bu güzel! bunun için uğraştım.

NASA
Noah Kahan

pixel skylines

roma★
Three Goblin Art

oozey mess

tannertan36
official daine visual archive
d e v o n
Show & Tell
Misplaced Lens Cap
h
art blog(derogatory)

⁂
occasionally subtle
Mike Driver
hello vonnie
seen from Brazil
seen from Brazil

seen from Ireland
seen from Ecuador

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Türkiye
seen from Canada
seen from United States
@sequesteredwmn
bu güzel! bunun için uğraştım.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Gittiğim yol doğru değil.
İnsan kelimelerin peşine düşerken elinden kaçırdığı bir hayat olduğunu ne zaman anlar? Ya anladığında,o hayat geri dönülemeyecek kadar uzaktaysa ne hisseder? Hepimiz hayatta seçimler yaparız,zor olan onlarla yaşamaktır.
The Words – Çalıntı Hayat 2012 Brian Klugman, Lee Sternthal
Düşünsene hayatın boyunca aldığın her nefesi tam da şu “an"ı yaşamak için aldın. İçinde olduğun bu anı ümitsizlikle sakın karartma, çünkü yaşadığın her an çok çok çok kıymetli. Sen bir yoldasın, yollarına başka yollar karışacak bazen. O yolların bazılarının sonu sana yeni sayfalar açacak. Bazılarının sonu belki uçurum olacak, bilemezsin. Ama neden emin ol biliyor musun? Senin her zaman kendi yolun olacak, kendine ait bir yol. Önüne çıkanlara aldırma..
Su gibi ol; gelenleri kabul, gidenleri yolcu et.
-Zey /Mayıs 11 ‘16

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Galina Grigoryevna Kolesnikova kimdir?
Çok az kişinin bildiği Galina, Nazım Hikmet’in sevgilisiydi. Nazım’ı en çok seven Galina’ydı. Nazım Hikmet’in hayatı boyunca 5 kadınla sevgili oldu. 4 sevdiği kadına şiirler yazmıştı fakat Galina için kalemini hiçbir zaman oynatmadı. Hiçbir zaman sevemedi. 1953-1960 yılları arasında sevgili olsalar da Nazım Hikmet hiçbir zaman Galina’yı sevemedi. Duygularını dosttan öteye taşıyamadı. Ayrıca Nazım Hikmet Galina’ya “Galya” kısaltmasını kullanırdı. Nazım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi sonrası kaldırıldığı hastanede Galina ile tanıştı. Galina tanışmalarını şöyle anlatmaktadır; “Koridorda birden karşıma güzel, çok yakışıklı zarif bir insan çıktı. Ona doğru yürüdüm ve “Siz Nazım Hikmet misiniz?” diye sordum. O da “evet sevgili dostum” diyerek elini omzuma koydu. “Lanet olsun, hastalandım” dedi. Hastanede 3 aylık tedavisinden sonra Galina’nın evinde birlikte yaşamaya başladılar. Galina sadece doktoru ve sevgilisi olmadı, aynı zamanda mektuplarını yazdı, şiirlerini daktilo etti, onun tercümanı ve kameramanı oldu. Nazım’ın evinde arkadaşlarıyla, ünlü şairlerle, köpeği oynarken, daktilosunun başındayken, hasta yatağındayken, yurt dışı gezilerindeyken kısaca her anını Galina kamera ile kayda almıştı. Kamera’nın son görüntüleri bir sahil kenarında çekilmişti. Oraya 1958 yazında Nazım’ın ısrarıyla gitmişlerdi. Nazım