الحب رزق كالغيث يزهر مع كل قطرة منه في قلب
sevgi, yağmur gibi rahmettir. her bir damlasıyla kalpte çiçek açtırır.🌾🪻
seen from Norway
seen from China

seen from Malaysia
seen from Brazil

seen from Russia
seen from Spain
seen from South Africa
seen from Indonesia
seen from China
seen from Canada
seen from Russia

seen from United States
seen from Russia
seen from United States

seen from Canada
seen from Canada

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Germany

seen from Australia
الحب رزق كالغيث يزهر مع كل قطرة منه في قلب
sevgi, yağmur gibi rahmettir. her bir damlasıyla kalpte çiçek açtırır.🌾🪻

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Arkadaşlarrr! Kafa dinlemek, rahatlamak, kitap okurken bir şeyler dinlemek veya odaklanmanıza ve belki uyumanıza yardımcı olacak yağmur-piyano sesli güzel bi link bırakıyorum buraya. Lütfen bi kere de olsa bi bakın, belki beğenirsiniz. Bir şey daha söyleyeceğim. mefhum.org birkaç kişinin hiçbir çıkar amacı gütmeden tamamen kendi istekleriyle yaptığı güzel bi internet sitesi. epilog.mefhum.org 'da beğendikleri şiir, öykü, deneme,makaleleri yazıyorlar. Aynı zamanda sesli şiirler de mevcut. Yazıların hepsi birbirinden güzel ve bunu tamamen kendi istekleriyle, bıkmadan bizler için yapıyorlar. Umarım en azından bir kere de olsa ziyaret edersiniz. Ben emeklerinin karşılığını almaları için elimden geleni yapacağım. Hepinize teşekkür ederim ve sizleri seviyoruuumm
Günün Kelimesi #mefhum : Bir sözün veya kelimenin taşıdığı, ifâde ettiği mânâ, anlam, kavram, yorum yoluyla anlaşılan ----------------- #güzelkelimeler #gününkelimesi #1001kelime #lugat #sözlük #kelime #kamus #hergünbirkelime #günlükkelime #tdk #dil #edebiyat #etimoloji
"mefhum"
Günün Kelimesi #mefhum : bir sözün ve kelimenin taşıdığı, ifade ettiği mana, anlam, kavram ... #güzelkelimeler #gününkelimesi #1001kelime

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Hikaye Bitti....
Masallar, tiratlar, kesintisiz kılınan hikayeler, hakikatin eğilip büküldüğü, sözün afaki bir biçimde keskin / bıçaksırtı kılındığı bir menzilde unutturulmak istenenlerin yekununda ol hadiselerle günler geçiriliyor. Yaygın medyanın vaveylası arasında çıkagelen, kimi anlık, kimi daha uzunca süre giden her karşılaşma, karşılık içerisinde bir başka tahayyül basitçe değil doğrudan bir başka yara görünür kılınıyor. Hakkaniyetin unutturulduğu, hikayeden değil sahiden zulmün göndere yükseltildiği bir uzamın gerçekliği gözler önüne seriliyor her an behemehal her yerde. Tükenmek bir yana süreğen kılınmış olan zihniyetin içeride ve dışarıda oluşturduğu cerahatle boğuntuya terk ediliyor bir menzil. Masal, tirat, nutuklar eksik kılınmayan caf caflı cümleler, pare pare paramparça vecizler ve nutukların kıyısında bir ülkedeki sıradanın hayatı ayaklar altına alınandır.
Demokrasi ediminden bahisler açılırken, bol keseden laflar pazarlanırken herkes ama her bir birey özgürdür, eşittik, düşündüğünü bildirebilir buyrulurken en olmadık makamlarda oturanlar, sokaktaki sıradanın en ufak bir tereddüttü paylaşması engellenir. Bunlar hiçbir zaman kafi gelmez, ettiği laf / sorguladığı meselde pişman oluncaya kadar süründürülür. Yetmez, mahkemelere yollanır, kesmez cezası cinayet işlemiş olanlarla bir kılınmaya şu sahada teşne olunur. Bunun gibi, hayatta duruşunu, ötekinin / aslında burada hepimizin / asıl derdini paylaşmaya çalışmak bir demokrasi meselinin özündeki, normatif olandır. Ol bahisten uzaklaştıkça Türkiye’nin yenisi, dünündeki cuntaların, tekillik içinde yüzmekten öteye gidemeyen akımların / siyasal uzantıların paralelinde bir cürüm hemhal hallerin tek ve tekil bir tornadan üretilmiş suretine dönüşür. Masal, tirat, hikaye değil hakkaniyette bu sahadaki soru sorma istencinden, rahatça soluk alabilmeye pek çok mesel hedef kılınır.
Duvar’da Hacı Bişkin’in haberidir: “Antalya'da sokak röportajı sırasında yaptığı konuşmada iktidarı eleştiren 49 yaşındaki İsmail Demirbaş'ın evi 24 Ekim'de basıldı. Gözaltına alınan İsmail Demirbaş, adli kontrol şartıyla bırakıldıktan sonra yaptığı açıklamada “Ülkemin geldiği duruma üzülüyorum. Ben bildiklerimi söylemeye devam edeceğim” dedi.
