TW: boğulma, hipotermi, yüksek ateş, angst, hurt and comfort
İyi Geceler Oğlum
Kasım ayı Gotham City'de her zaman olaylı geçerdi. Sarı ve kızılın tonlarına bürünen yapraklar, ağaçlardan düştüğünde soğuk bir esinti yaprakları uzaklara sürüklerdi.
Aynı soğuk esinti, Gotham'ın ücra kesimlerinde yalıtımsız, eski binaların içine sızardı. Bir hafta içinde sıcaklık dört derece kadar düşmüştü. Geceler en hafif tabirle buz gibiydi.
Isınmak için yakıt parasını karşılamak isteyenler geceleri sokaklara dökülür, birkaç vurkaçla ayı atlatmayı çalışırdı.
Kasım ayında istisnasız suç oranlarında artış yaşanırdı. Sonbaharın etkilerini hissettirdiği bu günlerde sokaklarda huzuru sağlamak Batman ve Robin'in göreviydi. Suç, GCPD'nının baş edemeyeceği kadar fazlaydı. Dinamik İkili ise asla yeterli değildi. Orası Gothamdı ve suç asla uyumazdı.
Sabaha karşı dört sularında Robin, normalden çok daha dengesiz adımlarla çatıya konduğunda Batman dönüp ona baktı. Çocuk, Batman'i görmezden gelerek esnedi ve onun tam karşısına çömeldi. Normalde devriyeyi bir saat kadar önce bitirirlerdi. Bruce da okuldan önce Tim'in yeterince uyuduğundan emin olurdu. Ama hareketli kasım gecesinde normalden birkaç saat fazla devriye gezmekte son derece normaldi.
Batman, isterse sabaha kadar devriye gezebilirdi. Yatmadan önce sıcak bir duş alırdı. Bir buçuk saat kadar uyurdu. Alarmı çaldığındaysa kafein hapları ve kahvenin, kendisini uyanık tutmaya yeteceğine inanarak Wayne Enterprises'e giderdi.
Henüz on üç yaşında olan Tim bunu yapamazdı. Kendisi ne kadar inkar etse de uyku gelişiminin önemli bir parasıydı . Robin ilkinden yüksek sesle sesle esnedi. Domino maskesinin üzerinden gözünü ovaladı.
"Mağaraya dön." Batman'in sesi şaşırtıcı derecede yumuşaktı. "Birazdan orada olurum."
Robin başını iki yana sallarken cık cık cıkladı. "Seni bırakayım da sabaha kadar tek başına devriye mi gez? Hiç sanmıyorum B."
Batman homurdandı. Konumlandıkları çatının üzerinden rıhtıma baktı. Son zamanlarda Gotham'a büyük bir silah sevkiyatı yapılacağını duymuştu. Robin, iki gün önce tedariği gerçekleştirecek kişinin Penguen olduğunu keşfetmişti. Sevkiyat 13 Kasım, 04.25'te gerçekleşecekti.
Yaklaşık on beş dakika sonra...
Batman maskesinin lenslerini yakınlaştırarak rıhtımdaki gemiyi inceledi.
"Bunu da halledelim ve uyumaya gidelim."
▫️✴️▫️
Bruce, geriye dönüp baktığında Robin'in formunda olmadığını fark etmeliydim demişti. Çocuk son üç gündür düzgün bir uyku çekmemişti. Ayrıca dün Two Face ile yüzleşirken ayak bileğini de burkmuştu. Çatıya yaptığı her sert inişte acıyla tıslamasına rağmen Batman görmezden gelmeyi seçmişti. Robin de ne kadar yaralı ve yorgun olursa olsun Batman'i takip etmeyi...
Rıhtımda-çatışmanın ortasındayken- kaçmaya çalışan Penguen'i takip etmeyi kendini o kadar kaptırmıştı ki tanıdık bir gölgeyi kaosun ortasında bir başına bıraktığını fark etmemişti bile. Batman iskeleden uzakta Pengueni etkisiz hale getirirken Robin'i onlarca metre arkasında fedailer ile savaşmaktaydı. En utanç verici yanıysa Bruce'ın, Penguen açıkça suratına vurana kadar sarı, kırmızı ve yeşil figürün yokluğunu farkına varamamasıydı. En yakın silah sesinden çok uzakta, Oswald ile yalnızken kahkaha ve şakaların yokluğu kalbine büyük bir sessizlik çöktürdü. Yanında Robin'i varken gece asla sessiz olmazdı. Şimdiyse sudan gelen hafif esintinin yanında sessizliği dolduran tek şey Penguen'in kıkırtısı, uzaktaki otobandan belli belirsiz gelen araba sesleri ve böceklerin ritimsiz ötüşüydü.
