seen from Germany
seen from France

seen from France

seen from Croatia

seen from Poland
seen from France
seen from Poland

seen from United States
seen from United States

seen from Croatia
seen from Singapore
seen from Netherlands
seen from United States
seen from Türkiye

seen from Türkiye

seen from Finland
seen from United States

seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Sözün Güzelliği
Bir sözün,Güzelliğini idrak etmek,Okuyan gönlün,Güzelliğindendir.Gönlünde güzellik olmayan,Ne o sözdeki,Güzelliği görür,Ne de anlamını,İdrak edebilir.Ondan sebep,Ahmağa, söz söylemek,Amaya, ayna tutmak,Gibi nafiledir…Mustafa Murat Güngör01.05.2026 Söylenen sözdeki mana ancak sözü söylediğiniz insanın idrakine bağlıdır. O sözü anlayabilecek bilgi ve görgüyü kendinde toplayamış birinde hiç bir…
View On WordPress
Her şey de anlam aramayın, Allah hiçliği de yaratmış.
DMY Felsefe yeni yazı
DMY Felsefe, yeni felsefeler :) : https://www.dmy.info/evrimsel-uyumsuzluk-ve-dil-baglantisi/
Evrimsel uyumsuzluk ve dil bağlantısı
İnsanlık, milyonlarca yıl boyunca hayatta kalma içgüdüsü ile yoğrularak fiziksel bir “mücadele makinesi” haline gelmişken; günümüzde bu biyolojik donanım, yapay ve hiper-konforlu bir çevreyle derin bir evrimsel uyumsuzluk yaşamaktadır. Atalarımızın kıtlığa karşı enerji depolayan ve ani tehlikelere karşı savaş ya da kaç tepkisi veren metabolizması, bugünün bol kalorili ve sedanter yaşamında işlevsizleşerek uygarlık hastalıklarına ve kronik anksiyeteye dönüşmüştür. Gerçek bir dışsal düşmanın yokluğunda zihnin kendi içine dönerek yapay düşman üretmektedir. Düşmanı olmayan insanlığın kendisi düşmandır. Kendisi dediğimiz dili kullanma kapasitesi, kültürü, kelimeleridir. Dilin hayatta kalma rolü İletişim çoğu hayvanda gözlemlendiği kadarıyla tehditleri bertaraf etmek için çıkmış bir uyarı sistemidir. Dil

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
“Anlayan anladı…"
41 Saatlik Kuyu: Kaydırma Ekseni ve İtirazın Müştereği
Ekran kaydırarak yaşıyoruz artık. Süre giden, güncenin içerisinde kendimize sınırların ol muğlak kılındığı bildirilen, görece özgürlüğün var edildiğinin iddia olunduğu sanal ağın binbir odağında yaşama tutunmaya çalışıyoruz. Ekran kaydırarak, sürekli bir şeylerin bu ağır gümbürtü içinde ilerlerken başka başka şeylere dönüşümüne tanıklık ediyoruz. Artık herkesin elinde bir telefon var, konuşmak, anlamak bir yana denilenlerin özellikle sunula geldiği, özetin özetine haiz olanların dahi anlaşılması için çaba sarf edilmesi gereken bir eşikteyiz. Ne yazılanlar anlaşılıyor, ne bilinmesi gerekenler vaktinde görülüyor. Her şeyi basit bir tahayyülle doğrudan kaosun içine terk ederek, sanal ağın algoritmalarını sonuna kadar delik deşik ederek gerçekten bihaber bir gerçekliğin içinde yaşamaya mecbur kılınır artık mavi kürenin yerleşik insanları, sıradanlar, bizler!