Demirbaş ikinci kez konuştuğu bir sokak röportajında yine iktidarı eleştirince bir kez daha gözaltına alındı. Demirbaş hakkında bu kez ev hapsi kararı verildi. Demirbaş ev hapsi kararına itiraz etmek için bir gün sonra adliyeye gitti. Burada dilekçe veren Demirbaş hakkında tutuklama kararı verildi. Demirbaş Antalya E Tipi Cezaevi'ne gönderildi.
Geçtiğimiz hafta cezaevine görüşen Melih Demirbaş, babasının düşünceleri nedeniyle tutuklanmasına şöyle tepki gösterdi. “Babam kötü bir şey yapmadı. Düşüncelerini ifade ettiği için birçok şey yaşadı. Kendisi suç işlemedi. Maalesef yaşadığımız bu ülkede insanlar kendi düşüncelerini ifade ettikleri için tutuklanıyorlar. Bir an önce babamın serbest bırakılmasını istiyorum.”
HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'a Anayasa'nın 26'ncı maddesini hatırlatarak herkesin, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğunu söyledi.
1 - Antalya’da İsmail DEMİRBAŞ adlı yurttaş sadece iktidarın politikalarını eleştirdiği için mi tutuklanmıştır?
2 - Anayasa’nın ilgili maddesi açık iken İsmail DEMİRBAŞ’ın tutuklanması söz konusu maddenin ihlali değil midir?
3 - 18 yıllık AKP Hükümetleri döneminde ekonominin kötü gidişatı eleştirisi Hükümete değilse kime/hangi kuruma yapılmalıdır?
4 - Sadece hükümetin politikalarını eleştirdiği için tutuklanan İsmail DEMİRBAŞ adlı yurttaşın serbest bırakılması için bir girişimde bulunulacak mıdır?
5 - Son 18 yıl içerisinde AKP ve politikalarını eleştirdiği için haklarında dava açılan/tutuklanan kaç kişi vardır?”
Konuşan insanların varlığına karşıtlık artık saklanmayandır. Düşünen, taşınan en nihayetinde de bu sahadaki hayat hakkını gasp edenlere dair ses eden, sorgulayan ve bunu meram eyleyenler için demokrasi var denilen yerde yapılan şey bu kesintisiz kırım halinin ta kendisidir. Böylesine doğrudan, bu kadar kesin bir şekilde yaşamın yerle bir edilmesinin yolu / yönü ve zeminin oluşturulması düşündürücü değil midir? Dokunulmazlık ile kuşanan devletlinin var ettiği her hamlenin oluşturduğu her cerahatin ardından çıkagelen yıkımın vebali ne olacaktır? Tüm dünyaya masallar anlatırken bir ülke, eşitliğin daha internet denilen sınırsız sahadaki engellemelerden, sokakta tek bir eleştiriyi dahi kaldırmayan düzleme yaygınlaştırıldığı bir uzamda hayatın hakkı her ne olacaktır? Sıradan köşelerine kıstırılmaya, zamanında netekim paşalarının var ettiği bir istençle jurnalciliğin, gammazcı hallerin toplamında, yeni ülke, yeni konuşuyla, yeniden ve yeniden bir çukuru var ederken yol nereyedir? Demirbaş gibi sıradan insanlara dair ol var edilmiş katran karanlığı bu sınırlarda hakkaniyeti, hürriyeti, adalet mefhumlarının da kör karanlıktaki suretini bildirirken yol nereyedir?
Mezopotamya Ajansı'ndan Diren Yurtsever'in haberidir; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Levent Gök, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Milli Savunma Bakanlığı’nın (MSB) 2021 yılı bütçe görüşmelerinde konuştu. Gök, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) bombardımanı sonucu 34 yurttaşın yaşamını yitirdiği Roboski Katliamı’nı sordu.
Üzerinden 9 yıl geçtiği ancak ailelerin hala adalet beklediğini hatırlatan Gök, “Aşağı yukarı dokuz yıldır Uludere’deki aileler adalet bekliyorlar. Zamanın Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan o zaman yaptığı açıklamada, bu olayın karanlık dehlizlerde kalmayacağını ve adaletin gerçekleşeceğini ifade etmişti” dedi.
Gök, Akar’ın dönemin Genel Kurmay İkinci Başkanı olduğunu anımsatarak, “Siz olayda harekât emrinin alınmasında sıralı hiyerarşide önemli bir konumda olan bir kişi olarak, Genel Kurmay İkinci Başkanı olarak ve şu anda hükümetin bir Bakanı olarak karanlık dehlizlerde kalmaması için bu olayla ilgili ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordu.
