oh yeah i'd been waiting to post all of these guys cause i needed names for all of them, but now its TIME
seen from United States
seen from South Korea
seen from China
seen from Russia
seen from Norway
seen from Germany

seen from Italy

seen from United Kingdom

seen from Italy

seen from Italy
seen from Germany

seen from Italy

seen from Norway
seen from United States
seen from United States

seen from Italy
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Germany

seen from Italy
oh yeah i'd been waiting to post all of these guys cause i needed names for all of them, but now its TIME

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
İmam Gazali Hazretleri “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud, 112) ayetindeki istikametten kastın denge olduğunu ifade eder. Hz. Peygamberin saçlarını ağartan istikametteki zorluk hak yolda dosdoğru yürümek manasına olanı değildir. Zira bu Peygamberler için kolaydır ama zor olan istikamette dengeyi sağlamak; Allah’ın emirlerini aşırıya gitmeden uygulamaktır. Mesela bir insan son derece cömert olabilir ama bir lira verilmesi gereken yere bin, bin verilmesi gereken yere bir vermek istikamete uygun değildir. Gazali’ye göre işte Hz. Peygamberin saçlarını ağartan zorluk istikamette dengeyi, adaleti korumadaki güçlükten kaynaklanmıştır.
İnsanın hayatında dengeyi hele de maneviyat sahasında yakalaması kolay değildir. Sufiler bu konuda hassa olmuşlar, aralarında aşırı gidenleri öncelikle kendileri eleştirmişlerdir. Özellikle İmam Rabbânî’nin bu yönü her türlü takdirin üstündedir. O mektubatının büyük bir kısmını ulema, sufiyye idareci ve bilumum halk kesimlerindeki aşırılıkları düzeltmeye hasretmiştir.
İŞLERİN HAYIRLISI VASAT OLANIDIR...
İmam’a göre dini hayatımızda dengenin en önemli olduğu alan itikat sahasıyla ilgili olanlardır. İslam mezheplerini hak yoldan ayıran onların bazı konulardaki aşırılıkları olmuştur. Mesela, Şiiler sevgi ve nefrette aşırı gitmişler, ashabın bir kısmını yüceltip adeta hata ve günahsız kabul ederken diğer bir kısmını ise tamamen kötü göstermişlerdir. Hâlbuki Ehl-i sünnet kendini her tür aşırılıklardan korumuş, ashab-ı kiramın hepsini kucaklamıştır.
İmam itikat hassasiyetini şu sözleri ile ifade eder:
Allah Teâlâ, sana doğru yolu göstersin! İyi bil ki, Allah yolunda bulunmak isteyen sâlike önce lâzım olan şey, itikadını düzeltmektir. Doğru itikat, Ehl-i Sünnet âlimlerinin, Kur’ân-ı Kerîm’den ve hadîs-i şeriflerden ve ashab-ı kirâmdan öğrendikleri, anladıkları itikattır. Kur’ân-ı Kerîm’in ve hadîs-i şerîflerin manasını doğru anlayan, doğru yolun âlimleridir. Bunlar da, Ehl-i Sünnet vel-cemâat âlimleridir. (286. mektup)
Günümüzde bazı sufiler itikadî konularda kendi ilham ve keşiflerine güvenerek yanlış inançlara kapılabilmektedirler. Hatta kelam ehlinin ve fukahanın ilmini zahirî ilim diyerek küçümseyebilmektedirler.
Bu görüşün yanlışlığını İmam şöyle açıklar:
Peygamberlik ile velayet bilgileri arasında, ikinci bir fark da, vahyin şüphesiz kesin doğru olmasında yatar. İlham ise, zan iledir. Çünkü vahy melek ile gelir. Melek, hatadan korunmuştur, ma’sûmdur, öyle yaratılmıştır, bu sebeple yanlışlık yapamaz. Her ne kadar ilhama mazhar olan kalp, âlem-i emirden olup, yüce bir mertebeye sahip ise de, akıl ve nefs ile birlikte bulunduğu için, (onların kötü tesiri ile) ilhamı algılamada yanılabilir. (41. Mektup)
İFRAT EN BÜYÜK FİTNEDİR...