Ulaştırma ve Altyapı Bakan Uraloğlu, "Çevrim içi medyada geçirilen haftalık süre dünya genelinde 33 saat 27 dakikaya, ülkemizde 41 saat 37 dakikaya ulaştı. Neredeyse 2 güne yaklaşan haftalık kullanım ile dünya ortalamasının üzerine çıktık." açıklamasında bulunur. Sessizleştirmeyi, sınırların içinde kalakalmayı, kendi söyleyip kendi işiteceği şey / mesel / konularla kuşatılmış olagelen modern zamanların insanına ancak sanal ağda vakit geçirebileceğinin geriye bırakılmasının ardından çıkagelen sonuç korkunç değil midir? Tümüyle iki güne yaklaşmış olan sürede, sesini kendisine dahi duyuramadığı bir kuyu içerisinde tıkılı kalmasının yolu da zemini de açılır. Eleştirel yaklaşımın söz konusu dahi edilmediği, halihazırda ufaktan ufaktan sanal ağ ya da internete kimlik bilgilerinin tam ve eksiksiz girilmesiyle bağlanmasının tahayyül olunduğu bir zeminde, anonimliğin hiçbir şeyi geriye koymadığı bir zemin gerçek değil midir? Hak ettiğimiz söylenlerin hiç de hakkımız olmadığı meydandayken, bunları eleştirmek bir yana görsel / işitsel dolgular ile günü kurtarmanın zemini sağlama alınırken, burnumuzun ucunda kıyametler koparılır.
Süreğen kılınan bir yoksunlaştırma artık tek ortak paydadır. Yoksulluk sürekli güncellene gelirken, geleceksizlik bir müjde haline gelirken, paylaşılan ekmeğin günbegün küçültülmesi kesintisizdir. Ekranlar kaydırılırken bu can yakıcı hallerden uzağa düşülmesi söz konusu edilmek istenir. Çarşı pazardaki yangından, üç kuruş parasını arttırdığını hala var sayarken yolunmaya devam olunan gram altın yatırımcısının da bir örnek, benzeşen bir eksiltme politikasına yem olunduğu görünür. Koca merkez bankasının milyarlarca dolarlık altın bozdurma işlemini var edip, fiyatlara müdahale ettiği zeminde aslolan altın fiyatının değişimi değil, günbegün sıradanın sofrasının daha zor, daha imkansız eşikler ve sınamalarla kurulmasıdır. İktidar ve gücü elinde tutan muktedirin, bu aralar dünyanın da en büyük karın ağrılarından birisi olagelen sarı çıyan, Donald Trump’ın diline yerleşmiş iyi adamdır vecizinin karşılığını var eder bir çürümeyi sınırlarının içinde işler. Her şey bunca afaki bir biçimde çürümeye meylederken, siz sorgulamayın, ekranlarınızı kaydırıp boşluğa vizöre hayatı çürütenlere odaklanın buyrulur. Bir noktada da başarılı olunduğu o bakan açıklamasından haizdir.
Misal, Suriye’nin Hama vilayetine bağlı Sukâylabiye kasabasında motosikletli bir grup, Hristiyan sivillere saldırır. Saldırganların Hristiyan evlerini tahrip ettiği ve Hristiyan işletmelerini yağmaladığı bildirilir. Edinilen bilgilere göre silahlı olduğu belirtilen gruplar kente girerek çok sayıda gence saldırdı. Olaylar sırasında çatışmalar yaşanırken, saldırganların halkı bomba atmakla tehdit ettiği belirtildi. Meryem Ana Kaidesinin tahrip edildiği birbirini tamamlayan, geçici hükumetin var ettiği içki sınırlandırmasının bunda açıkça etki ettiği göz ardı olunsun istenir. Cerahatin binbir boyutu var edilirken, gücü elinde tutanın başkasının yaşamını kendi dürtüsü / beklentisi doğrultusunda zemheri / zehir kılmasının zemini yoklanır. Orası size yabanıl kaldıysa CNN International’ın aktardığına göre İsrailli yasa dışı yerleşimciler Batı Şeria'da Filistinlilere saldırıp Tayasir köyünde yeni bir yasa dışı yerleşim kurduktan sadece 12 saat sonra bölgeye gelen İsrail askerleri, saldırganları durdurmak yerine Filistinlileri ve olayı takip eden gazetecileri hedef aldı. Tayasir köyünde askerler silahlarını doğrultarak CNN ekibine “Dur! Otur!” diye bağırdı. Kısa süre sonra CNN foto muhabiri Cyril Theophilos arkadan boğazı sıkılarak yere yatırıldı, kamerası kırıldı. Dakikalar içinde gazeteciler ve bölgedeki Filistinliler gözaltına alındı. Yaklaşık iki saat süren bu gözaltı, İsrail askerlerinin sahada çoğu zaman yerleşimcilerle aynı çizgide hareket ettiğini gözler önüne serdi. Bunların hiç ama hiçbirinin bir kaydırma ekseninde kendisini var etmediği muhakkaktır. Ekrana boş, bomboş bakılırken, çürümenin ne kadar keskin var edilebildiği ortadadır oysa, her anlamda.