Gök, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sayın Bakan, o gün Heron görüntüleri izlenirken şimdiki Genelkurmay Başkanı Sayın Yaşar Güler, Genelkurmay İstihbarat Başkanı idi. Ve bu kaçakçı grubuna yönelik hava saldırısının onay emri için Heron görüntüleri izlendikten sonra Sayın Yaşar Güler bu onay iznini o zamanki Genelkurmay İkinci Başkanı olan şahsınıza getirdi yani siz o zaman Genelkurmay İkinci Başkanıydınız. Ve hava harekâtı için onay konusunda sıralı bir hiyerarşik düzen içerisinde İstihbarat Başkanı olan şu andaki Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay İkinci Başkanı olarak size onaya getirdi. Siz de doğal olarak hiyerarşik yapı içerisinde bu onay iznini almak üzere o zamanki Genel Kurmay Başkanı Sayın Necdet Özel’i aradınız, Sayın Necdet Özel o zaman Millî Güvenlik Kurulundaydı, telefonla ulaştınız ve bu onayı talep ettiniz. Sonunda evrakları istedi ve onay izni verildi, sonra da yapılan hava harekâtı sonucunda 34 yurttaşımız hayatını kaybetti. Bu olay, dokuz yıl geçmesine rağmen aydınlanmadı.”
Bakan Akar’ın da sorumluluğunda olan bir hiyerarşik yapı içerisinde hava harekatının yapıldığını dile getiren Gök, “Biz yıllardır bu olayın sorumlularını arıyoruz ama gerçek ortada, sizin de sorumluluğunuz olan bir hiyerarşik yapı içerisinde bir hava harekâtının karar aşaması yürütülmüştür. Daha sonra Millî Güvenlik Kurulunda görev yapan o günkü İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin bir iki yıl sonra bir açıklama yaptı ve dedi ki: ‘Silahlı Kuvvetlerimiz MİT tarafından, üst düzey bir MİT görevlisi tarafından gönderilen yazılar ve şifahi telefonlarla ısrarla aranarak bu Bahoz Erdal’ın, Fehman Hüseyin’in hudut hattını geçeceğini bildirdiğini ifade etti’ ve İdris Naim Şahin o Millî Güvenlik Kurulu toplantısında vardı. Doğal olarak MİT’in de sorumluluğu olan bir konu ama MİT, o zamanki İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna gönderdiği raporda, yazıda ‘Biz olaydan on iki saat sonra haberdar olduk.’ diyerek devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan bir cevap vermiştir” diye konuştu.
Gök, ardından Akar’a şu soruları yöneltti: “ Sayın Bakan, dokuz yıldır adalet bekleyen bu aileler her perşembe günü çocuklarını anıyorlar. Adaleti nasıl tesis edeceksiniz? Vicdani sorumluluğunuz size ne yapmanız gerektiğini söylüyor? Aileler duygusal bir kopuş içerisinde. Ailelerin ve orada yaşayan köylülerimizin, yurttaşlarımızın duygusal kopuşa uğramamaları açısından bu olayı aydınlatmak için bildiklerinizi kamuoyuyla paylaşmaya hazır mısınız?”
Masallar, tiratlar sayıklanırken bir kez daha bu toprağın acı hakikati karşısında suskunluk nasıl var edilir bunun sureti karşımıza çıkartılır. Roboski’de tıpkı diğer Kürd illerinde var edilmiş olanlar gibi, tıpkı Rojava topraklarında, tıpkı onca canhıraş bir biçimde saldırılan Artsakh’ta türetilmiş bir cerahatin yıkımının bir öncesidir, öncesinde var edilmiş olandır. Ne ki tek satır hesabı verilmemiş, bir tek sorumlunun (herkesin malumu olan ol şahsın) adalete hesap vermediği / vermeyeceğinin muştulandığı yerde dokuz senedir boşa düşülen hayat hakkının ta kendisidir, ki hikaye değildir. Dokuz koca yıldır sürüm sürüm sürülen ve süründürlen ol adalet mefhumunun artık düzeltilemeyecek / geri kurtarılamayacak olduğunun ifşası karşısında muktedirin sessizliğidir mesele, ki bu da hikaye değildir. Bir toprak parçasında hayatların paramparça olunmasının, otuz dört insanın ama / fakat bir hal, bir biçimde nedenler öne sürülerek savaş uçaklarıyla bombalanmasının akibeti kara, kapkaranlık bir Türkiye devleti perspektifinde unutturulur. Yaralar çoğalırken bunların hesabının ne olacağı, böyle bir ülke mi olur bahisleri de hikaye değildir. Unutursak kalbimiz kurusun!
BirGün Gazetesi’nden aktaralım: “İstanbul Valiliği, Küçükçekmece'deki bir çocuk parkında "PKK sembol ve renklerinin kullanıldığı" gerekçesiyle başlatılan soruşturmaya ilişkin bir açıklama yaptı.
Açıklamada, söz konusu materyallerin kaldırılmasına karar verildiği ve parkın yenilenmesiyle ilgili işlemlerden sorumlu olduğu belirtilen Küçükçekmece Belediye Başkan Yardımcısı Süleyman Gevezoğlu’nun görevden uzaklaştırıldığı bildirildi.
Valilik ayrıca, Park ve Bahçeler Müdürü Şerafettin Mataracı’nın da görevden uzaklaştırıldığını açıkladı.