gönlünü yeni kaptırdığı Vera’ya yakın olmak istiyordu. Vera’nın eşiyle beraber tatil yaptığı sahil kasabasına Galina’yla beraber gitmişti. Hep birlikte tatil yaptılar. Galina Nazım’ı Vera’ya fal bakarken, çakıl taşları atarken ve yan yana yürürken kayda almıştı. Daha sonra Nazım Hikmet kamerayı eline alıp, Galina ve Vera’yı yan yana çekmişti. Galina Nazım’daki değişiklikleri fark etmiş ve o zamanı şöyle anlatmaktaydı; “Şiir yazamaz olmuştu. Oyun yazıyordu, yazı yazıyordu ama benimle beraberken şiiri bırakmıştı. Ama Vera’ya aşık olunca, hemen şiir yazmaya başladı. Ben onu çok iyi anlıyordum. Onu çok sevmeme rağmen, sevdiği kadınla beraber olması gerektiğini anlıyordum. Öyle aşıktı, öyle güzel yazıyordu ki, bir kez bile kıskanmadım onu. Tekrar yazmaya başlamıştı. Önemli olan da buydu. ” Galina Nazım’ı o kadar çok seviyordu ki, terk edildikten sonra “Bu trajediye çok zor dayandım. Sancılıydı. Kısaydı ama zordu. Her şey olabilirdi. Nazım’ın kalbi kötüydü. O haliyle Vera’yla kaçmıştı. Kaçtıkları yerdeki tanıdığım doktoru aradım. Nazım’a göz kulak olmasını istedim. Nazım’a arabasıyla, şoförünü gönderdim. Bol bol portakal yolladım. Bir de aldığım kazağı gönderdim” diyerek, terk edilmesine rağmen Nazım’ı ne kadar çok sevdiğini belli ediyordu. Nazım Galina’ya yazdığı ayrılık mektubu ise şöyleydi; “canım, kızım, anam, yoldaşım, baçım memet'im, münevver'im, galyam! bunu yapıyorsam başka bir şey yapamadığım içindir. ve eğer ben senin yüreğinde ve kafanda her şeyden önce senin yoldaşın, arkadaşın, seninle ortak dertleri paylaşan ağabeyinsem, sen, kadınlık gururunu çiğneyen bu acı karşısında ayakta durabilir ve büyük dostluğumuzu çiğnemezsin. (…) senden son bir ricam var: beni affet! yüzyüze konuşup konuşmamaya karar veremedim. (…) senden bir erkek olarak ayrılıyorum, ama bir dost olarak sen istesen de istemesen de yanındayım. (…) hiç kimseye kızma. kimse aklımı çelmedi. bir kez daha tekrarlıyorum, yapabileceğim başka bir şey yoktu. iki aylığına orta asya'ya gideceğim. iki ay sonra öfken yatışmış olur da beni görmek istersen gelirim. (…) dedikodular olacak, bu duruma sevinecek insanlar çıkacaktır. sana soru soran herkese “nazım benim yakın dostumdur ve öyle kalacak” de. biricik anam, bacım, memo’m, güllü hanım, adil giray, ölene kadar senin baban, yoldaşın, ağbeyin, dostun, en yakının olarak kalacağım. mübarek ellerinden öperim. senin nazım hikmet…“ Galina hiç evlenmedi. Hayatı boyunca Nazım’ı sevdi. Türkiye ile tek bağlantısı olan Dursun Özden, Galina’nın 17 Şubat 2014’te “Beni Nazım çağırdı. Ben gidiyorum…” diyerek Votkinsk’de yaşama veda ettiğini bildirdi. instagram.com/galinavenazim
Kimse için Piraye yahut Vera olamam ben. Galina olur çok sever, acı çekerim. Ama şiir yazan olmaz bana. Çünkü şairler bile güzel olana yazar şiirlerini, güzel sevene değil.
