“Bir gün Yaşayan hiç kimsenin Anısı olmayacağız. Yine de Sonsuzluk bizmişiz gibi Yaşayacağız dünyayı.
Unutmak ey Tanrının anlaşılmaz bağışı Sensin hepimizin büyük hayatı.”

seen from United States
seen from China

seen from China
seen from Argentina
seen from Yemen

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Romania

seen from United States
seen from United States
seen from Russia
seen from China

seen from Türkiye
seen from China
seen from China

seen from Türkiye
seen from China

seen from China

seen from United States
“Bir gün Yaşayan hiç kimsenin Anısı olmayacağız. Yine de Sonsuzluk bizmişiz gibi Yaşayacağız dünyayı.
Unutmak ey Tanrının anlaşılmaz bağışı Sensin hepimizin büyük hayatı.”

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
“Ben zaten yeryüzünün neresini benimsedim ki? Zaman zaman kendimi çok iyi, zaman zaman da kötü duyuyorum. İki durum da uzun sürmüyor, böylece bir denge kuruluyor.”
“İnsan ne bayağı bir yaratıktı. Sevmek ne kadar çok çaba gerektirmekteydi ve buna karşılık nefret için neredeyse hiçbir şeye ihtiyaç yoktu.”
“mutsuzluk mutluluktan daha çok ses çıkarıyordu.”
“Benim için televizyon izlemek, insanları neden sevmediğim konusunda bir kaynak kitap okumak gibi. Televizyon içimizdeki bütün iğrençliklerin özü.”

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
“Fakat sen kimsin ki benim için? Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?”
"Seni nelerin beklediğini bilmeni istiyorum. Gün olacak, kendi ellerine bakacaksın, ağır bir şey alıp o ellerin her kemiğini kırmak, parçalamak isteyeceksin. Çünkü o eller, neler yapabileceklerinin hayalleriyle rahatsız edecek seni. Tabii eğer sen o fırsatı yaratabilseydin! Ama sen yaratamamış olacaksın ve şu canlı vücuduna tahammül edemez olacaksın... o ellere bir yerde ihanet etti diye. Gün olacak, otobüse bindiğinde şoför tersleyecek seni. Belki istediği yalnızca on sent olacak, ama sen onu öyle duymayacaksın. Sen o seste, kendinin bir sıfır olduğunu duyacaksın. Herkesin arkandan güldüğünü, her neye gülüyorlarsa o şeyin alnına damgalanmış olduğunu düşüneceksin. Senden nefret etmelerine sebep olan o şeyin. Gün olacak, bir salonun köşesine dikileceksin, kürsüde konuşan bir yaratığın binalardan söz edişini dinleyeceksin. Senin o kadar sevdiğin o konudan. Duyduğun sözler, keşke biri kalksa da şu herifi iki tırnağı arasında eziverse, diye düşünmene yol açacak. Derken herkesin onu alkışladığını duyacaksın. Haykırmak gelecek içinden, çünkü kendin mi gerçeksin, onlar mı gerçek, bilemeyeceksin. Yoksa bir salon dolusu kurukafanın arasında mıyım ben, diyeceksin. Yoksa biri ansızın benim kafamı mı boşalttı, diye merak edeceksin. Ama bir şey söylemeyeceksin, çünkü çıkarabildiğin sesler artık o salonda lisan sayılamaz. Zaten konuşmak istesen de konuşamazsın, çünkü seni kenara iterler, onlara binalar konusunda söyleyecek hiçbir şey bulamazsın! Bu mu istediğin?"
Roark hiç kıpırdamadan oturuyordu. Gölgeler yüzünde çok sert çizgiler oluşturmaktaydı. Çökük yanağında kapkara bir leke vardı sanki. Çenesinde de üçgen bir kesik. Gözleri Cameron'a dikilmişti.
"Yetmedi mi?" diye sordu Cameron. "Pekâlâ. Derken günün birinde, önündeki kâğıdın üzerinde bir bina göreceksin. İçinden önünde diz çökmek gelecek o binanın. Bunu başarabildiğine inanamayacaksın. Dünya ne güzel, diyeceksin. Hava nasıl da ilkbahar kokuyor. Bütün insanları seviyorum, diyeceksin. Seviyorsun, çünkü dünyada kötülük diye bir şey yok. Resmi koltuğunun altına kıstırıp o binayı dikmek üzere evinden çıkacaksın. Eminsin, çünkü ilk gösterdiğin insanın o binayı diktireceğini biliyorsun. Ama evden çıktığında fazla uzağa gidemeyeceksin, çünkü kapıda gazını kesmeye gelen adamla çarpışacaksın. Zaten pişirecek fazla yiyeceğin olmadığı için, gazın da parasını ödememişsin. Tamam, peki, o bir şey değil. Ona gülebilirsin. Ama sonunda, elinde o çizimle bir adamın ofisine gireceksin, varlığınla adamın odasının havasını işgal ettiğin için kendine lanetler okuyacaksın, bir köşeye sıkışmaya, onun seni görmemesini sağlamaya çalışacaksın, kendi sesinin ona yalvardığını duyacaksın. Yalvardığını. Sesin adamın dizlerini yalayacak, bu yüzden kendinden nefret edeceksin, ama aldırmayacaksın, çünkü o binayı dikmene izin vermesini istiyorsun. Binayı yaptırırsa, aldırmayacaksın hiçbir şeye. Göğsünü yırtıp içindekileri ona göstermek isteyeceksin, çünkü bileceksin ki eğer görürse, o binayı dikmene izin verecek. Ama adam sana, çok üzgün olduğunu, işi Guy Francon'a verdiğini söyleyecek. Sen evine döneceksin. Dönünce evinde ne yapacaksın, biliyor musun? Ağlayacaksın. Kadınlar gibi, sarhoşlar gibi, hayvanlar gibi ağlayacaksın. İşte, geleceğin bu, Howard Roark. Şimdi istiyor musun böyle bir geleceği?"
"Evet." dedi Roark.
Cameron'un gözkapakları indi, sonra başı biraz öne sarktı, biraz daha sarktı. Başı sarkmayı sürdürüyordu. Yavaş yavaş, kesik, uzun hareketler halinde. Derken durdu. Cameron hareketsiz oturdu.
Omuzları öne bükülmüş, elleri kucağında kavuşturulmuştu.
"Howard," diye fısıldadı Cameron. "Hiç kimseye söylememiştim."
Roark, "Teşekkür ederim." dedi.
Rand, A. (2003). Hayatın Kaynağı, (çev: Belkıs Çorakçı Dişbudak), İstanbul: Plato Film Yayınları.
Dış görünüş kadar önemsiz bir şey yüzünden düşüncelere daldığı zamanlar aklına geldiğinde Gümüş Somon utancından bir yerlere saklanmak istiyordu. Yoldaşlarına kalbinin içine bakmalarını söylediği, kalp gözüyle bakmayı bilmeyen yoldaşlarına gönül koyduğu zamanlar aklına geliyordu. Bu isteği onların kafasını karıştırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Kalbi görmeyi imkânsız hale getiren bu dünya, ağzına kadar ikiyüzlülükle dolu gibiydi. Fakat Gümüş Somon, yoldaşlarından istediğinin de aslında kibirli bir şey olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlamıştı.
“Ben başkalarının kalbine yeterince bakıyor muyum ki?” diye kendisine sordu. İçindeki bir başka somon, “Hayır,” diye yanıtladı onu. Yani aslında kendisi de diğerlerinden daha iyi falan değildi.