İmam Rabbânî’nin tasavvufa kazandırdığı başka bir farkındalık ise ibadetlerdeki aşırılıklardan bizi sakındırmasıdır. Sufilerin amel konusundaki aşırılıkları daha çok farzları ihmal edip, zikir ve sema gibi nafile ibadetleri ön plana çıkarmalarında göze çarpar. İmam’a göre zikir, fikir ve mücahede gibi tasavvufî uygulamaların sâlike fayda vermesi için öncelikle farzların yerine getirilmesi ve haramlardan kaçınılması gereklidir:
Şunu iyi bilmeli ki, zikrin sâlike fayda vermesi için, öncelikle şeriatın bütün ahkâmının yerine getirilmesi elzemdir. Sâlike ilk planda vacib olan, farzları ve sünnetleri yapmak; haramlardan ve şüphelilerden ise kaçınmaktır. Bunu yaparken de sâlik ufak büyük bütün meselelerde âlimlere müracaat etmeli ve onların fetvalarına uymalıdır. (190. Mektup)
Bu durumda salik zahiri ilimleri öğrenmekten geri kalmamalı, bâtınî ilimler öğreniyorum diye şer’î ilimlerden uzak durmamalıdır.
Bu konuda çok hassas olan İmam, halifelerini bu şöyle uyarır:
O hâlde şerefli meclislerinizde tasavvufî eserler okunduğu gibi, fıkıh kitapları da okunmalıdır. Farsça yazılmış fıkıh kitapları çoktur. Meselâ Mecmû‘a-i Hânî, Umdetü’l-İslâm, Farsça yazılan Kenz. Hattâ tasavvuf kitapları okunmasa zararı yoktur. Çünkü onlar hâllerle ilgilidir. Söz ve lâfa sığmazlar. Halbuki fıkıh kitapları okumamakta zarar ihtimâli vardır. (19. Mektup)
Ayrıca İmam Rabbanî sâliklerin mürşidlerine gösterdikleri sevgi ve saygı hususunda da aşırılıktan kaçınmasını tavsiye eder. Zira sufiler arasında bu tür dengesiz davranışlar sıkça görülmektedir. Hatta Batılılar buradan yola çıkarak sufilerin evliyalara tapındığını iddia etmişlerdir.
İmam bu tür suçlamalara bahane üretilmemesini şöyle tavsiye eder:
Güvenilir bir kimsenin bize naklettiğine göre, bir halifenin müridleri, önünde yeri öpmekle yetinmeyip kendisine secde ediyormuş. Bu işin çirkinliği güneşten daha açıktır. Onu bu işten şiddetle men edin. Halkı yönlendirmek için ortaya çıkanlar başta olmak üzere herkes bu tür işlerden sakınmalıdır. Özellikle onların (önderlerin) bu işlerden kaçınması en büyük mecburiyetlerdendir. Çünkü onun peşinde gidenler hal ve hareketlerinde onu taklit ederler ve böylece bir fitnenin içine düşmüş olurlar. (19. Mektup)
Netice olarak şu unutulmamalıdır ki şeytan ifrat ve tefritte gezer. Hayırlı bir ameli sâlike öncelikle yaptırmamaya çalışır, buna engel olamaz ise bu sefer o ameli aşırılıklarla ifsad etmeye çalışır. Mesela şeytan bazı gafilleri Allah dostları mürşidlerden tamamen uzak tutmaya çalışırken, bazılarını da onlar hakkında sapık ve aşırı inançlara sevketmişlerdir. Rabbimizden niyazımız her tür aşırılıklardan ve dengesizliklerden bizleri koruması, dinimizi orta yol üzerine yaşamamızı nasip etmesidir. Amin
Prof. Dr. Süleyman Derin, Altınoluk Dergisi, 2014 – Ağustos, Sayı: 342, Sayfa: 014
#ifrat #tefrit #uçlarda #abartılı #ektrem #extreme https://www.instagram.com/p/B3MVdTBBy85/?igshid=1clsce0sauotf
Renkli giyinmenin neresi doğru Allah aşkına modern islamcılık oynamayın bana
sizi muhatap alıp size oynayan kim ya hu? ortaya dökülüp kendiniz madara oluyorsunuz oyun oynuyorsunuz, sonra oyun oynamayın falan filan. önce Allah'ın emrini hafife aldığımı iddia edip tebrikliyorsunuz. sonra kıvırıp renkli giyinmesine çakayım diyorsunuz, bi de modern islamcı diyeyim terimli kavramlı konuşuyorum bu işleri biliyorum edasıyla tekrar geliyorsunuz. sizi kim muhatap alıyor. aa ben alıyorum ne kadar nasiplisiniz inanılmaz değil mi?
