Kalemin titremekte olduğunu görüyordu. Onu hemen yine elinden bıraktı, bu işin kendisine bu kadar çok şey ifade etmesine izin verdiği için kızdı kendine.
Three Goblin Art
Not today Justin
occasionally subtle

Origami Around
wallacepolsom

oozey mess
Xuebing Du

if i look back, i am lost
Show & Tell

roma★

★
ojovivo

blake kathryn
Monterey Bay Aquarium
dirt enthusiast

Andulka
Sade Olutola
One Nice Bug Per Day
I'd rather be in outer space 🛸

@theartofmadeline

seen from Türkiye

seen from South Korea

seen from Malaysia

seen from Türkiye

seen from Spain

seen from Germany

seen from Finland

seen from United States

seen from Germany

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Puerto Rico

seen from Germany
seen from Bangladesh

seen from Indonesia

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
@sonkertede
Kalemin titremekte olduğunu görüyordu. Onu hemen yine elinden bıraktı, bu işin kendisine bu kadar çok şey ifade etmesine izin verdiği için kızdı kendine.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"Nasıl durum, Howard? Çok zor mu?"
"Hayır"
"İtlerden birine tavsiye mektubu yazmamı ister misin?"
"Hayır."
Sonra Cameron o konuya bir daha değinmiyordu. İstemiyordu değinmeyi. Roark'un gerçekleşmesinin o kent tarafından reddedilmesi düşüncesini istemiyordu.
Roark ancak duyulabilecek bir sesle, "Yapamam," dedi.
"Ne? Bana mı söyledin? Yani sen bana, üzgünüm, yapamam mı diyorsun?"
"Üzgünüm demedim, Bay Francon?"
"Ne dedin öyleyse?"
"Yapamam dedim."
Ama o acı bir türlü içinden çıkmıyordu. Bir de çaresiz şaşkınlık vardı yüreğinde. Kafasında gördüğü plan, kâğıt üstündeki plandan o kadar daha gerçekti ki! Başkalarının bunu neden göremediğini bir türlü anlayamıyordu. Nasıl böyle kayıtsız kalabiliyorlardı? Önündeki kâğıda baktı. Yeteneksizlik ve beceriksizlik niçin söz geçirebiliyordu her şeye? Bunu mümkün kılan neydi? Hiç anlayamadığı şey buydu işte. Böyle bir oluşu mümkün kılan şey onun gözünde hiçbir zaman tam gerçek olamazdı.
Zor mu, diye soruyordu kendine. Eh, öğren öyleyse.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Keating, "Bir kerecik insan olamaz mısın?" deyiverdi.
"Ne?"
"İnsan! Basit. Doğal."
"Ama ben öyleyim zaten."
"Hiç gevşek bırakamaz mısın kendini?"
Roark gülümsedi. Hâlâ pencerenin kenarında oturmaktaydı. Sırtını duvara dayamış, sarkıttığı elinde sigarasını gevşek biçimde tutmaktaydı.
Keating, "Yo, onu demek istemedim," dedi. "Neden benimle bir içki içmeye gelmiyorsun?"
"Niçin geleyim?"
"Her şeyde bir neden mi ararsın? Her zaman bu kadar ciddi olmak zorunda mısın? Herkes gibi arasıra hiç nedensiz bir şeyler yapsan olmaz mı? Öyle ciddi, öyle yaşlısın ki! Her şey önemli senin için. Her şey büyük. Her dakika. Hareketsiz duruyor olsan bile. Biraz rahatlayamaz mısın... önemsiz olamaz mısın?"
"Olamam."
"Bu kahramanlıklardan usanmıyor musun?"
"Benim neyim kahraman?"
"Hiçbir şeyin. Her şeyin. Bilemiyorum. Yaptığın şeylerden söz etmiyorum. Çevrendeki insanlara yaydığın duygu öyle."
"Ne?"
