Zaman Elden Kayıp Giderken...
Zaman dur durak bilmiyor. Eldeki imkan ve olasılıkların insanın aleyhine işlenebildiği bir devir gerçek kılınırken tam bu zaman mefhumu çarçur ediliyor behemehal. Artık güvenip sığınılacak, umudu diri tutabilecek tek bir an yok, olanak yok. Her şey bu şimdinin, şu an dahilinde madun siyasetin ezber retoriklerinde dümdüz ediliyor. Zaman her anlamıyla bir biçimde elden avuçtan kayıp gidiyor. Hayatiyet bahsinden etmek, gidişatın karanlığından sorgulara düşmek imkansız addediliyor. Düzen, ekmeğin kursaktan geçen her lokmanın dahi hesabını, bedelini, diyet olarak tanzim ederken, kurulu düzenleri alt üst edip, malum dünyanın jandarması olduğu iddiasındaki bir terör devletinin imdadına yetişebilmek için harcanan milyarlarca dolar ne olacak, sorulmasın isteniyor. Garibanlığın dibinde yaşanır dururken, milyonlarca doların heder edildiği, altın kahramanlar, bizim çocuklar denilen o ulusal takımın ucuzlukları sorulmasın istenir, diğerlerinin oynayabildiği top, buradaki şu meşum çocukların ayağında nasıl yapışır, o paralar nereye harcanır! Onları seyredecekler diye bir uçak dolusu insanın konaklama, yeme içmelerine kadar el üstünde tutularak var edilmiş seyahatlerini sormak da imkansızdır, tıpkı pek çok haraminin zulalarında milyon dolarları istiflemelerinin garabetliği gibi, gibi. Sıradana sen ödeyeceksin zaten gerisine de karışma artık buyrulur, zaman her durumda tersimize işletilirken.
Anlatıla duran, var edilmiş, mavi, yeşil, derin, gök vatan tabirleri gibi nicesi icat edilirken insanını yadsıyan o evin hali ne olacaktır sorgulanmıyor. Ev kılınması elzem olagelen iş bu vatanın halinden bahis açılmıyor. Bir menzildeki yaşamda var olma hakkı tastamam da tarumar edilirken muhasebesi yapılmasın, lafı dahi edilmesin diye taklalar atılıyor, kahrol cehape! Gümbürtüde, gündemin satır aralarında çıkagelen pek çok haberde zaten gidişata dair pek çok şey sunuluyor. Yaşamın bu zaman diliminde böylesine açık bir biçimde kesin bir dönüşüme tabi tutulması, aşağılanması, pespayeliğe mahkumiyeti var ediliyor. Bir istikamet dahilinde büyük büyük cümleler, vecizler sıkıştırılırken araya ortaya çıkan irin örtbas edilmek isteniyor. Sokaklarında insanların birbirilerine kıydığı, göz koyduğu, canını çıkarttığı bir zeminin hakikati unutturulmaya çalışılıyor. Sosyal medyanın şantaja esir, birbirilerinin yatak odalarının hikayelerini, kimileri için elzem gizliliği olması lazım gelenin açığa düşürüldüğü, yatak sohbetlerinin insanların gözleri önünde var edilebildiği bir cehennem tezahürü imal ediliyor, yeter ki paralar gelsin, hediyeler kapılsın. Seyrettiği ile kendini avuttuğunu sananlara da giren kazıklar, yanlışlıkla bildirilen herhangi bir söz, mesajın gerisin geriye tehdide evrimi de çabası. Bunun yanında, seksten gayrı, kumardan o yasa dışı çetelerin cirit attığı sahnelemelerin dolu olduğu sitelere kadar her şeyin pazara düştüğü bir menzil kurcalanmasın istenir. İsteyenin, dilediğini önce tehditlere meze kılıp, sonrasında kimlik bilgilerini elde ederek dilediği fenalığı finansaldan, ahlaki, yaşamsal olana kadar var edebildiği panelleri de unutmamak lazım gelendir. Nerede bir fecaat olsa çürümeyi oh olmuş, iyi olmuştan, katledilenleri küfürlerle aşağılamaktan, daha beteri var edilse keşke diye kendi kendilerini ifşa edenlere kadar pek çok cürufun ortalığa saçıldığı bir yerde kim güvendedir, her nasıl güven söz konusu olur. Zaman hepimizin aleyhine tam teşekküllü işletilirken. Tümüyle hayat mefhumu yerle yeksan olunurken.