örtünmek Allah'ın emri, ferace, pardesü, tunik veya çarşaf değil. adı ne olursa olsun dış kıyafetin tesettürde çok mühim ve vazgeçilmez bir yeri var. o dış kıyafetin ölçülerini de herkes biliyor. buna uygun davranmaya çalışan çalışıyor gayret gösteriyor. mütesettir bir hanımın giyimi ne durumda olursa olsun bir üst hassasiyet gösterebilir. Allah'ın emrine uymada gösterilen her hassasiyet kişinin takvasına eklenir. sadece giyimde değil, yemede içmede, konuşmada, bakmada, okumada, dinlemede her şeyde.
bu hariç giydiğim tüm dış kıyafetlerin siyah ve lacivert olduğunu defalarca paylaşmışımdır. siyah dışı renklerin kullanımının haram olmadığını bilerek ortaokul 6. sınıfıtan beri daima siyah giymişimdir. siyah giyiyorum diye de kimseye dayatmamışımdır. ilk renkli dış kıyafetimdir bu. bu modelden ve geçen gösterdiğim gömleğin modelinden diktirmek için anneme çarşambadan siyah kumaş aldırdım. ya niye siyaaaah dedi. aldırdım. ama karşıma uygun fiyatlı ölçülere uyduğu dikkat çekme unsuru taşımadığı sürece de renkli bir dış kıyafet çıkarsa tercih edeceğim. bunun bilmem nelik olduğunu düşünebilirsiniz. içine ettiler tesettürün. örtümüzü ayaklar altına aldılar diyebilirsiniz. sizin ne kelimeler kullandığınız, insanları nasıl okuduğunuz, yaftaladığınız beni hiç enterese etmez. ölçüyü biliyorum ve içim rahat. o ölçüyü en iyi şekilde uygulamak için elimden geleni yapıyorum ve yapmaya devam edeceğim. bu müdahaleniz (tebliğ, emr-i bil maruf nehy-i anil münker veya irşat demedim farkındaysanız) giyimimde herhangi bir şeyi değiştirmeyecek. size tavsiyem annenizden, kızkardeşlerinizden, teyzenizen, halanızdan, teyze kızlarınızdan, hala kızlarınızdan başlayın bu mükemmel faaliyetinize. niyetinizin islam'ın inceliklerini anlatmak olduğu incelikle seçtiğiniz kelimelerden o kadar belli ki önce çevrenizin istifade etmesini isterim bu güzel fikirlerinizden. (şaka şaka belki onlar kafa göz dalarlar diye böyle tavsiye ediyorum) Allah'a emanet olun.
