Abece Meseli
Çarçabuk, bitimsiz bir devinim içinde yaşamın abecesi delik deşik kılınıyor. Cerahat erki, ülküsü biyopolitik olagelen hemen hemen tüm cendereler birbiri ardına katara eklenirken mahvın yepyeni sureti temsilleri bina ediliyor. Her şey aleni kapkaranlık. Hemen hemen her gün belirli bir yozluğun. Yaşamın abecesi kutlu masallar aksettirilirken kabusların var edildiği bir düzlemi işaret ediyor. Hayatiyet arz eden her meselede çözüm ertelenirken ol yaşamın abecesi tarumar ediliyor yapılan edilen her eylemle birlikte paldır küldür. Alenen doğrudan doğruya mahvın koynuna sıkıştırılıyor bir menzil. Dijital dönüşüm, modernliğin güncesi, yeniyi güncelleme hali gibi nice şey zikredilirken dünün kıta sahanlığına, geçmiş sınırlarına demirliyor insanlık. Onca terane, bir dolu gönderme, iletim karşısında hemen her defasında ödenen bedel – diyet çıkagelirken, erkanı muktedirin sunduğu perspektif bir kere daha karanlığı bildiriyor. İçine çekildiğimiz dehşet dolu güncellik, yaşamsal idenin tam anlamıyla çözümsüzlüğe mahkum edildiği bir tutum toplamını barındırıyor. Ağır sınama halleri, duraksamayan denemeler, bitimsiz diyet taleplerinin ortasında müştereken bir yaşamın muhafaza edilmesine ket vuruluyor. O müşterek itirazın eksiltildiği zeminde, ötekisinin can ağrıları görmezden geliniyor. Bütünüyle kapkaranlık bir kısır döngünün var edildiği menzile ülke deniliyor. Eğitim, sağlık, gündelik pratikler her şeyin zehirlendiği bir düzlemde gümbürtüde hayatın ehveni de un ufak ediliyor, kesintisizlikte çıkagelen her şey bu zehirli / katran karanlığını özetliyor.
Seçimler lalettayin bir mefhuma indirgenirken, muhalefetin işlevsizleştirilmesi afaki bir tahayyül olarak gerçekliğe kavuşturuluyor. Baş efendinin, Bay Bahçesiz ile birlikte var ettiği dönüştürülmüş ülkede, hayatın abecesinin muhafazası değil her an tekinsiz bir hal ve istemle çürütülmesi gerçek kılınıyor. Dosta güven düşmana korku bağlamını diri tuta gelirken, içteki çürümeyi, toplumsal düşmanlaştırma ve had bildirmelerin ortasına terk-i diyar edilmiş yer gerçekliğe kazandırılır. En ufak bir müdana taşımaksızın ekonominin bu sahadaki çürüten, eksilten suretinden eser kalmasın istenir. İnsanlar yoksunlukla sınanmış bir haldeyken her şeyin yolunda gittiği yansısı dillendirilir. Kamu kaynakları çarçur edilip durulurken, birilerinin hayatlarının çalınması için yepyeni ölüm makinelerine milyarlarca lira dökülürken, karın tokluğuna yaşam dahi çok görülür. Asgari ücretle, emekli ücretleri söz konusu olduğunda kaynak yok diye geçiştirilen bir menzilde, onca mühimmat, bir çok yıkıcı materyale dahası şimdiden ülkenin geleceğinin çalınmasına dair bir ön alma yoktur kalmamıştır. Deccal olduğu zikredilen dünyanın malum “terör devletlerinin” başlarına binbir türlü laflar söylenirken, onlara taşeronluk eylemekten kendisini alıkoymayan bu saha için de bir itiraz var edilebilecek midir? Düpedüz, yalın ve belirgin bir cerahat ekseni bina edilirken, kaybedilen insan / insanilik olgusuna uyanılacak mıdır!
Elif Ekin Saltık imzasıyla Evrensel Gazetesinde yayınlanan haberi aktaralım Sesli Meram sathında; “DEM Parti Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, yargı süreçlerinde anadilinde savunma ve beyanda bulunma hakkının yasal güvence altına alınması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine kanun teklifi sundu. Aslan, mevcut uygulamaların özellikle Kürtçe başta olmak üzere Türkçe dışındaki dilleri kamusal yaşamda eşit yurttaşlığın dili olarak tanımadığını belirtti.
Aslan, “Hukuksal Savunma ve Beyanlarda Dil Seçme Serbestliğinin Sağlanması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ile yurttaşların yargı süreçlerinde anadilinde ya da kendisini en güçlü ifade edebileceği başka bir dilde savunma yapabilmesinin amaçlandığını ifade etti.
“Savunma hakkı birkaç cümleyle sınırlanamaz”
Savunma hakkının yalnızca kişinin birkaç cümle kurabilmesiyle sınırlandırılamayacağını belirten Aslan, “İnsan yargı önünde hafızasıyla, kimliğiyle, yaşadığı olayın bütün ağırlığıyla konuşur. Dil, bu hakikatin taşıyıcısıdır” dedi.