Artı Gerçek’ten bir haber aktaralım: “Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu üyesi öğretmenlerin Ankara’da başlattığı açlık grevi eylemi 10'uncu gününde devam ediyor. Eylem, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Ankara İl Temsilciliği önünde sürdürülürken, ders tahtasına bugün “Komisyon toplansın, haklarımız iade edilsin, bu zulüm bitsin” yazıldı.
Eylemde yer alan öğretmenlerden Zeynep Demirel, dün öğretmenlerden oluşan bir heyetin TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Ayşen Gürcan ile AKP Konya Milletvekili Latif Selvi'yle görüştüğünü belirterek, taleplerine ilişkin somut bir ilerleme sağlanamadığını söyledi.
Yetkililerin öğretmenlerin taleplerine karşı “emsal teşkil eder” gerekçesini öne sürdüğünü aktaran Demirel, “Bize, ‘eğer size bir hak verirsek bu emsal teşkil edecek’ bahanesiyle geliyorlar. Fakat biz emsal olabilecek bir meslek grubu değiliz. Türkiye’de hiçbir meslek grubunda bu kadar çok parçalanmış bir yapı yok. Şu anda bir milyondan fazla işsiz öğretmen var” dedi.
'Direnişimizi Bırakmayacağız'
Öğretmenlik mesleğine ilişkin daha önce var olan bazı hakların ellerinden alındığını ifade eden Demirel, mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.
Demirel, “Hakkımız olan, 1965’ten 2014’e kadar yürürlükte bulunan ve hiçbir hükümetin kaldırmayı düşünmediği bir hak, Yusuf Tekin tarafından elimizden alındı. Somut bir kazanım elde etmeden mücadelemizi, açlık grevimizi ve direnişimizi bırakmayacağız” diye konuştu.
'Önceden Verilen Sözler Tutulmadı'
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Merkez Yürütme Kurulu üyesi ve Kadın Sekreteri Rabia Atbaş da yetkililerle yapılan görüşmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Daha önce verilen sözlerin yerine getirilmediğini hatırlatan Atbaş, “Öncesinde verilen sözler tutulmadığı için maalesef güvenemiyoruz. Bekleme aşamasındayız. Net bir adım atılana kadar buradan gitmemeye kararlıyız” dedi.
Bakan Tekin'le Görüşme Beklentisi
Rabia Atbaş, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in bu akşam Ayşen Gürcan ve Latif Selvi ile konuya ilişkin görüşme yapmasının beklendiğini belirtti.
Atbaş, “Akşam Yusuf Tekin, Ayşen Gürcan ve Latif Selvi kendi aralarında görüşebilir. Biz bu görüşmeden çıkacak sonucu bekliyoruz. Net bir karar verilmesini ve bunun bize bildirilmesini istiyoruz. Açlık grevimizin 10’uncu günündeyiz. Aç kalmaya razı olan insanlar değiliz fakat mecbur bırakıldık. Mücadelemiz sonuna kadar devam edecek” ifadelerini kullandı.”
Bianet’ten Evrim Kepenek imzalı haberden aktaralım: “Yurttaşlık Derneği (hYd) ve Dissensus Araştırma’nın ILO desteğiyle yürüttüğü “Özel Eğitim Sektöründe Adalet: Özel Okul Öğretmenlerinin Çalışma Koşulları ve Mücadelesi” başlıklı araştırma, Türkiye’de özel okul öğretmenlerinin çalışma yaşamına dair önemli verileri sunuyor.