Burnumuzun ucunda kıyametler koparken –Gazze'de, Ukrayna'da, Yemen'de ya da yarın nerede olursa– bu gümbürtü sadece bir sonraki kaydırma ile silikleşir. Ekranın buz gibi parıltısında, bombaların altında parçalanan çocuklar, evsiz kalan milyonlar, kana bulanmış sokaklar birer habere indirgenir; algoritma onları da özetin özetine sıkıştırır, kaydır gitsin der her durumda. Savaşın yalın yıkıcılığı, mavi kürenin yerleşik insanlarını –sıradanları, bizleri– öyle bir yutar ki, ne enkazın tozu ekranı kirletir ne de çığlıklar kulaklığı deler. Haftada 41 saatlik bu sanal kuyuda, gerçek kıyametler fon müziği olur; tanıklık ettiğimiz dönüşüm, barışın cesedinden doğan yeni bir kaosun habercisidir. Yoksunlaştırılmışızdır artık –ekmekten, umuttan, vicdandan– ve savaş, bu çürümeyi taçlandıran son darbedir. Tümüyle nobran bir halde yaşamın yerle yeksan edilmesi kutsanır, malum büyük şahsiyetler eliyle, arasız, fasılasız.
Hakir görülen, aptal oldukları dikte edilen, sermayenin kölesi olmayı tüketim toplumu bireyi olarak elde ettikleri küçük kazançlarla sineye çekiyor denilen Amerikalı yurttaşın var ettiği “Krallara Hayır” etkinliğinin son etkinliği memleket sathında itirazın ne olduğu konusunu örnekler. İlke TV’den aktaralım: “ABD’de milyonlarca kişi Donald Trump ve yönetimine karşı sokağa çıkarak “Krallara Hayır” protestosu düzenledi.
Protestonun en yoğun yaşandığı yer Trump’ın ICE polislerinin iki kişiyi öldürdüğü Minnesota eyaleti oldu. ABD genelinde milyonlarca kişi, “Krallara Hayır (No Kings)” protestolarında bir araya gelerek, Başkan Donald Trump’ın politikalarına yönelik tepkilerini ortaya koydu.
Geçen yıl haziran ve ekimde düzenlenen Trump karşıtı “Krallara Hayır” protestolarından sonra bu yıl 3’üncüsü gerçekleştirilen ABD genelindeki gösterilerde, milyonlarca kişi meydanları doldurdu.
Başkent Washington’dan Los Angeles’a, New York’tan Chicago’ya kadar başta büyük şehirler olmak üzere ülkenin değişik bölgelerinde protestolara katılanlar, bu yıl özellikle ABD’nin İsrail ile birlikte İran’a karşı başlattığı saldırıları gündeme taşıdı.
NoKings internet sitesine göre, ABD genelinde 50 eyalette 3 bin 100’den fazla yerde düzenlenen protestolara katılım için 9 milyondan fazla kişi kayıt yaptırdı.
Bu yılki protestoların merkezini, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) görevlilerinin protestolar sırasında 2 ABD vatandaşını öldürdüğü Minnesota eyaleti oluşturdu.
St. Paul’daki miting, NoKings internet sitesi üzerinden canlı yayımlanırken, protesto programında ünlü şarkıcı Bruce Springsteen, ABD’li aktris Jane Fonda, ABD Kongre Üyesi İlhan Omar gibi isimlerin de yer alması dikkati çekti.
Başkent Washington D.C’de sabah saatlerinde toplanan göstericiler, “DC’ye Yürüyüş” adı altında Memorial Köprüsü’nden Washington Anıtı’na kadar yürüdü. Binlerce gösterici, pankartlar ve attıkları sloganlarla, Trump yönetiminin özellikle 28 Şubat’tan bu yana İsrail ile birlikte İran’a yönelik saldırılarını eleştirdi.
