Düşüncelerim de evim gibi sessiz şu aralar. Öyle büyük bir kalabalığın içinden çıkmışım ki, hâlâ buna inanamıyorum. Meğer bugüne kadar kendimi kandırmışım. Her düşüncemin altında bir anı, her susuşumun ardında anlatamadığım bir hikâye saklamışım.İnsan kendisiyle baş başa kalınca anlıyor bazı şeyleri. Neler yaşamışım, neler atlatmışım, neleri hâlâ içimde taşıyormuşum… Zihnine birer birer yerleşince geçmişin, insan kendi hâline bile hayret ediyor.Aslında hepimiz hayatımıza aldığımız insanlara birer rol veriyoruz. Belki de bunu ilk doğduğumuz gün yapıyoruz. Bir anne seçiyoruz, bir aile seçiyoruz… Ya da seçtiğimizi sanıyoruz. Sonra hayatımıza insanlar giriyor ve onlara tek tek isimler veriyoruz:“Sen sevgilimsin.”“Sen arkadaşımsın.”“Sen dostumsun.”“Sen kardeşimsin.”“Sen düşmanımsın.”Oysa onların hayatımızdaki yerlerini çoğu zaman biz belirliyoruz. Onlara o alanları biz açıyoruz, biz istiyoruz orada olmalarını. Sonra da bazen verdiğimiz değerin, onlara yüklediğimiz anlamın altında eziliyoruz.Yalnızlığı sevdiğim kadar ondan korktuğumu da inkâr edemem.Mesela en büyük korkularımdan biri şu: Bir gün evde ölürsem, öldüğümü kimse bilmeyecek. Telefonum çalacak, ardı ardına cevapsız aramalar birikecek. Belki birkaç kişi kapıma gelecek, zile basacak… Ama içeriden hiçbir ses gelmeyecek. Ve kapıyı bir şekilde açtıklarında, karşılarında artık hayata cevap veremeyen beni bulacaklar.Bu düşüncenin soğukluğu, bazen içimi ateş gibi yakıyor.Ben aslında çevremdeki herkesi hayatımdan soyutlamadım. Soyutlamak zorunda kaldım. Çünkü koskoca bir kalabalığın içinde, insanın elini tutacak tek bir doğru insanın olmaması, bazen yalnızlıktan daha ağır geliyor. İnsanların arasında kaybolmaktansa kendi sessizliğime sığındım.Bir de hastanelerde yaşadığım o an var. Bir keresinde tedavi görüyordum. Öyle çok üşümüştüm ki… Seslendim. “Biri gelsin,” dedim. Ama sesim kimseye ulaşmadı. Orada, kimsenin duymadığı bir yerde ağladım. Sonra kendi gözyaşlarımı kendi ellerimle sildim. Başımı kaldırıp tavana baktım ve içimden sadece şunu söyledim:“Sen yetersin Rabbim.”Belki de beni güçlü yapan tam olarak buydu. İnsanların yokluğu değil, Allah’ın varlığını en çaresiz anlarımda bile hissedebilmekti.Bir annem vardı ama anne değildi.Bir babam vardı; doyamadan toprağa verdim.Bir kardeşim vardı; şimdi aramızda aşılması zor uçurumlar var.Ve ben, hayatta tutunduğum birkaç dala kaldım.Evladım…Ve sevdiğim…Belki bir gün onlar da kırılır. Belki hayat, elimde tuttuğum dalları da benden alır. Elbette üzülürüm. Elbette canım yanar. Çünkü insan, sevdiğini kaybedince güçlü kalamıyor; sadece acısını taşımayı öğreniyor.Ama artık bir şeyi biliyorum:Allah insanı gerçekten tek bırakmıyor.Bazen bir insanı alıyor hayatımızdan, yerine sabrı koyuyor. Bazen bir kapıyı kapatıyor, insanın önüne kendisine açılan başka bir yol bırakıyor. Bazen herkesi susturuyor ki kul, yalnızca O’nun sesini duyabilsin.Ben belki çok kez kırıldım.Çok kez yalnız kaldım Çok kez “Artık dayanamam.” dedim.Ama her defasında, kendi küllerimin içinden yeniden kalktım.Çünkü insanın sırtını yaslayacağı kimse kalmadığında bile, gökyüzü hâlâ yerindedir.Ve ben artık biliyorum…Bazen insanın en büyük gücü, yanında kimsenin kalmamasına rağmen hâlâ hayata devam edebilmesidir. Çünkü Allah, kulunu kalabalıklarla değil; bazen yalnızlığın içindeki varlığıyla sınar.