5-6 yıldır namaz kılıyorum ama maneviyatımı stabil tutamıyorum. Ne okuduğunu bilmeden kılanlar bile huzura kavuştuğunu söylerken ben o huşuyu yakalayamıyorum aklıma sürekli gün içinde meşgul olduğum şeyler geliyor. Stresli bi dönemdeyim namazla rahatlamaya çalışıyorum olmuyor hiçbir şey olmuyor. Teşekkürler
***öhöm öhm. bildiğimiz gibi insan maddi ve manevi olmak üzere iki yönü olan bir varlık. yani maddi ve manevi iki cephemiz var. iki cephede de çetin bir savaş veriyoruz. o yüzden (maddi ve manevi silahlarla donanmış) tam teçhizatlı bir orduya ihtiyacımız var. ordudaki eksiklikler, uyuşukluklar, tembellikler, boşvermişlikler cephelerin düşmesine sebep olabiliyor. ***ilaveten maneviyatımızı stabil tutamayışımızın kişiye özel ve kişiye özel olmayan (genel) bir sürü sebebi var. hepsini elbette burada sayamayız, insanların birçoğunda görülen sıkıntıları saysak da sizin kendi içinizdeki meseleleri, kafanızı yoranları, içinizi tırtıklayanları sizden başka kimse bilemez.stabil olamamaya, halden hallere geçmeye dair bir söyleşme: tık sıkıntı stres herkeste var. herkes çeşit çeşit yöntemler deneyerek (benim kendime has yöntemlerim mesela) rahatlamaya çalışır. yöntem bizde işlemedi diye çamur mu atacağız. sabır en mükemmel yöntem sabredemedik diye sabır çok gereksiz bir şey diyemeyiz. yöntem olarak namazı denedik çalışmadı. napacağız sıkıntımın stresimin sebebi namaz mı diyeceğiz. bak namaz kıldım kalbim sıkıştı ufff mu diyeceğiz? dertlerimizi en fazla aklımızdan geçirdiğimiz yer seccade bence. hazır Rabbimin karşısındayken film şeridi gibi geçireyim diyoruz. (kul çakallığı bu, Allah’ın bizi her an gördüğünü duyduğunu biliyorsak her şeyi günlük streslerin hepsini niye namaza saklıyorsuz biz de az değiliz ha ) e haliyle şerit kopuyor. dikkat dağılıyor. ecük rahatlayayım diye kılınan namaz da darmadağın oluyor. en tırt, okuduğunu anlamayan kullar huzur buluyor da ben niye bulamıyorum? yazgımla kanlı bıçaklııı. kalbim hep alacaklı öhm. neyse çağrışımı kes.***”onlar namazlarında huşû içindedirler” buyruluyor mü’minûn suresi 2. ayette. tefsirine bir bakalım huşûdan kasıt ne olabilir? “Doğrusu huşû, aslı kalp'te, tezahürü bedende olmak üzere ikisini de içinde bulundurur. Kalbe ait tarafı, Rabbin azamet ve celâli karşısında kendi küçüklüğünü göstererek nefsi, Hakk'ın emrine baş eğdirip söz dinlettirecek ve edeb ve tazimden başka bir şeye yönelmeyecek şekilde kalbin son derece bir saygı hissi duymasıdır. Dış görünüşle ilgili yönü de, vücut organlarında bu duygunun belirlenmesiyle bir sakinlik ve sükûnet meydana gelmesi, gözlerinin önüne, secde yerine bakıp, sağa sola, şuna buna iltifat etmemesidir. Bundan dolayı, “huşû"un aslı namazın şartlarından olan niyetin samimiliği ile; tezahürleri de namazın adâb ve diğer tamamlayıcıları ile ilgilidir.”yani huşû (alakalı bir tıkkk) (bir tık dahaa)kalp ve bedenin, iç ve dışın, uyum içinde hareket etmesi, Allah’a tam bir şekilde derin bir