Yoklukla Eşdeğer Olan İdealizm ve Materyalizm Kalıpları Üzerine
Felsefe tarihinin temel sorunu metafizik-materyalizm ya da idealizm-materyalizm karşıtlığı değildir. Yine benzer bir şekilde, felsefe tarihinin temel sorunu mitos-logos ya da ontos-epistos karşıtlığı da değildir. Peki, felsefe tarihinin serüveni açısından felsefenin kendisine nesne ve özne haline getirdiği karşıtlıklar nasıl ele alınmalıdır?
Emekolojik felsefe açısından felsefenin temel sorunu, felsefenin kendisidir. Her bilimsel düşünme biçimi gibi felsefe de bir toplum bilim olarak üzerinde çalışacağı belli başlı sorunlar yaratmıştır. Bütün bu sorunların gerçekte ki kaynağı nedir? Emekolojik açıdan bu sorunun kaynağında ise emek yatmaktadır.
Felsefe tüm tarihi boyunca emeğin nesnel ve öznel biçimleri arasında gidip gelen bir sorun olmaya devam etmiştir. Hangi tarihsel dilimde olursa olsun bu felsefe gitgelleri her dönemde yaşanmıştır. Dolayısıyla, antik felsefe ile modern felsefe gelgitleri arasında da temelde hiçbir fark yoktur. Keza bütün bu gelgitler üç aşağıya beş yukarıya aynı felsefi sorunlar ve tartışmalardır. Kaldı ki, bu felsefi tartışmalar ve sorunlar biçim açısından farklı gözükse de, özü itibariyle aynı sorunların ve tartışmaların devamıdır.
Bu durumu Platon’un ünlü mağara metaforu ile açıklamaya çalışırsak ortaya şöylesi bir tablo çıkar: Platon, mağara duvarında (1) mağara dışından geçen nesnelerin (2) yansımasını (3) seyreden kişi (4), olarak bu dört formun birini fark edememiştir. Dolayısıyla, tüm felsefe tarihi bu dört formun etrafında dönmüş ama ne antik dönemde ne de modern dönemde bu dörtlü form fark edilememiştir. Ne yazık ki Marx ve Engels’in temsil ettiği “diyalektik materyalizm” akımı da bu dörtlü formu fark edemeyenler arasındaki yerini almıştır.
Keza materyalizm, madde şeklinde tasarlanmış düşünceyi (mağara duvarına yansıyan siluetleri) temel alırken, metafizik ise düşünce şeklinde tasarlanmış maddeyi (duvara yansıyan siluetlerin maddi organizmalarını) temel almıştır. Dolayısıyla, mağara da duvara karşı oturan insanı temel alan metafizik ile mağara duvarını temel alan materyalizm arasındaki tarihsel düalite tüm felsefe tarihinin temel sorunu olarak algılana gelmiştir.
Halbuki mağarada oturan insan (1) mağara duvarı (2) mağara duvarına yansıyan siluetler/gölgeler (3) ve dışardan geçen canlı nesneler (4) olmak üzere tüm bu formlar emeğin temel formlarıdır. Emekolojik yöntem materyalizm ve metafizik tarafından tarih boyunca algılanamayan bu formların arasındaki emek diyalektiğini açıklayarak felsefenin asıl sorununun emeğin sorunu olduğuna açıklık getirmiştir.
Her ne kadar tarihsel bir kopuş dinamiği olarak Marx ve Engels’in materyalizminin böyle bir yönelimi olsa da, onların çalışmaları ve ömürleri bu dört emek formu arasındaki iş bölümü diyalektiğini ortaya çıkarmaya da yetmemiştir. Bu nedenledir ki, Marx ve Engels’in materyalizmi felsefenin temel sorunlarının çözümünde toplumsal üretim ilişkilerine ve güçlerine dikkat çekmiş olsa da, emeğin ve emek türlerinin biri biri üzerine geçen diyalektik formlarının birliği olan yöntemi keşfedememiştir. Dolayısıyla, bu şekliyle Marx ve Engels’in “tarihsel materyalizm projesi” ta ki emekolojik yöntemin ortaya çıkışına kadar tamamlanmamış ve eksik/noksan bir yöntem olarak kalmıştır.
