Gözler önünde olup, hala görülemeyen, henüz fark edilemeyen bir toplam ile çıkagelen bir var olma mücadelesi sürdürülüp duruyor. Sınırın içi veyahut da dışında olsun herkesi kapsayan, herkesin öteki kılınabildiği binbir zeminde muğlak, kesintisiz, kati bir istemle birlikte yok saymalar var ediliyor. Umursanmazlık, utanmazlıkla birleştiğinde ötekisinin, aykırı, dış diye bildirilenin çektiği cefa, diyet, bedel de çoğaltılıyor. Tümüyle nobran açık ve etkili bir biçimde müdanasız şiddete başvurarak oluşturulan bedel, diyetlerin yekununu bir kere gördüğünüz vakit zaten hiçbir şeyin aynı kalmayacağını anlıyorsunuz. Görece bir modernliği yaşadığı iddiasındaki yeni dünyanın, onca teknolojik gelişime paralel insanilik kısmında değil de canilik kısmında kariyer yapmasının utancı çıka geliyor birbiri peşi sıra. Ukrayna’da Rusya’nın eylediği şiddet döngüsü, savaş ikliminin beşinci yılı içindeyiz misal. 9 Mayıs, Nazilere karşı kurtuluşun temellendirildiği bir gün olarak kutlanırken hala ve hala ötekisi 1945’ten zerre uzaklaşmamış bir nefretin geçerliliğini koruduğu görülen bir yansıyı barındırır. İyi de nereye kadar?
Daha yepyeni Aliyev’in açıklamalarıyla durulmuş gibi görünen ve henüz sekizinci ayında olan Azerbaycan – Ermenistan arasındaki itlafın / ayrışmanın nihayetinde kırılganlığın da ötesindeki bir çekimserliği barındırdığı gerçekliğini nasıl okuruz. İki toplumun da birbirine ezel ebed düşman olarak bildirildiği bir zeminde 150 bin Ermeni için artık hayal kılınan Artsakh / Dağlık Karabağ gerçekliği bir yandan, Ani – Kars Demiryolu hattının bir ihtimal yeniden var edilebilmesi, yıkılmış bir köprünün onarımının dahi günlerce sessiz münazaralarla var edilebileceğinin ikrar edilebildiği bir zeminde kaybın gerçekliği ne zaman konuşulacaktır. Hocalı’nın yersiz değil, nedensiz hiç değil eksiltmesinin meseli niye Stepanakert’in, Martakert’in, Syunik’in de geleceğini yok etsin, edebilsin ki! Açıkta Sumgayit pogromunun ol Azerbaycan’ı eksik kılması gibi, nur topu gibi bir adet gerçekçi 1915 travmasının imalini ne yana koyabiliriz. Büyük abi olarak zikredilen Türkiye’nin ol Ermenistan’la attığı her adımdan sonra çıkagelen istemeyiz, yaptırmayız bakışının daha dün Nisan 24’te utancı değil kıvancı paylaşıyoruz diye yazılamaların var edilebildiği bir coğrafyada kime ne kadar hayat hakkı tanınıyor sahiden düşünüyor musunuz?
Adolf Hitler, 22 Ağustos 1939'da Polonya'ya saldırmadan kısa bir süre önce generallerine yaptığı konuşmada "Bugün Ermenilerin yok edilmesinden kim bahsediyor?" (Wer redet heute noch von der Vernichtung der Armenier?) sözünü sarf etmiştir. Altı milyon Yahudi, Roman ve toplumsal hattan ayrıştırılmış Gey, Lezbiyen’in, Ateist’in de ayrıştırıldığı afaki bir yok etme retoriğine dahil edildiği en büyüğü Holokost olarak çıkagelen nice yıkımın var edilebildiği bir dünyada, o tavrı bugün sahiplenen İsrail Devletinin şimdisinin eyledikleri de mi bir şeyleri anlatmıyor misal? Üç yıla yakın bir sürede Gazze Şeridinden, Batı Şeria’ya, Suriye’nin ve Lübnan’ın Güneyinde pek çok odakta, Suriye, Lübnan ve İran sathı mahallerindeki bombardımanlarda ve taarruzlarla birlikte o direnci yeniden ve hiç aralıksız yeniden imal ededuran bir devletin var edeceği şey yaşama mücadelesini en kestirmeden çürütmek yatıyor. Bu kadar hazin bir toplamla, milyonlarca insanın salt öteki bildirildiği için, Arap, Müslüman ya da Hristiyan fark etmeksizin aynı potada değerlendirilip, gözden çıkartılmasının utancı, katledilmiş olagelen Yahudilerin de hakkını hiçe saymak değil midir? Bir tek İsrailoğulları için mi reva görülmüştür tüm o Ortadoğu’da yaşam, nedir nicedir? Mağdurun zamanla failleşmesinin utancı ne yana düşer. Altı milyon insanın canının üstüne basa basa bu defasında başkalarına cellat olmak hangi yaraları iyi edebilir, nasıl ki!
