Hayat devam ediyor. Neden? Eğer etmeseydi, bu ücra yerde tango yapma fırsatını asla bulamazdık, hem de bir pazartesi öğleden sonra. Ne kadar realist davranırsak davranalım, beşinci tekiladan sonra fantazilere ne kadar kızarsak kızalım, onlar umutlarımız, görülerimiz, anlama şeklimiz. Tango yaparak hayatta kalıyoruz, gerçeklik ile hayal dünyamız arasında. Zarif adımlar ve küçük dokunuşlarla. Yaşadığımız her şeyi kendi hayal gücümüzle yoğurup tutuyoruz. Sonrasında kendileri şekilleniyor. Çamura hayat geliyor. Bir düşünsene, o çamuru sen de görebilseydin. Dokunabilseydin hatta. Daha fazla tekillik kalmazdı. Sen ve ben zamirlerini atardık lugatımızdan. Anlar çok kalıcı hissettiriyorlar oysa. Çok gerçek, oturduğun sandalye kadar. Sonraysa hatırlayamacak kadar hayali, küçük ayrıntıları bile. Hatırlamaya değer olanlar onlardır. O aşık olduğun kışta oturduğun iskele, üşüdüğünde omzuna örtülen yeşil parka, asla unutmam sandığın adamın yanağındaki ben. Asla değişmiyormuş M Kuramı'na göre. Gerçeklik algımız olan zaman (düz bir patika gibi) dördüncü boyuta atıldığında yalnızca bir daireye indirgendiği an, hiçbir şey. Değişmiyor. Sen yalnızca o dairenin içinde dönmeye devam ediyorsun. Her seferinde aynı seçimleri yapıyorsun. Beyoğlundaki o ücra kafede uzun uzun düşünüp yine sıcak şarap söylüyorsun mesela. Çünkü dışarısı soğuk. Aslında, içerisi de. Hayat devam ediyor nitekim, mevsim yine yaza kavuşacak. İçeride de.