Hiç düşündün mü, bir kuş neden sabahın en erken saatinde öter? Belki de kendine "iyileştim mi?" diye sorar da cevabı sesinde arıyordur. Ben de bazen böyleyim işte. Sorarım, "geçti mi bu ağırlık?" Sonra içimde usulca bir ses fısıldar “geçiyor.."
İnsan, en çok da kendi içine dönüp susmayı iyileşmek sanıyor. Sanki kelimeler toplanıp bir göğün altına saklanıyor. Belki de iyileşmek dediğimiz şey, kimse fark etmeden, kimse el uzatmadan, içimizde usul usul filizlenen o küçük kıpırtıdır. Sen de bilirsin, bu çağda herkes kendi yükünü omzunda taşır; kimse kimsenin gölgesine bile dokunmaz. Belki de başka çâre kalmadığından, belki de en iyi çâre bu olduğundan.
Gökyüzüne baktığında nasıl hissediyorsun dostum?
Sonsuzmuş gibi duran o mavi, aslında bir anlığına bile olsa insanı olduğundan daha güçlü sanmaya yetiyor. Belki de iyi hissetmek dediğimiz şey, göğe baktığımızda kalbimizin hafifçe doğrulmasıdır,kimbilir.
Peki çiçekler? Onlar kime yaslanıyor sence?
Söyleyeyim, toprağa bırakıyor bütün hikâyesini, güneşi dost ediniyor kendine. Ve yine de açıyor,hemde en çetin kıştan sonra bile. Belki biz de öyleyiz; kimse görmese de, kimse anlamasa da içten içe filizleniyoruz.
Dilerim ki, gökyüzün hep aydınlık olsun. Kendine iyi gelmenin en ince hâlini hep hatırlayasın. Ben hep buradayım,
Sessizliğe değmeden,kalbini ürkütmeden..