Protest Tavır
Girmeye korktuğumuz odalar var. Kaçındığımız bu alanların kiminde çok değerli mücevherler olduğunu bilsek tereddütsüz kapıyı aralarız. Büyük bahçeye açılan küçük bahçemizin içinde odunların olduğu bir dış oda vardı. Doğal olarak oraya odunluk derdim. Lambası olmayan bu karanlık odaya girmek bir muamma çocuğun zihninde. Belli belirsiz sesler duyma korkusu, aniden karşıma çıkacak garip varlıklar ve daha bir sürü şey. Bir gün korkumu yenmek adına oraya girmeye karar verdim. Kapıyı açtım ve ceeee diye bir ses duydum olanca hızla ters istikamette koştum. Hepimizin buna benzer anıları olmuştur. Bu görünür korkularla yüzleşmek çok zor olmasa gerek. Fakat yetişkin bireyler olarak neyi niçin yaptığımızı anlamamız için içgörü anahtarına ihtiyacımız var ve bu göründüğü kadar kolay değil. Kendimizle ilgili ters giden rahatsız edici duyguların kişinin kendisine rağmen çocukluğunun arka bahçesinde bir serüvene ihtiyacı olacaktır. Problemin bilgi düzeyinde saptanması yeterli değil onu geçmişle doğru bir biçimde irtibatlandırmak, yorumlamak gerekir.
Anne-Baba çocuğunu sevdiğini söyler ancak bu çoğu zaman sözcüklerle sınırlı kalır. Sevginin bir boyutu anlaşılmak, dikkate alınmak ve saygı görmek. Bu ihmal edildiğinde kelimelerle ifade edilen sevgi anlamını kaybeder. Bir çocuk düşünelim doğuştan gelen özellikleri nedeniyle ebeveynin övgüsünü almakta sadece veya söz dinlediğinde değer verildiğini görmekte. Yetişkinlik döneminde birey bir iç hesaplaşma yoluna gider. Alice Miller bu durumu şöyle ifade eder: “Kişi artık anlar ki, örneğin güzelliğine ve başarılarına duyulan hayranlık o zamanki hali ile çocuğun kendisine duyulan bir hayranlık değildi, sadece güzelliğe ve başarıya duyulan bir hayranlıktı...Ve bütün o yaşam boyu kazanılan başarıların ardından küçük yalnız bir çocuk ortaya çıkıp acılar içinde geçmişi sorgulamaya başlar: "Eğer ben karşınıza huysuz, suratsız, kötü düşünceler besleyerek, öfkeler kıskançlıklar içinde, şaşkın halimle gelseydim ne olurdu? Bana olan sevginizden eser kalır mıydı? Ben aynı zamanda işte tam böyle biriydim. Bu aslında beni sevmediğiniz, sadece size benmişim gibi gösterdiğim o çocuğu sevmiş olduğunuz anlamına gelmez mi? Terbiyeli, güvenilir, her şeyi gözünüzden okuyan, anlayışlı, sorun çıkarmayan bir çocuk; aslında çocukluğunu yitirmiş olan çocuk...Ben zaten baştan beri bir yetişkindim, hiç çocuk olamadım...” Yıllarca süren bastırılmış duygular protest bir tavırla ebeveynin değerlerine ters olacak şekilde ortaya dökülür. Burada yetişkin birey avazı çıktığı kadar bağırıyor “bakın ben o eski ben değilim yine de beni sevecek misiniz? Ben yine de değerli miyim” Elbette bunu sözle değil eylemleriyle ve farkında olmadan yapıyor. Yazımın başında çocuğun girmekten korktuğu somut odadan bahsettim yetişkin birey için bu oda; çocukluğunda kaçtığı, kaçındığı ve bastırdığı duyguların eylemlerine nasıl yansıdığı gerçeğiyle yüzleşmek. Bunu kişi utanç duyguğu, aşağılandığı, değersiz hissettiği bütün anıları kendisine rağmen kendisi için yaptığında prangalarından kurtulmuş olur.
Küçük düşme duygusu gibi acı veren duyguları tekrar yaşamamak adına özlem, sevgi, üzüntü gibi duyguları bastırarak güçlü, başarılı saygın bir imaj çizmek arkasına saklanılan sahte bir benlikten ibarettir ve sürdürülemez. Suçlu, yetersiz ve değersiz gerçek kimliğine tepeden bakarak ondan utanarak, örtük bir büyüklenmeci kendilik imajı çizmek telafi etmeye yetmeyecektir. Burada önemli olan gerçek duyguları görmezden gelmek yerine sahiplenmek. Duygular yok saymakla yok olmaz sadece birikir ve zarar verici boyuta gelir. Bunalım kapıdadır. Sahip olduğu özelliklere göre değil, öz değerlilik bilincinde olan birey duygularını olduğu gibi yaşar ve bu duyguların gerçekliğinden dolayı bunalıma girmez.









