Cumhurbaşkanı Erdoğan Dezenformasyonla Mücadeleyi Millî Güvenlik Meselesi İlan Etti http://dlvr.it/TTpJhd
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from China
seen from Netherlands
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from China
seen from T1

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from T1
seen from Canada
seen from Philippines
seen from Hungary
seen from United States
Cumhurbaşkanı Erdoğan Dezenformasyonla Mücadeleyi Millî Güvenlik Meselesi İlan Etti http://dlvr.it/TTpJhd

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Toz Bulutu Dağıldığında (Yapay Zekâ Çağında Yazarlığın Dönüşümü)
İnsanlık tarihine, insanın kendine biçtiği merkezi konumun art arda sarsıldığı bir dizi kırılma olarak da bakılabilir. Kopernik ile insan, evrenin fiziksel merkezinde olmadığını kabul etmek zorunda kaldı.[1] Dünya, kozmosun odağı olmaktan çıktı. Charles Darwin ile insan, yaratılışın ayrıcalıklı bir varlığı değil, diğer canlılarla aynı sürekliliğin parçası olduğunu gördü. Sigmund Freud ise “İnsan,…
View On WordPress
İki Göz Arasındaki Boşluk Neden Hayata Tek Bir Cevap Vermemizi Engeller?
Dünyayı üç boyutlu görmemizin küçük ama görkemli bir sırrı vardır: Gözlerimiz aynı yerde değildir. Aralarındaki yaklaşık altı santimetrelik mesafe, her birinin dünyadan biraz farklı bir görüntü almasına yol açar. Beyin bu iki görüntü arasındaki farkı, yani paralaksı işler; sonuçta yakının uzakla, nesnenin arka planla, tehlikenin fırsatla arasındaki mesafeyi sezebiliriz. İlginç olan şu: Derinlik,…
Debelenip Dururken, Dibe Yollanırken
Derinlikli, kalıcı, kesin bir ayrım tahayyülü ortasında dünyanın istikameti keskinleştirilir. Açmazlar, darboğazlar, denemeler ve hiç bitmeyen deneyler ile her güne içkin kılınan hal ve tavırlarla modern zaman insanına, beşeriye doğrudan müdahalelerle bir istikamet bina olunur. Karanlıktan mülhem daim bir kısır döngü içinde hep dibe, en dibe yolculuğun var edilebildiği bir istikamettir ulaşılan. Türetilmiş, deneyimlenmiş olan bet, feci kılınanın hemen yeniden var edilebildiği bir karanlık hegemonyası bina olunur. Yeni dünya imgesi ve onun hızar gibi kesen liberalizm dalgalanmaları sayesinde her an istikametimiz açıkça eksiltmeleri var eder. Yeni dünya şablonunda sıradan insanın hakkının hukukunun talanı bir beyandan öte gerçekliği kanıtlanmış bir yapımdır. Yaşamda sabitlenen ceberut devletli aklının suna geldikleri perspektifle birlikte hayatın sınırlarının daraltılması bir gerçekliğin ta kendisine evrilir. Hukuk, adalet, eşitlik ve hürriyetin tarumar edilmesinin yolları epeyce bir süredir arşınlanır dururken, kuru ekmeğe talim kılınan milyonların varlığı / yoğunluğu güncellenir. Asgari ücret ve altının yanına bir de onu bir kademe de olsa aşa duran gelirle yaşamda var olmaya çabalayanların hiçbir şeye kafi gelmeyen maaşlarla her an kapının da önüne konulma tehdidiyle yaşamda var olmaya çabaladıkları bir imgelem gerçek kılınır. Her şey kati bir kumpasla biçimlendirilir. İnsanlar avlanacak, fakirlik ve yoksunlukta bir biçimde soluk alıp verecek ama sürekli üretecek, durmadan çalışacak hiçbir şey kendine alamayıp, nefeslenmeye fırsat bulamayıp bu kısır döngüde arasız kapı önüne konulmaya razı gelerek yaşayacak. Posası çıkartıldıktan sonra zaten çöpe atılacak olduğunu “bilfiil” kabul eden milyonlarca geleceksiz. Açlık sınırının her nerelere çıktığı afaki kılınırken tüm o yoksulluk sınırına dahi bir avuç insanın ulaşabildiği bir menzil hakkaniyet erdirilir. Hiç de öyle genel geçer değil doğrudan güncellenen eylemle muktedir ve şürekası bir sahanın mahvını ilmik ilmik örer. Cerahat ülküsüne rehin, cürümle başı sonu belirginleşen hemen her şeyin sınırlandırıldığı bir mutlak teslimiyet silsilesi güncellenir.