Anadolu Ajansından bir haberi aktaralım: “Uzmanlar, son yıllarda Filistin’deki Hristiyanlara yönelik artan şiddetin bir kısmının Filistinli oldukları için milliyetçi, bir kısmının ise doğrudan Hristiyan oldukları için dini gerekçelerle yapıldığını kaydetti.
Rossing Eğitim ve Diyalog Merkezi Program Direktörü Hana Bendcowsky ve Kudüs merkezli Hristiyan organizasyonu Sabeel'in yöneticisi Ömer Haramy, Kudüs’teki Hristiyanlara yönelik saldırıları AA muhabirine değerlendirdi.
Bendcowsky, Ekim 2023 sonrası Hristiyanlara yönelik taciz ve saldırılarda artış ve daha ciddi olaylar gördüklerini belirterek, "20 yıl önce Rossing’e katıldığımda benzer şeylerle uğraştık ama bugünkülerle karşılaştırılamaz. Saldırıların daha şiddetli olduğunu görüyoruz." dedi.
Saldırıya doğrudan maruz kalmayanların da kendilerini güvensiz ve reddedilmiş hissettiğini anlatan Bendcowsky, bazı saldırıların Hristiyanlığın ilk günlerine kadar uzanan Yahudilik ve Hristiyanlık arasındaki tarihsel çatışmayla bağlantılı olduğunu söyledi.
"Batı'daki kiliseler Yahudilere ve Yahudiliğe karşı tutumlarında bir değişim geçirdi. Ancak Yahudiler, Hristiyanlıkla olumlu bir ilişki inşa etme ve iyileşme sürecini henüz başlatmadı, belki Hristiyanlarla başladı ama Hristiyanlıkla başlamadı." diyen Bendcowsky, "Geçmişte insanlar Hristiyanları sevmediklerini, Kudüs'te Hristiyanların olmasından hoşlanmadıklarını hissettirirler ama bununla ilgili bir şey yapmazlardı. Şimdi bunu agresif bir şekilde ifade etmelerine izin veriliyor ve bizi endişelendiren, bu." diye konuştu.
Ekim 2023 sonrası siyasi iklim değişti
Bendcowsky, Ekim 2023’ten bu yana insanların daha agresif hale geldiğini kaydederek "7 Ekim'in travması ve Gazze’deki katliamdan sonra insanlar daha agresif olmaya başladı. Polisin kuralları uygulamadaki eksikliği ve eğitimlerindeki eksiklerin eklenmesiyle birlikte bu tür saldırılar artıyor." değerlendirmesini yaptı.
Ciddi olayların nadir olduğunu ve rahibeye yönelik saldırının zihinsel sorunu olan bir kişi tarafından yapıldığını savunan Bendcowsky, "Gazze’de, Batı Şeria’da, Doğu Kudüs'te ve Lübnan'da ne olduğuna bakarsak bence hepsi 7 Ekim'i izleyen savaşla bağlantılı." ifadelerini kullandı.
Bendcowsky, İsrail'de toplumun daha fazla kutuplaştığını, daha fazla aşırıcılıkların görüldüğünü, farklı yerlerde saldırganlığa izin veren ve yasaları uygulamayan siyasi iklimle birlikte Hristiyanlara karşı daha fazla saldırganlık gözlemlediklerini kaydetti.