Nasıl ki madde şeklinde tasarlanmış ide ile nesne şeklinde tasarlanmış ide de bir çıktı olarak ide ise, son çözümlemede maddeci gözüken materyalizm de bir ide’ci felsefedir. Her ne kadar materyalist ide’ci felsefe de, idealizm de olduğu gibi “somuta soyutu soyutlayarak gidilmese de, şatafatlı bir gizem yaratılmasa da”, materyalizm açısından da “soyutu somuttan soyutlayarak materyalizme sade bir biçimde gidilmesi” arasında da, çok küçük bir nüans farkı vardır.
Gerçekte ise hem idealizm hem de materyalizm yöntemsel açıdan ham, eksik ve tamamlanmamış bir yöntem olma özelliğine sahiptir.
Emekolojistler bu iki anti-bilimsel metoda “yapışık kardeşler”, yani “Tarihsel düalizm” adını vermektedirler. Bu açıdan hem materyalizm hem de idealizm bu tarihsel düalitenin görünümleridir.
Kaldı ki, tarihin hiçbir döneminde hiçbir bilimsel bilgi ne idealizm tarafından ne de materyalizm tarafından üretilmemiştir. Böyle bir bilgi ve bilim tarihi yok hükmündedir.
Ne idealizm ne de materyalizm ne bilgi üretebilir ne de felsefe üretebilir. Her ikisinin de böyle bir kapasitesi yoktur.
Örneğin, kimine göre Hegel idealist bir filozoftur, kimine göre ise materyalist bir filozoftur. Halbuki filozofu filozof yapan materyalist ya da idealist olması değildir. Filozofu filozof yapan her iki yöntemi de birlikte kullanabilmesidir. Dahası, filozofu filozof yapan her iki yöntemi de kapsama yoluyla aşarak yeni bir yöntem inşa edebilmesidir. Dolayısıyla, hiçbir filozof salt idealist ya da salt materyalist kalıplar içinde değerlendirilemez. Bu türden soyut kalıpları inşa edenler yine insanlardır. Ve insanlar bu kalıpları inşa ederken yanılsamalı görüşleri temel alarak bu kalıpları inşa etmektedirler. Emekolojistler açısından bu kalıplar bütünüyle yanlış kalıplardır.
Ne materyalizm ne de idealizm (ister önüne ya da arkasına “diyalektik” kelimesi eklensin netice değişmez) bir yöntem değildir. Tam da bu nedenden dolayı gerçekte ne idealizm ne de materyalizm vardır. Haliyle her ikisi de, yoklukla eşdeğerdir. Dolayısıyla, yok olan şeyin var olması da saçma ve mantık dışı olanla eşdeğerdir.
Öte yandan, yine idealizm ve materyalizm karşıtlığıyla bağlantısı açık olan diyalektik sorununa da, tartışmasına da, değinmek gerekir. Tarihin felsefe aracılığıyla yorumlanması ve tarihsel-felsefe açısından toplumsal biçimlerin süreçlerine bakacak olursak, diyalektik kavramının kendisi her zaman “ilginç” bir kavram ola gelmiştir. Antik Yunan felsefesinden Hegel felsefesine gelene kadar birçok biçim alan diyalektik kavramı, Hegel’in yeniden biçimlendirdiği haliyle felsefi bir paradigmaya dönüşerek, kendisini yöntemsel felsefe tartışmalarının ve sorunlarının tam da merkezine yerleştirmiştir. Dahası, Hegel diyalektiği sonrası diyalektik, değişik yorumlama biçimlerine de bölünerek, hem tarih felsefesinin hem toplum felsefesinin hem bilgi felsefesinin hem de yöntemsel felsefenin temel paradigması haline gelmiştir.