İstikamet devşirilirken mutlak teslimiyet muktedirin, gücü elinde tuttuğu iddiasındakilerin ve sermayenin tek çıkış mahallidir. Kurgudan ötede yaşam örüntüsünün tastamam talanını güncelleyen, aklın sınırlarını zorlarcasına derdest eden bir akıl fukaralığının ortasında hal ve gidişatı insanları daha da fazla ayrıştırarak söz konusu edebilen bir cenahın karşısında bu dünya, şu ülkenin de hiçbir yarına varamayacak olduğu gerçektir. Ekonomik darboğazı ve beraberinde var edilmiş duraksamayı başkalarının hayatta var olma haklarını gasp edip günleri geçirme olarak ele alanların sunduğu perspektif giderek daha büyük açmazları var eder. Belirgin bir yoksunluğun paydaş kılındığı, mekanların üçer beşer kapandığı, işlerin kesat gittiği, duraksamanın sesinizi çıkartmayın işinize bakın kısmını daha da sorunlu hal içerisine terk ettiği bir zeminde kimin ne güvencesi vardır, kalmıştır. Belirgin bir biçimde sınırların daha da keskinleştirildiği, hakkın da hukukun da talan olunduğu, sermayenin bir biçimde canının istediği gibi insanları sömürdüğü, devletin de vergim gelsin de isterse hiç ama hiç kimse birbirinin gözünün yaşına bakmasın diye çıkagelen her şey kötürüm halleri var eden bir ülkeyi bildirir. İstikamet olarak devşirilenlerle birlikte mutlak karanlığa tam teşekküllü teslimiyet de katara eklenir. Modern, yeni ülkede ülkünün insanın hayatını tüm o değerlerini, müştereklerini muhafaza etmek değil de iğdiş etmek adına olduğu açığa düşer, her zamankinden de hazin bir biçimde. Yaşadığımız güncellik her şeyi kanıtlamaya kafi detayları barındırandır.
Volkan Pekal imzasıyla Evrensel Gazetesinde yayınlanan haberi aktaralım: “CHP Adana Milletvekili, TBMM Başkanlık Divanı Üyesi Müzeyyen Şevkin, Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) Adana Şubesi ile Seyhan Şubesi’nde emeklilerle bir araya geldi. Dr. Şevkin, en düşük emekli aylığının 20 bin liradan 23 bin 500 liraya çıkarılmasının yeterli olmadığını belirtti.
Emeklilerin derdiyle dertlenen Dr. Şevkin, TÜED Adana Şube Başkanı Ali Vuranay, Seyhan Şube Başkanı Yaşar Tekin ve Adanalı emeklilerle bir araya geldi. Dr. Şevkin, emekli aylıklarına yapılması planlanan 3 bin 500 liralık artışın yetersiz olduğunu belirterek, ocak ayından bu yana aylıkların alım gücünün eridiğini ifade etti.
Dr. Şevkin, emeklilerin yanında olmaya devam edeceklerini belirterek, "30-35 yıl bu ülkeye hizmet etmiş ve emekliliğinde rahat etmesi gereken emekli büyüklerimizin yanında olmaya devam ediyoruz. Meclis'e emeklilerle ilgili zam konusu gelecek ve ne yazık ki 20 bin lira olan en düşük emekli maaşının 23 bin 500 liraya çıkarılması planlanıyor. Ocak ayından bugüne kadar aslında kaybetmiş olduğu değeri bile karşılamayan bu 3 bin 500 liranın yeterli olup olmadığını değerli büyüklerimizle paylaşmak istiyoruz” dedi.
“Emekli aylığı açlık sınırı üzerinde olmalıdır”
Emeklilerin en azından açlık sınırı üzerinde aylık almasının yanı sıra bayram ikramiyelerinin en az bir asgari ücret seviyesinde olması gerektiğini kaydeden Dr. Şevkin, “Emeklilerimiz torunlarına harçlık verebileceği, küçük bir tatil yapabileceği, hayatlarını rahatlıkla idame ettirebilecekleri bir ortamın yaratılmasını çok önemsiyoruz. Mücadelemiz emeklilerimizin bu haklarını elde etmesiyle ilgili olacak” diye konuştu.