"Öyle normal dışı ki! Bir baskı. Bir gerilim. Senin yanındayken hep seçenek var karşısında insanın. Ya seni, ya dünyanın geri kalanını seçmek söz konusu. Ben bu tür bir seçme yapmak istemiyorum. Dışardaki biri olmak istemiyorum. Bütünün parçası olmak istiyorum. Dünyada basit ve hoş olan öyle çok şey var ki! Hepsi savaş, mücadele ve kendini mahrum etme değil. Oysa... seninle öyle."
"Ben kendimi neden mahrum ettim?"
"Yo, bir şeyden mahrum etmezsin! Yalnızca... istediğin şeyi elde etmek için cesetlere basa basa yürümeye bile hazırsın. Asıl mesele, istemediğin için kendini mahrum ettiklerin."
"İki şeye birden sahip olunamaz da ondan."
"Hangi iki şeye?"
"Bak, Peter. Ben sana kendim hakkında hiçbir zaman böyle şeyler söylemedim. Senin böyle görmene sebep ne? Ben senden kendimle başka bir şey arasında hiçbir seçme yapmanı da istemiş değilim. Neden bir seçim gerekirmiş gibi hissediyorsun? Bunu hissettiğin zaman neden rahatsız oluyorsun... mademki o kadar eminsin! Yanılıyor muyum?"
"Şey... bilmiyorum." Sonra ekledi. "Senin neden söz ettiğim anlamıyorum." Sonra birdenbire patladı:
"Howard, benden niçin nefret ediyorsun?"
"Senden nefret etmiyorum."
"İşte, mesele bu! Niçin nefret bile etmiyorsun?"
"Neden edeyim?"
"Bana bir şey vermiş olmak için. Beni sevmene imkân olmadığını biliyorum. Hiç kimseyi sevemezsin sen. O zaman insanların var olduğunu teslim etmek için onlardan nefret etmek daha nazik bir hareket olur."
"Ben nazik değilim, Peter."
"İşte bizim aradığımız cevap burada, Howard. Sana da, bana da, cevap bu. Bu gazete. Böyle bir şeyin var olması ve seviliyor, beğeniliyor olması. Bununla mücadele edebilir misin?"..."Benim onlara verecek cevabım yok, Howard. Seni onlarla yüzleşmek üzere ortada bırakıyorum. Sen cevap vereceksin onlara. Hepsine. Wynand Gazeteleri'ne de, Wynand Gazeteleri'ni mümkün kılan şeylere de, onların gerisinde yatanlara da. Sana çok garip bir görev veriyorum. Onlara vereceğin cevabın ne olacağını düşünemiyorum. Tek bildiğim, bir cevabın var olduğu ve onun sende olduğu. O cevap sensin, Howard. Ve günün birinde, onu ifade etmek için gereken kelimeleri de bulacaksın.”
Keating kendini çırılçıplak hissetti. Davis'in, Stengel'in, Francon'un bu odada hiçbir önemi yoktu. Oysa insanlar Keating'in insanlara karşı savunmasıydı. Roark'da ise insanlar diye bir kavram yoktu. Keating kendi değerini, diğer insanlara bakarak görürdü. Roark ona hiçbir şey veremezdi.
Çizmeye başladığında, elindeki işi düşünmemeye çalıştı. Tek düşündüğü, bunu Francon'un da, Stengel'in de, hatta Heyer'ın ve bütün diğerlerinin de yaptığı, yapabildiğiydi. Onlar yapabiliyorsa, kendisi de yapabilir demekti.
