıklamanın ardından dağılan gruba, polis tekrardan biber gazı ile müdahale etti, 4 kişi gözaltına alındı.
Basın açıklamasında, nafaka hakkına yönelik düzenlemelere tepki gösterildi ve “Bir kez daha uyarıyoruz, bu sokaklar, bu meydanlar bizimdir. 12. Yargı Paketi altında, nafaka hakkımıza, yaşamlarımıza, bedenlerimize karıştırmayacağız. Bizler, bir kez daha buradan sesleniyoruz; bu sadece bir başlangıç, çok daha büyüğünü göreceksiniz. 12. Yargı Paketini geçiştirmeyeceğiz. Nafaka hakkımızdır, nafaka hakkımıza gasp edemezsiniz” denildi.
“Kadınların kanı saray iktidarının ellerindedir”
Açıklamada kadınların aile içinde maruz kaldığı şiddete dikkat çekilerek “Kadınlara deniyor ki ‘Aile içerisinde erkek şiddetine sus. Boşanama, konuşma, hiçbir güvencen olmasın’ diyorlar. Şimdi de utanmadan saray iktidarı kadınların üç kuruşluk nafakasına göz dikmiş durumda. Utansınlar. Ama biz kadınlar biliyoruz ki, saray iktidarının bu kadar kadının ölmesinden sonra bile bir kere yüzü yere düşmedi. Çok iyi biliyorlar ki kadınların kanı kendi ellerindedir. Kadınlar en çok aile içerisinde, en yakınlarında ki kişiler tarafından öldürülüyorlar. Nafaka hakkı da işte bu yüzden önemlidir, kadınlar özgür bir hayata, şiddetin içerisinden çıkmak için yoksullukla mücadele ederken kadınların hakkıdır nafaka. İşte bu nafaka hakkına çökmek isteyen bu çeteye karşı, kadınlar ve LGBT+’lar olarak bir aradayız, birbirimizin elini asla bırakmayacağız” ifadeleri kullanıldı.”
Bir başka haberi iliştirelim: “Konya’nın Bozkır ilçesinde faaliyet yürüten Bozkır İmam Hatip Mezunları Derneği’ne (BİMDER) ait erkek öğrenci yurdunda bir öğrenciye yönelik uygulanan şiddet kamuoyunda büyük tepki topladı. Cumhuriyet, yurtta kalan bir erkek öğrencinin savunmasız halde darbedildiğini kanıtlayan skandal görüntülere ulaştı.
Kayıtlarda, bir görevlinin öğrenciye yönelik fiziksel şiddet uyguladığı anlar açıkça görülürken, darp eylemini gerçekleştiren kişinin M.G. olduğu öne sürüldü. Söz konusu şiddet eyleminin faili olduğu iddia edilen M.G.’nin, geçmişte de benzer nitelikteki şiddet ve hak ihlali olaylarına karıştığı iddialar arasında yer alıyor.
Soruşturma Başlatıldı
Cumhuriyet’in ulaştığı skandal görüntülerle ilgili resmi makamlar harekete geçti. Yaşanan hak ihlali ve darp olayına ilişkin olarak Savcılık soruşturma başlatılırken M.G'nin görevinden alındığı ortaya çıktı.
Soruşturma kapsamında, yurdun yönetim kademesi ile şiddet uyguladığı iddia edilen M.G.’nin ifadelerine başvurulacağı öğrenildi. Olayla ilgili çok yönlü inceleme sürdürülüyor.”
Bir de bu haber var; “Ankara’da Rönesans Holding tarafından yapımı devam eden yeni Adalet Sarayı şantiyesinde çalışırken işten çıkarılan işçiler, ödenmeyen alacaklarını talep edince taşeron firma Gül Pa İnşaat'ın yetkilileri tarafından saldırısına uğradı. Sopalı ve kesici aletlerin kullanıldığı saldırıda en az üç işçi yaralandı.