"Emekli aylığı en az 40 bin lira olmalı"
Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) Adana Şube Başkanı Ali Vuranay ise en düşük emekli aylığının en az 40 bin lira olması gerektiğini söyledi. TÜED Adana Şube Başkanı Vuranay da planlanan artışın yeterli olmadığını, emeklilerin geçim sıkıntısı yaşadığını anlattı. Vuranay, şunları söyledi: "Bu ülkeyi kalkındırmak için yıllarca çalışıp vergi ödeyen, sonunda 'emekli olurum, rahat ederim' diye düşünen insanlarımız maalesef şu anda 23 bin 500 lirayla geçinemezler. İnsanlarımızı görüyoruz, pazara çıkamıyorlar. Pazarda bize dert yanıyorlar. 'Pazara çıkamıyoruz veya alışveriş yapamıyoruz. Yapmış olduğumuz alışverişlerde torunlarımıza bir şeyler, bir meyve yediremiyoruz. Torunlarımıza meyve yedirmekten ziyade kendi evimizde artık istediğimiz gibi beslenemiyoruz' diyorlar. Bu anlamda 23 bin 500 lira hiçbir şey değil. İntibak yasasının getirilmesini istiyoruz. Bayram harçlığının artırılması ve promosyon çalışmalarında hükümetimizin bize yardımcı olması gerekiyor."
En düşük emekli aylığının 40 bin lira olması gerektiğini söyleyen Vuranay, "İnsanlarımızın rahat geçinebilmesi, bir nefes alabilmesi için en az 40 bin lira olması gerektiğini düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
"Ne bayram ikramiyelerimiz zamlandı ne de enflasyon farkının dışında zam yapıldı"
65 yaşındaki emekli Şükran Hallaçoğlu ise emeklilerin yalnızca enflasyon farkıyla değil, seyyanen zamla desteklenmesi gerektiğini belirterek, "İnsanca yaşayabileceğimiz düzgün bir fiyat, iyi bir rakam istiyoruz. Ne bayram ikramiyelerimiz zamlandı ne de enflasyon farkının dışında bir zam yapıldı. Bunun artırılmasını istiyorum" diye konuştu.
“Sadaka gibi para istemiyoruz”
Bir başka emekli 70 yaşındaki Mustafa Sarıkaya da “Torunlarımla herhangi bir tatile gidemiyorum. Emeklilerle dalga geçer gibi hareket edilmesine, rencide edilmesine karşıyız. Emekliye sadaka gibi para verilmesini, dalga geçilmesini hayatta istemiyoruz” dedi.
“Seyyanen zam istiyoruz, ek zam şart!”
TÜED Adana Seyhan Şube Başkanı Yaşar Tekin ise “Her alanda emek vermiş insanlarız. Primlerimizi ödemişiz. En düşük emekli maaşının 23 bin 552 liraya yükseltilmesi planlanıyor. Hakikaten çok zor durumdayız. Daha önce emekliler çoluk çocuğuna yardım ederken şu anda yardıma muhtaç hale geldi. 23 bin 552 lira alan bir emeklinin evi de kiraysa Allah yardımcısı olsun. Geçinmek çok zor. Emeklilerimize seyyanen zam istiyoruz. Ek zam şart” diye konuştu.
“2005’te 1.5 asgari ücret maaşım vardı”
68 yaşındaki emekli Ahmet Arslan da “Bizleri bu duruma düşürenler gerçekten yazık etti. 2005’te emekli olduğumda asgari ücretin 1.5 katı maaş alıyordum. 7 adet çeyrek altın alabiliyordum. Çıkarılan yasayla emeklilerin aylık bağlama oran payını yüzde 70’ten yüzde 30’a düşürdüler. Tüm emekli kardeşlerimin buna tepki göstermeleri lazım” ifadelerini kullandı.”
Basitçe insanca yaşama isteminin dahi çok görüldüğü yerde, hangi mesel hallolunmuştur ki sahiden de? Liyakat yoksunluğunun, sıradan insanlar yerine karar alıp duran merci ve makamlarda oturanların adam sendeciliğinin suna geldiği her şey çok daha kalıcı olagelen açmazları güncelliyor. Açmazlar, darboğazlar, denemeler ve hiç bitmeyen deneyler ile her güne içkin kılınan tavırlarla modern zaman insanına, beşeriye doğrudan müdahalelerle bir ülke gerçek kılınıyor. Bu istikamet o emeklinin hayatta var olma isteminin çalınmasıdır işte. Kesintisiz olagelen cerahatli tahayyülle, bütçe el vermiyor laf kalabalığında, AKP ve tüm mahdumlarının hayat standartları en üst seviyedeyken, sıradan insanların yaşama gailesini mahvetmek bir normatif kılınır. Vekillerin çift maaşla zor geçindiklerine dair beyanatlar dört bir yanda karşımıza çıkarken, evi kira olup bir lokma yemek yiyebildiği vakit kendini şanslı addeden milyonlarca insandan da utanılmaz. Gerilim, haddizatında var edilmiş olan tüm o ekonomik cenderenin ortasında yaşama gailesi, çabasının bir kuru soğanın adedinin yirmi liralara fırladığı bir yeri bildirirken, onca laf kalabalığına gerek kalmadan şu hemen yukarıdaki imdat çağrılarını kim nasıl duyacaktır. Kim ne zaman önemseyecektir. Zam farkının dahi ödenirken geriden geldiği, sokakta, yemenin, içmenin, barınmanın ve eğitim ya da sağlık harcamalarının behemehal yükselişinin artık çetelesi tutulamaz bir hale evrildiği zeminde karanlığa, onun en dibine yolculuk resmileştirilir. Aleni kılınır bütün bir biçimde. Sadakaya varan bir düzenleme, süreğen kılınmış bariz bir ekonomik cendere, her güne apayrı kabusun gerçek kılındığı bir döngüde yaşama idesini çürütürken karanlığın kalıcılığı korkunç değil midir? Hakkın, hukukun, eşitliğin, adilane bir ülkenin bunca uzağına düşerken kim nasıl çıkışı var edecektir? Bugün emekli yarın asgari ücretli, sonrasında kendini kurtardığını zanneden herkesi de kapsayacak bu katran karanlığı ülkenin derdinin sadece maddi değil, insanca yaşanacak bir ülke tahayyülünden de uzağa düşmek olduğu o korkunç eşiğin sınırındayız. Düşünüyor musunuz, yol nereye!
