Yaşam İmkansıza Koşulurken
Yapılıp, edilen ve gerçekçi kılınan tahayyül ötesi hamlelerle gündelik yaşam mefhumu iş bu sahada imkansız kılınıyor. Her şeyden eksik, her durumda yarım yamalak olagelen ol hayat idesinin tuzla buz edilmesinin cerahatli yolları arşınlanıyor. Erk, muktedir, iktidar eliyle doğrudan var edilmiş tahakküm nesnelliğini içinde barındıran eylemlerle hayatın ta kendisi sönümleniyor. Alışılageldik, normatifin sonu getiriliyor daim bir halde. Düzen bu düzenek sıradan inana hayatta tutunabilme şansı bırakmıyor. Umut törpüleniyor ümit hep biçare. Her şekilde temel insan hakkı ve hukukunun zerresi geriye bıraktırılmıyor. Adalet ve hürriyetin yerinde yeller esiyor. Cenderenin ta kendisini var ederken sütten çıkmış ak kaşık olduğunu bildirenlerin sökün etmiş fenafillah halleri dört bir yandan ifşa olurken bu tahayyüllerin muhatabı olagelen, başında sallanan giyotinine karşı yeter artık nidasını tam ve eksiksiz bildirmek isteyen sıradan insan gözardı ediliyor. Her şey düzen hep böyle bir gümbürtü içinde sürsün diye. Bu yeni ülke de, sahiden bu mudur yeni ülke? Gerçek daim bir biçimde eğilip bükülürken yarının bugünden de ağır kılınabilecek olmasının meselesi her ne olacaktır sahiden de? Tahammülfersa kılınanın ötesine taşmış gel gelelim bir yere kadar bunu da sineye çekeriz diye düşünürken ardıl sıra yaşama kasıt hallerinde nasıl bir yarın var edilebilecektir ki! Ardıl sıra cehennemlerin var edildiği bir dünya gerçekliğinde yarım, eksik bir yaşam tezahürü sabit olunur. Biyopolitik cenderenin menzillerinden birisi de burasıdır, yeni Türkiye.
Ruha yer etmiş, zerk edilmiş zehirle birlikte yaşaması salık verilen gel gelelim antibiyotik verilmeyen, buna dahi tenezzül edilmeyen bir yerde nasıl hayat müdafaa edilecektir. Belli bir istikamette ses edenin sesinin kısıldığı, bir biçimde duyuranın hevesinin daha ilk sesin, cümlenin duyulduğu anda kısılabildiği, yirmi beş yıla yaklaşan iktidar pratiğinin yönü her ne olacaktır? Bildik ve aşina tahayyülleri aşaduran, her dem sıradanı hedef kılmaktan asla kaçınmayan o devletli bakışının var ettiği, nihayetinde hakikat kıldığı çürüme ne olacaktır sahi? Gündelik yaşam yokuşa sürülürken, oluşturulan imgenin bir hayal mahsulü değil de hakiki bir öğütücü hamleler silsilesi olduğu gözlerden kaçırılır. Baş efendi ve şürekasının bu memleketi bölüp, bölüştürüp birbiri peşi sıra hak gasbını, hukuk facialarını, duraksama nedir bilmeden var ettiği muhtaçlık halleri ve medet ummakla, sebat edin derken çürüme ile hemhal olmak dışında bir seçeneğin var edilmediği düzlem gerçekliğe kavuşturulur. İş bu sahanın yaşamla olagelen ilintisinin eksiltilmesi / eksik gedik konulması bu raddeden başlar. Bugün halen sürdürülen o politik hamleler silsilesinin, paketlere boca edilmiş bir dolu itham / dönüşüm / eleme çabasının yekununda müreffeh, geleceğe güvenle bakabilen bir yer değil, saklandıkça, örtbas edildikçe sesleri duyulmadıkça sistemin kölelerinin artık çoğaltılabildiği bir cehennem saklıdır, ki yaşadığımız yerin gerçekliği buralardadır. Bütün bu hallerdedir.