New York’taki protestolar ise öğleden sonra Central Park ve Columbus Circle Meydanı’nda binlerce kişinin toplanmasıyla başladı. Ellerinde “Krallara hayır”, “İran’da ABD-İsrail savaşını durdurun”, “Trump gitmeli”, “Küba’ya ablukaya hayır”, “Epstein dosyalarında değilsen korna çal” yazılı pankartlarla bir araya gelen göstericiler, daha sonra 7. Cadde üzerinden çeşitli sloganlar atarak Times Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti.
Beyaz Saray ise ülke çapında gerçekleştirilen protestoları, gerçek bir kamuoyu desteği bulunmayan “solcu finansman ağlarının ürünü” olarak nitelendirdi.
Beyaz Saray Sözcüsü Abigail Jackson, yaptığı yazılı açıklamada, “Bu (göstericiler) Trump delilik terapisi seanslarıyla ilgilenen kişilerdir, bunları haber yapmak için para alan gazetecilerden oluşur.” ifadelerini kullandı.
ABD dışında “Krallara Hayır” gösterileri, Fransa ve İngiltere gibi Avrupa ülkeleri başta olmak üzere Japonya ve Avustralya’nın büyük şehirlerinde de değişik isimler altında düzenlendi.
“Krallara Hayır” protestoları ilk defa geçen yıl gerçekleştirilmişti ABD genelinde milyonlarca kişi, Başkan Donald Trump’ın 79. doğum günü olan 15 Haziran 2025’te düzenledikleri ilk “Krallara Hayır” gününde, Trump’ın politikalarına yönelik tepkilerini ortaya koymuştu.
Trump’ın ülkeyi daha “militer ve otokratik” bir yöne götürdüğünü savunan “Krallara Hayır” protestolarının ikincisi de 18 Ekim’de gerçekleştirilmişti. Organizatörler, hazirandaki gösterilere ABD genelinde 5 milyon, ekimdeki gösterilere de 7 milyondan fazla kişinin katıldığını belirtmişti.”
Tümüyle, birbirinden bağımsız olmayan bir müşterek savunu hattının üstünden yürümek galiba en makulü. Müşterek idenin, dünyanın her neresinde olursa olsun etkisi altına alınıp, sınırlarının iyice daraltıldığı bir güncellikte itiraz seslerini ne kadar erken var edebilirsek, onca kaydırma, boş bomboş ekrana bakma ivmesinin de yerini sahici ve sokağa bakan, sesler en önemlisi de feryatları vaktinde duyup ön almaya çalışacağımız bir toplamı imal etmemize vesile olacak. Amerika sathında çıkagelen krallara geçit yok isyana meramının bu minvalde toplumların birbirinin düşmanı değil tastamam yaşadığımız güncellik içerisinde birbiriyle aynı tornada ezilmeye yollanmasına itirazın ta kendisini var ettiği muhakkaktır. İçinde yaşamaya çalıştığımız gerçek dünya, sanal kılınan her durumda bizi dışarıdaki olan bitenden habersiz koymaya ant içenlerin karşısında yalın bir hakikati bildiriyor. Teklemeden, duraksamadan, dünyanın her neresinde her ne şekilde olursa olsun sıradan insana yöneltilen baskıya / sınırlamaya / tehdit ve tacizlere karşı kati bir dille dur diyebilmek... Mesele buradan başlıyor, kaydırmalarla, beğenilerle, algoritma neyi gösterirse onu kabullenerek değil, sahiden insan için itirazı ortaklaştırarak bir gelecek var edilebilecektir, bugün, yarın ve daima...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2026
Görsel: Protesters In Manhattan – Spencer PLATT – Getty Images – NPR
Meramda Paylaşılan Haber
ABD Tarihinin En Büyük Protestosunda Milyonlar Sokaktaydı: Krallara Hayır - İlke TV https://ilketv.com.tr/abd-tarihinin-en-buyuk-protestosunda-milyonlar-sokaktaydi-krallara-hayir/