şu yorum için tekrar rb yapmak istiyorum
Burcu geldi aklıma. 1. Sınıfta sevdiğim kız. Eğer o gün, 7 yaşında bir çocuk sevdiği kızın karşısında altına işemeseydi, bu gece çok daha farklı olabilirdi mesela. Bu gece Burcu'ya içiyorum. Bu gece Halit Uluç İlköğretim okuluna, her gün dayak yediğim ve sayesinde dayak atmayı öğrendiğim Şahan'a, 8 yaşımdayken tasomu çaldığı için ilk küfürümü ettiğim, annesine orospu dediğim Muhammet'e içiyorum. Nisanlar hüzünlüdür hep. Bu gece, 23 nisan gösterisine aylarca hazırlanıp 22 nisanda okul değiştiren küçük bir çocuğa içiyorum. Bu gece, büyüdüğünde istediği hayvan olabileceğini sanan, köpek olmak için büyümek isteyen, ağzında dişi olmayan bir bebeğe içiyorum. Bu gece Antalya/Konyaaltına, Sivas/Yıldızeline, Samsun/Saadet Caddesine içiyorum. Bu gece Cedit mahallesine de içiyorum. Bu gece 12 yıldır ev numarası aklımdan hiç silinmeyen ilk arkadaşım Hasan'a içiyorum. Ben bu gece, asla sigara içmem diyen, astım hastası, tırnakları sapsarı bir adama içiyorum. Siyahıma, Yeşilime, hatta Mavime bile içiyorum. Leonard Cohen'e bu geceyi lütfettiği için, Axl Rose'a bana sevmeyi öğrettiği için, Frank Sinatra'ya saygıyı öğrettiği için, Jon Bon Jovi'ye hayat gayemi öğrettiği için içiyorum. Tüm umutlarıma. Ben bu gece; Yıllar boyu ağlamış bir kadına, yıllar boyu ağlamamış bir adama içiyorum. Ben bu gece 10 yıl birbirini görmeden, duymadan, sağ mı-ölü mü bilmeden hayatlarına devam eden, birbirinin ismini asla anmayan, ama birinin yanında diğerinin konusu açılınca gözleri yağmurlara boğulan iki insana içiyorum. Ben bu gece, geleceğime içiyorum. Unutamadığım her şeye, her an düşündüğüm onca şeye, bana bu ödülü ehliyetim olmadan veren Tanrı'ya içiyorum. O bana günah yazıyor, ben onun da şerefine içiyorum. Hayat tek seferlik. Zıvanayı fazla deldik. Şimdi ne koyarsak suya düşüyor.
Muhteşem bir yazı. Muhteşem bir yazardan..
Canımı acıtan cümle : “Ben bu gece 10 yıl birbirini görmeden, duymadan, sağ mı-ölü mü bilmeden hayatlarına devam eden, birbirinin ismini asla anmayan, ama birinin yanında diğerinin konusu açılınca gözleri yağmurlara boğulan iki insana içiyorum. “ Muhteşem Bir yazı…
Muhteşem mi? Muhteşem kelimesi az kalır, hatta bütün övgü kelimeleri az kalır bu yazıya… “ Ben bu gece; Yıllar boyu ağlamış bir kadına, yıllar boyu ağlamamış bir adama içiyorum.”
Aradan epeyi zaman geçtikten sonra “Uzun zaman oldu kızım” demek için yazıyorum belki. Ya da nereden yaraladığımı, nerede nefessiz kaldığımı, neye rağmen yaşadığımı anımsamak için. Belki de kendimi unutmamak için. Ama acımı azaltmak için değil. İndiğim çukurun en dibini görmek için belki ama kesinlikle acımı azaltmak için değil.
Değişmem gerek. Biraz daha katı, biraz daha sivri, biraz daha soğuk olmalıyım. Yine sevmeliyim herkesi, her şeyi ama içimden. Çok içimden. Epeyi içimden. Kimsenin farkına varamayacağı kadar içimden.
Onların riyakarlıklarından yoruldum. Bir gün dost iken ertesi gün düşman olmalarından, boş bir an yakaladıklarında hemen en hassas noktadan vurmaya çalışmalarından, hoşlarına gitmeyen bir şey olduğunda, acısını hiç alakası olmayan insanlardan çıkarmalarından.
Elimden gelen her şeyi yaptım. Ne olursa olsun hep insan için çabaladım. Bir şeyleri iyi etmek uğruna feragat ettim hep, her şeyden. Ama artık yapamam. Daha fazla eksilemem. Kimse için tek bir adım bile atamam.
Artık daha başka her şey. Daha başka.