Misak TUNÇBOYACI – İstan'2026
Görsel: Rainy Roads – Yalım VURAL – Collateral
Meramda Paylaşılan Haber
Emekliler İktidara Seslendi: '40 Bin Lira Aylık Verin, İkramiyeyi Asgari Ücret Seviyesine Yükseltin.' - Volkan PEKAL - Evrensel
https://www.evrensel.net/haber/5993125/emekliler-iktidara-seslendi-40-bin-lira-aylik-verin-ikramiyeyi-asgari-ucret-seviyesine-yukseltin
Gözlerimizin İhaneti: Deepfake Çağında Gerçek Hâlâ Var mı?
Bir zamanlar görmek, inanmanın en kestirme yoluydu. Dedemizin dilindeki o eski cümle neredeyse kutsal bir mühür gibiydi: Gözümle gördüm. Fakat artık göz, mahkemede güvenilir tanık olmaktan çıkarıldı; hatta bazen suç ortağı konumuna düştü. Derin sahte teknolojisi, yalnızca yüzleri başka bedenlere yapıştıran eğlenceli bir dijital cambazlık değil; hakikatle kurduğumuz kadim sözleşmeye atılmış…

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Aklın Kendi Gölgesine Basamaması: Gödel, Bilinç ve Büyük Eksiklik
İnsan aklı kendini anlamaya kalktığında tuhaf bir sahne kurulur: Sahnenin ortasında hem oyuncu, hem yönetmen, hem seyirci, hem de bilet kontrolcüsü olmaya çalışan biri vardır. Her şeyi denetlemek ister; fakat denetleyen gözün kendisi de sahnenin parçasıdır. İşte Gödel’in Eksiklik Teoremi, matematiğin soğuk mermer salonlarından çıkıp insan bilincinin loş koridorlarına girdiğinde bize bunu…
Bize Yahya b. Yahya ve Ebu Bekir b. Ebu Şeybe tahdis etti. İkisi Ebu Muaviye'den rivayet etti. (H.) Bize İshak b. İbrahim de tahdis etti, bize Cerir ve İsa b. Yunus haber verdi, birlikte ,A’meş'den rivayet ettiler. (H.) Bize Muhammed b. Abdullah b. Numeyr de -Iafız ona ait olmak üzere- tahdis etti, bize Esbat ve Ebu Muaviye tahdis edip dedi ki: Bize ,A’meş, Abdullah b. Murre'den tahdis etti, o Mesruk'dan şöyle dediğini rivayet etti: Abdullah'a -ki o b. Mesud'dur- bu: "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar rableri katında diridirler, rızıklanırlar" (Ali İmran, 169) ayeti hakkında soru sorduk. O şu cevabı verdi: Biz de buna dair soru sormuştuk (Allah Rasulü) şöyle buyurdu: "Onların ruhları yeşil kuşların kursaklarındadır. Onların da arşa asılı kandilleri vardır. O kuşlar cennette dilediği yerde gezip dolaşır, sonra tekrar gelip o kandillere sığınırlar. Rableri onlara bir defa muttali olarak canınız bir şeyarzu ediyor mu buyurdu. Onlar neyi arzu edebiliriz ki. Hem biz cennette istediğimiz yere gidip geliyoruz dediler. Allah onlara bunu üç defa tekrar etti. Kendileri bir dilekte bulunmadan bırakılmayacaklarını görünce: Rabbim, bizler ruhlarımızın tekrar cesetlerimize geri döndürülmesini istiyoruz ki, senin yolunda bir defa daha öldürülelim dediler. O da onların bir ihtiyaçlarının olmadığını görüp kendi hallerine bırakıldılar. "
Sahih Muslim 4862-121/1;
İmaö Tirmizi, 3011;
İbn Mace, 2801
Abdullah İbn Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ashabına şöyle dedi:
"Uhud'da şehid olan kardeşleriniz var ya! Allah, onların ruhlarını yeşil kuşların içine koydu. Bunlar cennetin nehirlerine giden, cennet meyvelerinden yiyen ve Arşın gölgesine asılmış altından kandillere girip istirahat eden kuşlardır. Şehidler böylece güzel güzel yiyip içip dinlenince şöyle dediler: 'Kardeşlerimize bizden kim haber götürecek ve bildirecek ki bizler cennette dirileriz, rızıklanıyoruz? Bu haber gitmeli ki onlar cennete karşı isteksiz olmasınlar ve harpte korkak davranmasınlar!"
