İçimde ki yalnızlık beni hep kalabalıklara itti. Zaman geçtikçe fark ettim bunu. Adını bilmediğim ama içime yerleşen o duygunun adıymış yalnızlık. Ne zaman bu hisle baş etmeye kalktım kendimi kalabalık sahil kenarların da buldum, ne gariptir ki... Oralar da dolaştım, etrafa bakındım, kendim de olmadığına inandığım, ya da uzaktan öyle duran ne varsa izledim saatlerce. Çünkü insan her etrafa baktığında kendin de olmadığına inandığı şeyleri görür, farklı hayatlara şahit olur, bazen haline şükür bazense isyan eder. O kalabalıkta o kadar uzun süre oturup etrafı seyrettim durdum ki içim de yeşeren adının yalnızlık diye başladığı o his büyüyüp dağ oldu. Oysa ki evden çıkmadan küçük bir toprak tanesi kadardı. Ne oldu sonra? Ben yine kendi dört duvarımın arasına çekildim, işte o his kayboldu gitti... Çünkü ilk o zaman fark ettim burada kendimden başka tanıyacağım kimse, bakabileceğim başka hayatlar yoktu...
Aynalar ben oldu o saniyelerden sonra, zaman akıp gitti ve ben kendi gözlerim de yeni bir ben keşfettim. Zamanında karşında yenildiğim bir ben... Onu yok saydığım geçmişime gömdüğüm için bana isyan eden bir ben...
Biz insanlar hep böyle yapıyoruz işte, bizim savaşımız kendimiziz sadece. Bize güçlü durmayı da yenilemeyi öğreten de biziz. Çünkü duygularımız dışarı da ki insanlardan daha kalabalık ve o kalabalığı evimiz yapmak sadece ayna da gözlerimiz de yeşertmekle başlıyor