Mesela, çok değil daha birkaç gün önce, 16 Haziran 2026'da Edirne'de Özşen Madencilik’te yankılanan o silahlardadır. Hak arayan işçinin üzerine sıkılan üç el kurşundadır. Evrensel Gazetesinden detaylıca aktaralım: “Edirne’de eski AKP Tekirdağ İl Başkan Yardımcısı Bekir Kiremitçi’ye ait Özşen Madencilik'te çalışan işçiler, ödenmeyen ücretleri, gasbedilen hakları ve işten çıkarmalara karşı başlattıkları eylemlerini 26'ncı gününde sürdürüyor.
Bağımsız Maden İşçileri Sendikası (Bağımsız Maden-İş) kendilerini maden ocağına kapatarak açlık grevine başlayan işçilerin üzerine ateş edildiği duyurdu.
Sendikadan yapılan açıklamada, "Patron Bekir Kiremitçi’nin adamları tarafından işletme içerisinden direnen işçiler ve aileleri üzerine silahla üç el ateş edildi. Yaralımız yok. İşçiler ve ailelerle madeni işgal ettik. Buradan dönüş yok, ölümse ölüm" ifadeleri yer aldı.
"Ölümden korksak yer altına girmezdik"
Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu da yaptığı açıklamada,"Bizi böyle susturacağını, evimize göndereceğini düşünüyor olabilir ama biz zaten ölümden korksak yer altına girmezdik" dedi. Aksu şunları söyledi:
"Bugün yeraltında olan arkadaşlarımızın akıbetini sormak için madenci çocukları ve eşleri buradalar. Madenci eşleri idare binasına yönelince işçilere ve sendika yöneticilerimiz Kemal Yılmaz ve Barış Altun'a özellikle hedef göstererek bir saldırı var. Ardından da iki ayrı silahtan üç el kurşun çıkıyor. İşçilerin hak almasını engellemeye dönük her tür manipülasyonu, yalanı geliştirerek çare üretemeyen patron Bekir Kiremitçi, en sonunda çoluğun çocuğun, işçinin üzerine silahla saldırarak, ateş ederek, insanları korkutarak hakkından vazgeçireceğini düşünüyor. Bizi böyle susturacağını, evimize göndereceğini düşünyor olabilir ama biz zaten ölümden korksak yer altına girmezdik. Kurşunsanız sıkarsınız, bıçaksanız sokarsınız. Ama ne kurşun ne bıçak sizi işçinin güçlü kollarından kurtaramaz Bekir Kiremitçi."
Daha önce de direnişteki işçilerin çalışma yerlerindeki cami kapatılmış ve elektrikler kesilmişti.” Sonradan ek; 27 gün önce direnişe başlayan Bağımsız Maden-İş üyeleri gece yarısı bir açıklama yaparak, işveren ile Edirne Valiliği arabuluculuğunda yapılan görüşmelerin kazanımla sonuçlandığını ve madende açlık grevinde bulunan işçilerin eylemlerini sonlandırdığını duyurdu. 16-Haziran 2026
Hasret Gültekin Kozan’ın haberini de buraya ekleyelim: “Kocaeli Dilovası’daki Ravive Kozmetik’te 8 Kasım 2025’te çıkan yangında 3’ü çocuk 7 işçinin hayatını kaybetmesini yitirmesinin ardından aileler ve işçi yakınları Gebze Kent Meydanı’nda adalet nöbeti başlattı.
Gebze Eski Çarşı Çeşme Önünde buluşarak Kent Meydanına yürüyen ailelere CHP Kocaeli Milletvekili Muhip Kanko, Birleşik Metal-İş, Petrol-İş üyesi işçiler ile siyasi partiler de destek verdi. "Çalışırken ölmek istemiyoruz", "Kamu görevlileri yargılansın", "İşçilerin katili sermaye düzeni", "Katil sermaye işbirlikçi AKP" ve "Kaza değil katliam hesap soracağız" sloganları atarak Kent Meydanına yürüyen ailelere çevreden de destek geldi. Dilovası İşçi Katliamı Ailelerine, Hendek Büyük Coşkunlar havai fişek fabrikasında ve Gayrettepe'de hayatını kaybeden işçilerin aileleri de destek verdi.