Oswald köşeye sıkıştığı yerden kulaktan kulağa sırıtıyordu. Kıkırtısı karanlık zihninde hastalıklı bir kahkahaya dönüşmüştü. Gülüşü yırtık dudaklarına yerleştirişmiş kanlı bir ifade gibi görünüyordu ama aslında öyle olmadığını biliyordu. Oswald'ın şu anda hatırlamadığı bir yorumu onu tetikledi ve resmen kırmızıyı gördü. Ne yaptığını anlayamadan sağ kroşesini kısa adamın çenesine indirmişti. Oswald, darbenin etkisiyle yere devrildiğinde Batman yerde kaldığından emin olmak için ense köküne sert bir tekme attı. Penguen'in kırık çenesi yada geçireceği beyin sarsıntısı hakkında endişelenmedi. Birkaç hafta önce Robin'i beyin sarsıntısının orta yaşlı bir insana verebileceği zarar hakkında azarlamıştı. Şu anda yaptığı iki yüzlülüktü. Zihni bir anda Robin'e kaydı.
Dick robin kostümünü giydiğinden ve yanında manik kahkasını ve kötü kelime oyunlarıyla devriye gezmeye başladığından beri filizlenen iç güdüsü ortaya çıktı.
Robini kontrol etmesi gerekiyordu.
Robin'inin iyi olduğundan emin olması gerekiyordu.
Geriye döndü ve koştu. Oswald'ın baygın bedenini arkasında bıraktı. İskeleye vardığında gözleri tanıdık bir parıltı aradı. Etrafta uçuşan şakaları takip eden neon bir pelerin yoktu. Robin'i yoktu.
Bilinçaltının derinlerinden bir ses çok geç kaldın, diye çığlık atıyordu. Yine...
Bir düzüne kadar serseri yerde yatıyordu. Görünürde hiçbirinin kırık kemikleri yoktu. Bilinçleri kapalıydı ama kanlar içinde değillerdi. Tim onları haklamış olmalıydı. Bruce'ın sürekli uyardığı gibi ikincil bir hasar vermeden. Göğsünde bir gurup dalgası yükseldi. Endişe yine de ağır bastı.
Hala bilincini koruyan fedailer iskelenin ucuna tünemişlerdi. Sekiz kişi. Hepside silahların suya doğrultmuş dikkatle bekliyordu. Onların yanında iki kişi etrafı kolaçan ediyorlardı. Açıkça Batman'i arıyorlardı. Kara Şövalyeyi görenlerde ilk onlar oldu.
Silahlarına uzanmalarına fırsat tanımadan iki eline aldığı üçer batarangı gözcülere fırlattı. Bedenlerine saplanan silahlarla çığlık attılar. Batman dönüp de yaralarına bakmadı. Bataranglarını fırlattığı noktaları hatırlamıyordu bile. Bir insanı etkisiz hale getirecek noktaları refleks olarak hedef almıştı. Diğer sekiz fedaiye dönmeden önce hayati bir noktayı hedef alıp almadığını kontrol etmedi. Adamların birini suya düşürdü. Diğerinin bacağına batarang sapladıktan sonra ellerini arkadan kelepçeledi. İki tanesi yedikleri yumruklardan sonra bayıldı ve diğerleri... Gereğinden kanlı bir şekilde yere serildi.
İskelenin ucuna gitti. Suyun derinliklerinde koyu bir gölge vardı. Ürperdi. İkinci kez düşünmedi. Pelerini çıkardı ve suya atladı.
Dürüst olmak gerekirse Bruce, Tim'i nasıl yüzeye çıkardığını hatırlamıyor. Sadece endişe ve geç kalmış olmanın ağırlaştırıcı korkusu vardı. İskeleye tekrar çıktıklarında ikiside ahşaba su damlatıyorlardı. Tim, sırt üstü uzanıyordu. Robotik hareketlerle Robini yan çevirdi. Oğlan yuttuğu tüm suyu çıkarırken ıslak saçlarını geriye taradı . Tim ayağa kalkacak kadar toparlandığında tir tir titriyordu. Robin'in titrediğini görünce zihni soğuğun farkına vardı. Sert rüzgar suratına tokat gibi çarpmıştı. Sabaha karşı, Gotham'ın en soğuk olduğu saatlerdi.