"Seni nelerin beklediğini bilmeni istiyorum. Gün olacak, kendi ellerine bakacaksın, ağır bir şey alıp o ellerin her kemiğini kırmak, parçalamak isteyeceksin. Çünkü o eller, neler yapabileceklerinin hayalleriyle rahatsız edecek seni. Tabii eğer sen o fırsatı yaratabilseydin! Ama sen yaratamamış olacaksın ve şu canlı vücuduna tahammül edemez olacaksın... o ellere bir yerde ihanet etti diye. Gün olacak, otobüse bindiğinde şoför tersleyecek seni. Belki istediği yalnızca on sent olacak, ama sen onu öyle duymayacaksın. Sen o seste, kendinin bir sıfır olduğunu duyacaksın. Herkesin arkandan güldüğünü, her neye gülüyorlarsa o şeyin alnına damgalanmış olduğunu düşüneceksin. Senden nefret etmelerine sebep olan o şeyin. Gün olacak, bir salonun köşesine dikileceksin, kürsüde konuşan bir yaratığın binalardan söz edişini dinleyeceksin. Senin o kadar sevdiğin o konudan. Duyduğun sözler, keşke biri kalksa da şu herifi iki tırnağı arasında eziverse, diye düşünmene yol açacak. Derken herkesin onu alkışladığını duyacaksın. Haykırmak gelecek içinden, çünkü kendin mi gerçeksin, onlar mı gerçek, bilemeyeceksin. Yoksa bir salon dolusu kurukafanın arasında mıyım ben, diyeceksin. Yoksa biri ansızın benim kafamı mı boşalttı, diye merak edeceksin. Ama bir şey söylemeyeceksin, çünkü çıkarabildiğin sesler artık o salonda lisan sayılamaz. Zaten konuşmak istesen de konuşamazsın, çünkü seni kenara iterler, onlara binalar konusunda söyleyecek hiçbir şey bulamazsın! Bu mu istediğin?"
Roark hiç kıpırdamadan oturuyordu. Gölgeler yüzünde çok sert çizgiler oluşturmaktaydı. Çökük yanağında kapkara bir leke vardı sanki. Çenesinde de üçgen bir kesik. Gözleri Cameron'a dikilmişti.
"Yetmedi mi?" diye sordu Cameron. "Pekâlâ. Derken günün birinde, önündeki kâğıdın üzerinde bir bina göreceksin. İçinden önünde diz çökmek gelecek o binanın. Bunu başarabildiğine inanamayacaksın. Dünya ne güzel, diyeceksin. Hava nasıl da ilkbahar kokuyor. Bütün insanları seviyorum, diyeceksin. Seviyorsun, çünkü dünyada kötülük diye bir şey yok. Resmi koltuğunun altına kıstırıp o binayı dikmek üzere evinden çıkacaksın. Eminsin, çünkü ilk gösterdiğin insanın o binayı diktireceğini biliyorsun. Ama evden çıktığında fazla uzağa gidemeyeceksin, çünkü kapıda gazını kesmeye gelen adamla çarpışacaksın. Zaten pişirecek fazla yiyeceğin olmadığı için, gazın da parasını ödememişsin. Tamam, peki, o bir şey değil. Ona gülebilirsin. Ama sonunda, elinde o çizimle bir adamın ofisine gireceksin, varlığınla adamın odasının havasını işgal ettiğin için kendine lanetler okuyacaksın, bir köşeye sıkışmaya, onun seni görmemesini sağlamaya çalışacaksın, kendi sesinin ona yalvardığını duyacaksın. Yalvardığını. Sesin adamın dizlerini yalayacak, bu yüzden kendinden nefret edeceksin, ama aldırmayacaksın, çünkü o binayı dikmene izin vermesini istiyorsun. Binayı yaptırırsa, aldırmayacaksın hiçbir şeye. Göğsünü yırtıp içindekileri ona göstermek isteyeceksin, çünkü bileceksin ki eğer görürse, o binayı dikmene izin verecek. Ama adam sana, çok üzgün olduğunu, işi Guy Francon'a verdiğini söyleyecek. Sen evine döneceksin. Dönünce evinde ne yapacaksın, biliyor musun? Ağlayacaksın. Kadınlar gibi, sarhoşlar gibi, hayvanlar gibi ağlayacaksın. İşte, geleceğin bu, Howard Roark. Şimdi istiyor musun böyle bir geleceği?"
"Evet." dedi Roark.
Cameron'un gözkapakları indi, sonra başı biraz öne sarktı, biraz daha sarktı. Başı sarkmayı sürdürüyordu. Yavaş yavaş, kesik, uzun hareketler halinde. Derken durdu. Cameron hareketsiz oturdu.
