Toprağın Dibinde Bile Rahat Bırakılmamak
Yaralar belirgin bir biçimde hayatımızın ortasında kendi başına buyruk temsilleriyle var olmaya devam ediyor. İçinden çıkamadığımız bu fasit döngünün orta yerinde, her şeyin bir biçimde paldır küldür dönüştürüldüğü bir zeminde kalan yegane şeyin yara mefhumu ve onun katmanları olduğu göz ardı ediliyor. Takvimin yaprakları üçer beşer çok çok eksilip dururken geriye kalanın günler değil biriktirilen ahlar olduğu gözlerden kaçırılıyor. Her şey ama her bir şey insanın aleyhine işlenirken, sıradan olanın ötekisi bildirilmesinin hiç bitimsiz arka sokaklarında dolaştırılırken, tekinsiz, yalın bir çürümenin var ettiği hamleler toplamında yaralar çoğaltılıyor. Milenyum sonrasında yaşanan son yirmi beş senenin açık bir biçimde epey hallice bir kısmını kapsayan, dolduran o mefhumun tam da eksiltmeleri bildiren bir yansı olduğu muhakkaktır. Yaralar erk, muktedir, iktidar eliyle biçimlenen bir biçimde dönüştürüldükçe bambaşka yıkımları da beraberinde taşıyan, insanı hayatta tam da var olmaktan alıkoyan bir cendere sarmalı göstere gelir. Dijitalleşen, modernleştiği için kelamlar olunan bir dünyanın şimdisinde, köprüler, yüzleşme imkanları, sorgulamalar ve beraberinde tanışıklıklar yani ihtimaller göz ardı edilir. Müşterek bir yaşam gailesini en başta istimlak etmek, derdest olunanı da acılara boğup, yaraların insafına terk etmenin istikameti var edilir. İyi de bu muydu o heyecanlı bildirilen gelecek!
Tümüyle geçmeyen geçmişinin izleri arasında yürürken bir menzil, dününe demirlemeye devam diyen bir sahanın istikameti hiç mi değişmeyecektir, her şey mi makus kaderdir. Her gün binbir cenderenin var edildiği, dahası insanın insanı alt etmesinin köşelerinin de her gün daha açık bir biçimde kırıldığı menzilde yaşatılanlar her nedir, neyin nesidir. Hep bildirilen makus kaderin, insan eliyle kotarılmış bir keder silsilesinin binasından ötesini taşımadığı bunca açıkken, biyopolitik bir cenderenin kendisine daha ne kadar sessiz kalır ki insan değil mi? Oralarda mısınız, soruyor musunuz bunca ağır gidişatı örtbas edecek bir yansıtmanın karşısında hakikati arayan kaç insan kalmıştır ki? Gidişatı her defasında bir başka sınamayla belirginleştiren bir menzilde, yanlışları belirgin hataları tekrar edip sonra da bambaşka neticeleri bekleyen bir cenahın ortasında bir kez olsun iş işten henüz geçmeden sözün kıymeti anlaşılabilecek midir? Yarım, eksik kılınmış olagelen ümidin de hiç de öyle gizli değil artık afaki çürümeye meyil ettirildiği bir sahanın gerçekliğinde bariz düş kırımları karşısında, un ufak edilen insanı sorgulamaya daha çok var mıdır. Hiç mi takatiniz, bunca bedbinliğe karşı sözünüz yoktur, kendinize dahi mi?
Yitirilenin, eksilenin, dara konulanın, üstü çizilenin ardının hiç gelmediği bir sonun hiçbir zaman var edilemediği menzilde geçtiğimiz haftanın satır aralarında bir saldırı var edilir. Hiç de öyle uzaklarda değil İstanbul'un göbeğinde bir mezarlığın tahrip edildiğinin haberi düşer ajanslara. Yukarıda hep kısaca, hap kadar anlatmaya çalıştığımız yara verme istemi üstünden güncellenen yıkıcılık tahayyülünün pratiği olarak bir şahsın var ettiği kötülüğün ta kendisi görünür kılınır, ayan beyan. Agos Gazetesinden aktaralım: “Üsküdar Bağlarbaşı’nda bulunan Surp Garabet Ermeni Mezarlığı’nda altı mezar ve bir çeşme kimliği belirsiz bir kişi tarafından tahrip edildi. Olayla ilgili emniyet birimleri çalışma başlattı. 7 Temmuz’u 8 Temmuz’a bağlayan gece mezarlık duvarını aşarak içeri girildiği, altı mezar ve bir çeşmeye zarar verildiği bildirilir. Türkiye Ermeni Patrikliği, Facebook'ta konuya ilişkin yaptığı açıklamada vakıf yönetim kurulunun emniyet birimlerine haber verdiği, saldırganın henüz yakalanmadığı bilgisi yer aldı. Patrikhane, saldırıyı kınadı. Açıklama şöyle: “Üsküdar Surp Garabet Kilisesi Vakıf Yönetim Kurulu tarafından Patriklik Makamı’na iletilen bilgiye göre, 7 Temmuz’u 8 Temmuz’a bağlayan gece saatlerinde Bağlarbaşı Surp Garabet Mezarlığı’nda toplumumuzu derinden üzen bir olay yaşanmıştır.