"Kamu görevlileri yargılansın"
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri avukatlarından Saruhan Efe Kadaifçi, yangının bir kaza olmadığını belirterek, kaçak binaya ilişkin yıkım kararını uygulamayan ve denetimleri aksatan kamu görevlilerinin de yargılanmasını talep etti. Ailelerin yaptığı açıklamada, binanın daha önce yıkım kararı bulunan kaçak bir yapı olduğu, buna rağmen kapatılmadığı ve işçilerin yangın güvenlik önlemleri alınmadan, sigortasız ve koruyucu ekipman verilmeden çalıştırıldığı vurgulandı.
"Yalnızca Dilovası için adalet değil"
"Hendek’te, Soma’da, Gayrettepe’de ve Anadolu’nun dört bir yanında iş cinayetlerinde sermayeye kurban edilen bütün işçi kardeşlerimiz için de nöbetteyiz" diyen Kadaifçi, "Dilovası için adalet demek, yalnızca Ravive’de katledilen 7 işçi için değil, çalışırken katledilen bütün işçiler için hesap sormak demektir. Çünkü biliyoruz ki şehirler, fabrikalar, patronlar değişse de işçilerin canını hiçe sayan bu düzen değişmiyor. Biz bu ölüm düzenine karşı adalet istiyoruz. Taleplerimiz açıktır. Kamu görevlileri derhal dosyaya dahil edilmeli ve yargılanmalıdır. Tahliye kararlarına karşı etkin itiraz süreçleri işletilmelidir. Binaya ilişkin yıkım kararı, belediye ve zabıta kayıtları, SGK ve Çalışma Bakanlığı denetimleri, itfaiye raporları, CİMER başvuruları, şirketler arasındaki ticari bağlar ve para transferleri eksiksiz incelenmelidir. Dava ailelerin ve kamuoyunun takip edebileceği bir yerde görülmelidir" diye konuştu.
"Dört tarafı kapalı ölüm tuzağı"
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri'nden Zafer Laç, "Belediye ‘bütçemiz yok’ diye kaçak binayı yıkmadı ama delil karartmak için yangından hemen sonra bir haftada yerle bir etti. Fabrika dört tarafı kapalı bir ölüm tuzağıydı adeta. Fabrikanın dışarıdan imalathane gibi görünmemesi için ön kısmının ofis gibi düzenlenmişti. Yangına müdahalede de ihmaller yaşandı. İtfaiye geç geldi ve kimyasal yangına ilk etapta suyla müdahale edildi, daha sonra köpük sıktılar" dedi.
Ardından Dilovası İşçi Katliamı Aileleri, Hendek Büyük Coşkunlar havai fişek fabrikasında ve Gayrettepe'de hayatını kaybeden işçilerin aileleri söz alarak yaşadıklarını anlattı. Sendika ve siyasi parti temsilcileri de söz alarak dayanışma duygularını paylaştı. Aileler her pazar günü Gebze Kent Meydanında adalet nöbetinde olacaklarını belirtti.”