saygı ve samimiyetle yönelmek diyebiliriz. huşûun gerçekleşmesi zihnin ve kalbin asıl ve en önemli işi olan imanın mükemmel bir kararlılıkla bedende temsil edilmesine bağlı. iman ettiği Rabb’inin isim ve sıfatlarını bilmeli insan, tanımalı Rabb’ini. gücünü kudretini, ilmini, iradesini, insanı imtihana çekiyor oluşunu, insanı yaratanın O oluşunu, insanı sınayacağını, insana bir emanet vereceğini, insanın da bu emaneti en güzel şekilde taşıyacak potansiyele sahip olduğunu, potansiyeli kullanmazsa emaneti elinden düşürüp kıracağını bilmeli. Rabbini tanıyan kendini tanır, o kusursuzluk karşısındaki acziyetinin, noksanlığının farkında olur, sığınılacak tek kapının farkına varır. Allah’ın cinleri ve insandan istediği kulluğun anlamını kavrar. kalplerin yalnızca Allah’ı anmakla huzura ereceğini, kullun Rabbine en yakın olduğu anın secde olduğunu idrak eder. sonra der ki aoaoaoaoaoao namaz (Allah’a kulluğun zirvesi) araç değil varılması gereken bir amaçmış. namaz bir meditasyon ya da hipnoz değil tam bir şuur haliymiş, tam bir uyanıklıkmış. bir kafa boşaltma ameliyesi değil, kafayı doldurma, ruhu besleme gayretiymiş. ibadet anındaki kulluk bilincinin ibadet anı dışında sürdürülmesiymiş. eğer o namaz anındaki bilinç sönmeye başlarsa sıradaki ezan yetişirmiş kulun imdadına. uyan! dermiş. üzerindeki tozu toprağı silkele, işlediğin hatalar varsa bir estağfirullah de, Rabbinin karşısına şükreden, sabreden, hatalarından pişman olan bir kul olarak çık. dünyaya bulanmış ellerini şöyle güzelce bi yıka. başını mesh et. kimsenin karşısında eğmeyeceğin boynunu bir ferahlat, kıyama gidecek başın dik olsun, secdeyi öpecek alnın ak olsun dermiş. namaz insanı kötülüklerden ve aşırılıklardan alıkoyar. (bununla alakalı bir tık) çünkü bizi orta ümmet (ümmeten vasata) olarak ifrat ve tefritten uzak olan, dengeli ümmet olarak ismilendiriyor Rabbimiz. bu ümmetin en büyük meziyeti de namaz. dolayısıyla namaz gibi dünyayı dengeleyen, dünyaya ait işleri en güzel şekilde kesip aralarına ahireti yerleştiren bir ibadet tabii ki insanda bir düzen bir nizam sağlayacak. namaz bilinciyle hareket eden insan günlük işlerinde de bilinçli olacaktır. belki bir faydası dokunur diye şu namazlı söyleşmeyi de bırakıyorum altında birçok link var. Allah kolaylıklar versin. yardımcımız olsun inşallah. tık tık tık

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
İfrat Ve Tefrit Ehline İtidal Notları
1. İtidal sahibi olmayı mücadeleyi bırakmamak, bir ömür teyakkuzda olmak, kalp kapısında nöbet tutmak olarak tanımlayabiliriz. İstikamet ise dosdoğru olmak, kararlı olmak ve dürüst yaşamak anlamlarına gelir. Anlam yakınlığından ötürü “itidal” ile “istikamet” kavramları arasında bir bağ kurabiliriz. Kişinin mücadelesinde dosdoğru ve sabit olması, yolundan dönmemesi ve yol esnasında rabbi ile sürekli kalbî bir rabıta içinde olması itidalde istikameti göstermektedir ki bu durum da insanın kendini bilmesini doğurur.