Mezarlığın duvarını aşarak içeri giren bir şahıs, altı mezara ve bir çeşmeye zarar vermiştir. Söz konusu menfur saldırı, Vakıf Yönetim Kurulu tarafından vakit kaybedilmeksizin emniyet birimlerine bildirilmiştir.
Emniyet birimleri, olayın aydınlatılması, saldırganın tespit edilerek yakalanması ve adalet önüne çıkarılması amacıyla hızlı ve kararlı bir şekilde soruşturma başlatmıştır.
Patriklik Makamı, toplumumuzun kutsal değerlerine ve ebedî istirahatgâhlarına yönelik bu menfur saldırıyı şiddetle kınamakta; olayın aydınlatılması için hassasiyetle çalışmalarını sürdüren emniyet birimlerine teşekkür etmektedir. Gelişmeler Patriklik Makamı tarafından yakından takip edilmektedir.”
Haç motifler kırıldı
Agos’a konuşan Üsküdar Surp Garabet Kilisesi Vakfı Başkanı Rafi Kirkoryan, çeşmenin altında bulunan çanak kısmı ile altı mezar taşındaki haç motiflerinin kırıldığı bilgisini paylaştı.
Şüpheli, Emniyet'teki işlemlerinin ardından 10 Temmuz günü savcılığa getirilir. M.K., ifadesinin ardından tutuklama talebiyle sevk edildiği nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanır.
DEM Parti Van milletvekili Mahmut Dindar, İstanbul Üsküdar'daki Surp Garabet Ermeni Mezarlığı'nda altı mezar ile tarihi bir çeşmenin tahrip edilmesinin ardından, Ermeni okulları, mezarlıkları ve tarihi mirasa yönelik saldırıları TBMM gündemine taşıdı.
Sosyal medya hesabından açıklama yapan Dindar, "İstanbul Üsküdar'da Ermeni okulları, mezarlıkları ve tarihi mirasına yönelik yaptırımsız bırakılan saldırıları, nefret söylemi ve nefret pratiğini TBMM gündemine taşıdık. İnsanlık değerlerine karşı bir suç olan bu saldırıyı kınıyoruz" ifadelerini kullandı.
Dindar, TBMM Başkanlığı'na sundukları Meclis Araştırması önergesinin gerekçesinde, Surp Garabet Ermeni Mezarlığı'ndaki saldırının tekil bir olay olmadığını belirterek, "Tekil gibi görünen ama aslında yaptırımsızlık ve denetimsizlik nedeniyle çok sık tekrarlanan bu saldırılar belirli bir zihniyetin ve yaklaşımın sonucudur" değerlendirmesine yer verdi.
"Cezasızlık algısı güçleniyor"
Önergede, söz konusu saldırıların "ölüye saygı hakkını, din ve vicdan özgürlüğünü, kültürel mirasın korunmasını ve Türkiye'de yaşayan Hıristiyan yurttaşların güvenlik duygusunu doğrudan hedef alan ciddi bir nefret suçu niteliği taşıdığı" vurgulandı. Ayrıca Ermeni, Rum, Süryani ve diğer Hıristiyan topluluklara ait mezarlıklar, kiliseler ve tarihî yapılara yönelik saldırılarda faillerin çoğu zaman tespit edilemediği veya etkili soruşturma yürütülmediği belirtilerek, bunun cezasızlık algısını güçlendirdiği ifade edildi.
Dindar, İçişleri Bakanlığı'na sundukları soru önergesinde ise son 10 yılda Hıristiyan mezarlıkları, kiliseleri ve diğer tarihî yapılara yönelik saldırıların sayısını, bu olaylarda kaç failin tespit edildiğini, Surp Garabet Ermeni Mezarlığı'ndaki saldırıyla ilgili yürütülen soruşturmayı ve azınlık ibadet yerlerinin korunmasına yönelik güvenlik politikalarını sordu. Ayrıca Bakanlıktan, nefret suçlarının önlenmesine yönelik yeni idari, hukuki ve güvenlik tedbirleri planlanıp planlanmadığına ilişkin açıklama istedi.”