Allah Teâla onlara cevaben:
"Sizin haberinizi ben duyuracağım." buyurdu ve şu âyeti indirdi:
"Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis onlar Rableri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar. Arkalarından kendilerine ulaşmayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler." (Âl-i İmrân, 3/169)
|| İmam Ebu Davud, Cihad 27, (2520); İmam Ahmed bin Hanbel, el-Musned
Bize Yahya b. Yahya ve Ebu Bekir b. Ebu Şeybe tahdis etti. İkisi Ebu Muaviye'den rivayet etti. (H.) Bize İshak b. İbrahim de tahdis etti, bize Cerir ve İsa b. Yunus haber verdi, birlikte ,A’meş'den rivayet ettiler. (H.) Bize Muhammed b. Abdullah b. Numeyr de -Iafız ona ait olmak üzere- tahdis etti, bize Esbat ve Ebu Muaviye tahdis edip dedi ki: Bize ,A’meş, Abdullah b. Murre'den tahdis etti, o Mesruk'dan şöyle dediğini rivayet etti: Abdullah'a -ki o b. Mesud'dur- bu: "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar rableri katında diridirler, rızıklanırlar" (Ali İmran, 169) ayeti hakkında soru sorduk. O şu cevabı verdi: Biz de buna dair soru sormuştuk (Allah Rasulü) şöyle buyurdu: "Onların ruhları yeşil kuşların kursaklarındadır. Onların da arşa asılı kandilleri vardır. O kuşlar cennette dilediği yerde gezip dolaşır, sonra tekrar gelip o kandillere sığınırlar. Rableri onlara bir defa muttali olarak canınız bir şeyarzu ediyor mu buyurdu. Onlar neyi arzu edebiliriz ki. Hem biz cennette istediğimiz yere gidip geliyoruz dediler. Allah onlara bunu üç defa tekrar etti. Kendileri bir dilekte bulunmadan bırakılmayacaklarını görünce: Rabbim, bizler ruhlarımızın tekrar cesetlerimize geri döndürülmesini istiyoruz ki, senin yolunda bir defa daha öldürülelim dediler. O da onların bir ihtiyaçlarının olmadığını görüp kendi hallerine bırakıldılar. "
Sahih Muslim 4862-121/1;
İmaö Tirmizi, 3011;
İbn Mace, 2801
Abdullaj İbn Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ashabına şöyle dedi:
"Uhud'da şehid olan kardeşleriniz var ya! Allah, onların ruhlarını yeşil kuşların içine koydu. Bunlar cennetin nehirlerine giden, cennet meyvelerinden yiyen ve Arşın gölgesine asılmış altından kandillere girip istirahat eden kuşlardır. Şehidler böylece güzel güzel yiyip içip dinlenince şöyle dediler: 'Kardeşlerimize bizden kim haber götürecek ve bildirecek ki bizler cennette dirileriz, rızıklanıyoruz? Bu haber gitmeli ki onlar cennete karşı isteksiz olmasınlar ve harpte korkak davranmasınlar!"
Allah Teâla onlara cevaben:
"Sizin haberinizi ben duyuracağım." buyurdu ve şu âyeti indirdi:
"Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis onlar Rableri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar. Arkalarından kendilerine ulaşmayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler." (Âl-i İmrân, 3/169)
|| İmam Ebu Davud, Cihad 27, (2520); İmam Ahmed bin Hanbel, el-Musned
İmdat Çığlıkları Kuşatılırken...