Valilik'ten yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Küçükçekmece Belediyesinin İstasyon Mahallesinde bulunan Atatürk Parkı’nda tamamlanan yenileme çalışmaları neticesinde bazı yer döşemelerinde “PKK terör örgütü sembol ve renklerinin kullanıldığı yönündeki ihbar, şikâyet ve mahallinde yapılan tespitler üzerine”, söz konusu materyallerin Kaymakamlıkça kaldırılması sağlanmıştır. Küçükçekmece Kaymakamlığının konuya ilişkin 12.11.2020 tarihli yazıları ile Valiliğimize gönderilen bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda; Parkın yenilenmesiyle ilgili işlemlerden sorumlu olduğu tespit edilen Küçükçekmece Belediyesi Başkan Yardımcısı (S.G.) ile Park ve Bahçeler Müdürü (Ş.M.), 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 137. vd. maddeleri gereğince, görevi başında kalmalarında sakınca görüldüğünden, Valiliğimizce görevinden uzaklaştırılmıştır.”
Konuya ilişkin Küçükçekmece Belediyesi’nden yapılan açıklamada, “Beş farklı oyun istasyonundan oluşan çalışma belli çevreler tarafından kasıtlı olarak farklı algılanmış, yorumlanmış ve hassasiyeti olan vatandaşlarımız manipüle edilerek kin ve düşmanlığa sevk edilmiştir” denilmişti.
Açıklamada, şu ifadelere yer verilmişti: “Son günlerde çeşitli mecralarda Belediyemiz ve Belediye Başkanımız Sayın Kemal Çebi’ye yönelik asılsız iddiaların gündeme getirildiğini üzülerek izliyoruz. Küçükçekmece İstasyon Mahallesi’nde yer alan Atatürk Parkı’nı çocuklarımızın daha sağlıklı ve iyi şartlarda bir parka sahip olması için tamamladığımız beş farklı oyun istasyonundan oluşan çalışma belli çevreler tarafından kasıtlı olarak farklı algılanmış, yorumlanmış ve hassasiyeti olan vatandaşlarımız manipüle edilerek kin ve düşmanlığa sevk edilmiştir. Vatandaşlarımızdan gelen talepler sonrasında söz konusu park tasarımları kaldırılmış ve ilgililer hakkında soruşturmalar başlatılmıştır. Tüm süreci Küçükçekmeceliler ve kamuoyu ile şeffaf bir şekilde paylaşmaya devam edeceğiz. Fakat parktaki uygulamalar üzerinden yapılan bazı manipülatif yorumlar, eleştiri boyutunu aşmış, hakaret seviyesine gelmiş, farklı platformlarda belli bir emirle hazırlandığı açık olan haberlerle birlikte karalama kampanyasına dönüştürülmüştür.”
Sürekli yalanlar, aralıksız bir biçimde türetilen yaftalar, hedef almalar ve duraksamak hiç bilmeden var edilen köşeye kıstırma halleri içinde bir yurdun deney sahasına evrimi tam tekmil devam olunandır. Bir parka çizilen yıldız figüründen nem kapacak kadar kendini kaptıranların trafik ışıklarından, poşi kullanımından, Kürdçe seslenişe, daha pek çok alan / sahadaki var ettiği cerahatin her neyi var ettiği ortadadır. Bunca kolayca bir büyük ülke lafzının arafında / sofrasında kanunun / hakkaniyetsizce insan olma erdeminin ayak altına alınmasının meseli her ne olacaktır? Düşünceye yerleştirilmek istenen düşman algı ve olgusunun bu ülkede hiçbir gün tek bir olumlanabilir şeyi var etmediği ortadayken bu ve benzeri düşkünlükler olan biten yıkımı örtbas etmeye kafi midir? Biçimsizlik, sağdan, soldan aparıp kopartılan fırtınalar, havanda dövülen sular ve nicesiyle, en önemlisi de bir tek hamle, tek bir eylemin dahi o büyük ülke tiradına halel getirebileceğinin zikredildiği yerde nedir ki sıradana verilen, ne kalmıştır sahiden!
Biçimsiz, doğrudan ve kötülükle hemhal bir ülkenin imaline devam olunmaktadır. Günler birbirini kovalarken, koca bir senenin son ayına koşar adım giderken yıkımın göbeğindeki o menzil artık masal da değildir, hikaye hiç değildir. Kötülüğünü, alelade bir meselin ta kendisi olarak gören / algılayan muktedirin var ettiği her eylem bir biçimde fecaatin orta yerine demirlemiş bir ülkeyi göstere gelmektedir. Çürümüşlüğü cihana yayılmış, ortaya serdiği her eylemle, var ettiği her cürümle ismi birlikte anılan bir ülkenin yeni değil de olsa olsa o lanetler yağdırılan dününün ta kendisi olduğu gerçekliği karşımıza çıkartılır. Bunca afaki, bu kadar birbirini takip ederek, dünü kadar şimdiyi, şimdiden de bir yarını tüketmeye ant içenler elinde bir hayat mefhumu kalmaz / bırakılmaz. Bugünlerde iş bu şimdinin ortasında üretilenler, hepimize pay edilenlerin hikaye olmadığını yutmadığımız gerçekliğini bir kez daha ikrar etmemiz gerekiyor. Düzenin çarklarında ezilenlerin, sözü, sesi ve hakları talan edilenlerin bizler / sıradanlar olduğumuzu bir kez daha ikrar ediyoruz ve bildiriyoruz. Yolun ötesinin, bu günlerin geleceğinin yıkımından / bu fasit döngüden bir çıkışı var edebilmek için hikayeden hakikate geçişin gerekliliğini istemek / var etmek gerekliliğini bir kez daha takdirinize paylaşıyoruz. Hikaye bitti...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2020
Görseller: Emrah GÜREL v/ Associated Press
Aynı Gemide Olmayanların Meramı...