Dirinin hakkının tanınmadığı bir zeminin, dokunulmaz addedilen geçip gitmiş olanı ölüm gibi herkesi kapsayan / karşılaşılacak olanın ebedi istirahat ettiği sahanın talan edilmesini nasıl izah edebilirsiniz. Bariz, belirgin sınırları hep muğlak kılınmış olagelen hoşgörü hal ve isteminin nasıl da bomboş kılındığının ayırtına varabiliyor musunuz? Ötekileştirmenin bir menzildeki yaşam hakkını nasıl tarumar ettiğini soruyor musunuz, sahi ama sahiden de? Bir sathı mahalde sırf o ötekisi olunduğu için bedel ödetmenin de bir duru bir dibinin görülmeyecek olması utanç verici değil midir? Bu topraklarda Ermeni olmanın ağırlığını hiç yüklendiniz mi? Bu toprağın bir bileşeni olmaya devam ederken her an sınanmanın ne olduğunu düşündünüz mü? Bildiğiniz tüm anlamlarıyla şu ülkeye düşman mıyız, değil miyiz diye kafa yoranlar bir kez olsun hakikatten bahis açabilmişler midir? Her gün kalan o dirimize ettiğiniz kadar ölümüze de, yasımıza da saldırma cüretini bulanlar elinde kimdir ki sahiden düşman / kimdir sahiden bu ülkenin evladı? Bunlarla mı bir ülkede sulh olur, böyle mi? DEM Parti Van milletvekili Mahmut Dindar'ın bildirdiği gibi cezasızlığın, sırt kollama hallerinin, nice örtbas edişin ortasında hukuk garabetlik kılınmaya devam edilirken hiç mi yöneticiler harekete geçmeyecektir, asla mı?
Yaralar biriktirilmeye devam olunuyor. Bu topraklarda yaşayanın hakkının zamanında hiç teslim olunmadığı gerçekliği gözler önündeyken, çat kapı çıkagelen saldırılarla, göz dağları ve nicesiyle birlikte bütünlüklü bir dönüşüm kesintisiz kılınıyor. Dün Keldani, dün Süryani, Rum, Katolik, Protestan Hristiyanlar için neler var edildiyse, bugün o Ermeni için kalan tüm ötekilerin tarifesinden de açık bir biçimde nefretle kuşatma güncel bir mefhuma dönüştürülüyor. Ezber edilmiş cümlelerin, bir meczup hikayesinin sökmediği artık kafi gelmediği zeminde, ölülerin kabirlerine saldırarak dirilere de adresler bildiriliyor. İstikamet kesintisiz çürümenin kılınmışken aman sakın ola ki kendinizi güven içinde sanmayın her an ensenizdeyiz diye bildiriliyor. Nicesinden ama en çok da yaş almış insanlarla, çocukların hayatlarını dar eden bu mezarlık saldırısı, kiliselere karşı var edilmiş olan pek çok yıkım, define için talandan, İstanbul'un göbeği Samatya'da katledilen bir kadından, kışlada kazayla kurşunlanan, şakacıktan! Katledilen Sevag Şahin Balıkçı'ya sıradana bir başka ülkeyi hatırlatıyor. Hrant Dink'in zamanında bahsettiği gibi, “Evet, biz Ermenilerin bu topraklarda gözü var, çünkü kökümüz burada, ama merak etmeyin; bu toprakları alıp gitmek için değil, bu toprakların gelip dibine girmek için...” Bunca yıl, onca sınama, bir dolu yaradan sonra hiç değilse toprağın altındayken rahatta kalsaydı Ermeni değil mi? Bütün beylik cümleleri alaşağı eden bunca açık nefretin ortası, tam da merkezinde yaşayanın / yitirilenin / izi kalanın / silinenin hep insan olduğu unutulmamış olsaydı, değil mi?
Misak TUNÇBOYACI - İstan'2026
Görsel: Yalım VURAL – 121 Clicks
Meramda Paylaşılan Haber
Üsküdar Surp Garabet Mezarlığı Tahrip Edildi - Agos
https://www.agos.com.tr/tr/haber/uskudar-surp-garabet-mezarligi-tahrip-edildi-41135