Siyasi iklim bu nefreti besliyor
Bendcowsky, İsrail'de yaşayan Hristiyanların ve Arap Filistinlilerin haklarının korunduğunu her zaman hissetmediğini, korku ve güvensizlik yaşadığını ifade ederek Güney Lübnan'daki İsa heykeline yönelik İsrailli askerin saldırısının dahi kendilerini etkilediğini aktardı.
Hristiyanlara yönelik saldırılardaki rakamların gerçeği tam yansıtmadığını belirten Bendcowsky, "Farklı nedenlerle polise şikayet başvurusunda bulunmakta tereddüt ediyorlar. Bazıları yetkililerle başlarının belaya girmesini istemediği için bazıları daha sonra vize alma konusunda sorun yaşayacaklarından endişeleniyorlar. Polisin bir şey yapacağına inanmıyorlar." diye konuştu.
Haramy: "Kudüs'teki varlığımızın Kudüs’ün kutsallığını bozduğunu söylüyorlar"
Kudüs merkezli Hristiyan kuruluşu Sabeel’in yöneticisi Haramy de şehrin Hristiyanlar, Müslümanlar ve dünya çapında birçok insan için önemi sebebiyle her yıl milyonlarca Hristiyan hacının buraya geldiğini ve saldırıların Hristiyanlara, Filistinlilere ve Hristiyan turistlere yönelik yapıldığını kaydetti.
Haramy, "Hristiyanlar teslise inanır ve kimisi bunu çok tanrılı inanç olarak yorumlayabilir ancak bu, artık çok tanrıcılık olarak görülmemektedir. Bizi düşman olarak görüyorlar ve Kudüs'teki varlığımızın, Kudüs’ün kutsallığını bozduğunu söylüyorlar." dedi.
Dini aşırılıkların çok olduğu yerlerdeki yöneticilerin var olan nefreti gizlemeye çalıştıklarını veya kendilerini ifşa etmemek için çabaladıklarını anlatan Haramy, "İsrail'de tam tersi bunu Instagram'a koyuyorlar, X'e koyuyorlar, TikTok'a koyuyorlar. Nefret ettiklerini ve bunu nasıl ifade ettiklerini göstermekten gurur duyuyorlar. Bu bakımdan çok benzersiz bir ülke." ifadelerini kullandı.
Hristiyanlara yönelik saldırıların ciddi şekilde soruşturulmadığını belirten Haramy, "Filistinli çocukları vurduklarında veya Filistinlileri vurdukları vakaların yüzde 95'inden fazlası için soruşturma ya yok ya da ciddi yapılmıyor. Gerçekten hesap sorulabilen vakaların sayısı bir avuçtan az." diye konuştu.
Haramy, İsrail’de Filistinli bir çocuğun vurularak öldürülmesi ya da hapishanedeki Filistinlilere tecavüz ve işkence iddialarının yanında, bir Hristiyan’a tükürülmesi, tartaklanması veya hakaret edilmesi gibi vakaların çok da ciddi görülmesinin beklenmediğini kaydetti.
Saldırıların günlük hayatın bir parçası haline geldiğini belirten Haramy, yargı sistemine güvenmedikleri için şikayet yoluna gitmediklerini ifade etti.
Haramy, söz konusu saldırıların Hristiyan düşmanlığından ya da birçok kilisenin insan hakları ve adalet arayışı çalışmalarında yer almasından kaynaklanmış olabileceğini de vurguladı.
"Asıl endişemiz Gazze'deki soykırım"
Haramy, "Şu anda bizi daha çok yaralayan şey Tanrı'ya lanet okunması, kiliseye saldırılması veya dinimize saldırılması değil. Biz inançlı insanlarız. Tanrı'nın dini koruduğuna inanıyoruz. Bu yüzden bundan endişelenmiyoruz. Gazze'de, Batı Şeria'da, insanların katledildiği, etnik olarak temizlendiği, soykırıma uğradığı, açlıktan öldüğü, hiçbir erişimi olmayan tüm bölgede meydana gelen insan hakları ihlallerinden çok daha fazla endişe duyuyoruz." dedi.