Dolayısıyla, diyalektik kavramı da, diyalektiğin nesnesi de, diyalektiğin öznesi de, felsefi paradigmaların “ortak bileşeni ya da yapıştırıcısı” anlamına gelen tarihsel bir algıya ve olguya dönüşmekten de kurtulamamıştır. Hem antik çağın, hem ortaçağın, hem de modern çağın paradigmalarının inşa edilmesinde diyalektiğin hatırı sayılır bir ağırlığının olmasının önüne de geçilememiştir. Diyalektik her dönemde, o dönemin izlerini taşıyan felsefi paradigmaların oluşmasına da katkı sunmuştur. Bu açıdan emekolojik diyalektiğe gelene kadar diyalektiğin yaşadığı serüven, diyalektiğin yeni biçimlerinin ortaya çıkmasına da engel olamamıştır.
Dahası, emekolojik diyalektik emekolojik mantığın genel bilimsel pratiğin mantığına uygulanmasıdır. Bu açıdan emekolojik diyalektiğin mantığı bilimsel bir disiplin olarak emek türlerinin biri biri üzerine geçen 1-nitel 2-nicelleşmiş-nitel 3-nicel 4-nitelleşmiş-nicel formların birleşik iş bölümü diyalektiğini ve yöntemini temel almaktadır. Emekolojik mantığın bilimsel bir mantık olarak inşa edilebilmesi, diyalektiğin genel bilimsel pratiğinin emek türlerinin iş bölümü olarak ele alınmasını da zorunlu kılmıştır. Bu yüzden emekolojistler emekoloji’yi kurarken onu bilimsel bir disiplin olarak kurmaya özel bir önem vermişlerdir. Keza emekolojik diyalektiğin ne materyalist yoldan ne de idealist yoldan giderek emeğin pratik ve bilimsel mantığına dönüşmesi de asla mümkün değildi. Dolayısıyla, emekolojistler var olan sorunu, var olan yolları izleyerek değil, kendilerine yeni bir yol açarak çözmüşlerdir!
Emekolojistler bu süreçte kavramlara yeni anlamlar kazandırmışlardır. Bunu da o kavramların içeriklerini yeniden doldurmak suretiyle yeni bir felsefi doku ve dil inşa ederek yapmışlardır.
Emekolojistler bir yandan eski kavramlara yeni içerik ve anlamlar yüklerken, diğer yandan ise, hiç kimsenin daha önce telaffuz etmediği yeni kavramlar üretmek suretiyle, kendi felsefi dokularını adım adım örme yoluna gitmişlerdir.
Şayet bu yeni felsefi doku olmasaydı, emekoloji de asla var olamazdı!
Emekolojistler açısından bu dokunun iki yönü bulunmaktadır: Birincisi, daha önce örülmüş dokulardan etkilenen yön ile, ikincisi, daha önce örülmüş diğer dokulardan etkilenmeyen yön olmak üzere, bu yol iki ana biçime ayrılmaktadır. Haliyle, etkilenen birinci yol “ortak mirasın izlerini” taşırken, etkilenmeyen ikinci yol ise emekolojistlerin kendi dokularını ve izlerini taşımaktadır.
Emekoloji bu sayede kendi izlerini ve dokusunu gelecek kuşaklara miras olarak bırakmayı da hedeflemektedir. Geleceğin emekolojik kuşakları da bu kolektif mirasın üzerinde yükselecektir. Bu miras hiçbir zaman ne bir şahsa ne de bir isme ait olacaktır. Bu miras emeğin yolunda ilerleyen bilimsel kurtuluş ve özgürlük mücadelesinin mülkü olarak kalacaktır!
Neticede emekolojik-felsefe tarihsel felsefi-pratikte var olan olumlu ve olumsuz felsefelerin sentezinden oluşmuştur. Kimileri emekolojik felsefeyi Kant’çılığın bir devamıymış gibi ele alırken, kimileri Spinoza’cı “özcü” felsefenin bir devamıymış gibi ele alırken, kimileri de Hegel’ci “tözcü” felsefenin bir devamı olarak ele almaktadır. Halbuki Emekolojik-felsefe tarihteki olumlu ve olumsuz felsefenin bir karışım ve sentezi olarak ortaya çıkmış, kendine içkin, kendi kalıpları ile birlikte evrensel, topyekün sentezlenmiş bir yapıya sahip felsefi bir alandır.