Kemerinin acil durum butonunu bastı. Batmobilin yola çıktığını göstermek için buton iki kez kırmızı yandı, sonra da söndü.
Çaresizce kendisini ısıtmaya çalışan Robin'in üzerindeki su damlayan pelerini ve göğüs koruyucu yeleği çıkardı. Yerden aldığı kendi kuru pelerinini çocuğun omuzlarına sardı. Robin, soğukta kalmış bir kedi gibi pelerinin etrafında kıvrıldı.
"Batmobil biradan burada olur evlat. Eve gidelim ve seni ısıtalım. Olur mu?"
Tim, Bruce'a yanaştı. Kulağa mırıltı gibi gelen bir onaylama sesi çıkardı. Batman en az Robin kadar ıslak olduğundan kolunun altına sokulmaya çalışan Robin'i reddetmek üzereydi. Neyseki bunu yapmadan önce Tim'in sıcaklık değil rahatlık aradığını anladı. Yanında olduğunu bilmek istiyordu. Güvende olduğunu bilmek istiyordu.
Tim'in savunmasız hali Bruce'ın sertçe yutkunamasına neden oldu. Tim'i kucağında Batmobile taşırken çocuğun kulağına fısıldadı. Üzgünüm evlat.
▫️✴️▫️
Yarasa Mağarasına vardıklarında Tim ıslak üniformasını çıkarmasına ve acil durum termal battaniyelerine sarılmasına rağmen titremeyi bırakmamıştı. Nefes almasını kolaylaştırmak için verdiği oksijen maskesini yanına bırakmıştı.
Bruce, Tim'in yokluğunu fark edene kadar suda ne kadar kaldığını bilmek istemiyordu.
Araç durduğunda Tim ısıtıcıların çalıştığı Batmobileden ayrılıp soğuk mağaraya adım atmaya isteksizdi. Yine de Alfred'in önderliğinde üst katta kendisini bekleyen sıcak banyoya götürüldü.
Bruce da donuyordu. Soğuk, uzuvlarına iğne gibi batıyordu. Güneşin doğuşuna saatler kala hava en sert halini alırken Gotham da ıslak gezmek istemezdiniz. Dondurucu soğukta devriye gezdikten sonra iskeleden suya atlamayı ise hiç istemezdiniz. Duşlara ilerledi. Suyun sıcaklığını vücudunun alışması için kademeli olarak artırdı. - Ne kadar istersede bir anda kaynat suyun altına girmek sadece bedenini şoka sokmaya yarardı- Ilık su hassas cildinde karıncalanıyordu. Yine de acı kısa sürede dağılıp yerini rahatlamaya bıraktı. Cildi parlak kırımızıya boyanana kadar duşta kaldı. Çıktığında Alfred'in kendisi için bıraktığı kalın pantolonu ve yün kazağı üzerine geçirdi. Kıyafetler sıcak ve yumuşaktı. Uzun bir devriyeden sonra Bruce'in gözleri kapanmaya başlamıştı. Yorganın altında kıvrılmaktan başka bir şey istemiyordu.
İçini çekti. Kendine bir fincan kahve doldurdu. Sert, şekersiz ve sütsüz. Kahve makinesinin yanında bir kutu krema vardı. Bruce dikkatlice ondan kaçındı. Jason her zaman kremayı tercih etmişti.
Gecenin raporlarını doldurmak için bilgisayarın başına oturdu. Alfred, Tim'in yanındaydı. Bruce'a ihtiyaç yoktu. Tim'in neye ihtiyacı varsa Alfred yardımcı olabilirdi. Zaten Tim de Alfred'i isterdi.
Tim ile Bruce arasında sözcüklere dökülmese de onaylanmış bir anlaşma vardı. Tim Robindi. Kendi isteğiyle Dick ve Jason'ın bir dönem üstlendiği görevi devralmıştı. Saha için buradaydı. Daha fazlası için değil. Bruce ve Tim'in ilişkisi acı verici şekilde profesyonalliği nadiren geçerdi.
