.sevgili dost
beni buraya getiren yani bu noktaya getiren iten de denebilir insanlar, acılardan o kadar nefret etmişim ki yazmak kelimelerle konuşup var oluş acımı elimdeki kalemle parçalamak daha ilerisine gitmesini istemediğim bana iyi gelmeyeceğini fısıldayan yakın ahbaplarım,soğuk duvarlarım,bir türlü büyütemediğim saksı çiçeklerim, kenarı kalkmış frida kahlo posterim ve dizlerimi bağdaş kurmuş izliyorum kahrolası haftasonu evdeyim gidip halletmem gereken işleri itiyorum var gücümle.Bitkinim.Gözüme bitirdiğim kitaplardan biri ilişiyor elime alıp koklayıp kenara atıyorum. İçimden konuşsam da yazamayacağım kaçırdığım şeyler de oluyor elbette. Dışarda pazar kurulu ve kalabalık insan gürültüsü. Beni heycanlandıran duygular o kadar yok ki hayatımda duygularımı yokluyorum. O kadar eğildim ki hayata hızlı akıp giden zaman bana acımıyor odadayım gözlerim dönüp dolaşıyor ve güneşin altındaki o solgun çiçeğime takılıyor, duruyor. Birkaç kez saçımla oynuyorum bu aralar çok dökülüyorlar.Aslında bakarsan buraya yazmak,anlatmak,mutluluk saçacak cümleler kuramıyorum halim de yok. Durduğum şu noktada yaşam beliritisi gösteriyorum sadece sadece biliyorum ki parmaklıklı duvarlarımın kapısında beni bekleyen beyaz atlı prensim yok ve ve ve..