2. İtidalden bahsediyorsak ister istemez ifrat ve tefrit kavramları hakkında da konuşmamız gerekir. İfrat haddi aşmak manasını karşılarken tefrit ise bir şeyin hakkını vermemek yani noksan bırakmak anlamına gelmektedir. İşte itidal, bu ifrat ve tefritin tam ortasında durur ki bu durduğu çizgiye de istikamet çizgisi denir. İstikamet sahibi kişi aşırılıklardan uzak durur, kişiliğini başkasının kişiliğinde silikleştirmez. Hayata karşı bir duruşu vardır, duruşunu başkalarının duruşuna göre ayarlamaz. İşte asıl önemli olan ve yanlış anlaşılan yer de burası. Yani itidalin pasif bir kavram olarak anlaşılması ve hayata bu şekilde aktarılması. Mesela “sabır” örneği üzerinden konuyu vuzuha kavuşturalım.
3. Sabretmek; her türlü sıkıntıyı sineye çekmek, sessiz kalmak demek değildir. Asıl sabır; kötülükleri engellemek için kişinin var gücüyle çalışmaya devam etmesi, zulüm karşısından hakkını araması ve hakkı tutup kaldırmasıdır. Yani sabır pasif bir durum değil bilakis aktif bir haldir. İçinde eylem barındırır. Eylemin öncesinde ise sahih bir niyet olması elzemdir. Upuzun bir tünelin içinde de olsak tünelin sonundaki ışığı görüp gerekirse bir ömür teyakkuzda olmak ve o ışığa doğru koşmaktır. Koşamadığımız zamanlarda ise yürümek ve yürümek dahi mümkün değilse fikri olarak sefer etmektir. İşte itidal de etliye sütlüye karışmadan orta seviyede bir hayat yaşamak değil bilakis nefs ve ruh dengesini sağlamak için sürekli uyanık olmak ve yaşanılabilir bir hayat için mücadele etmektir.
4. İstikameti üçe ayırabiliriz. Dilin, hareketlerin ve kalbin istikameti. Bu üç istikamet; beşeri, insan seviyesine çıkartır. Çünkü her beşer insan değildir. Beşer; dil, hareket ve kalbî olarak tekâmül etmedikçe insanlaşamaz. İnsanın her bir fiilin itidali vardır. Aklın itidali hilekârlık (kurnazlık) ve ahmaklıktan ilim sayesinde uzak durmasıdır. Şehvetin itidali iffet, tevâzunun itidali ise zillete düşmemektir. İşte böyle insanın her fiilinin bir itidali yani orta noktası vardır. İtidal insanın hayatını dengede tutan, nefsin aşırılıklarından koruyan, kişiye karakter kazandıran bir vasıftır. İtidalden uzaklaşmak ise kişinin heva ve hevesinin her dediğini yerine getirdiği gönüllü bir köleliği doğurur.
5. Kişinin kendi bütünlüğünü sağlaması, döngüsünü tamamlaması için itidal olmazsa olmazdır. Çünkü itidal yaratılış gayesine uygun hareket etmektir. Burada ister istemez ayân-ı sâbite kavramına vurgu yapmamız gerekiyor. Ayân-ı sâbite, varlığın zahir olmadan evvel Allah’ın ilmindeki bilgi olarak mevcudiyeti yani arketip anlamına gelir. Dünyada var olan her bir yaratılmış bu ayân-ı sâbitesine göre vücut bulur. O halde itidal kulun, varlığın özüne uygun harekete ulaşmasıdır.
6. İnsanoğlu, içinde bilkuvve olarak duran potansiyeli bilfiile dönüştürmedikçe itidal noktasına varamaz. Yani kişi kabiliyetlerini ve istidatlarını eyleme dönüştürmedikçe İbn Arabi hazretlerinin deyimiyle “nefesini tutarak veremeyen insan” gibidir. Dolayısıyla kulluğun itidali kişinin kemâlât yolunda ilerlemesidir. Bunun altı her durum ve hal ise tefrit halidir ki insanın hakikatten körlüğüne işaret eder.
| Sulhi Ceylan
tefrit*
Gereğinden daha aşağıda olma durumu
ifrat*
Aşırı gitme, ölçüyü aşma, gereğinden fazla ileri gitme