Mevcut yargı pratiğinde Türkçe dışındaki dillerin çoğu zaman “meramını anlatamama” ölçüsüne sıkıştırıldığını ifade eden Aslan, etkili savunmanın yalnızca kendini ifade etmekten ibaret olmadığını söyledi.
Aslan, “Etkili savunma; isnada yanıt verebilmeyi, hukuki itirazları açıklayabilmeyi, delillere dair görüş sunabilmeyi ve mahkeme karşısında eşit biçimde var olabilmeyi gerektirir” ifadelerini kullandı.
“Kürtçe hak aramanın da dilidir”
Özellikle Kürtçenin yıllarca yasaklar ve güvenlikçi politikalarla karşı karşıya bırakıldığını belirten Aslan, bugün de yargı alanında çoğu zaman “şüpheli, sanık, mağdur ya da tanık beyanının dili” olarak görünür hale getirildiğini söyledi. Aslan, “Kürtçe; savunmanın, hukuki itirazın, hak arama mücadelesinin ve adalet talebinin de dilidir” dedi.
Kanun teklifinde ceza yargılamasının yanı sıra hukuk ve idari yargı alanlarında da tarafların ve vekillerin anadilinde sözlü beyanda bulunabilmesine ilişkin düzenlemeler yer aldığı belirtildi. Aslan, avukatların kendi anadilinde ya da temsil ettiği kişinin anadilinde savunma yapmasının disiplin soruşturması ya da yaptırıma konu edilmesinin önüne geçilmesinin hedeflendiğini ifade etti.
Aslan, teklifin anadil üzerinden kurulan ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık ve demokratik adalet açısından önemli bir adım olduğunu söyledi.”
Yaşam mefhumunun abecesinin tarumar edilmesine en yetkin örneklerden birisidir şu yukarıd kısaca okuduklarınız. Kürd halkının asırdır, Ermeni, Rum, Süryani halklarının başlarına getirilmiş olagelen vatandaş Türkçe konuş vandalizmi ile Dünyaya insan hakları konusunda ilerlemiş bir ülke mizanseni anlatılırken, barış sürecinin adı bir kere daha zikredilirken, varılan odağın korkunçluğu karşılar hepimizi. Bırakalım gündelik yaşamda var olma ihtimalini, herhangi bir kamusal mecrada dahi tanımlanamayan, verili hakların dahi es geçildiği silme yok saymaların ortasında takınılan tavır, var edilen ötekileştirme zaten en başından bu yana anlatmaya çabaladığımız o yaşama mefhumunun abecesinin de nasıl duman edildiğini bildirir. Saruhan Oluç’un birkaç gün önce dediği gibi Kürd Sorunu konusunda atılmayan her adım, baştan sona bütün Türkiye halklarına birer bedel kılınmaya devam olunuyor, olunacak. İyi midir böyle?
Ankara’nın ortasında devletin kullanışlı aparatlarından birisinin güzellemesi var edilirken, komiklik diye geçiştirilmek istenen şey bizatihi bu cürüm hemhal sureti temsildir. Hayatı ve onun abecesini her dilde beraberce kotarmak, gerilemeye handiyse sıfırlanmaya yüz tutan ol istemeyiz diye çıkagelen cerahat karşısında mücadelede buluşmak dururken halen ısrarla ayrıştırmalara devam olunur. Bir memleket ki her anı öteki sanılan buranın kökünden olagelene zulme dönüştürülür. Bu hallerin yekununda, ekonomik, politik, güncel, alt kimlik, üst veya başka bir mefhum meselde ortak / birlikte itirazlar var edilemedikçe, daha çok kayıp yaşanacak bu kesin bilgidir. Netice-i kelam; hayatın abecesi birilerine lütuf, ötekine bedel kılındıkça bu sahadaki çürüme hiçbirimizi teğet geçmeyecektir. Ya beraberce, her dilde yeni bir yaşamı hecelemeye başlayacağız ya da bu sağır edici sessizlikte, elimizde kalan son harflerin de un ufak oluşunu izleyeceğiz. Bu kesif karanlıkta bir başına yanmak değil, müşterek bir itirazla şafağı zorlamak gerek artık kesin bilgi. Zira uyanılmayan her hakikat, bir sonraki kabusun müjdeci kılınacaktır, bilelim!
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2026
Yapıt: Kaçış – İlgen ARZIK – İstanbul Modern
Meramda Paylaşılan Haber
DEM Partili Aslan’dan Anadilinde Savunma İçin Kanun Teklifi: 'Kürtçe Hak Aramanın ve Savunmanın da Dilidir' - Elif Ekin SALTIK - Evrensel
