İnsaniyet mefhumunun tümden çürümeye yüz tuttuğu bir menzili / sahayı var ediyor muktedir. Alışılageldik ezberlerin artık kani olmadığı, hiçbir türlü dikiş tutmayan, açıkça, alenen insanların hakir görülmesinin önünün hepten açıldığı bir menzil – yıkıcı – öğütücü olarak varlığını muhafaza ediyor. Hiçbirimize söz hakkının bırakılmadığı gerçekliğinden, bu sahada / yerde olup da derdini bilinir kılmak isteyenlere reva görülenlere her şey bariz istikrarlı bir insaniyet olgusunu derdest etmek için var ediliyor. Yapış yapış kılınmış olan ceberut aklın, sonuçları hep yıkıcı olagelen hamlelerle bütünüyle o katran karanlığına tam ve eksiksiz alışmanın buyrulduğu zeminde hakikat hep tersini bildirir. Hakkaniyet daimi bir biçimde başka yerlerdedir. Her dem sunulan arkası hep yeniden biçimlendirilebilen ile birlikte dün öyleydi, şimdi böyle, yarın bambaşka şartlar deniler insan olma hal / erdem ve olgusu tarumar edilir. Yeni Türkiye bunun üstündedir.
Biçimlendirilen dönüştürülen ve bir kere sağlama alındığında arkasının çorap söküğü gibi var edilmiş olagelen her hamleyle o yeni ülke gamı, dipsiz bir karanlığı işaret eder. İtiraz edebilmek bir cüret, sözünüz savunmak haddini aşmak, bir şeylere müdahil olup yıkımlar ve bunca tahakküme karşı isyana meram eylemek / var olmak istemi tümden tarumar edilir. Hayatın beş benzemez hallerle yönlendirilmesinin neticesinde her gün deney sahası kılınan bir sahnede, öyle böyle şöyle denilerek cürümlerin arasında ilerlenir ki korkunçluk bu raddede devreye girer. Düzen yenilenmeyi, iyileştirmeyi, eksikleri tamamlamayı arasız bildirirken ortaya çıkanlar hep tersidir, her dem tersini var edendir. Yersiz değil aralıksız bir biçimde demokratikleşme iddiasında bulunan, düzeni dünün eksiklerinden alıkoyarak bir yarına ulaştıracağını zikreden aklın yirmi beş koca yılda varabildiği şey daha kalıcı bir utanç tablosudur. Her günün eksiye yazıldığı, sıradan insanın asgari ücretinin açıktan tam ve eksiksiz bir halde açlık sınırlarına yönlendirildiği bir sahada, yaşamda var olma hakkı dahi çok görülürken, dağ gibi sorunlardan hangisi çözülmüştür. Hangi çözüm var edilip de bir şeyler yoluna girmiştir ki. Türkiye'nin gücünü herkes görecek derken, daha sınırları içindeki yaşama müdahalelerin kesintisizliği karşısında kılını kıpırdatmayan halleriyle bu nasıl olacaktır?
Derin, kalıcı ve yıkıcı bir iklimin ortasında, her gün apayrı cendereler var ediliyor. Dünya için endişe verici bir temsil olmaktan öte, piyasa manipülatörü, hırsları için her anlamda her şeyi ateşe taşıyabilecek cüretiyle Trump efendi gibi nicesinin var ettiği açmazlarda hep ismi anılan bir ülkenin var ettiği şeyler de onun gölgesinin değdiği belirgin olur. İlla ki birilerine benzeyecek ise bir ülke o da rol model olarak bu akıllı delinin var ettiği yeni Amerika gibi bir ucubelik halin takipçiliği olur. Önümüzdeki hafta Nato Zirvesi nam tüm o devletler menşesi barındıran terör / biyopolitika / dönüşüm tahayyüllerini paylaşanların var edeceği resim zaten bunun da bir devamlılığı olacaktır. Halkların yaşam ihtimallerini sıfırlayan, adım attıkları her yeri cehenneme çevirirken, kendilerine düşman kıldıkları ve hiç aralıksız o terör yapısını güncellemelerine olasılık veren Rusya, Kuzey Kore, Çin ya da herhangi başka bir odağı / ülkeyi / menzili öne sürerek daha kalıcı / keskin yıkımlara imza atılan bir sahnenin binasında atılan her adım insanlık aleyhinedir. Türkiye gibi artık hiçbir ikaza gerek kalmadan koalisyonların temel taşı, sırf mühimmat anlaşmaları devam olunsun da isterse halk kuru ekmeğe talim etsin denilerek atılan anlaşmalarla karanlık bir istikametin yegane temsili olur. Konformizm pazarlanırken, dünyanın anlık değişen alarm hallerinde hiçbir yarının garanti edilemeyeceği muhakkakken paranoyalar pazarlanır. Sırf biraz daha insan kuşatılıp, düşünmesin, taşınmasın, kafasını ağrıtmasın diye tuzaklarla o hayat dengesi tarumar edilir, insaniyet unutturulur. Bu daha birincisidir ki, ardılına yüzler belki binlerce farklı tezahür eklenebilir. Türkiye gibi üçüncü dünya olarak konumlanmış, bildirilmiş bir yerin gerektiğinde birinci lige çekilip, iş bitince gerisin geriye kendi küme / sahasına yollanmasının utancı da cabasıdır. Türk Mehmet nöbete, Kürd Mehmet inşatta, fabrikaya, Laz, Çerkes, Arap geriye kalan seksen beş milyon da vergisini peşin peşin ödeyip bu yağmacılık / arsızlık düzeninde hayatta kalmaya çabalayacaktır. Düzen ve tüm bu yeni emperyalist, yıkıcı liberalizm doktrinlerinin ortasında tarumar edilen şey insanın ta kendisidir.
