seen from Canada
seen from Costa Rica
seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Egypt
seen from United States

seen from United States
seen from India
seen from Italy

seen from Canada
seen from Bangladesh
seen from United States
seen from Russia
seen from United States

seen from United States

seen from Chile

seen from Canada
seen from Italy
seen from Brazil

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Yaptığı paylaşımların, ismi yazılmadan başka yerlerde paylaşılmasına kızan, tepki gösteren ve paylaşımlarına bir daha erişememeleri için insanları engelleyen kimseler olduğu görülmektedir. Hâlbuki İmâm Şâfiî (rahmetullâhi aleyh) derdi ki:
“İsterim ki bu ilmi, halk benden duya, öğrene; fakat bir harfini dahi bana mâl etmeye!”
Ebû Zekeriyya el-Ensârî, İmâm Şâfiî’nin bu sözü hakkında şunları söyler:
"İmâm Şâfiî’nin bu duası kabul oldu. Mezhebine ait hükümler, sanki onun değilmiş gibi anlatılır. Râfiî şöyle dedi, Nevevî şöyle dedi, Zerkeşî şöyle anlattı şeklindedir. Böylece onun mezhebi, başkaları tarafından dile getirilir."
Abdulvehhâb eş-Şa’rânî, et-Tabakâtu'l-Kubrâ
"Bir rivayete göre benim göğüsümden başka bir yere sığınman haksızlıkmış"
~Ateş Meleği~
Sarılırım sana, bir gülü koklar gibi, Sarılırsın bana, yeni açan gonca gibi... Hayal denizinde kulaçlarım sanadır. Ab-ı hayatın, dudaklarından döküldüğü rivayet edilir! Yine diyorlar: "Cimridir, cümle meftunlarını susuz ve biçare bırakır..!'' Ekliyor rivayet ediciler: "O bir ateştir, çok pervane uğruna yandı! Yine de içlerinden birine kanıp kapılmadı!" Her kurumuş dudağa, Hayal kumbarasından gül kokulu bahşişler ihsan eder.! Sözleri, tebessümü çoktur, ötesi yoktur, Bir rivayet ki hakikate yoldur! İdrak çatlasa da, sonu yoktur..!
Murat Mesut
1330. Hz.Urve el-Barıkî’den (R.A.) #rivayet edildiğine göre #peygamber (S.A.V.) #şöyle buyurmuştur: "#Kıyamet gününe kadar atların alınlarına #hayır #yani #ecir #ve #ganimet bağlanmıştır." (Buhari, Cihad, 47; Müslim, İmara, 96) #islam #hadis #hzmuhammed #hzmuhammedsav #buhari #muslim #peygamber #peygamberefendimiz #peygamberimiz #at #hayır #atyetiştiriciliği #atlar https://www.instagram.com/p/Cf25t87jjXx/?igshid=NGJjMDIxMWI=

