Orhan Pamuk'la ilgili sıkıntılarım da vardı, övünçlerim de.. O'nun hakkındaki hiç bir kişisel görüşüm iyi eserlerini karalamak şeklinde günyüzüne çıkamazdı. Yiğit öldürülür ama hakkı verilirdi..
Orhan Pamuk Yeni Hayat isimli romanına “Bir kitap okudum hayatım değişti.” diye başlıyordu. Ben de O'na ait bir kitap okudum, hayatım değilse de aşka, gurura, onura, sadakate, aileye, hayatın bir çok unsuruna bakışım değişti..Masumiyet Müzesi'ni bitirdiğimde zihnimde bir ilk bir de son cümlesi yankılanmış, canımı kavurmuştu.
-Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.
-Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım.
Hala cümleleri zaman zaman aklımdan geçirir ve her defasında, her kelimesinde irkilirim. Sıradan, belki milyonlarca kişi tarafından defalarca kullanılmış cümlelerdi fakat o kısa iki cümlenin her bir harfinde bütün roman, bütün yaşananlar yaşıyordu. Cümleler yazıldığı yerde bile titriyordu benim için..
Kemal ve Füsun.. Ben Kemal'in bahsettiği gibi, bütün yaşananları okurken hiç bir şekilde zamanı unutmakla, takvimi saati unutmayı birbirine karıştırmadım. Kemal'in mazoşistçe hayatını kahreden bir adam olduğunu hiç düşünmedim. Şimdi dediği anların, O'nun bir gülümseyişiyle bazan bir yüzyıl yetecek kadar mutluluk verebileceğini çok çok iyi anladım. Kemal'in Füsun'ların evinde yaşadığı en zor, en umutsuz ve en gurur kırıcı anları bile mutlulukla hatırlamasını hiç yadırgamadım.
Kemal'in “herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım” cümlesi benim ağzımdan çıkmış gibiydi. Kitabı okurken Onlar adına çektiğim bütün acılara rağmen -bazan kendimi fena kaptırabiliyorum- bu hikayeye tanıklık etmiş olmanın sonsuz mutluluğu vardı içimde..
Geciktim.. Bir çok şey gibi Füsun'un kayıp küpesini görmek için çok çok geciktim. Sebepleri bende gizlidir. Ama nihayet dün oradaydım. Bugünse Füsun'un kayıp küpesi benim kulaklarımda.. O acıyı, o mutluluğu ve ikisinin birlikteliğinin ağırlığını taşıyorum kulaklarımda.. “F” harfi sadece orjinalinde var.. Ben o harfle de takardım da.. O da Füsun'a özel kalmalı..