1. …iki çay söylemiştik orda biri açık, keşke yalnız bunun için sevseydim seni…
| cemal süreya
2. …benim çay bardağımda senin gözlerin olur, senin gözlerin sizin çay bardaklarınızda…
| sezai karakoç
3. …çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle…
| turgut uyar
4. …ve oturdu mu bir masaya hakkını verir çay içmenin…
| cahit zarifoğlu
5. …ama bu kente gelirsen unutma beni ara. Sana bir çay ve temiz yaralar ısmarlarım…
| osman konuk
6. …bütün gün kahvede oturdum yedek kulübesinde ve bir kardeşim saf dışı kalsın diye çay söyledim kahveden…
| ibrahim tenekeci
7. …şimdi ölsek en fazla kahvede çaylar soğur…
| yılmaz odabaşı
8. …masada çay bardakları ve senin ellerin olsun…
| tarık tufan
9. …çay bulaşıcıdır, efkar da…
| bekir erdoğan
10. …soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm…
| nevzat çelik
11. …hadi iç de çay koyayım…
| ah muhsin ünlü
12. …yazsam okusam okusam yazsam biri devamlı çay verse bana…
| ömer lütfi ege
13. …çay var içersen, ben var seversen, yol var gidersen…
| aşık veysel
14. …bir gün çay içelim seninle, çaylar benden manzara senden olsun…
| orhan kemal
15. …seni çay içerken izlemek, seni çay doldururken, seni demlerken çayı, kimseler inanmasa da düpedüz sevap…
| alper gencer
16. …biz çayın yalnızlığa iyi gelen tarafını da severiz…
| oğuz atay
17. …çay henüz her şey bitmedi demektir…
| cezmi ersöz
18. …her gülümseyişin de tüm ülkeye çay ısmarlayayım, seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana…
| murat menteş
19. …çay içiyoruz mutlu bir sessizlik içinde…
| cevat çapan
20. …pencerenin önünde örgü ören birinin -örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi…
| edip cansever
21. …otoban dolusu gürültüyü sıkıştırıp beynime; anne dedim, hadi çay koy da içelim…
| ali lidar
22. …çay bardağında bırakılan dudak payı kadar bile uzak kalamam gözlerine…
| sunay akın
23. …çayın rengi ne kadar güzel, sabah sabah, açık havada…
| orhan veli kanık
24. …biraz çay soğuklarda.. ne kadar acı şu dünya…
| behçet necatigil
25. …anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer…
| can yücel
26. …bir çay yalnızlığı Emirgân’dan öteye, değdikçe ısındığı yaldızlı bardağın…
| attila ilhan
27. …çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de, duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle…
| turgut uyar
28. …hayatta herkesin mutlaka bir sarayburnu aile çay bahçesi varsa, sen benimle mi gelirsin ben sen de mi kalırım bunu bırakalım şu geçip giden bulutlar düşünsün…
| salih bolat
29. …çaycı getir ilaç kokulu çaydan, dakika düşelim senelik paydan…
| necip fazıl kısakürek
30. Sonra belki çay içeriz. şansımız varsa yağmur da yağar. damlalara huzur yüklemece oynarız. benim damlam seninkini alnından öper. güzel şeyler olur belki. sen gel bence..
| lale müldür
31. …basit yaşayacaksın basit, sanki bir gün yaşamın sona erecekmiş gibi basit, çay, simit ve peynirle…
| nazım hikmet
Bu yazıyı okuduğumda beş dakika o boşluktan kurtulamadım.
Ve daha kurtulamayan onlarca kişi adına bu yorum!