Demokrasi istencinin, mefhumunun, meselinin alenen alaşağı edildiği günlerden geçiyor iş bu ülke. Üç sene öncesinde atlatıldığı zikredilen darbe teşebbüsünün her nasıl, her ne şekilde güncel olduğunu bildiren bir ülkede “demokrasinin” atıl bıraktırılmasına tanıklık ediyoruz. Darbeci kliğin yapmak isteyip de yapamadıklarını bugün bir hakikat kılmaya çalışan bir düzenin içerisinde sıradanın demokrasi tahayyülü hiç ediliyor bunu yaşıyoruz. Kendi kendini yönetme halinin temel dayanak kılındığı demokrasi istencinde varılan yer, ulaşılan eşik, onun resen bile imkansız bırakıldığını gösteriyor. Verili olan hakların talanı bir yana, haklarının tastamam üstünün çizilmesi öte yana temel hak ve özgürlüklerin bir daha geriye dönülemeyecek kadar tahrip olunmasının meselidir izahatına giriştiğimiz.
Sıradan olanın yaşamını onarılamayacak kadar yıkıma rehin etmek devamlılık halini alır. Darbe teşebbüsünün ardını derin ve kalıcı yıkımlara çıkartmak derdine düşülendir. Erk, muktedir, iktidarı aracılığıyla attığı hemen her adımda bu yıkım halini günceller. Karar hükmünde kararnamelerden, bir gecede tasarıdan kanuna dönüştürülen torba kanunlardan, bölge illerindeki düşük yoğunluklu savaştan, ekonomik dar boğazın tam ortasında halen ve halen vatandaşa bindirilen yüklere, mütemadiyen bir yıkım, yeniden ve yeniden yok etme hali güncellenir. Çürümüşlük içerisinde yeni / büyük / güçlü nidaları atılırken orta yerde bir memleket geriye bırakılmaz, kimse bunu konuşmaz!
Bir bu halle / yıkım teşebbüsü ile sınırlı kalmaz demokrasi mefhumunun hiçleştirilmesi. Demokrasinin adı bile anılamaz kılınsın diye tahayyül hakikat kılınır. Her adımda hemen her günde, her vakada bu hali bir kez daha süreğen kılmaya çalışır muktedir. Yepyeni ola gelen Türkiye bu cerahat sarmalı içerisinde bir o yana, bir bu yana sallandırılıp, her günü eksiltilen bir menzil kılınır. Demokrasi istencinin tanımlanamaz kılınması kesintisiz olan bir deneyim kılınır. Yeni ülke şablonu güncellenirken, bir fırsat olarak görülen darbenin o kliğin var etmeye çalıştığı karanlığın, eksik bıraktığı yeniden biçimlendirilir. Bir ülkenin dönüşümü sınırlandırmalarla, zorbalıkla ve giderek sıradan olanın hayatı çitlenerek elde edilmeye çalışılır. Böylesinden mülhem bir ülke bina olunur.
Bu kadar afaki bir halle demokrasi istencinin yerle yeksan edilmesi süreğenleştirilendir. Yaşatılan, yaratılmış olan demokrasi tahayyülünün hiçleştirilmesini ihtiva eder. Bu halle bir bu doğrultuda yeni ülke, ileri demokrasi, durmak yok yola devam vs. tabirlerinin tüm o refakatinde gerileme / eksiltme kesintisiz kılınır. Gerileyen şey bir ülkede yaşama hal ve istencinin ta kendisidir. Onun olmazla bileşenlerinden demokrasi tahayyülü zayi edilendir açık ve seçik olarak. Kesintisiz bir halde, duraksamak nedir bilmeden bir menzilde yaşam tahayyülü hiçleştirilmektedir. Verili hakların talan edildiği bir saha gerçekliğe kavuşur iş bu sahnede. Yeni ülke cürümler üstünde yürüyen bir sathı mahaldir.
Demokrasi istencinin sıradanın elinden çalınması bir gaile değil, temel amaç, odak, yolla yordam kılınmaktadır. Müştereklerimiz bunca afaki bir biçimde bir devamlılık dahilinde, ulaşılmaz görülenlerin elinden çıkma yerle bir etme hallerinin dümen suyunda aralıksız hiç kılınmaya çalışılmaktadır. Darbeci kliğin var etmek istediğini bugün yeniden “imal” edebilmek yolunda yürünendir. Onca zaman sonra varlığı tescil olunmuş olan ülkenin var ettiği hakikat böylesine bariz bir cürüm sarmalıdır. Her gün bir cerahat güncellemesi söz konusudur.
