
seen from Australia

seen from Malaysia
seen from Ecuador
seen from China
seen from Türkiye
seen from Bulgaria
seen from China
seen from Italy

seen from France
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Bulgaria
seen from France
seen from South Korea
seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Şiddetin İçinde Kaybolan Eğitim
“Bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” Bu söz, Hz. Ali’den bize miras kalan en derin ifadelerden biridir. İçinde bilgiye, öğrenmeye ve öğretmene saygıya dair tarifsiz bir değer barındırır. Öğretmen, sadece bir meslek değil; bir toplumun vicdanı, geleceğe uzanan ışığıdır.
Ama bugün İstanbul’da yaşanan haber, bu sözün acı bir kontrastını gösteriyor. Bir öğretmen, öğrencisi tarafından hayatından edildi. Eğitim denilen kutsal süreç, ne yazık ki şiddetle lekelenmiş durumda. Böyle bir olay, sadece bireysel bir trajedi değil, toplumsal bir alarmdır.
Eğitim, ailede başlar; okulda şekillenir. Ama aradaki boşluklar büyüdükçe, çocuklar yanlış yönlendirmelere açık hale gelir. “Suça sürüklenen çocuk” gibi popüler ifadeler, bazen mağduru suçlu gibi gösterme riski taşır ve sorumluluğu sistemin kendisinden alıp bireye yıkar. Halbuki çocuklar, toplumun aynasıdır; onları yanlış yetiştirmek, hepimizin payına düşen bir kusurdur.
O yüzden sorulması gereken soru sadece “Bu çocuk neden böyle davrandı?” değil, aynı zamanda “Biz nerede hata yaptık?” olmalıdır. Toplum olarak şiddete, öfkeye ve umursamazlığa karşı birlikte durmazsak, daha çok öğretmen, daha çok masum hayat tehlikeye girecektir.
Bir harf öğretene minnetle bağlı kalmayı unutmamalıyız. Çünkü o harf, sadece bir bilgi değil; insan olmanın, sabrın ve sevginin temelidir. Ve eğer bunu kaybedersek, kaybedecek tek şey harf değil, insanlığımızın kendisi olur.
Bi yerde okudum dio ki; insan insandan vazgeçmez azizim. İnsan insana yüklediği manadan vazgeçer. Farkın yokmuş kimseden, ben farklı bakmışım bilmeden, der ve gider
“Paylaştığın senindir, biriktirdiğin değil.”
Yunus Emre
Kurban Bayramı; paylaşmanın, dayanışmanın ve ihtiyaç sahiplerini gözetmenin en güzel hatırlatmasıdır.
Kesilen kurbanların bereketinin sofralara, gönüllere ve dualara ulaşması dileğiyle…
Huzur, sağlık ve bereket dolu nice bayramlara.
İyi bayramlar.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bir kadının yaşı neden hala toplumun ortak tartışma konusu?
Gökçe Bahadır’ın hamilelik haberiyle birlikte sosyal medyada yine aynı cümleler dolaşmaya başladı:
“45 yaşında nasıl hamile kalır?”
“Bu yaştan sonra çocuk mu olur?”
“Çocuğun enerjisine nasıl yetişecek?”
Ama kimse dönüp şunu sormuyor:
Bir kadın neden yıllarca acele etmek zorunda bırakıldı?
Uzun yıllardır kadınlara aynı korku fısıldanıyor:
“Yaşın geçiyor.”
“Geç kalacaksın.”
“Anne olmak için elini çabuk tut.”
Bu baskı yüzünden nice kadın, hazır olmadığı evliliklere sürüklendi. Nice kadın yalnız kalmaktan korktuğu için yanlış insanlara “evet” dedi. Sırf toplumun takvimine yetişebilmek adına hayatının en büyük kararlarını kaygıyla almak zorunda kaldı.
Oysa artık dünya değişiyor.
Kadınlar kendi hayat planlarını kurabiliyor. Kariyer yapıyor, ekonomik özgürlüğünü kazanıyor, kendini tanıyor, isterse yumurtalarını donduruyor ve gerçekten hazır hissettiği zaman anne olmayı seçiyor.
Ama toplumun bakışı çoğu zaman aynı yerde kalıyor.
Kadının yaşı konuşuluyor, seçimleri sorgulanıyor, hayatına dışarıdan yorum yapılıyor.
Belki de artık biraz şunu konuşmamız gerekiyor:
Neden bu kadar çok kadın yanlış ilişkilerin içinde kayboluyor?
Her yıl onlarca kadın; sevmediği, ayrılamadığı ya da şiddet gördüğü erkekler yüzünden hayatını kaybediyor. Buna rağmen hala kadınlara “yeter ki genç yaşta evlen, çocuk yap” baskısı yapılabiliyor.
Oysa herkesin karşısına doğru insan aynı yaşta çıkmıyor.
Bazıları genç yaşta gerçek sevgiyi buluyor, bazıları yıllar sonra…
Ve hiçbir kadın, sırf “biyolojik saat” korkusuyla yanlış bir hayatın içine girmek zorunda değil.
Belki de şaşırmamız gereken şey 45 yaşında anne olan kadınlar değil; hala kadınların hayatına toplum adına yön vermeye çalışan bu eski zihniyet.
Delikanlılık Meselesi
Hayatım boyunca tanıdığım birçok erkek, “delikanlı” olduğunu düşünüyor. Oysa delikanlılık; sert bakışlardan, yüksek sesle kurulan iddialı cümlelerden ibaret değil.
Ben bir kadın olarak, çoğu zaman onların hayal ettiği delikanlılıktan daha fazlasını yaşıyorum. Cesurca adım atıyor, sınırlarımı zorluyor ve yine de dimdik ayakta kalıyorum. Hayatın yükünü omuzlarken kimseden onay beklemiyorum. Çünkü gerçek cesaret gösteride değil, sorumlulukta saklı.
Aramızdaki fark tam da burada başlıyor. Ben hayatı kucaklarken, onlar hâlâ hesap yapıyor. Ben risk alıyor, hata yapıyor, düşüyor ve yeniden kalkıyorum. Onlar ise güvenli limanlarında beklemeyi tercih ediyor. Beklemekle güçlü olduklarını sanıyorlar; oysa güç, ancak hareketle sınanır.
Belki de bu yüzden bazıları karşısında güçlü bir kadın görünce şaşırıyor. Çünkü alıştıkları tablo bu değil. Ama onların şaşkınlığı benim meselem değil. Delikanlılık unutulmuş bir erdem değil; onu gerçekten taşıyabilmek, cesaret göstermek ve hayatın sınavından geçebilmekle ilgili.
Eğer bu seni rahatsız ediyorsa üzülme. Benim meselem senin konfor alanın değil. Benim meselem, kendi gücümü bilmek ve gerektiğinde onu kullanabilmek.
Evet, bazen bu fark aramızdaki mesafeyi görünür kılıyor. Ama o mesafe bir eksiklik değil; aksine, bana kim olduğumu hatırlatan bir işaret.
Bazen kadınlar, erkeklerden daha “delikanlı” olabilir.
Ve bazen, cesur bir kadının yanında bazı erkeklere yalnızca izlemek düşer.
Aralık ayında
5 Pazartesi
5 Salı
5 Çarşamba
Günü yaşanacakmış.
823 yılda bir oluyormuş...
Hadi hayırlısı 🙏