Yeni Ankara Gazetesinde, Fatmanur Zırh imzalı haberdir: Uluslararası diplomasinin kalbi önümüzdeki günlerde başkentte atmaya hazırlanırken, kent genelinde yürütülen NATO zirvesi hazırlıkları tüm hızıyla devam ediyor. Zirve rotasındaki caddelerde estetik ve lojistik düzenlemeler hız kazanırken, bazı mahallelerde uygulanan kamufle yöntemleri sosyal ağlarda büyük bir kutuplaşmanın ve tartışmanın fitilini ateşledi. Yabancı devlet başkanları ve delegasyonların geçiş güzergahlarında yapılan fiziki müdahaleler, kentsel estetik ile sosyo-ekonomik gerçeklerin çelişkisini bir kez daha gündeme taşıdı.
Nato Zirvesi Hazırlıkları Kapsamında Hangi Çalışmalar Yapılıyor?
Ankara'da dünya liderlerini ağırlayacak olan uluslararası zirve öncesinde, yerel yönetimler ve karayolları ekipleri koordineli bir altyapı seferberliği yürütülüyor. Protokolün kullanacağı ana arterler ve havalimanı bağlantı yolları üzerinde yer alan binaların dış cepheleri boyanıyor, yıpranmış kaldırımlar sıfırdan yenileniyor ve eski asfaltlar sökülerek yerlerine modern kaplamalar dökülüyor. Misafir heyetlerin geçişi esnasında kent estetiğine zarar verebileceği düşünülen metruk yapılar, çöp depolama alanları ve eski yerleşim yerlerinin önüne ise estetik panellerden oluşan setler ve yapay perdeler yerleştiriliyor.
Protokol Güzegahındaki Perdeleme Sosyal Medyada Kriz Çıkardı
Başkent genelinde yürütülen hummalı çalışmaların ardından, özellikle yoksul mahallelerin ve gecekonduların önüne çekilen paravanların görüntüleri dijital platformlara düşer düşmez tepki dalgası büyüdü. Kent sakinlerinin bir kısmı bu düzenlemeleri Türkiye’nin uluslararası arenadaki prestiji ve diplomatik imajı açısından önemli bulduğunu ifade etti. Buna karşın muhalif bir kesim ise yapılan uygulamayı sert bir dille eleştirerek, gecekonduların görüntüsünden utanılıp vatandaşın zorlu koşullarda yaşamak zorunda bırakılmasına göz yumulmasını büyük bir çelişki olarak nitelendirdi. Kentsel makyaj çalışmalarını "kötü bir film sahnesine" benzeten kullanıcılar, bu durumun sorunları çözmek yerine üzerini örtmek anlamına geldiğini savundu.
Geçmişteki Etkinliklerde De Benzer Kentsel Uygulamalar Yapıldı Mı?
Uluslararası organizasyonlar öncesinde şehirlerin yoksul çeperlerini kamufle etme pratiği, kentsel sosyolojide ilk kez karşılaşılan bir durum değil. Sosyal medyadaki tartışmalarda bazı kullanıcılar, Brezilya'da düzenlenen Rio Olimpiyatları öncesinde de havalimanı ile şehir merkezi arasındaki otobanda benzer bir yönteme başvurulduğunu hatırlattı. O dönemde de yabancı turistlerin ve sporcuların "favelalar" olarak bilinen gecekondu mahallelerini görmemesi için yolların kenarlarına devasa akustik duvarlar örülmüştü.
Özkan Öztaş'ın Sol Haber'deki haberinden bir kesit sunalım: Bariyerlerin arka sokaklarında ilerledikçe merdivenaltı işyerleri ve gecekonduların sayısı artıyor. Yıkılacak evlere işaretler konulmuş. Haftasonu gelmeden yıkılacak hepsi.
İş yerlerinden birine giriyoruz. Kısa bir selamlaşmanın ardından sohbet başlıyor. İş yerinde Suriyeliler de var. 65 yaşını geçmiş ama emekli olamamış bir amca karşılıyor bizi. Adımı yazma diyor.