Omuzları öne bükülmüş, elleri kucağında kavuşturulmuştu.
"Howard," diye fısıldadı Cameron. "Hiç kimseye söylememiştim."
Roark, "Teşekkür ederim." dedi.
Rand, A. (2003). Hayatın Kaynağı, (çev: Belkıs Çorakçı Dişbudak), İstanbul: Plato Film Yayınları.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"Kovuldun!" dedi Cameron.
"Öyle mi? " dedi alçak sesle. Hiç kıpırdamıyordu.
"Gel buraya," dedi Cameron. "Otur."
Roark denileni yaptı.
"Fazla iyisin," dedi Cameron bu sefer. "Bu istediğin şeyi yapmanı gerektirecek kadar iyisin. Yaran yok, Roark. Şimdi olması sonradan olmasından iyidir."
"Ne demek istiyorsunuz?"
"Yeteneğini asla elde edemeyeceğin bir hayal uğruna ziyan etmek yararsız. Elde etmene asla izin vermezler. Bu sahip olduğun şeyi alıp, ondan kendine bir işkence aleti yapmanın yararı yok. Sat onu, Roark. Şimdi sat. Gerçi aynı şey olmaz, ama sende zaten çok şey var. Neyin parasını vereceklerse, o da var. Çok para veriyorlar. Tabii onların istediği gibi kullanırsan. Kabul et, Roark. Ödün ver. Şimdi ver, çünkü zaten sonunda vermek zorunda kalacaksın. Ama o zaman, keşke yaşamamış olsaydım diyeceğin şeyleri yaşamış olacaksın. Sen bilmezsin. Ben biliyorum. Kurtar kendini bundan. Beni bırak, git. Başkasına git."
"Siz öyle mi yaptınız?"
"Seni küstah piç! O kadar iyisin demedik! Kendini mukayese ettiği..." Birden sustu, çünkü Roark'un gülümsediğini görmüştü. Baktı Roark'a. Birden onun da yüzünde bir gülümseme belirdi. Roark ömründe bundan daha acı dolu bir ifade görmediğini düşündü.
"Hayır." dedi Cameron alçak sesle. "Kandıramıyorum, değil mi? Hayır, olmuyor... eh hakkın var. Gerçekten sandığın kadar iyisin. Seninle konuşmak istiyorum, ama bunu nasıl yapacağımı tam bilemiyorum. İnsanlarla konuşma alışkanlığımı kaybettim. Kayıp mı ettim? Belki de hiç yoktu bende o. Belki de şimdi beni korkutan bu. Anlamaya çalışır mısın lütfen?"
"Anlıyorum. Bence boşuna vakit kaybediyorsunuz."
"Bak, dünyadaki bunca insan arasında, yanına gelmek için son seçeceğin adam bendim. Seni burada tutarsam, bir suç işlemiş olacağım. Biri seni bana karşı uyarmalıydı. Sana hiçbir yardımım dokunamaz. Cesaretini kırmam bir kere. Kafana sağduyu sokmaya çalışmam. Tam tersine, teşvik ederim seni. Şimdi gittiğin yola doğru sürerim. Şimdi olduğun gibi kalmana yol açarım, üstelik daha beter hale getiririm seni. Anlıyor musun? Bir ay daha geçti mi, gitmene de izin vermez olacağım. Onun için, benimle hiç tartışma, hemen git. Gidebilirken git."
"Ama gidebilir miyim? Her ikimiz için iş işten geçtiğini görmüyor musunuz? Benim için on iki yıl önce iş işten geçmişti."
"Dene yine de Roark. Hayatında bir kere olsun mantıklı davranmaya çalış. Ben önerirsem, seni yanına alacak dünya kadar kodaman var, okuldan ister kovulmuş ol, ister olma. Düzenledikleri öğle yemeklerinde nutuklar atarken arkamdan gülebilirler, ama işlerine geldi mi hâlâ benden çalmakta üstlerine yoktur. İyi bir tasarımcıyı hemen tanıdığımı da bilirler. Guy Francon'a tavsiye mektubu veririm sana. Bir zamanlar yanımda çalışmıştı. Uzun süre önce. Galiba kovmuştum onu, ama önemi yok. Başlangıçta sevmeyeceksin onu, ama alışırsın. Yıllar geçtiği zaman da bana teşekkür edersin böyle yaptığım için."
