Haftalık kompozisyon ✔️

seen from Mexico

seen from United States
seen from Brazil
seen from United States
seen from United States

seen from France
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Yemen

seen from Tunisia
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Germany

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from China

seen from Argentina

seen from Türkiye
seen from United States
Haftalık kompozisyon ✔️

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
2017
Bundan birkaç zaman önce bahçemi talan ettiler,çiçeklerime bastılar,merdivenlerimin her bir basamağını kırdılar,kanatlarımı sakladılar.Be ne mi yaptım ? Hiçbir şey.Ne koklayacak çiçek bıraktılar bana ne çıkacak basamak ne adım atacak merdiven ne de uçacak kanadım vardı artık.Durdum bekledim.Kokmuş bir balık gibi.Üstüme konan sinekler bile benden daha iyi bir hayat sürüyordu ondan eminim.İçimi yokladım sonra.Rutubetli bir evden farkı yoktu.Biraz daha orada kalırsam nefessizlikten öleceğimi biliyordum.Uzunca bir süre oradan çıkamadım inanır mısınız.Ara sıra haber alırdım eş dosttan benim kanatlarımla uçtuklarını.Ama dedim ya o evden uzun süre çıkamadım.Bir sabah uyandım ellerimi havaya kaldırıp yokladım.Hala iş görüyorlardı.Valizimin en dibine alel acele attığım kalemlerimi buldum.Tükenmez dediğimiz kalemlerin bile tükendğini orada gördüm.Benim gibi ..Son kalan gücümle bir nefes verdim.Evet sonunda yazmaya hazırdık.Uzun süre ne yazacağımı bilemedim.Günlerce yazdıktan sonra kalemimin ucundan ufak gözle görülemeyecek kadar küçük bir tomurcuk çıktığını gördüm.Tek ihtiyacının su olduğunu bildiğim halde yaşasın istemedim.Ne büyük bir bencillik diye düşündüğümü hatırlıyorum.Uzunca bir vakit sonra suladım.İnanır mısınız büyüdü,çiçek açtı.Rutubetli evimin kapısını araladım.Adım atacağım hiçbir yol yok.Ne aşağı inebiliyorum ne yukarı çıkabiliyorum.Şu yıkılan merdivenlerimi gördüm sonra.Başladım tek tek onları yerine koymaya.Ellerim paramparça kan revan içinde.Çiçeklerimin heybetini en son basamağı tamamladığımda gördüm.Tek gördüğüm şey çiçeklerim değildi en üstte benden aldıkları kanatlarımda vardı.Ne hor kullanmaktı bu.Nasıl kirli nasıl kırık.Elbette zaman aldı onları tek tek onarmak.Her bir tüyümü özenle taradım.Ellerimle düzelttim kanatlarımı.Şimdi uçmaya hazırım.Elbette yeniden kırılacak kanatlarım, yeniden yağmurlar yağacak çiçek bahçelerime...Ne mi yapacağım?Elbette yazacağım.
Yazan:Songül DOLKUN
Mantıksal Karmaşa Safsataları
Bazı duyguları yendiğimi düşünüyorum. Özellikle birini yada kendini özlemek. Uzun süre birini özledikten sonra, artık bu duygunun üstesinden gelinmesi gerektigini düşününce insan; törpülüyor haykırışlarını ve hayata odakliyor beklentilerini. Sen o hayatın içinde özlemlerinle, sevgini ve şevkatini fazlasiyla esirgerken beklentilerimden, perçinlemek istiyorum yarattığın duygusal karmaşayı ve üstesinden geldiğim tüm beklentilerimi, ki daha bi acıtmadan kessin bileklerimi. Bu karmaşayı ve hatta solumak üzere olduğum oksijeni. Kessin istiyorum soluğumu bu gereksiz hissiyatlarin fazla eksikligi.. Kanıyorumda sonra, ama sen korkma. Korkmazsinda zaten biliyorum, gök gürültüsü gibi birşey değil nede olsa bu.
Dünya yıkılsa, bu duygular kimseye dokunmaz metinlerden başka.
Beklentilerde çadırın kapısında, kulakları ağzımdan çıkacak duygu durumlarında. Sarılıyorlar bana, her birinizin kişisel, tek tek birer birer, saniyelerle dolu yokluğunda. Basıyorum bağrıma hepsini sırayla. Korkusuzca sarıp, özleminin kokusunu arıyorum anılarda. Çektin mi yokluğun kokusunu içine, birer birer saniyelerce hasret gidermecesine. Şehrin soğuğu çöker geceye hasreti öldürürcesine.
Sen yoktun giderdiğim beklentilerde.(kendime sen yoktun diye serzeniyorum.) Ben kendimi özlemişim, sana sarılıp duygularıma ağlıyorum yokluğumda. Sen her yerdesin nede olsa; bazen bir şahinin kanatlarında -kesende manzara, bazense kızılderili şapkasında -bir şahin kanadıyla.
Bazı havalarda, rüzgarın ağaçların yapraklarıyla fısıldayışını duyardım. Yine aklıma gelirdim; kimdim bilinmezdim, bilmem kaç duyu organıylada olsa kendimi özlerdim. Özlemimin ağırlığı bastırıyor yağmurun sesini. Gök gürültülerinde kayboluyoruz.
Işıltılı göklere manzara oluyoruz Akdeniz semalarında.
Kimse görmüyor bizi aşıklardan başka, hasretlerden başka, rüzgarı okşayan ağaçlardan başka..
Aşıkları görememek, gönlünde zerre minnet olmayan et torbalarının gözlerinin tek kusuru olsa diyorum bazı parafların cesur tutumlarına. Gidiyorsun rüzgarlarla -bugünün yarınına. Bir Akdeniz akşamında susuz ve rutubetsiz bir duvarın tuğlalarını çürütüp, fay hatlarının depremlerini süslüyorsun Van Gölü civarlarında.
Yarım yamalak metinlerin şiirleri oluyorsun, Ferhat'ın Şirin'i fark ettiği an da; kafiyelerce toplayıp çığırdığı türküleri ateşlerle söndürüyorsun. Mevsim, otoparkın üçüncü katından denizi izleme baharı. Aldı çantasını ve döndü arkasını. Şirin, olanları anlamazken. Ferhat, anlamların mantık sınırlarınıda delmiş, zamanı varken Şirin'e gelmemiş.
Kuşlar pırpır uçuşup mantığın tünelinden geçip, sınırınıda geçmek için özgürlüğün tanımını bugün *karanlığa kanat çırpan aydınlık- olarak yapıyor ve kendi özgürlüklerini kendilerine armağan etmek için kanatlarını, karanlık tüneli aydınlatmak adına çırpıyorlar. "Mantığın sınırını çoktan geçmiş olmalılar."
Mantık, Ferhat'ın tüneli ceviz ağacıyla kapatıp aynı ağaca kendini asmış. Çünkü kuşların kanatları, mantığında paranoyaları rasyonel bir gerçekmiş. Hatta bir ara anlamların salatasına zeytinyağı döküp ekmek banmış. Burda biraz abartmış, kafası fena karışmış.
Cevizler, daldaki asılı ipi boynundayı son yolculuğuna, bir şahin tüyü ile uğurlamak için önceki gün dala konan şahini yolmuşlar.
Tüyünü, mantığın tam saçlarının arasına getirmek için hafif bir rüzgar bekler ceviz. Dallar kıpırdanıncada rüzgarla, var gücüyle sallar dallarını ve mantığın özgürlük nişanını tamda yerine bırakır.(ardından toprağa bakıp gülümsemiş -ceviz. Bu gülümseme, toprağın bizi görmesi için gözlere ihtiyacı olmadığını ve cevizle sadece taraflardan birinin anlayacağı şekilde anlaşabildiklerini düşündürtürmüş.)
Başarılı olunca çok sevinmiş ceviz, kökleriyle sıkmış toprağı sarılır gibi sıkı sıkı, biricik dostuna.
Yalnızlık kimi zaman sınırını aşar, aydınlık kuşları gibi kanadını çırpar kanıverirsin.
Zavallı ceviz kardeş kim bilir kaç yıldır aynı toprağa bakıyor kim bilir biz yokken neler konuşuyordur, dallarına isimde takmış mıdır? Birinin ismi belli "özgür mantık." Sınırlardan taşar. Özgürlüğe cilve taklaları atardık.
“Yalnızlıktan Üşüyen Adam”
Bugün kendi dinimde münzeviyim. Bir fincan kahve, bir sigara, bir de düşlerim; göğün, yıldızların, işin, aşkın ve hatta güzelliğin ya da ihtişamın yerini gayet rahat doldurabilir. Deyim yerindeyse hiçbir uyarıcıya ihtiyacım yok. Ben afyonumu kendi ruhumda buluyorum.
Fernando Pessoa - Huzursuzluğun Kitabı

