Allah tembellik edenin yüreğinden huzuru uzaklaştırır. Yetenek bahçenizi düzenli çalışarak suluyorsanız sabırlı olun.
Zamanı geldiğinde çiçeklerin açmasını hiç kimse durduramaz."
M. Bozdağ

seen from Türkiye
seen from Russia
seen from Türkiye

seen from Australia
seen from United States
seen from South Korea
seen from China

seen from Austria
seen from South Korea
seen from Austria
seen from United States

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from Russia
seen from Türkiye
Allah tembellik edenin yüreğinden huzuru uzaklaştırır. Yetenek bahçenizi düzenli çalışarak suluyorsanız sabırlı olun.
Zamanı geldiğinde çiçeklerin açmasını hiç kimse durduramaz."
M. Bozdağ

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Quran(33,43) Listen
Él es Quien os bendice, así como Sus ángeles (piden por vosotros) para sacaros de las tinieblas a la luz. Y con los creyentes es Compasivo.
Karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size rahmet ve istiğfar eden Allah ve melekleridir. İnananlara merhamet eden O'dur.
Dialah yang memberi rahmat kepadamu dan malaikat-Nya (memohonkan ampunan untukmu), supaya Dia mengeluarkan kamu dari kegelapan kepada cahaya (yang terang). Dan adalah Dia Maha Penyayang kepada orang-orang yang beriman.
او کسی است که بر شما درود می فرستد، و فرشتگانش (نیز بر شما درود می فرستند) تا شما را از تاریکیها به سوی نور بیرون برد، و (خداوند) نسبت به مؤمنان مهربان است.
وہی تو ہے جو تم پر رحمت بھیجتا ہے اور اس کے فرشتے بھی۔ تاکہ تم کو اندھیروں سے نکال کر روشنی کی طرف لے جائے۔ اور خدا مومنوں پر مہربان ہے
তিনিই তোমাদের প্রতি রহমত করেন এবং তাঁর ফেরেশতাগণও রহমতের দোয়া করেন-অন্ধকার থেকে তোমাদেরকে আলোকে বের করার জন্য। তিনি মুমিনদের প্রতি পরম দয়ালু।
他怜悯你们,他的天神们为你们祈祷,以便他将你们从重重黑暗引入光明,他是怜悯信士的。
Cenabı Allah rahmeti on eşit parça yarattı.
Bu rahmetten dokuzunu yanında tuttu.
Yeryüzüne sadece bir parçasını indirdi.
İşte bu bir parça sebebiyledir ki yaratıklar birbirine acımaktadırlar!
PEYGAMBER EFENDİMİZ BUYURDU Kİ;
YAŞLIYA HÜRMET,KÜÇÜĞÜNE ŞEFKAT GÖSTERMEYEN BİZDEN DEĞİLDİR
"Bazen duyduğumuz kelimeler, farkında olmadan kalbimizin kırık bir köşesine merhem sürer. Ve... Bazense kırıkları ufalayıp, toz eder!.."
Kaynak: efillavin