"Neden söylüyorsunuz bana bütün bunları? Asıl söylemek istediğiniz bunlar değil. Kendiniz öyle yapmamıştınız ki!"
"İşte onun için söylüyorum! Kendim öyle yapmadığım için. Bak, Roark, senin bir yanın var... beni korkutan bir yanın. Sorun yarattığın için değil. Sırf kendine dikkat çekmek için teşhircilik yapmaya, farklı olmaya kalkan biri olsan, durum değişik olurdu. Topluma karşı çıkmak, onu şaşırtmak, onu eğlendirmek, bu arada da yan gösteriye bilet kazanmak, bir spor haline geldi artık. Ama senin durumun o değil. Sen işine âşıksın. Tanrı yardımcım olsun, seviyorsun yaptığın şeyi! İşte bu senin üzerinde bir lanet. Alnındaki o damgayı herkes görebiliyor. Sokaktaki insanlara hiç bakıyor musun? Korkmuyor musun onlardan? Onları oluşturan madde, işini seven insana duydukları nefretten ibaret. Tek korktukları tip o. Nedenini bilmiyorum. Kendini onlara apaçık ediyorsun, Roark. Onların her birine."
"Ama ben sokakta insanlara hiç bakmam."
"Bana ne yaptıklarını fark ediyor musun?"
"Tek fark ettiğim, onlardan korkmamış olduğunuz. Benim korkmamı neden istiyorsunuz?"
"İşte isteyişimin nedeni de o zaten!" Öne eğildi, masaya dayadığı yumruklarını sıktı. "Roark, ille söylememi mi istiyorsun? Zalimsin aslında, değil mi? Pekâlâ, söylerim o halde. Sonunun böyle olmasını mı istiyorsun? Benim gibi olmak mı istiyorsun?"
"Eğer hayatımın sonunda sizin bugünkü yerinizde olabilsem, bunu hak etmediğim bir onur sayarım," dedi.
Rand, A. (2003). Hayatın Kaynağı, (çev: Belkıs Çorakçı Dişbudak), İstanbul: Plato Film Yayınları.
İkisi de sevmiyordu Roark'u. Zaten nereye gitse, yüzünü gösterdiği anda kimse sevmezdi onu. Kasa kapısı gibi kilitliydi yüzü. Kasalara kilitlenen şeyler, değerli şeyler olurdu. İnsanlar bunu hissetmekten hoşlanmıyorlardı. Bu odadaki varlığı da soğuk, rahatsız edici bir varlıktı. Garip bir niteliği vardı Roark'un varlığının. Kendini hissettiriyordu ama, sanki orada yokmuş gibi bir duygu veriyordu. Daha doğrusu, sanki karşısındakiler orada yokmuş gibi.
Rand, A. (2003). Hayatın Kaynağı, (çev: Belkıs Çorakçı Dişbudak), İstanbul: Plato Film Yayınları.
Cameron arasıra çizim odasına girip uzun süre onun arkasına dikilir, omzunun üzerinden onun çalışmalarını seyrederdi. Gözleri sanki bilerek konsantre olup, o dengeli eli titretmek, ona çizgisini şaşırtmak istermiş gibiydi. Öbür iki teknik ressam, arkalarında böyle bir hayaletin var olduğunu bilmekten gelen etkiyle çizimlerini berbat ederlerdi. Roark ise sanki farkında bile değildi. İşine devam ederdi o. Eli hiç telaşsız hareket eder, arasıra durup hiç acele etmeksizin körelmiş kalemini atar, bir yenisini alırdı eline.
Rand, A. (2003). Hayatın Kaynağı, (çev: Belkıs Çorakçı Dişbudak), İstanbul: Plato Film Yayınları.