Hemen her gün bir kez daha yıkıma meyil verilmeye devam olunandır. Demokrasi halinin ve mefhumunun çürütülmesi kesintisiz bir teşebbüsler toplamı kılınandır. “Modernleşme” bahsi zikredilirken, yenilik lafzı kurulurken, janjanlı paketlerle sunulurken biteviye olan / kılınan bir fecaat ülküsünün yeniden cilalanıp parlatılmaktadır. Demokrasi tahayyülü aksi istikamete yönlendirilip içi boşaltıldıkça, ekranlardan yalanlar zikredilirken yerle yeksan etme tahayyülleri gerçek kılındıkça, yıkım fırsat olarak görüldükçe iş bu menzilde yaşama hali de içler acısı kılınır. Meram eylemek istediğimiz şey bizatihi bu bahistir. Böylesine bariz bir istençle, asmalı kesmeli hemen her gün tehdidin bini bir paraya darbecilerin feci aklı onlardan çok sahiplenilerek, maklube yeyip yeni hocalar var ederek bir demokrasinin muhafazası söz konusu olmaz.
Düzen içinden olmayan, sayılmayan, görülmeyenler için hayatın pamuk ipliğine bağlılığı kesintisizdir. Duraksamadan işlemeye devam edilen mevzu bu yükleniştir. Trabzon’un ol Çaykara ilçesine bağlı Uzungöl’ünde Kürdistan flaması taşıyan bir kafile geçen hafta linç olunur. Lalettayin değil, doğrudan kesintisiz bir cüretle, patavatsızca değil sistemin ol tahayyülü doğrultusunda insanların canlarını yakmak / yakabilmek kesintisiz kılınır. Bu yerde hayatın böylesine açıktan zapturapt alınabilirliği düşündürücüdür. Baş Amirin ve ol şürekasının, zevatın medyasından hukuk sistemindeki hemen hemen tüm unsurlarının hedef göstermesiyle bir menzilde yaşamsallık, Kürd kimliğinden olana reva görülmez.
İsmi, cismi, yaşamdaki yeri ve konumu ötekileştirilmekten hemen hiç ayrıştırılmayan bir halka gözdağı yeniden biçimlendirilir. Yaratılan, güncellenen ve devamlılığı sağlama alınmak istenen bu menzilde ırkçılığın bir siyaset formundan sokağı yangın yerine bariz bir halde çevirmeye aracı kılınmasıdır. Yaratılan, güncellenen, devamlılığı için çabalanan mesel bu kadar keskin bir yol ayrımında, kardeşlik denilenin, seksen iki milyonu kapsar diye bildirilen bir yeni ülke şablonunda ötekilerin bir kez daha def olunmasıdır. Bunun her neresi yenidir!
Linç olunan Suriye’li mültecilerden, mahallerde gerçekleştirilen pogrom / yağma / talan provalarına, gayrimüslim kesime yönelik nokta atışlarından, bir asır öncesinin tahayyülü ve taleplerine geri dönmelerde olduğu gibi Kürd düşmanlığının vardığı boyut da ülkedeki demokrasinin halini kesintisiz bildirmektedir. Bir toprak parçasında hayatın esemesinin hiç edilmesi güncellenendir. Demokrasi istencinin lafta koyulduğu günlerden geçiyoruz. Behemehal var edilen bir karanlık döngünün her yeri kapsadığı bir sahneden bildiriyoruz. Cürümler el üstünde tutulurken, var edilenin ne muğlak, ne de mübalağa olduğunu artık alenen görüyoruz, duyuyoruz. Hemen her duyumuz ile ağrılarımız ve korkularımızla bir başımıza koyuluyoruz. Cümlenin ortasında, cennet diye anılan bir sahnede cehennemin ta kendisine mahkum ediliyoruz. Bir cendere halinin meskun mahallinde sözümüzü sesimizi arıyoruz.
Artı Gerçek’ten aktaralım: “Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı İstasyonaltı Mahallesi Suriyeli aileyi linç etme girişimine sahne oldu. İddiaya göre, İstasyonaltı Mahallesi, İstekli Sokak’ta oturan Suriyeli bir aile, bugün (15 Temmuz 2019) saat 13.30 sıralarında, sokakta oyun oynayan çocuklardan rahatsız olup, azarladı. Çocukların durumu anlattığı yakınları ile Suriyeli aile arasında tartışma çıktı. Tartışma, çevredeki diğer kişilerin de katılmasıyla büyüyüp, kavgaya dönüştü. Kavgada, sırtından bıçaklanan Erdal Çelik ile taş veya sopa gibi sert bir cisimle başına vurulan Fırat Çiftçi, yaralandı.
Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye çok sayıda polis, jandarma ve sağlık ekibi sevk edildi. Polis ekipleri, gerginliği biber gazı sıkıp, havaya ateş ederek önlemeye çalıştı. Polis, Suriyeli ailenin yaşadığı evin önünde toplanan kalabalığı uzaklaştırdı. Ardından da Suriyeli ailenin 5 ferdi, sığındıkları evlerinden çıkartılarak, daha güvenli bir yere götürüldü. Olayda yaralanan 2 kişi ise Turgutlu Devlet Hastanesi’ne kaldırılıp, tedaviye alındı. Tedaviye alınan yaralıların sağlık durumlarının iyi olduğu bildirildi.”