"Konuşmaya korkuyoruz valla, adımı yazma fotoğrafımı çekme öyle konuşalım." Bir bardak çay uzatıyor, sohbet ediyoruz.
"65 yaş aylığı diye bir aylık var, tek gelirim o. O da aylık 7 bin lira. Onun dışında işte burada çadır dikiyorum ben. Manav reyonlarına falan kullanıyorlar o çadırları, tenteleri."
"Çubukluyum ben de. Köyümüz hemen havalimanının öte tarafında. Geldiler burayı böyle kapattılar, branda çektiler. Bazı evlerin dış cephesini boyadılar. Bir görsen iki günde şipşak boyadılar, sıvadılar, çektiler gittiler. Demek ki isteyince oluyormuş."
Yapılan uygulamalara tepki gösteren amcamız, yaşadığı şeylerin onuruna dokunduğunu söylüyor.
"Yahu insanın zoruna gidiyor. Hani ağırladıkları herifler adam olsa içim yanmayacak. Bu nedir Allah için söyle bana. Bu çekilen duvar nedir? Bizden mi utanıyorlar? Afedersin evin içindeki pisliği halının içine süpürür gibi. Değil mi? Zoruma gidiyor, ben bu ülkede vatandaşım vallahi zoruma gidiyor."
İnsaniyet mefhumunun çürümeye yüz tuttuğu bir menzili / sahayı var ediyor muktedir şu yukarıda okuduklarınıza paralel bir biçimde. Ankara'nın zirve ev sahipliğini diğerlerinden de kurtulmak, görünmez kılmak adına fırsat olarak değerlendiren akılla, her dem yarım ve eksik kılınmış olagelen insanlık bir kez daha ayaklar altına alınıyor. Zirve öncesinde 178 insan tutuklanır. İçlerinden birisi 75 yaşındaki Tema gönüllüsü, emekli öğretmen Ayten Yakuttur. Hayatında gözaltı görmemiş bir insanın, tehdit olarak ele alınmasının utancını nasıl izah edebilirsiniz? Yapılan itiraz sonrasında salıverilen Yakut gibi nice insan vardır, seslerini sahiden de mesellerini görebilecek, nihayetinde kaçan kantarın topuzunu artık toparlayacak, meçhuldür. Yolların kapatılmasından, kuş uçurtulmayacak bir menzilin var edilmesinden daha ağır olagelen şey o yoksul mahallelerin istimlak olunmasına hazırlığın var edilmesidir misal. Binbir türlü badireyle mücadele eden insanların sen neden ne hakla itiraz ediyorsun sorusuna muhatap kılınmasıdır mesela sorun. Dünyanın başına musallat olagelen terör şebekesi devletlerin yönetim katının hesap verebilirlik mefhumundan bahis açmalarını değil tam aksine her şeyin örtbas edilmesi gayretidir sorun. Düpedüz yalın bir halde, yoksullaştırmanın siyasi politiğini bina ederken bir ülkenin sınırlarının içerisindeki yaşamsal mücadeleye bunca kafasını kuma gömmesidir sorun. Doğrudan ve eksiksiz bir halde bir maceradan başkasına koşarken devletli, sıradan insanların bu hayat tezahüründe nasıl ayakta kalabileceği, bunca badireyi nasıl atlatabileceği belirsiz konulur. İnsaniyetin tüketildiği bir zeminde geleceğin 1984 edebi metnindeki gibi ucuz mavralar, yalanlar ve çokça yalanlara dün doğru denileni bugün inkarlarla biçimlendirileceği açıktır. Bu haller mi modernliği var edecektir, muasır olmayı ve refahı var edecektir. Dört bir yan alarma kesmişken, hayatın imdat çığlıkları her yerdeyken... hakikat sürekli ters yüz edilirken...
Hamiş: Orwell’in 1984’te bir distopya olarak kurguladığı o zihinsel ve fiziksel kuşatma, bugün Türkiye’de paravanlarla sokaklarımızı, yalanlarla hakikatimizi kapatan gündelik bir gerçekliğe dönüştü. Ancak unuttukları bir şey var: Muktedir ne kadar büyük paravanlar dikerse diksin, arkasında unuttuğu milyonların ortak itirazı ve birlikte mücadelesi o duvarları yıkacak yegane hakikattir.
Misak TUNÇBOYACI – İstan'2026
Görsel: Silüetler – Ozan ŞAFAK – Unsplash
Meramda Paylaşılan Haber
Ankara'da NATO Mesaisi Sürüyor: Gecekonduların Önüne Set Çekildi, Tepkiler Çığ Gibi Büyüdü! - Fatmanur ZIRH - Yeni Ankara https://www.yeniankara.com.tr/ankara/nato-mesaisi-suruyor-gecekondularin-onune-set-cekildi-173497