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Merhamet
(Okumayacaklar en azından şunu düşünebilir ve yoruma yazabilir: Merhametsizliği öğrendiğiniz ilk an’ı anlatır mısınız?)
Merhamet, Arapça rhm kökünden türemiştir. Faili Rahim’dir. Yani Rahim, “şefkat gösteren, merhamet eden, acıyan” demektir. Rahman, rahim, rahmet, merhum, istirham, merhamet… Hepsi aynı kökten gelir.
Rahim, Allah’ın koruyuculuğunu ve sonsuz şefkatini gösteren adlarındandır. Ana rahmi de adını buradan alır: “Anne karnındaki bebeğin karşılıksız ve şartsız korunmasıyla, İlahi merhametin en somut ve şefkatli yansıması.”
Biz geçtiğimiz yıllarda kitap kulübümüzde Reşat Nuri Güntekin'in "Acımak" romanını tahlil etmiştik ve Zehra'nın içinde bulunduğu acıma hissini pek çok çerçeveden yorumlamıştık. Romanı bilmeyenler için kısaca küçük yaşta yaşadığı ailevi travmalar yüzünden merhamet duygusunu yitirmiş disiplinli bir öğretmen olan Zehra'nın, babasının ölümünün ardından onun günlüğünü okuyarak hayatı ve ailesi hakkındaki acı gerçekleri öğrenmesini ve "acımayı" öğrenmesini konu alır. Merhamet kelimesinin acımak olarak Türkçeleştirildiğini düşündüğümüzde burada yapılan iki gerçek anlamlılığı ve Reşat Nuri’nin ad seçimini çok başarılı buluyorum: Canı acımak ve şefkat duymak. Zehra, bu ikisini de yaşar zira.
Sahiden birine acıdığımızda ayna nöronlarımız devreye girer ve onun acısını içimizde duymaya başlayıp şefkat gösterir, yardım etmek isteriz. Bu bizi insan yapan bence en önemli unsurdur. Bir de küçümsemek anlamındaki acımak vardır ki orası kinayedir hiç karıştırmayayım.
Merhameti öğrendiğiniz ilk an'ı anlatır mısınız diye sormuştum. Genellikle merhamet bizimle birlikte büyümüş gibidir. Sanki onu öğrendiğimiz an öyle eskidir ki bulup çıkarmak çok da kolay değildir. Tıpkı ana rahmindeki zamanlarımız gibi. Bir de zihin, sağ kalma otopilotuyla olumlu duyguları, diğer günlerden farklı bir gün yaşanmadıysa daha az kazır. Oysa aynı şeyi, "Merhametsizliği öğrendiğiniz ilk an'ı anlatır mısınız?" diye sorsak muhtemelen zihinde daha belirgin bir sahne oluşacaktır.
Merhameti ne zaman öğrenmiş olabilirim diye ben de çok düşündüm. Aklıma gelen çok az şey var. Ancak içinde en eski ve en belirgin olanı belki gerçekten de merhametle ilk karşılaşmamdı.
Kuzenimle birlikte büyüyorduk. O benden bir yaş büyüktü ve okula başlamıştı. Okul çıkışı anneanneme geliyordu, ben zaten oradaydım ve birlikte oyunlar oynuyorduk sokakta. Anneannemlerin evi, beyaz kireç badanalı, taş avlulu; bir bahçesinde erik ve hiç verimini görmediğim muz ağacı, bir bahçesinde armut ağacı, sakız sardunyalar olan ve bu bahçeleri sokağa açılan sıcacık bir müstakil evdi. Erik ağacının olduğu yerde evin ikinci kapısı ve önünde iki basamak bulunurdu. Bu basamağa oturduğumda sokakta bir banka oturmuş gibi kurulur ve çamurdan pastalarımı orada yapardım. Bir gün teyzem yine köşeden dönmüş, işten eli dolu geliyordu. Elindekini kuzenime verdi, kuzenim aldı, baktı, oraları hayal meyal hatırlıyorum ama ben kuzenimden farklı olarak büyük teyzeme de çok gittiğim ve orada yalnızlıktan ansiklopedilerle yaşamayı keşfettiğimden o şey dikkatimi çok çekmişti. Çocuk ansiklopedisi gibi bir şeye benziyordu, kuzenim anında sıkılıp oyununa döndü, teyzem de anneannemlere çıktı ki o şey bana kalmıştı. Ansiklopedi büyüklüğünde ve ağırlığında, su yeşili, sayfa kenarları yaldızlı, görkemli bir kitaptı bu. Resimleri ise içine çekiyordu insanı. Bu, “Andersen’den Masallar”dı. Basamağa oturup okumaya –okuldan önce okumayı sökmüştüm ki aman işte yaygın bir şeydi- başladım. Bu, benim, iştahla okuyacağım ilk çocuk metniydi. Aslında hiç değilmiş: Kibritçi Kız.
O masalı okurken, onu okumuş herkes gibi çocuk kalbimin kaldıramayacağı bir yükü sırtlamış gibi hissettim. İçim acıyla ve şefkatle doldu. İşte her şeyiyle bir acımaktı bu.
Bana bu duygunun hayatımın aksiyonundan değil bir kitaptan yerleşmiş olduğunu –belki öyle değildir ama aklıma başka türlüsü gelmiyor- fark etmek de okumanın üçüncü ebeveyn olduğunu hatırlattı. Ve insanın gözündeki siyah beyaz perdeyi kaldırması demek olduğunu. Yaşamın renk yelpazesinde her okumada bir renge seyahat ediyor gibi ve renkler hiç bitmiyor gibi. İyi mi oldu kötü mü bilmiyorum, sonunda muvaffak oldum ve bunlar beni merhametli biri yaptı mı onu da bilmiyorum ama bir içyaşamsever* olarak bunları zenginlik addediyorum ve dünyaya baktığım pencereyi güzelleştiriyorlar.
Velhasıl “Kibritçi Kız”la birden büyümüş gibi hissettim. Merhamet konusu da geçenlerde ikinci kez okuduğum “Büyümenin Türkçe Tarihi” kitabındaki Ayfer Tunç’un “Merhamet” yazısından aklıma düştü. Yazarlar bu kitapta kendilerini büyüten metinleri anlatıyorlardı, ben de hiç niyetim yokken bu yazıyla böyle yapmış oldum.
Ayfer Tunç’unki Öyle lezzetli bir yazıdır ki ondan sonra yazarımızı su gibi içmiştim.
Okumak isterseniz buraya bırakıyorum:
*içimdeki dünyayı çok sevdiğime dair uyduruk bir laf.
Rivayet edilir ki, Haçlı Ordusu’nun Anadolu'ya ikinci seferi. Ordu askerleri Torosları aşıp Elmalı’ya gelirler. Sefer boyunca bu kadar adama ekmek lazımdır, aş lazımdır tabii. Ne yapmış kâfir? Çöreklenmiş ahalinin üzerine. Velhasıl bu Haçlı Ordusu Elmalı’ya yerleşince orada yaşayan kendi ırklarından Rumlarla birlikte hareket etmeyi umarlar ama o kadar orduya yardım etmek istemeyen Rum ahali bunlara isyan eder. İş o hale gelir ki Rumlar bu Haçlılar ile savaşır olurlar. Haçlı küffarı şaşkına döner. Hain derler o Rum ahaliye. Müslümanın kılıcından ziyade, Rum'un kendilerine hıyanetinden çeker hale gelirler. Derken Haçlı ordusu Elmalı’da teslim olur. Bitkin, sersefil, aciz duruma düşüp aman dileyen bu Haçlı askerlerine sahip çıkar Elmalı’daki Müslüman ahali. Öyle ya aman dileyen iblis olsa vurmak yakışık almaz! Onlar da öyle yapar, merhamet gösterir. Rivayete göre bu haçlı esirlerin üç bin tanesi bu merhametten etkilenip Müslüman olmuştur.
İşte neticeyi gören Papaz Odon çaresiz haykırır;
"Ey hıyanetten daha zalim olan merhamet! O kadar zalimsin ki düşmanımızı bile sevdirdin!"