Hayata her nasıl yer bıraktırılmıyor iki kısa haber de doğrudan var edilen katran karanlığı ülkeyi anlatıyor işte. Halihazırda cerahatin, ceberut devlet aklının tezahürü olagelen tüm o şiddet pratiklerini sahiplenen, en ufak itirazı boğmaya namzet olagelen devletli aklının bir başka tezahürü olarak sermayenin var ettiği kötülük / cinayete teşebbüs / can almalarla bir ve beraberce gündelik yaşam istemi zora koşuluyor. Bazen bir maden ocağı, bazen sadece çalışanın bildiği mekanlar, bazen de eğitim kurumlarından, özel şirketlere konu, meslek her ne olursa olsun oluşturulan baskı / yıldırı / yıkıma davetiye çıkartıyor. İnsan bir kere değil bin kere sınamaya tabi kılınan bir varlığa indirgeniyor. Sonuçları her dem / defasında fecaate çıkan deneyimler sonucunda hayatın varlığı da kuşa dönüyor. Madenci emeğinin sömürülmesinden, kozmetik ürünleri imal edilirken hayatları çalınan insanlardan sonra artakalan ailelerin verdiği hukuk / seslerini duyurabilme çabalarına her şey bu hayat imgesinin her nasıl yağmalandığını da anlatıyor, ilave söze gerek koymadan.
Her şekilde hayat hakkının tarumar edilmesinde dönemeçler aşılıyor. İktidar, muhalefeti bir biçimde derdest etmişken, pasif kılınmış olagelen itiraz etme hakkını tarumar etmelere doyamazken, sıradan insanın derdinin / meramının da sorgulanması imkansız kılınıyor bir yerlerde. Bütünüyle normatif zayi edilmişken, can telaşesi bir yandan, hiçbir şeye sahiden yetişememek öbür yandan, işsiz kalmaktan canından olmaya kadar sürgit devamlılığı var edilen bir tuhaf deneyim herkese armağan ediliyor. Biyopolitik cürmün etraflıca hemen her yerde yenilendiği, yeniden bütünlendiği bir zeminde olmakta olan sorgulamaların boşa düşürülmesine varıyor.
Tam da bu yüzden, korunaklı odalardan yapılan steril felsefelerin, paketlenmiş reform müjdelerinin ve 'sebat edin' nakaratlarının miadı çoktan dolmuştur. 16 Haziran 2026'da Edirne’de yerin yüz metre altında açlık grevine yatan madencinin üzerine sıkılan o üç el kurşun, sadece işçinin hakkına değil; bu ülkede nefes alan, 'insanca yaşamak istiyorum' diyen herkesi hedef alandır. Dilovası'nda küllerinden delil karartılan o kaçak imalathane, bu düzenin sıradan insana reva gördüğü dört tarafı kapalı ölüm tuzağının ta kendisidir. Bugün sormamız gereken soru, bu cehennemin sınırlarını daha ne kadar genişletecekleri değil; bizlerin tüm bu biyopolitik cenderenin ortasında, sesimizi ve hevesimizi teslim edip etmeyeceğimizdir. Hakikat eğilip bükülebilir, yarın bugünden de ağır kılınabilir; fakat unutulmamalıdır ki, ölümden korkmadığı için yerin altına girenlerin, camileri kapatılıp elektrikleri kesilse de teslim olmayanların karşısında hiçbir sömürü düzeni ebedi kalamaz. Sesimizi kısmak istedikleri o ilk cümlede, inadına daha gür, inadına eksiksiz bir nidayla sormaya devam edeceğiz: - Sahiden, bu mudur vaat ettiğiniz yeni ülke? Ve bizler, tüm bu çürümenin neresindeyiz...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2026
Görsel: Yapıt: Philip GUSTON - Migration, 1978 via Vogue
Meramda Paylaşılan Haberler
Özşen Madencilik İşçilerine ve Ailelerine Ateş Açıldı - Evrensel https://www.evrensel.net/haber/5988273/ozsen-madencilik-iscilerine-ve-ailelerine-ates-acildi
Ravive Kozmetik Katliamında Hayatını Kaybeden İşçilerin Aileleri Gebze Kent Meydanı'nda Adalet Nöbeti Başlattı - Hasret Gültekin KOZAN https://www.evrensel.net/haber/5988288/ravive-kozmetik-katliaminda-hayatini-kaybeden-iscilerin-aileleri-gebze-kent-meydani-nda-adalet-nobeti-baslatti