Emekolojik-felsefe bir yanıyla Thales’e kadar uzanırken, başka bir yanıyla Stoacı’lara kadar uzanan, Sokrates’ten Aristoteles’e kadar, Nietzsche ve Berkeley’e kadar, Hegel ve Marx’a kadar, topyekün bütün felsefi dokuyu içselleştirip sentezlemesini yapmış olan felsefe bir alandır. Dolayısıyla, emekolojik-felsefe kısmen bütün bu filozoflara içkin olan felsefi dokuyu da yeni bir etik konsept altında kurabilmiş olan felsefi bir alandır.
Emekolojik-felsefeye ulaşabilmenin tek yolu tarihte ismi geçen felsefi şahsiyetlerin felsefi dokularının tersyüz edilmesi ile oluşan felsefi senteze adım atmakla mümkündür. Bu da tarihte var olan olumlu felsefeleri olduğu kadar olumsuz felsefeleri de ters yüz etmekle mümkündür. Bu ters yüz ediş, tek yönlü değil, çift yönlü olarak mümkündür. Keza emekolojik-felsefe olumlu ve olumsuz felsefelerin birlikte ters yüz edilmesinin sentezinden oluşmuştur. Her felsefi bilim kendi sorununu da ve çözümünü de önce kendisi yaratmaktadır. Bugüne kadar materyalist felsefe sorunu idealist felsefe de, idealist felsefe ise sorunu materyalist felsefe de görmüştür. Tam tersine, emekolojik-felsefe ise sorunu idealist ya da materyalist veyahut olumlu-olumsuz felsefelerin kendisinde görmektedir.
Emekolojik-felsefenin sorunu kendi içsel mantığı içinde söz konusu değildir. Dolayısıyla, sorunun kaynağını bu tarihsel felsefi düalizmde aramaktadır. Keza hem idealizmin hem de materyalizmin sorunu kendi içsel sorunudur. Lakin emekolojik-felsefe sorunu kendi içsel sorunu olarak görmez. Keza emek türlerinin birleşik diyalektiği çelişkinin kendisini çelişki ile birlikte ele almaktadır. Zira sorunun kendisi (idealizm-materyalizm) bir sorundur. Ama sorunun kendisi sorun değilse (emekoloji) sorun da değildir.
Sonuç olarak, emek türlerinin birleşik diyalektiğini temel alan bir “şey” çelişkiyi de temel alıyor demektir. Materyalizm-idealizm karşıtlığına dayanan çelişki tekli bir çelişki iken, olumlu-olumsuz felsefeye dayanan çelişki tekli bir çelişki iken, emekolojik-felsefe de ise çelişki tek değildir, çünkü emeğin türü tek değildir. Dolayısıyla, emek türlerinin birleşik çelişkilerinden oluşan bir tarihin tek bir cevabı da yoktur. Haliyle tarihte tek bir cevap olmadığı içindir ki, farklı toplumsal sistemler oluşmuştur.
Tarih boyunca idealizmler ve materyalizmler onca kavga ve dövüşe rağmen iddia ettiklerinin aksine tek bir toplumsal sistem/çözüm üretememiştir. Gerçekte en büyük yanılgılar en çok güvenilen ve doğru bilinen yanılsamalı olgulardan/algılardan/felsefelerden çıkmaktadır. Bu yanılsamaları kapsayarak aşmanın ve yeni bir tarihsel felsefi dokunun yaratılabilmesi ise ancak bütün bu materyalist-idealist olumlu-olumsuz kalıpların yıkılmasından geçmektedir.
Eskiyi yıkmadan yeniyi inşa etmekte mümkün değildir!
Emekolojik Felsefe Atölyesi Çalışma Notları
07.11.2026
