Yahudilerden Hristiyanlara yönelik saldırıların inançlarını ve Kudüs’teki varlıklarına duydukları bağı güçlendirdiğini söyleyen Haramy, "Sadece Kudüs’te 200’den fazla kilise var. Kudüs ve bu kiliseler yüzlerce yıldır ayakta. Topluluklarımız binlerce yıldır burada var. Saldırılar bizi rahatsız ediyor ancak bizi değiştirmeyecek." ifadelerini kullandı.”
Sadece bir kısa internet gezintisinin sağladığı bilgi dağarcığı dahi bugün hangi raddede o insana verilmeyen değeri bildirir. “Batı Şeria’nın orta kesiminde ise Filistin’in Sesi Radyosu, İsraillilerin Ramallah’ın doğusundaki Et-Taybe köyü yakınlarında Filistinlilere ait bir aracı ateşe verdiğini duyurdu. İsrailli yerleşimcilerin, Taybe köyünün doğusundaki Ebu Fezâ Karamilo topluluğunu kuşatma altına almayı sürdürdüğü, bölge sakinlerinin mal varlıkları ile tarım arazilerine saldırılar düzenlediği kaydedildi. Yahudi yerleşimciler, nisan ayında Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te Filistinlilere ve mülklerine yönelik 540 saldırı düzenledi. Batı Şeria’daki El-Halil’in güneyinde yer alan Mesafir Yatta bölgesinde ise Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin ağaçlara ve ekili alanlara zarar verdiği, çobanlar ile çiftçileri bölgeden uzaklaştırdığı kaydedildi. İlaveten Lübnan'ın güneyindeki Hristiyan köyü Debel'de Meryem Ana heykelinin ağzına sigara koyduğu fotoğrafı teyit edildi. Debel köyünde çekildiği belirlenen fotoğrafta, bir askerin heykelinin ağzına sigara yerleştirirken, diğer askerlerin ise bu anın fotoğrafını çektiği ve sosyal medyadan paylaşıldığı ifade edildi.”
Bir var olma mücadelesi kesintisiz olarak çıkageliyor. Sınırların sanallaştığı, insan hakları normatif kılındığına dair seslendirmeler, demokrasinin ortak payda ilan edilmesinin açık, aleni tezahürleri dillendirilirken, onca lider, yöneten katından insanın mutlak dünyanın geleceği için barışın elzem halinden bahisler açılırken varılan eşik korkunç değil midir? Halen sürgit devam olunan savaş güncesinin, aba altından sallanan sopaların kıyısında ol nihai olarak var edilmiş hayatın çürütülmesi çabasının hesabını kim nasıl verecektir. Belli bir biçimde düşmanlık alınıp satılan, kıyıda köşede bitiveren silah ticaretinin artık dipsiz bir karanlığı imgelediği, insanların geleceklerinin o ölüm kusan oyuncaklara aktarıldığını gördüğümüz / yaşadığımız bir dünyada, hayatların biricikliğini ilk kim hatırlayacaktır. Ne Müslüman, ne Hristiyan, ne Yahudi, ne o ne bunun için ayrıcalıklı değil, doğrudan eşit ve ayrıştırılamaz bir biçimde hakkaniyetli bir yaşam idesini var etmeye müştereken daha çok var mıdır? Düşüncelerin, birbiri ardına çıkagelen cerahatli yok saymaların, yasak savma, hak gasplarının ortasında imdat çığlıklarına şimdi kulak verilmeyecekse ne zaman verilecektir! Kıyamet dört bir yanda, insan eliyle kopartılmaya çabalanırken, ne ara, nasıl!
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2026
Görsel: A Palestinian woman takes a photo of a damaged house after Israeli settlers attacked three West Bank communities Photograph: Zain JAAFAR – AFP/Getty Images
Kudüs'teki Hristiyanlar Mevcut Siyasi İklimin Kendilerine Yönelik Nefreti Körüklediği Görüşünde - Selman AKSÜNGER - Anadolu Ajansı