İslam memleketlerinin her yerinde bilhassa okullar ve üniversitelerde, bir Pascal'dan matematikçi olarak olarak bahsedilirken, matematik tarihinin en büyük simalarından biri olan ve bugün Batı'nın da hayranlığını kazanan Havarizmî'den, Ömer Hayyâm'dan matematikçi ve geometrici olarak bahsedilmez.
Bir Einstein'dan fizikçi ve relativite teorisinin kurucusu olarak hayranlıklarla bahsedilirken, bir fizikçi ve benzer relativite teorisinin yüzyıllar önce ortaya koruyucusu el-Kindî'den bahsedilmez.
Biyolojide bir Lamarck ve bir Darwin'den, evrim teorileri için çokça bahsedilirken, onlardan yıllarca önce bu teorinin en idealini ortaya atan el-Nazzâm, el-Câhız, el-Bîrûnî, İbn Miskeveyh ve el-Kazvinî'lerden bahsedilmemektedir.
Tıbda cihanşumûlleşmiş olan İbn Sîna ve görüşlerinden ilgili üniversitelilerde bile bahsedilmemektedir.
Ne acı şey!
Ne garip şey!
Garib şey! Çünkü, halk seviyesinde olansa bile, akademik seviyede İslam bilim ve teknolojisine, gerek kitaplarda, gerekse çeşitli konferanslarla ve araştırmalarla, Batılılar bugün bizden daha çok ilgi duymakta ve bilim ve teknolojiyi İslam medeniyetinin doğuşuyla başlatırlar.