Mültecinin Türkçe bilmemesinin bedelini onları linç etmeye gayret ederek gösteren bir ülkenin varlığının düşündürücülüğüdür bir noktada sorun. Demokrasi istencinin alenen alaşağı edildiği, yaşama saygının sıfırlanmaya koşar adım götürüldüğü, yıkımın ve basit bir biçimde çürümenin güncellendiği yerde hayat her ne hale koyulandır sorguluyor musunuz, hiç ayırdına varıyor musunuz? Bu kadar katran karanlığının ortasında kendisi gibi olmayana şu üç günlük dünyayı dar etmekten ötesini var etmeyen akıl karşısında ses / söz var edebiliyor musunuz? Sesinizi kendinize duyurabiliyor musunuz?
Mezopotamya Ajansı’ndan aktaralım: “Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü'nün sabaha karşı düzenlediği operasyon sonucu bir evde öldürülen Mücahit Yılmaz'ın infaz edildiğine dair kuşkular ortaya çıktı. Emniyete bağlı özel hareket polisleri, Bağlar ilçesi Karacadağ Caddesi üzerinde bulunan Ahmet ve Birsen Yoldaş çiftinin evine sabaha karşı baskın düzenledi. Bir apartmanın 3'üncü katına yapılan baskında Mücahit Yılmaz adlı kişi öldürüldü. İçişleri Bakanlığı, "çatışma yaşandığına" dair bir ifade kullanmadan Yılmaz'ın "kırsal alandan gelerek şehirde faaliyet yürüten örgüt mensubu" olduğunu açıkladı. Görgü tanıklarının ifadeleri ve olayın yaşandığı evdeki bulgular, "Yılmaz infaz mı edildi" sorusunu akıllara getirdi.
Görgü tanıklarının ifadeleri ise, infaz kuşkularını güçlendiriyor. Teşhis için balkonda bulunan Yılmaz'ın cenazesinin üzerine götürülen görgü tanıkları, Yılmaz'ın cenazesinin yanında herhangi bir silahın bulunmadığını söyledi. Mutfak dolabında iki adet mermi izinin olduğu ve dışarıdan ateş edilmiş olabileceği kaydedildi.
Bu bulgulara göre, Mücahit Yılmaz ya üçüncü katta bulunan evin balkonunda dışarıdan açılan ateşle vuruldu ya da baskın sırasında evin balkonuna götürülerek öldürüldü. Baskın sonucu gözaltına alınan Ahmet ve Birsen Yoldaş çiftinin görgü tanıklığı, olayın aydınlatılması için önemli olacak.
İçişleri Bakanlığın açıklaması şöyledir: "İç güvenlik operasyonları kapsamında, Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü birimlerince düzenlenen operasyonda, terör örgütünün kırsal alandan gelerek şehirde faaliyet yürüttüğü tespit edilen BTÖ mensubu Mücahit Yılmaz etkisiz hale getirilmiş, 2 kişi gözaltına alınmıştır. Etkisiz hale getirilen şahsın kaldığı yerde yapılan aramada, başkası adına düzenlenmiş sahte kimlik, silah, mühimmat ve çok sayıda örgütsel doküman ele geçirilmiştir."”
Bir insanın canının alınması bunca kolay kılınan bir sahada ne şimdi vardır ne de gelecek. Bir tahayyül olmaktan ötede yaşama düşürülen gölgelerin, bölge illerinde yapılanların ol tek istikameti daha büyük kırımlardır. Mücahit Yılmaz katledilirken, geçtiğimiz yıllarda pek çok insanın infazı aynen mot-a-mot bu şekilde gerçek kılınmıştır. Geçtiğimiz günlerde Ayaz ve Nûpelda kardeşlerin Dersim’de saklanmış mayınlar yüzünden katledilmesinden, Ceylan Önkol’a, Nihat Kazanhan’a, Uğur Kaymaz’ın babasıyla sokak ortasında infazından, Cemile Çağırga, Medeni Yıldırım, Taybet İnan, panzer arkasında naaşı sürüklenen Hacı Lokman Birlik’e, Cizre bodrumlarında katledilen yüzün üstündeki insana birörnek, benzeş yıkımların yolunda yürünen bir menzil güncellenir. Böylesinden bir ülke var edilebilir mi?
Demokrasi tahayyülünün yerle yeksan edildiği bir yerde, bir asır öncesinden de karanlığa yollanmış bir sahnede nedir hayatın ehemmiyetini bildirecek / bunca yıkımın sonunun sahi ama sahiden de hayırlı olmadığını sergileyecek olan. Canlar çalınırken, gün çalınırken, bir ihtimal değil sahiden de yarınlar şimdi dahilinde yerle bir edilirken, her yan kan, kırım ve gözyaşı ile sulanırken, Hasankeyf’i sular altında bırakmaya ant içmiş olanların orman yakmaları eksikmiş gibi doğayı enikonu katlederken, bölge illerini açık birer karakola çevirmişken, Batı Türkiye bugün demokrasinin d’sinden bihaber ekranlar ne sunarsa onunla yetinsin diye dört dönülürken nasıl bir tahayyül geriye kalacaktır. Bu hazin döngüden bir ülke imal edilebilir mi?