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Asıl önemli olan kusurlu başlangıçlar değil, iyi sonlardır..
|| Şeyhulislam İbn Teymiyye
Abdullah b. Mesud anlatıyor: Peygamberimiz (aleyhisselam) şöyle buyurdu:
“Sizden bir kimse cennet ehlinin amellerini öyle işler ki, kendisi ile cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken kitabın hükmü ön plana çıkar ve o kimse bu sefer cehennem ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cehenneme girer. Yine bir kimse cehennem ehlinin amellerini öyle işler ki, kendisi ile cehennem arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken kitabın hükmü ön plana çıkar ve o kimse cennet ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cennete girer.”
(Bu hadis, Nesaî hariç bütün kütübü sittede geçmektedir. bk. Kenzu’l-Ummal, hadis No: 576)
Bu hadis her şeyden önce kaderin varlığını ispat etmektedir. Buradaki "kitap" kavramı ilahî kaderin bir unvanıdır. Kader ise, Allah’ın ilminin bir nevidir. İlim ise, özelliği itibariyle yaptırım gücü olmayan bir sıfattır. Yani Allah’ın -olmuş ve olacak- her şeyin bilgisini ihtiva eden ve sonsuz ilminin bir nevi olan kader, insanları hayır ve şer işlemeye zorlamaz. Allah bildiği için kul günah işlemez, bilakis kul nasıl bir günah işleyecekse Allah onu bilir. Bu husus -imtihanın âdil yapılması için- Allah’ın değişmez bir prensibidir.
- Hadiste ifade edilen önce cennet sonra da cehennem ehlinin amellerini işleyenler, insanların kendi amellerine güvenip gösterişe, riyaya ve yaptıklarına güvenmeye girmemeleri, rahavete kapılmamaları için verilmiştir. Bu husus çok nadir olan uç bir misaldir.
- Önce cehennem ehlinin sonra da cennet ehlinin amellerini işleyenlerle ilgili misal ise, günahkâr olan kimselerin ümitsizliklerine bir ümit kapısını açan, Allah’ın lütuf ve merhametinin genişliğini gösteren bir örnektir. Bu husus çokça vuku bulan bir hadisedir.(bk. Nevbevî; İbn Hacer, ilgili hadisin şerhi).
- Genel olarak hadiste şu husus vurgulanmaktadır: Allah’ın ilmi şaşmaz, şaşırmaz. Kâinatta hiçbir hareket, hiçbir olay Allah’ın ezelî ilmine aykırı bir şekilde vuku bulmaz, bulamaz. Buna göre hadis diyor ki; Allah’ın ilmi, ezelden ebede kadar olan her şeyi kuşatmıştır. Cennetlik ve cehennemlikler de bunun dışında değildir. Allah ezelî ilminde, kimin özgür iradesini yanlış yolda kullanarak cennet yolundan sapacağını ve sonuçta hak ettiği cezayı çekeceğini bilmektedir ve ilahî bilgi asla yanlış çıkmayacaktır.
- Hadiste yer alan “Kitabın hükmü ön plana çıkar.” mealindeki ifadeden şunu anlayabiliriz: Bir kimse, hayatının değişik safhalarında farklı bir çizgiyi takip etse bile, sonuçta Allah’ın ezelî ilminde var olan çizgiye dönecektir. Bu dönme işi, ezelî ilmin zorlaması sonucu değil, sadece onu doğrulayıcı bir mahiyet arz edecektir. Çünkü, bu dönüş -olumlu veya olumsuz olsun- tamamen ilgili şahsın kendi özgür iradesinin bir sonucudur. Bunun böyle olması, Allah’ın âdil vasfının bir gereğidir. Nitekim, hadiste insanların rızkının da belirlendiği ifade edilmektedir. Halbuki, çok iyi biliyoruz ki, rızkın yolu, kazancın yolu, insanların özgür iradeleri doğrultusunda akıllarını ve becerilerini kullanarak yapılan bir çalışmaktan geçer. “İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır.” (Necm, 53/39) mealindeki ayette de bu husus vurgulanmaktadır.
Bursa Ulu Cami... Bir başka güzel.
Hadis inkârcılarının beyni kaç beygir?
İlk bakışta çelişkili gibi duran veriler bir ilmi/bilimdalını iptal eder mi? Bunu basit bir misal üzerinden azıcık sorgulamak istiyorum. Sözgelimi: Siz bir kanun keşfetmiş olun. Ne olsun o kanun? ‘Suyun kaynama kanunu’ olsun. Yaptığınız deneyler sonucu bana deyin ki kardeşlerim: “Ahmedcim, su yüz derecede kaynar, tecrübe edersen göreceksin.” Ben de “Vay, helal olsun, bu işi de matematiğe döktük!” dedikten sonra memleketime doğru uzanayım. Şöyle bir dağ başına çıkayım. Kösedağ bize yakındır. Orası olsun. Yakayım ateşimi. Koyayım suyumu. Salayım termometreyi de içine. Oh. Kaynasın da kaynasın. Oduna para mı veriyorum sanki?