1984’ün Gölgesinde Yaşamak
Eksik, gedik, yarım yamalak tahliller toplamı bugünlerde yaşamak. Açık ve afaki bir biçimde dönüşümünü mutlak teslimiyetçilik üstünden var eden, her anı afaki bir halde bir öncesinden de ağır sınamalara rehin kılan, gören ve bilen muktedir sayesinde yaşam pratikleri belli bir biçimde dönüştürülüyor. Her şey tersine işliyor. Her an sıradan insanın aleyhine biçimlendiriliyor. Ruhun cürümlerle sınandığı, bedenin en olmadık halle biyopolitik deneylere terk edildiği, her şeyin hesaplı kitaplı var edildiği bir düzlemde tüm o yaşam imgesi, bir istatistik unsuru ilan ediliyor. Devri sabık iktidarların mavi kürede bir kurgudan gerçeğe taşıdıkları tahayyüllerle Orwell’in 1984’ü hakikatimiz kılınıyor. Aleni kılınmış cepheleşmelerin, cürümleri hep bir anda hep bir odaktan yeniden imal edilmesi yolunda yürünürken tabi ki de 1984 el kitabı kılınacaktır, öylesi de olur. Yalanların arasız, fasılasız yalanların var ettiği propaganda her şey yalan olsa da ilan edenin daha en başta kendisinin inandığı söylevlerle, günlük, anlık değişen parametrelerle hayat hepten eksikli kılınır. Çürümenin, cürümlere rehin kılmanın, korkular satıp, yepyeni öcüler, hortlakları var edip hayat kuşatılır anbean.
Türkiye siyaset sahnesinin epeyi hallicedir, dünyayı yönetenlerin var ettiği o kıyıcılıktan hiç de uzağa düşmediği afakidir. Gerek siyasi angajmanlar, gerekse de riayet edildiği bir biçimde aralıksız zikredilenlerle birlikte kurumsallaştırılan nefretten payına aldıklarıyla o İsrail, nasıl İran ve Suriye’ye ve Lübnan’a karşı nasıl cellat kesiliyorsa, Türkiye’de kendi için hedef kıldığı / bildiğini önce kuşatıp, sonra hedeflediği açmazlara rehin edip, derdest etmenin yollarının arandığı bir menzili var eder. Ekranlar o tezahür eden yalanları arasız zikrederken, muktedirin dünyanın kalanından pek de farkı olmadan var ettiği açmazlar en başta Türkün geleceğini un ufak eder. Bitimsiz bir senaryoya evrilen, içerideki birlikteliği taçlandıracak hamle, mutlak doğrunun var edeceği son odak denilen barış sürecinin orta yerinde insanların halen hedef kılınabildiği bir zemindir misal mesele. Eksik, gedik olanın Kürd halkının yaşamsal müştereklerini derdest ederken, bir yandan da barışı satabilmenin varlığı muştulanır. Newroz kutlamaları sırasında Wan’da Dem Parti eş genel başkanının o alana alınabilmesi için arama dayatmasıyla çıkagelen dayatmacılık zaten başlı başına hali gidişatın nasıl biçimlendirdiğini de örnekler. Herkes düşmanlaştırılır, her ötekisi için en olmadık zamanlarda var edilecek bir tahayyülle ötekileştirme mevcuttur. Yenilendiği ve açık bir biçimde barış için her şeyin göze alındığı terennüm edilirken, sahne gerisinde o daimi inatçı / istemeyiz diyeduran aklın var ettikleri misal hayatı tarumar eder hala ve hala. Düze çıkmak bir yana Orwellyan bir yansıtma ile birlikte mutlak teslimiyetçiliğin binası söz konusu edilir. Ne farkı vardır, İsrail’in kendi içindeki Araplara eylediklerinden yahut da burası sizin de vatanınızdır diye buyururken Azerbaycan’ın 120 binin üstünde Ermeni’nin, Dağlık Karabağ sürgününde takındığı tavırdan ve nicesinden. Hep açmazlar, daimi çıkmaz sokaklar arasında hayat mefhumunun törpülenmesi devamlılığa kavuşur.