Hakları ödenmeden işten çıkarıldılar
Süreç, şantiyede çalışan ve Dev Yapı-İş sendikasına üye işçilerin işten çıkarılmasıyla başladı. Sendika tarafından paylaşılan bilgilere göre, firma yetkilileriyle yapılan görüşmelerde işçilerin haklarının ödenerek çıkışlarının verileceği sözü verildi. Ancak bu sözlere rağmen işçilere haklarının sadece bir kısmı asgari ücret düzeyinde ödendi. Ücretin elden verilen kısmı ile izin ücretleri gibi yan haklar ödenmedi ve işçilerin işten çıkışları yapıldı. Mağdur edilen işçiler, aynı zamanda kamp alanlarından da çıkarıldı.
Yaşanan duruma ilişkin Dev Yapı-İş tarafından dün yapılan açıklamada şu ifadelere yer verilmişti:
Gül Pa İnşaat yetkileri işten çıkarılan arkadaşlarımızı haklarını istediği için tehdit ediyor. Tehditlere boyun eğmedik eğmeyeceğiz. Müzakerelerin sonuçsuz kalması üzerine direniş kararı alan işçilere, Gül Pa İnşaat yetkilileri tarafından saldırı gerçekleştirildi.
Saldırı sırasında sopalar ve kesici aletler kullanıldı. Yaralanan işçilerin vücutlarının çeşitli bölgelerinde darp izleri ve kesikler oluştu.
'Saldırıların hesabını soracağız'
Saldırının ardından soL'a konuşan Dev Yapı-İş Başkanı Özgür Karabulut, sendika üyelerine yapılan saldırıya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Karabulut, Rönesans Holding’in sorumluluktan kaçma çabasına dikkat çekerek şunları söyledi: Taşeron firmaya baskı uyguluyor çünkü Gül Pa başta hiç yanaşmıyordu. Çözüm adına hareket ediyorlar ama tabii o kendi sorumluluklarından kaçmak adına yapıyor bunu.
İşçilere yönelik saldırılardaki artışa dikkat çeken Karabulut, "Son süreçte işçilere yönelik bu tarz saldırılar arttı. Bu durum, patronların daha saldırganlaştığının bir göstergesi. Buna karşı da işçileri örgütlü mücadeleye davet ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Saldırıya uğrayan işçilerin hastanede gözetim altında tutulduğunu belirten Karabulut, pazartesi günü hem suç duyurusunda bulunacaklarını hem de kitlesel bir basın açıklaması ile durumu protesto edeceklerini duyurdu.
Karabulut, "Saldırıların hesabını soracağız, yanıtsız bırakmayacağız, işçileri yalnız bırakmayacağız" dedi.”
Davası adalet olagelen, eski ülkenin eksikliklerini toparlamak / yeniden bir raya koymak için çabalamak olduğunu deklare etmiş bir güç odağının, sermaye ve kendi bağlantısından cenahla kurduğu yeni ülke hayatı derdest etmiyor mudur? Yargı paketinin içinde bulunan, nafaka düzenlemesine dair doğrudan itirazın dahi çok bilindiği bir zeminde ne nasıl mümkün olur. Kadına yönelik şiddetle mücadeleden dem vurulup, aile yapısının kutsallığı için mersiyeler dizilirken bir yandan çıkagelen kolluk şiddetinin ve meselenin sadece nafaka kısmını öne çekip, geriye kalan şiddet, insanlık dışı muamele, kötülüğün hiçbir ama hiçbir biçimde düzeltilemeyeceğini aksettiren o kuru gürültü içerisinde hakikati konuşmaya daha çok var mıdır? Kadınların aksettirdiği tahayyülü şiddetle, ayrımcılıkla mücadele ederken, hayata tutunmak için asgari bir yaşam gayretini sağlama alma hakkı imkansız kılınmak istenir, bu değil midir hayatın kuşatılması.
Kadınlar gibi, bu ülkenin geleceği olagelen çocukların da şiddetle bir başlarına konulduğu kaçıncı vakadır, Konya’daki. Dur durak bilmeyen cerahatin her yerde, hemen her şekilde bir başkaca yıkımı var ettiği zeminde, o çocuğun hakkından geldiğini zanneden görevlinin var ettiği çürümenin hesabı ne olacaktır. Kendisinin tutuklandığına dair haberler çıkagelirken bir yanda, yaygın medyanın haber akışlarında kendisine yer bulan bunca afaki şiddet parametresinin, kötülüğe namzet olma halinin ardılı ne getirecektir ki zifiri bir karanlıktan gayri. Savunmasız kılınmış olagelen çocukların hedef haline buna açıktan getirilebildiği bir zeminde hayatın ehveni de muhafaza edilemez. Sürgit devam olunan her şiddet, arkasına eklenmiş ve devletin gözetiminde var edilen her darp bambaşka bir suçun çoğaltılmasıdır. Bu kadar afaki yıldırının / terörün olduğu bir zeminde biyopolitik cendere handiyse herkesin karşısına çıkartılabilecek olandır, kesin bilgi.