Aaaaa! Fakat o da ne? Bizim dağ başında sizin kanunun başına bir haller gelmesin mi? Yani? Yani bizim dağda su tam yüz derecede kaynamaz. Ya? Herhalde doksanlarda falan kaynar. Bak sen. Eyvah. Hadi bakalım. Al başına belayı. Canım sıkılsın. Üfleneyim-püfleneyim. Sonra alayım çaydanlığımı Ağrı’nın başına boy vereyim. Bir de orada kısmetimi deneyeyim. Amaaaan! Of. Tüh. Ne oldu? İş iyice karıştı. Şimdi de su seksenlerde kaynamaya başladı. Bir hiddet termometreyi yere çalıp kırayım. Demliğimi de alıp karşınıza dikileyim. Diyeyim ki: “Lanet olsun içimdeki fizik sevgisine.” Hakkım olur mu? Zahmetime acımayın kardeşlerim. Olmaz. Aksine epeyce haltetmiş olurum.
İşte hadis inkârcıları da bu sıralar böylesi haltlar ediyorlar. Üstelik onlar benim gibi yedikleri haltın farkında da olmuyorlar. Sözgelimi: Hadis kaynaklarında abdestle ilgili iki farklı rivayeti buluyorlar. Bunları karşı karşıya koyuyorlar. Sonra diyorlar ki: "Bak, bak, bak. Birbirine uymayan iki ayrı rivayet. İkisinin de kaynakları sağlam. Birbirini tutmayan iki rivayete birden 'sahih' diyen bir ilim hiç tutarlı olabilir mi? Cık, cık, cık." Efendim, eşekliklerinin şeddesi göğe uzanan bu tipler çok basit bir ayrımı maalesef yapamıyorlar. Nedir o?
'Hadis ilmi' ile 'fıkıh ilmi' aynı şey değildir. Açayım: Hadis ilmi, yukarıdaki misal üzerinden konuşursak, fıkıh ilmine kıyasla 'veri ilmi' gibidir. Yani fâkihlere üzerinde 'tefakkuh' faaliyeti yürütebilecekleri malzeme sunar. Bu malzemeyi sunarken taşıdığı haberlerin sıhhatiyle ilgili kıstasları vardır. Rivayetlerin evvelemirde 'birebir aynı olup olmamasıyla' değil 'sorunsuz bir şekilde ulaşıp ulaşmadığıyla' ilgilenir. Sonra onların hazırladığı bu malzemeyle fâkihler meşgul olurlar. Gündelik yaşamda uymamız gereken helalleri-haramları, sevapları-günahları, ibadetleri-masiyetleri tesbit ederler.
Şimdi, ben herhangi bir fizikçiye yukarıdaki verilerle gitsem, desem ki: "Ulan, ne ayaksınız siz? 'Su yüz derecede kaynar!' dediniz de yollara düştük. Kösedağ'da kaynattık doksanları gösterdi. Ağrı'da kaynattık seksenleri. Böyle tutarsızlık olur mu? İki başka rivayet birden aynı ilimden gelir mi? Batsın sizin fiziğiniz, kimyanız, biliminiz!" O zaman fizikçi kardeş cahilliğime acıyarak anlatır: "Tamam, veriler farklı, doğru. Fakat senin getirdiğin rivayetlerin hiçbiri yanlış değil. Sahiden de bizde şöyle, Kösedağ'da öyle, Ağrı'da da böyle olur. Netice değişir. Ancak bu verilerin birbirlerini tutmaması bir ilim/bilimdalını iptal etmeyi gerektirmez." Ya? "Onların aralarını barıştıracak çözümü bulmayı gerektirir. Ben de seninkini biliyorum. Senin demliğindeki suyun farklı derecelerde kaynamasının sebebi basınç farklılıklarıdır. Bu farklılıkların sebebi de çay demlediğin yerlerin yüksekliklerindeki değişkenliktir. Biz 'Su yüz derecede kaynar!' derken deniz seviyesini kastediyoruz. Seviye değişirse derece de değişir. Buhar daha az zahmetle özgürleşir."
İşte, Allahu'l-a'lem, fıkhın hadis ilmine nisbeti de yukarıdaki gibidir kardeşlerim. Muhaddislerin zaptettiği veriler üzerinden tefakkuh faaliyetleri yürütülerek her rivayetin hangi şartlar için geçerli olduğu, tam ne söylediği, nüansı hangi sebebin sağladığı araştırılır. Bu tesbit faaliyetinin ardından ilmihalimiz şekillenmiş olur. Sözgelimi: Aleyhissalatuvesselamın bir keresinde abdest yerine teyemmümle namaz kıldığını bildiren hadis görülünce "Vay, bu nasıl ilim, bu ne tutarsızlık, namazdan önce hem abdest diyor hem teyemmüm diyor!" deyu eşeklik edilmez. Teyemmümün şartları ayrıdır. Abdestin şartları ayrıdır. O çelişkili sanılan rivayetlerin analiz edilmesiyle belki kırk tane yeni durum/hüküm bilgisi edinilir. Yani yukarıdaki basınç farklılığı gibi nice farklılıkların amellere etkisini öğrenilir. Tabii öğrenmek isteyene. Yoksa öküze ne! Ben de henüz aklını kaybetmemiş hadis inkârcıları varsa belki akıllarına başlarına alırlar diye demiş oldum. Cenab-ı Hak cümlemizi hidayetinin ışığından ayırmasın. Âmin. Âmin. Âmin.