Dönelim Suriye’ye, hiçbir başka yere bakmaksızın Afrin’den çıkagelen kimi görüntülerin ardından var edilmiş barışma tahayyülünün her nasıl pamuk ipliğine bağlı kaldığı ifşa olur bir kez daha. Kürdistan bayrağının sokaklara serildiği, üstüne basılmasının salık verildiği sahnelemelerin ardından çıkagelen karışılık misal o hayat mefhumunun nasıl eksik / gedik kılınabildiğini de örnekler. Bir kez daha, binlerce yıldır yaşanmış olagelen bir toprağa ait olunup olunmadığının sorgusuna düşülsün istenir. Nasılsa tüm gözler Ortadoğu ve İran’la birlikte Lübnan ve İsrail’e çevrilmişken, cerahat erki, Türkiye’nin de parmağının varlığı ekseninde başkaca bir cihatçı temsiliyet kurumsallaştırılır. Epey hallice, görece bu ülke içinde yaşayanlardan daha fazla Hristiyan için ev olmaya devam eden bir menzildeki içki yasağının kadüklüğüne ise hiç değinmeyelim. Eksiklikler, eksik kılmalar, derdest etmeler, arasız ve fasılasız didiklemeler, ön alma hallerinin ortasında bir alkol / içki eksik kalmış gibi Suriye’de ona da kilit vurulması gündeme alınır. Kimin ne yediğiyle, ne içtiğiyle ilgili olmaların sonunun dipsiz bir karanlığı bina edip, herkesi tek tipleştirmek olduğu bir kez daha gözlerden kaçırılmak istenir. Olan olur, hikaye sürer, gel gelelim eksikliğin var edildiği cürümlerle birlikte yaşamak giderek zora koşulur, kesin bilgi.
Savaşın gümbürtüsüne bir kısa ara bulup, İstanbul’a dönelim. Newroz, baharın gelişiyle devrimci mücadelenin birbirine yettiği / birleştiği bir uyanışı simgeleyen tahayyül olarak nihayet bunca yıl sonra doğru düzgün kutlanabilir kılınır. İstanbul ekseninde, ülkenin en büyük Kürd diasporasına sahipliliği göz önünde bulundurulduğunda Yenikapı’da var edilen miting, buluşma önemli bir tahayyülü bildirir. Onca kıyısından betimlenmiş olanın nihai bir çözüme ya da sonsuza kadar çözümsüzlüğe rehin edilmesinin önünü alabilmek için bir meram var edilir. Dem Parti Eş Genel Başkanı, Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasını Bianet’ten aktaralım: “İstanbul Newrozu’nda konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Newroz’un direniş ve mücadele tarihine vurgu yaparak, “Bu coğrafyada ve bu ülkede Demokratik Cumhuriyeti hep beraber inşa edeceğiz” dedi. Hatimoğulları, İstanbul’un tüm halklara ve inançlara ev sahipliği yapan bir kent olduğunu belirterek, alanları mücadeleleriyle dolduran kadınları, barış annelerini ve geçmiş devrimci önderlerin yol arkadaşlarını selamladı.
Hatimoğulları, Newroz’un kalbinin Diyarbakır, Mahabad, Hewlêr, Süleymaniye ve Kobanê’de attığını, bugün ise İstanbul’da attığını ifade etti.
"Ortak geleceğe atılmış adım"
Hatimoğulları, Newroz’un sadece Türkiye’de değil, bölge ve dünyadaki tüm güçlere önemli mesaj verdiğini söyledi. Milyonların adalet, barış ve refah talebinin Newroz’da birleştiğini belirten Hatimoğulları, “Bu Newroz isyandan inşaya geçişin ilk eşiğidir. Demokratik Cumhuriyetin yolunda 27 Şubat halkların ortak geleceğine atılmış çok önemli bir adımdır” dedi.
Demokratikleşme, eşitlik ve özgürlük vurgusu yapan Hatimoğulları, çatışma yerine müzakere, inkar yerine demokratikleşme çağrısı yaptı. Diyarbakır'ın barış talebi ile İstanbul’un demokrasi talebinin birbirinden ayrılmaz olduğunu söyleyen Hatimoğulları, kayyımların kaldırılması ve belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesi gerektiğini vurguladı.