Bu arada kitabın ismi de Erim şişman- zürafa tozu.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Medyamız sayesinde teslim olan(!) teröristleri sempatik göstermeye çalışanlar var. Eğer içinizde bu teröristlere karşı bir gram dahi acıma duygusu olursa; Bu fotoğraflar gözünüzün önüne gelsin…
Josef K. rüya görüyordu.Güzel bir gündü ve K.’nın canı yürüyüşe çıkmak istemişti. Henüz bir iki adım atmıştı ki, hemencecik mezarlığa varmıştı bile. Mezarlıktaki patikalar çok dolambaçlıydı, dahiyâne şekilde yapılmışlardı ve hiç pratik değillerdi, fakat sarsılmaz bir duruş ve dengeyle sanki bir akıntıya kapılmışçasına o patikalardan birine sessizce süzüldü. Çok uzaktan gözü yeni doldurulmuş bir mezar tepeciğini seçti. Yanına gitmek istiyordu. Bu tepeciğin etkisiyle büyülenmiş gibiydi. Mezara yeterince hızlı ulaşamayacağını hissetti. Ona doğru ilerlerken mezarı zaman zaman gözden kaybediyordu, çünkü büyük bir güçle dönen ve birbirine çarpan bayraklarla görüşü engelleniyordu; sancakları kimin taşıdığı görünmüyordu, fakat belli ki çok eğlenceli bir kutlama süregidiyordu.Bir yandan hâlâ mezarı gözetlerken o mezar tepeciğinin, aniden, yürüdüğü patikaya bir hayli yaklaştığını gördü. Aslında neredeyse geçiyordu bile. Çimenliğe doğru hızla sıçradı. Fakat patika kaldırdığı ayağının altında hızla akıp gittiği için sendeledi. Tam da mezarın önüne iki dizinin üstünde düştü. Mezarın arka tarafında iki adam duruyordu ve birlikte bir mezar taşını yukarı kaldırmış tutuyorlardı; K. tam oraya varmıştı ki adamlar taşı toprağa sapladı. Adeta yapıştırdılar. Çalılıkların arasından birden üçüncü biri daha çıkageldi. K. hemen tanıdı onu, adam ressamdı. Üzerinde pantolon ve gelişigüzel düğmelenmiş bir gömlek vardı yalnızca, başında kadifeden şapka; elinde havaya bir şeyler çizdiği sıradan bir kalem tutuyordu. Şimdi de o kalemle mezar taşının başına yönelmişti; taş çok uzundu, ressamın eğilmesi gerekmiyordu, yine de ileri doğru eğrildi, çünkü ayak basmaktan çekindiği mezar tepeciği taşla kendi arasına denk geliyordu. O yüzden parmak ucunda durup sol eliyle taşın düz yüzeyini tutup dengesini sağladı. Baş döndürücü beceride bilek hareketleriyle o sıradan kalemini kullanarak altuni harfler ortaya çıkardı; şöyle yazmıştı: BURADA – – YATIYOR Her harf belirgin ve güzel bir şekilde çizilmiş, derince hâk edilmişti ve saf altındandı. Bu iki kelimeyi yazarken omzunun üzerinden K.’ya baktı; yazının nasıl duracağını görmeye pek hevesli olan K. tüm dikkatini taşa veren adama neredeyse hiç dikkat etmiyordu. Ve gerçekten de adam yazmaya devam etmek üzere tekrar döndü. Ancak devam edemiyordu. Bir şey ona engel oluyordu. Kalem elinde öylece asılı kaldı ve bir kez daha K.’dan yana döndü. Bu kez K. da ona baktı ve çok mahcup olduğunu ve fakat kendini ifade edemediğini fark etti. Baştaki enerjisinden eser kalmamıştı. Bu durum K.’yı da mahcup etti. Birbirlerine aciz bakışlarla baktılar; ikisinin de çaresini bulamadığı korkunç bir yanlış anlama vardı aralarında. Mezarlıktaki küçük kilisenin vakitsiz çanı çalmaya başladı, fakat ressam havaya kaldırdığı eliyle bir işaret verdi ve çan sustu. Kısa süre sonra ses yine başladı; bu kez oldukça yumuşak ve ısrarsız. Yine hemen sustu; sanki kendi sesini test eder gibiydi. K. ressamın müşkül durumu yüzünden kendini berbat hissediyordu. Ağlamaya başladı ve uzun süre yüzünü elleriyle kapatarak hıçkırdı. Ressam, K. sakinleşene dek bekledi ve sonra yapabileceği bir şey olmadığı için yazmaya devam etmeye karar verdi yalnızca. Vurulan ilk küçük darbe K.’ya ilaç gibi geldi, fakat ressam belli ki bu darbeyi çok isteksiz yapmıştı; eser de güzelce bitirilmiş gibi durmuyordu artık. Her şeyden öte altın dal eksikti. Vuruş soluk ve belirsiz, diğer harflerden ayrı duruyordu, çok büyük bir harfe dönüşmüştü. Bir J’ydi sanki, neredeyse tamamlanmıştı ve o anda ressam ayağının biriyle sinirle bastı mezar tepeceğine, öyle ki etrafındaki toprak havalandı. K. anlamıştı sonunda; özür dilemek için çok geçti artık. Bütün parmaklarını kullanarak, kendisine neredeyse hiç karşı koymayan toprağı kazdı; her şey önceden hazırlanmış gibiydi. İnce bir toprak tabakası sırf görüntü olsun diye tertip edilmişti. Onun hemen altında büyük bir delik açılmıştı dik kenarlı. K. o çukura çökmüş, hafif bir akımla sırt üstü sürüklenmişti. Bir yandan zifiri karanlık derinlikler onu çoktan kabul ederken, diğer yandan başı hâlâ daha boynundan yukarı doğru kendini zorluyordu, mezar taşının üzerinden gösterişli harflerle kendi adı geçiyordu.