Bunlara ilaveten daha dün var edilmiş olan cendere halini bir biçimde aşaduran, emekçiyi hak gasbına mahkum kılan / gören bir zihniyetin var ettiği cerahat, insanlara haklarını talep ediyor diye işkence etmek de bu tahayyülün devamı olarak çıkagelir. Kaybedilmesin diye onurla / alın teriyle kazanılmış haklar, itiraz edildiğinde çıkagelen şeyin şiddetten ötesi olmamasının utancı her ne yana düşer sahi ama sahiden? Binbir türlü kepazeliğin olur bellendiği, dayakla, şiddetle, örseleme ve hakir görülmeyle birlikte / bütünleşik bir menzilin bina olunmasının yarası ne olacaktır. Aşağı yukarı her günü böylesi bir girdap, bu kadar afaki bir cürüm hemhal halle birlikte güncellenen, yeniden yapılandırılan bir menzildeki sorunların herhangi birisinin çözülmesi mümkün müdür? Sorunların hiçbir biçimde görülmediği, anlaşılmadığı dahası kolluğundan sermayesine hep birlikte binbir sıra dayağının, işkencenin, kanun olarak çıkagelen yaptırım ve dahili pek çok sınırlama halinin ortasında sorunlar dağ gibi yükselmeye devam eder. Bu hallerle bir istikametteki hayat eriminin sakatlanması kesintisiz kılınır, bu hallerle bir yarın konulmaz. İyi mi bu haller, hep böylesine mahkumiyetler.... ne kadar, nereye kadar? Bütün bu haller bir son durak değil, toplu bir yok oluşun eşiğidir artık. Şiddeti bir gazete kupürü, hak gasbını bir 'gündem dolgusu' sanıp sayfayı aşağı kaydıranlar bilmelidir ki; seyirci kalındığı müddetçe bu cendere her gün biraz daha daralacaktır. Bugün kadının nafakasını, yarın işçinin alın terini, öbür gün çocuğun geleceğini yutan bu zifiri karanlık, en nihayetinde 'bana dokunmayan bin yaşasın' diyenlerin kapısına da dayanacaktır. Bu bir temenni değil, çıplak bir Türkiye gerçeğidir. Ya bu raddede, bu köşeye kıstırılmışlıkta hep birlikte ses olunacak ya da sıradan insanın elinden hayatın tamamen çalındığı o mutlak sessizlikte, sıranın bize gelmesi beklenecektir. Seçim de bizimdir, vebal de. Anlıyor musunuz...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2026
Görsel: ODTÜ Protestolarından – Ümit BEKTAŞ – Reuters
Meramda Paylaşılan Haberler
Ankara Kadın Platformu’nun Açıklamasına Polis Müdahalesi: 4 Kişi Gözaltına Alındı - Evrensel
https://www.evrensel.net/haber/5988207/ankara-kadin-platformunun-aciklamasina-polis-mudahalesi-4-kisi-gozaltina-alindi
Konya’da BİMDER Erkek Öğrenci Yurdu’nda Şiddet Skandalı - Cumhuriyet
https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/konya-da-bimder-erkek-ogrenci-yurdu-nda-siddet-skandali-cumhuriyet-in-ulastigi-goruntuler-uzerine-sorusturma-baslatildi-2511706
Ankara Adalet Sarayı Şantiyesinde Kanlı Saldırı: Hakkını Arayan İşçiler Bıçak ve Sopalarla Darp Edildi - Sol
https://haber.sol.org.tr/haber/ankara-adalet-sarayi-santiyesinde-kanli-saldiri-hakkini-arayan-isciler-bicak-ve-sopalarla

