"Kürt halkı demokratik entegrasyona hazırdır"
Konuşmasında Kürt halkının tarihsel mücadelesine de değinen Hatimoğulları, başarıların halkın direnişi ve bedel ödemesi sayesinde kazanıldığını, bunun en büyük örneğinin Abdullah Öcalan’ın yürüttüğü mücadele olduğunu belirtti.
Öcalan’ın özgür yaşaması ve çalışmasının sağlanması gerektiğini söyleyen Hatimoğulları, tüm siyasi tutsaklara destek çağrısı yaptı:
Değerli halklarımız bu yağmur ve çamur altında şimdi herkes şemsiyelerini açtı ve bizler büyük bir kararlılıkla mitingimize devam ediyoruz. İşte bir halkın direnişinin inadının göstergesidir bu meydan. Ve milyonların buluştuğu Newroz Meydanı'ndan çağrımızı yapıyoruz. Çağrımız iktidara ve devletedir. Kürt halkı kendi ülkelerinin başkentleriyle demokratik entegrasyona hazırdır. Ankara Barışın sesine kulak vermelidir. Yasal adımlar atmalıdır. Kalıcı bir için Sayın Abdullah Öcalan'ın özgür yaşar ve özgür çalışır bir pozisyona gelmesi sağlanmalıdır. Ve bakın milyonlar alanlarda, meydanlarda Newroz’un ortaklaştığı bir slogan oldu. O da Sayın Abdullah Öcalan'a özgürlük sloganıdır.
Hatimoğulları, sözlerini, “2026 yılında milyonlarla barışın ve demokrasinin meşalesini hep birlikte yakacağız. Özgürlük ve demokrasi için hep birlikte el ele olmaya devam edeceğiz” ifadeleriyle tamamladı.”
Eksik, gedik, yarım yamalak tahlil ve tahayyüller toplamı artık bugünlerde yaşamak. Bir biçimde anlatılanlar ile yaşatılanlar arasındaki uçurum artık dehşetli bir tabloyu imgeliyor kesintisiz. Hatimoğulları’nın Newroz sahnesinden bildirdiği, birbirini sahiden duyma, bir anlığına değil doğrudan görme ve onca inkardan sonrasında nihayetinde hakkı zamanında teslim edebilme idesi, bütün o yaşama gailesinin sınırlarını da yeniden belirginleştirecek olandır. Özgürlük ve demokrasi tahayyülünün laf konulmadığı, kılınmadığı bir düzlemi sahi ama sahiden de var edebilmek için eldeki tek kalan şans bu dönemeçtir. Newroz alanı dışında, Yenikapı metro istasyonu durağında fiili tacizler, Kürd ya da Kürdistan’da neymiş sayıklamaları, ötekileştirme için gereksinim duymadan var edilmiş nefret klişesi tamlamalar ve nicesiyle o eksik, gedik, yarım yamalak kılınmış olagelen yaşama eylemi var edilir. İyi de bunca canhıraş bir biçimde etraf tarafı cehennemin binbir türlü suretine rehin kılınmış bir sahne gerçekken, daha barışın ne olduğundan bihaber kalınarak her hangi bir yarına varılabilir mi? Her dem tekrarlanan şablonlarla, bir örnek kılınmış olan o inkar, tenkit ve tahkire uzanan bir şecere içerisinde eksik, gedik kılınmış barış tahayyülü hiçbir zaman toparlanabilir mi? Birbirinin devamı onlarca sorunun da temelindeki Kürd sorunun çözüme mi çözümsüzlüğe mi gittiğinin düşündürücü tablosunda, İstanbul’dan ve tüm bölgeden çıkagelen toparlanın, duyun, artık anlayın seslenişinin nihai bir barışa varma çabasının neden elzem olduğunu anlıyor muyuz, sahiden ama sahiden?
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2026
Görsel: 2026 İstanbul-Özgurluk-ve-Demokrasi Newrozundan - Ahmet Caner ALTAY – Agos
Meramda Paylaşılan Haber
Tülay Hatimoğulları: Ankara Barışın Sesine Kulak Vermeli, Yasal Adımlar Atmalı - Bianet https://bianet.org/haber/tulay-hatimogullari-ankara-barisin-sesine-kulak-vermeli-yasal-adimlar-atmali-317922