Bir gün kapının çalacağına inanarak yaşıyorsun. Telefonun titreşince istemsizce ona benzetiyorsun. Kalbin, aklının çoktan vazgeçtiği bir ihtimali hâlâ yaşatmaya çalışıyor. Oysa en ağır bekleyiş, geri dönecek birini beklemek değildir; geri dönmeyeceğini bildiğin hâlde içinde ona bir yer bırakmaktır. Belki bir gün sensizliğin canını acıtır, belki bir gün eksikliğini hisseder diye kendi hayatını erteliyorsun. Ama fark etmiyorsun ki, sen onun fark etmesini beklerken, hayat sessizce senden uzaklaşıyor. En acısı da şu: Bazen insan, gitmiş birini değil; onun bir gün pişman olacağı ihtimalini bekliyor. Ve o ihtimal gerçekleşmeyince, en çok da kendi bekleyişine kırılıyor.
🌚














