Sabah umut doluyum,öğlen sorguluyorum,akşam yokum

seen from Türkiye
seen from Australia

seen from United States
seen from Canada
seen from China
seen from Germany

seen from United States
seen from United States
seen from Germany

seen from Italy
seen from Malaysia
seen from China
seen from China
seen from Yemen

seen from United States
seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from Georgia
seen from Malaysia
Sabah umut doluyum,öğlen sorguluyorum,akşam yokum

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Yine istemsiz moodum düştü, anlamını bilmediğim bir şekilde bi isteksizlik bi bıkkınlık geliyor anlam veremiyorum. Ruhum daralıyor sanki.
+Anne ben çocukken nasıl ağlıyordum? Sesim rahatsız ediyor muydu?
- Korkundan ağlayamazdın. O zaman da içine atardın.
*bazı şeyler bize çocukluktan mirastır.*
Birşeyleri düşünmem,bazı şeyleri rayına oturtmam gerekiyor. Bir karar almam, o kararın sonuçlarına katlanmam gerekiyor. İyi mi kötü mü, doğru mu yanlış mı olduğunu enine boyuna göre tartmam daha sonra bunları açıklamam gerekiyor. Ve tüm bunları sadece benim yapıp tüm sorumluluğu zaferle üstlenmem gerekiyor.
Buhrânı ne ilâhi irâdeyle izâha kalkışabiliriz, ne dış güçlerle. Çöküşün sebebi kucağında yaşadığımız toplumun iç yapısıdır.
İbn-i Haldun

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Geçip Giden Günlerden Bir Demet
Hangi gün olursa olsun gün sonu tamı tamına aynı dertlerden şikayet eden, umutsuzluğunu alenen dile getiren biraz da gözleri dolan bir kadına dönüştüm. Hiç öyle bakmayın, insan hayatının yapı taşlarının düzensiz şekilde etrafa saçıldığını düşünüyor ve kendini bir cendereye sıkıştırılmış, ne kadar debelenirse debelensin buradan çıkamayacak olarak görüyorken başka türlüsü pek de mümkün değil. En korkuncu da hayallerimi ve umutlarımı kaybetmeye başladım. E peki elimde başka ne kalır ki? (Tövbe de ehilal sağlık sıhhat sevdiklerin …) Her ne kadar içimi teskin edecek güzellikler olsa da çevremde bazen isyankar şekilde sadece olmayanlara, olamayanlara odaklanıyorum. Sanki bu düzen hiç sona ermeyecek ben, hayallerim yolunda adım atamadan “gençlik hayalleriydi” deyip bir tebessümle geçip gideceğim bu dünyadan. İçim karanlık, içim buhranlı. Bir dokun bin ah işit benden.
Tüm bunların yanında beni bu şartlarda dahi sarıp sarmalayan sevgilim var bir de. Yüzümü güldürmek içim çaba sarf eden, sürprizler yapan. Dün iş çıkışıma gelip sürpriz de sürpriz diye alıp götürdü beni. “Bir Hint Fakiri’nin Olağanüstü Yolculuğu” filmine bilet almış. Nasıl sevindim hiç belli değil, debelenip durduğum ve çıkamadığım cenderemden biraz da olsa uzaklaşma fırsatı buldum. Tesadüfler güzeldir, filmde de bir gece önce konuştuğumuz umutsuzluk ve benim isyanlarım üzerine harika cevaplar vardı. Durup düşündüm, tam bir umut saracaktı içimi ama gün sonu yukarıda bahsettiğim şekilde noktalandı. İstemediğim bu düzene sitemimi dile getirmezsem, sövüp saymazsam kabullenirim, ışığım söner diye korkuyorum galiba, bilemiyorum.
Hayatta hiçbir şey tam olmuyor. Şimdi burda aşikar olarak yazmak istemem ama neler varken neler yoktu, şimdi neleri kaybettim ama kalbimin sahibi ile yan yanayım. Şu hayatta bir şeyleri kazanabilmek için ille bir şeylerden vaz mı geçmek gerekiyor? İlla tercih mi etmeliyiz yani? Hayır ben bunu kabul edemem!
Gönül darlığı.
Mevlânâ Celâleddin Rûmî hazretleri bir gün arkadaşlarından birini üzüntülü görür ve ona şöyle der:
“Evlad! Bütün gönül darlığı, bu âleme gönül bağlamaktan gelir. Kendini yok bilirsen, her renge bakarsın, her lezzeti tadarsın. Öyle bir âleme kanat açarsın ki, orada hiçbir zaman gönül darlığı çekmezsin.”
Dün öğleden sonra, Ankara’yı terk ettim, şehrime geldim. Annemin uçağa bin tutturmalarını atlatabileyim diye ona son anda haber verdim. Perondan ayrılan otobüsün arkasından el sallamak ve ben otobüse binmeden önce bana sıkıca sarılmak için Bahadır da aştiye geldi.
Yol kısacık sürüdü. Sanki 3.derece yanığım vardı da, yanığın üstüne merhem sürmüşüm gibi rahatlattı beni, yolculuk. İki gün sonra tekrar döneceğim Ankara’ya, belki de eşyalarımı toplamaya. Belirsizlik.
Hiç bir şeyi çok istememeyi öğrendim. Zaten hiç bir zaman hırsları olan biri olmadım. Ama ağlaya ağlaya kaderci biri oldum. Her adımda ağlamamak için dudaklarımı ısırdığım bir karanlık buhrandayım. Antidepresanlara ilişmemek için; bitki çaylarına, örgüye ve çocuk şarkılarını bağırarak söylemeye sardım. Çok kimseyle görüşmüyorum. Bazen ablama bağırıyorum, anneme kızıyorum ve Bahadır’ı suçluyorum. Bunlar dışında pek kimseye bir şey anlatmıyorum. En çok örgü örüyorum. Çok örüyorum. Ağlaya ağlaya örüyorum. Her şey geçip gittiğinde, şayet ki hayatta kalırsam, en çok ağlayarak örgü ördüğüm vakitlere güleceğim. Ve diyeceğim ki, çok şükür geçti o günler. Bunu diyebileceğim değil mi?