Anket verilerine göre öğretmenlerin %92,4’ü her yıl yenilenen belirli süreli sözleşmelerle çalışıyor. Yalnızca %1,3’ü belirsiz süreli (kalıcı) iş sözleşmesine sahip. Bu oran, özel okul öğretmenliğinde “kalıcılık” kavramının neredeyse istisna haline geldiğini gösteriyor.
Verilere göre öğretmenlerin yaklaşık %74,1’i hiç kamu sektöründe çalışmamış. Bu oran, özel sektörün öğretmen istihdamındaki “ikincil seçenek” değil, birçok kişi için tek seçenek haline geldiğini gösteriyor.
Araştırmaya göre özel sektör öğretmenlerinde ciddi bir iş hareketliliği var. Katılımcıların yaklaşık %70’i kariyeri boyunca 2 ila 5 farklı kurumda çalıştığını, beşte biri ise 6 ve üzeri kurum değiştirdiğini söylüyor.”
Basit bir döngü değil ki, hayatı, geleceği var ettiği bildirilen / bir nesli büyüten / eğiten ve yol gösteren bir temsil olan öğretmenlerin yaşadıkları sıkıntılar en başından bu yana Sesli Meram’da aksettirmeye çalıştığımız o imgeyi de görünür kılıyor. İmkan ve olasılıkların insanın aleyhine işlenebildiği bir devir gerçek kılınırken tam bu zaman mefhumu çarçur ediliyor behemehal. Hakların yerle bir edilmesi, Tekin gibi eğitim alanını mahvetmenin de eşiğine taşımış olagelen zihniyetin sunageldiği cendereden ötesini var etmeden bir hal, binbir biçimde diyetlerin / bedellerin talep olunduğu bir güncellik hasıl olunur. Öğretmen için maaşın eksik kılınması, güvencesiz konulmaları, geleceklerinin sermayenin insafına terk edilmesinin utancı birikir bir yanda. Zaman akıp giderken, hayatiyet mefhumu çoktan ve açık bir biçimde talan edilirken, sıradan insanların hak mücadeleleri de böyle örselenir bir kez daha. Kamunun tepkisizliğinden el bularak, sessiz biat edişlerin güncellene geldiği bir menzilde bütünüyle çürüme / kesif bir kokuşma kalıcılaştırılır. İyi de haklar ne zaman tanzim edilecektir, hangi yara için iş işten geçmeden çözüm var edilebilecektir ki! Daha hangi bedeller kalmıştır. Dayak, işkence ve göz dağları arasında aleni bir hak gasbının nihayetlendirilmesi bunca zor mudur, sahi neden?
Zaman hepimizin aleyhine işletilirken tümüyle hayat mefhumu yerle yeksan olunurken iş midir bütün bu yaşananlar. Zifiri karanlığın ortasında, haysiyetini pazara çıkarmayanların, o meşum çarkın dişlileri arasına gövdesini koyanların sesleri kalıyor geriye. Çıkış ya da sığınılacak o son liman, reklam panolarında değil; tüm bu fecaate rağmen kelimesini, sokağını ve birbirini terk etmeyenlerin, direnenlerin o bitimsiz meramında saklı duruyor. Gelecek, bugünün haramilerine değil, o meramı diri tutanların inatçı zamanına ait olacak bu kesin bilgidir. Artık biliyoruz; adları tarihin çöplüğüne fırlatılacak olanların karşısında, o sokağı ve o kelimeyi terk etmeyenlerin haklılığı kalacak. Biz buradayız, bu zamanı tırnaklarımızla kazımaya devam edeceğiz...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2026
Görsel: Gökhan ARER – 121 Clicks
Meramda Paylaşılan Haber
Öğretmenlerin Açlık Grevi 10'uncu Gününde: 'Adım Atılana Kadar Buradan Gitmeyeceğiz' - Artı Gerçek
https://artigercek.com/emek/ogretmenlerin-aclik-grevi-10uncu-gununde-adim-atilana-kadar-buradan-gitmeyecegiz-347637h