Josef K. manzaranın güzelliğiyle büyülenmiş şekilde uyandı.
Franz Kafka, Rüya
“-Biliyor musun? -Neyi? -İnsanlar hiçbir şey hakkında konuşmuyorlar. -Muhakkak bir şeyler konuşuyorlardır. -Hayır, hiçbir şeyden söz etmiyorlar. Sadece giyimden, arabadan söz ediyorlar. Konuşulan şeyler hemen hemen hep aynı, değişik hiçbir şey yok. Hiç müzeye gittin mi? Amcam bir zamanlar durumun çok değişik olduğunu söylüyor. Çok zamanlar önce resimlerin bile anlamı varmış.”
— Ray Bradbury, Fahrenheit 451

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Karım hasta. Kişisel yaşamı, işi, kendi hataları ve çocukların sorunlarından dolayı sürekli gergindi. Karım 14 kilo verip, 40 kiloya kadar düştü. Çok sıskaydı ve sürekli ağlıyordu. Karım mutlu bir kadın değildi. Devamlı başı ağrıyordu, kalp ağrısı vardı, ve kaburga arkasında sinirleri sıkışıyordu. Sağlıklı bir uyku düzeni yoktu, sadece sabahları ve çok yorgun olduğu zamanlarda hemen uykuya dalıyordu. Bizim ilişkimiz bitmek üzereydi, ayrılma eşiğine gelmiştik. Karım kendi güzelliğini bırakmıştı, gözlerinin altında torbalar vardı, yüzüyle alay ediyordu, ve kendine bakmayı bıraktı. Kendisine gelen tüm filmleri ve rolleri reddetti. Artık ben de umudumu kaybetmiştim, yakında boşanacağımızı düşündüm… Ama sonra birşeyler yapma kararı aldım, sonuçta dünyanın en güzel kadınıyla evliydim. Dünyanın erkek ve kadınlarının yarısından çoğunun idolüydü ve sonra onun yanında uykuya dalmaya, ona sarılmaya başladım. Çiçeklerle beraber duş almaya, onu öpmeye, övgüler söylemeye başladım. Onu her dakika memnun görüyordum ve çok şaşırdım. Ona hediyeler alıyordum. Sadece onun için yaşamaya başladım. Onun hakkında basınla sadece ben konuştum. Bütün olayları onun yönetimi altına aldım, onun ve ortak arkadaşlarımızın yanında onu övdüm, inanmayacaksınız ama yüzünde çiçekler açtı, daha iyi hissetti. Kilo almaya başladı, sinirlenmiyordu, ve beni hiç olmadığı kadar çok seviyordu, hem de beni bu kadar sevebileceğini bile bilmezken. Ve sonra birşey farkettim … Kadın, erkeğin yansımasıdır. Eğer erkek kadını deliler gibi seviyorsa, kadın gelecektir … - BRAD PITT