Nasıl olmuştu? Yine kendini o masada bulmuştu. Bir daha olmaz demişti fakat yine oradaydı. Karşısındakine baktı. Büyük sözlerle mi cümleye başlanmalıydı? Hayır! Aynı masaya oturduğu kişi uzun zamandır sessizdi, nasıl büyük laflarla başlanırdı ki? Öyle başlanırdı ki orada sessizlik değil de kahkahalar, neşeler, samimiyetler oturuyormuşçasına dünyaya çekiverirdi insanı. Nasıl yani? Hem biraz özlem hem de kaybolmuş eşyanı bulmuş gibi bir heyecanla başlanır yani cümleye. Neden o başlamıyor ki? Belki de başladı; sen, onun bakışlarını duymadın. Ama ben daha yeni geldim bu masaya. Yanlış, sen defalarca geldin bu masaya. Sadece karşında oturan kişi uzun süre sonra ilk defa gerçekten oturdu o sandalyeye. Ne zamandır sessizim ben? Sessizliğinin bir önemi yok, ona baktığında ne gördüğünü açıklayabilmen gerek. Ona baktığımda yine bu masayı hatırlıyorum, bu sefer etrafı dolu ama. Umutları da hatırlıyorum, beraber kurulan o bir sürü hayal... Evet gerçekten hatırlıyorum. Peki ne olacak şimdi? Bilmem, bunları neden hatırlıyorsun? Özlediğim için mi? TOMBALA ama eksik. Özlemek kolay olandı ama sen o günlerde yaşadın tekrardan ve bunu kimse de duymadı ya da duyuramadın sesini de ondan yanında kimse kalmadı ki sen de başkasını istemedin üstelik o günde yaşadığına da inanmıştın lakin şimdi karşında oturunca veya yüzleşme vakti de geldi diyebiliriz zira sen bugünün geleceğini biliyordun halbuki bildiğin halde gelmemesini umuyordun ancak bu sadece korkundan kaynaklıydı öyle ki sayfalarca yazdıklarının bir anlama gelmemesi ihtimalinin de üzerinde uyandırdığı bir tedirginlik vardı hiç değilse şimdi biliyorsun aynı masaya tekrar oturacak kadar birbirinizde anlamlarla karşılık bulduğunuzu.
Masada oturanlardan birisi sonunda söze başlayacaktı fakat bir kelime beraberinde cümleleri getirir miydi bilinmezdi. Tedirginlikle, biraz çocukça, korkusuzca, üzüntüden uzaklaşmışçasına ve gülümseyerek söze başladı: "Merhaba..."