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
-
Olduğumu sandığım insanla, gerçekte olduğum insan.. Farklı ülkelerde doğup, büyümüş, farklı kültürlerde yetişmiş iki yabancı birbirine. Çok uzaklar birbirlerinden fakat aynı zamanda çok yakın. Aralarında elle tutulur, gözle görülür bir nefret var fakat birbirlerine muhtaçlar. Biri olmadan ötekinin anlamı yok. İkisi de birbirinin omzuna yük..
Olduğumu sandığım kişi olmadığımı fark ettiğim zaman, olduğum kişinin aslında bana ne kadar yabancı olduğunu görmüştüm. ‘Nasıl mutlu olabiliyorsun bunca acının içinde,’ diye sormuştu birisi. ‘Mutlu değilim, içten içe çektiğim sancıyı görmüyor musun,’ diyememiştim çünkü o an fark etmiştim aslında olduğum kişiyi herkesten hatta kendimden bile sakladığımı. Günümüzden herkesin yaptığı gibi.. Çoğu farkına sonradan varıyor yine de gerçek kimliğini asla gün yüüne çıkartmıyor. İçe içe acı çekmeye razı geliyor çünkü kendisi bile sevemezken olduğu kişiyi, kendi benliğini, bir başkasının sevebileceğine ihtimal vermiyor. John Verdon, “Olduğumu sandığım insan gerçekte olduğum insandan ölesiye korkuyor,’ diyor ve ekliyor, “Diğer insanlar onun hakkında ne düşünürler diye korkuyor. Gerçekte olduğum kişiyi bilseler bana de yaparlar ?” İnsanlardan korkuyor, kabul edilememekten, insanların gerçekte olduğu kişiyi sevmemesinden korkuyor. Toplum tarafından kabul görmeme korkusu bizi içimizde yalnızlaştırıyor.
-s
Bugün yine düşüncelerim arasında sıkışıp kaldım, nefes alamadım. Yeni kararlar verdim. Asla gerçekleştiremeyeceğim halde yeni kararlar vermeye çekinmedim.
#kompozisyon #sananaleskerov #photographer #iphone #icherisheher