Kendini buraların sahibi gibi hissetmekteydi. Sahibi olacakmış gibi. Elindeki kurşun kalemin hareketi ne kadar kesinse, bu da o kadar kesin gibi geldi ona.
Rand, A. (2003). Hayatın Kaynağı, (çev: Belkıs Çorakçı Dişbudak), İstanbul: Plato Film Yayınları.
"Seni buraya ben çağırmadım!
Benim çizim elemanına ihtiyacım yok! Çizilecek bir şey yok! Kendimi ve adamlarımı misyonerlerin sadakasına muhtaç etmeyecek parayı çıkaracak kadar bile işim yok! Birtakım budala hayalperestlerin buralarda açlıktan gebermesini istemiyorum! Bu sorumluluğu istemiyorum. Hiçbir zaman istemedim, tekrar karşıma çıkacağını da sanmıyordum. Bitti bunlar benim için. Yıllar önce bitmişti. Şu gördüğün salyası akan ahmaklarla çok mutluyum ben. Hiçbir zaman bir şeyleri olmamış, olacağı da yok, onlara ne olacağı da hiç fark etmez. Benim istediğim o kadar. Ne diye kalkıp geldin buraya? Kendini mahvedecek bir yol seçiyorsun, bunun farkındasın, değil mi? Ben de sana bunu yapman için yardım edeceğim. Seni görmek istemiyorum. Senden hoşlanmıyorum. Yüzünden hoşlanmıyorum. Dayanılmaz derecede bencil birine benziyorsun. Küstahsın. Kendinden çok fazla eminsin. Yirmi yıl önce olsa, suratına seve seve bir yumruk patlatırdım. Yarın tam dokuzda gelip işe başlıyorsun."
"Peki, "diyerek ayağa kalktı Roark.
"Haftada on beş dolar. Verebileceğim ancak bu kadar."
"Peki."
"Ahmağın birisin. Başka birine gitmeliydin. Öldürürüm seni başkasına gidersen. Adın ne?"
"Howard Roark."
"Geç kalırsan kovarım seni."
"Peki."
Roark çizimlerini almak üzere elini uzattı.
"Onları burada bırak." diye haykırdı Cameron. "Şimdi defol!"
Rand, A. (2003). Hayatın Kaynağı, (çev: Belkıs Çorakçı Dişbudak), İstanbul: Plato Film Yayınları.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"Kimin için?"
"Kendim için."
Rand, A. (2003). Hayatın Kaynağı, (çev: Belkıs Çorakçı Dişbudak), İstanbul: Plato Film Yayınları.
Sert bir sesle, "Ne istiyorsun?" diye sordu.
Roark alçak sesle, "Yanınızda çalışmak istiyorum." dedi. Sözleri gerçi, Yanınızda çalışmak istiyorum, demişti ama, sesinin tonu "Yanınızda çalışacağım." dermiş gibiydi.
"Öyle mi yapacaksın?" Cameron farkında olmadan, söylenmemiş cümleye cevap vermişti. "Derdin ne? Daha büyükler, daha iyiler almıyor mu seni?"
"Başka kimseye başvurmadım."
"O neden? En kolay başlama yeri diye burayı mı gördün? Önüne gelen buraya girebilir diye mi düşündün? Benim kim olduğumu biliyor musun?"
"Evet. O yüzden buradayım."
"Kim yolladı seni?"
"Hiç kimse."
"Ne halt etmeye beni seçtin?"
"Sanırım onu biliyorsunuz."
"Daha önce nerede çalıştın?"
"Yeni başlayacağım."
"Neler yaptın?"
"Üç yıl Stanton'da okudum."
"Öyle mi? Bitirmeye mi üşendin? Bitiremeyecek kadar tembel misin?"
"Kovuldum."
"Harika!" Cameron yumruğunu masaya indirip bir kahkaha attı. "Stanton'daki o böcekler bile seni beğenmiyor, ama sen Henry Cameron'un yanında çalışmak istiyorsun! Demek burayı atık alanı diye görüyorsun! Ne diye kovdular seni? İçki mi? Kadın mı? Ne?"
"Bunlar," dedi Roark. Çizimlerini uzattı.
Rand, A. (2003). Hayatın Kaynağı, (çev: Belkıs Çorakçı Dişbudak), İstanbul: Plato Film Yayınları.