Birgün Gazetesi’nden aktaralım: “İstanbul Valiliği, İstanbul’da kaydı olmayan Suriyelilerin kentten ayrılması için tarih verdi. Valilik’ten yapılan 7 maddelik açıklama şöyle:
1. İlimizde ikamet izinli 522.381 yabancı uyruklu, geçici koruma kapsamında 547.479 Suriyeli misafir olmak üzere toplam 1.069.860 kayıtlı yabancı bulunmaktadır.
2. Düzensiz göçle mücadele çalışmaları kapsamında ülkemize yasadışı yollardan giren düzensiz göçmenlerin yakalanarak sınır dışı edilmelerine devam edilmektedir.
3. Geçici koruma kapsamında olmayan (kayıtsız ve/veya kimliği bulunmayan) Suriye uyruklu yabancılar, İçişleri Bakanlığımızın talimatı ile belirlenen illere sevk edilmektedir. İstanbul, geçici koruma kaydına kapalıdır.
4. Geçici koruma kapsamında olmakla birlikte, İstanbul ilinde kaydı olmayan (diğer illere kayıtlı) Suriye uyruklu yabancıların, kayıtlı bulundukları illere geri dönmeleri için 20 Ağustos 2019 tarihine kadar süre verilmiştir. Belirtilen süre sonunda geri dönmediği tespit edilenler, İçişleri Bakanlığımızın talimatı doğrultusunda kayıtlı oldukları illere sevk edileceklerdir.
5. İlimizde yasal kalış hakkı bulunan yabancıların; yaşanabilecek mağduriyetlerin önlenebilmesi amacıyla Pasaport Kanunu ve Geçici Koruma Yönetmeliği hükümleri gereğince kolluk kuvvetleri tarafından yapılan kontrol ve denetimlerde göstermek üzere pasaport ve/veya Geçici Koruma Kimlik Belgelerini yanlarında bulundurmalarını önemle rica ediyoruz.
6. İlimiz otogar, gar, havalimanları ve tüm ulaşım vasıtalarında, “Yol İzin Belgesi” kontrolleri sürekli olarak yapılacak, geçerli belgesi olmayan geçici koruma kapsamındaki Suriyeli misafirler, kayıtlı olduğu illere geri gönderilecektir.
7. Valiliğimiz koordinasyonunda düzensiz göçle mücadele çalışmaları, yukarıda belirtilen esaslar doğrultusunda kesintisiz devam edecektir.”
Bir menzilde eksik kalan hangi cerahat varsa onu yeniden imal eden bir ülke yönetiminin var ettiği şeylerdir en baştan bu yana anlatmaya çalıştığımız. Bir düzensizlikler silsilesini var edip en olmayacak şeyleri bugünlere taşıyan aklın var ettiği cerahatin nesnelliğidir iş bu raddede düşündürücü olan. Bir koca asır sonra, Kürd’ün ötekileştirilmesi gibi, gayrimüslim’in varlığının reddiyesi gibi, Suriye’den gelmiş mültecileri de yok saymak, yok etmenin kıyısına taşımak güncellene gelir. Bu kadar açık bir tehcir çağrısının varlığı bile demokrasi bahsinde ne halde olduğunu “yeni ülkenin” göstere gelmektedir. Dıştan içe bir süreğen halle memleket tahayyülü yıkıma terk edilendir.
Açık seçik bir halde yaşama düşürülen gölgelerin ardının kırımlara çıktığı bir yerden söz ediyoruz. Sıradan olanın hayat hakkının hiç sayıldığı bir menzilden anlatıyoruz. Demokrasi ediminin neden / nasıl / ne hakla sıradana reva görülmediğinin sorgulanmadığı ve dahası unutturulmaya yüz tutulduğu bir yerde yarın hiç ama hiç kimseler için güvenli değildir bunu bildiriyoruz. Demokrasi tahayyülünün alaşağı olunduğu yerde hakkın da ol hukukun da, hürriyetin de, ifade özgürlüğünün de, yaşama gailesinin de çürütülmesi ardışık kılınır. Yolun / yönün / günün / geleceğin böylesine katran karasına rehin olunması sahiden de canınızı yakmıyor mu? Bu kadar kesif / keskin / kesintisiz çürüme bir hakikatken, nereye kadar görmezden geleceksiniz, gemi su alıyor. Bu gemiden açıkça sayılmayanların geleceği çalınıyor, umursuyor musunuz, sahiden, sahiden, sahiden....
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2019
Görseller – Kerem UZEL
Mefhum Ne Demek? Mefhum Nedir?
Mefhum Ne Demek? Mefhum Nedir?
Mefhum ne demek? Mefhum nedir?
Kavram anlamına gelir. Fehm kökünden gelmektedir. Fehm, anlamak demektir. Günümüzde mefhum kelimesi çok kullanılmamakla birlikte aynı anlamdaki Fransızcadan Türkçeye yerleşmiş olan “kavram” terimi daha çok kullanılmaktadır. Kavram, zihnin genelleme ve soyutlama yöntemiyle ortaya çıkar.
View On WordPress