Tim'i, Bruce bulamamıştı. Tim, Bruce'u bulmuştu. Bir gün - Dick'i tekrardan kostüme dönmesi için ikna edemedikten sonra- aniden kapısına dayanmıştı. Bruce, onu yapabildiği en sert şekilde reddetmişti. Bir Robini yüz üstü bırakmıştı ve diğerinin kanı ise ellerindeydi. Başka bir Robin'i yüz üstü bırakmaya ihtiyacı yoktu. Maalesef ve neyseki Tim onunla aynı fikirde değildi. Cılız vücudunun altında inatçıydı. Bruce'dan bile daha fazla hemde. Tim zekiydi. Batman'i tehdit etmiş, köşeye sıkıştırmış ve göklere uçarak Robin kostümünü hak etmişti.
İlk oğlunun pelerinli günlerinden beri Batman ve Robin'e hayran küçük takipçisi hakkında ne yapabilirdi ki.
Üniformayı vermeden önce Tim'in eğitildiğinden emin oldu. İdmanlar sertti. Önceki haleflerinin maruz kalmadığı kadar zorluydu. Çocuğu vazgeçirmek için her şeyi yaptı. Tim'i sınırlarına kadar zorladı, varlığını görmezden geldi ve onu istemediğini yüzüne tükürdü.
Tim, bir zamanlar Jason'ın gözlerinde görmeye alışık olduğu kavgacı parıltıyla ona baktı. Her harfin üstüne basa basa kalıyorum dedi. Batman'in Robin'e ihtiyacı var. Dağılmış haldesin Bruce. Sen yardım istemeyebilirsin ama benim yardım etmemi engelleyemezsin.
Bruce itiraf etmeli ki Tim kendisini şaşırtmayı başarmıştı. Dick'in çevikliğinden veya Jason'ın sokaklarda geliştirdiği hayatta kalma içgüdüsünden yoksundu. Ama zekiydi. Beyni sünger gibiydi. Ona öğretilen her bilgiyi ezberledi, analiz etti ve işledi. Tim'in düşünme şekli haleflerine değil Batman'e benziyordu. Etraflıca ve hesaplı. Mantığı her zaman duyguların önüne koyuyordu. Ve Tim, kesinlikle Bruce'dan daha disiplinliydi. Bruce, planları severdi. Dick aksiyona atıldıktan sonra gidişata göre davrananlardandı ama Tim... Her bir detayı ve ihtimali hesaplardı. Bruce'ın düzgün bir eğitimle kendisinden daha iyi bir dedektif yada stratejist olacağından şüphesi yoktu.
Yada kontrol manyağı.
Tim'in kendisine benzemesi Bruce'u korkutuyordu. Tim'in sonunun karanlık ve yalnızlıkla çevrili olmasını istemiyordu. Gözlerindeki kavgacı-zeki parıltının söndüğünü görmek istemiyordu. Sonunun Jason gibi acı dolu bir ölüm olmasını kaldıramazdı. Ahh, Bruce'ın küçük askeri! Sevgili oğlunu görmeden Tim'e bakmak ne kadar da zordu.
Bruce, minderde kendini ilk kez yere serdiğinde Tim'in saçlarını karıştırdığında ve övgü dolu bir sesle iyi işti Jaylad dediğinde çoğunun yumruk yemiş gibi geriye sendelemesini unutamıyordu.
Timle arasında yakın temaslar olmamıştı. Dick'in sevdiği gibi kucaklamak ya da Jason'ın tercih ettiği gibi battaniye yığının arasında kitap okumak yoktu. - Jay günün sonunda omzunda uyuya kalırdı ve Bruce oğlunun nefes seslerini dinleyerek kendini rahatlatırdı.-
Sonra Jason, Joker'in peşine düştü ve Bruce altı bitmek bilmeyen ay boyunca oğlunu aradıktan sonra Jason'ın cansız bedenini toprağa verdi.
Rüyalarında ölü ardıç kuşları onu ziyaret ederken Tim'i Robin'i olarak kabul etmek zordu.
Tim, pelerini devraldıktan sonra Dick önce mağarayı sonrada malikaneyi daha sık ziyaret etmeye başlamıştı . Bazı geceler yatıya bile kalıyordu. (Jason gittiğinden beri bunu yapmamıştı. Açıkça Bruce ile aynı dört duvar arasında olmaya tahammül edemiyordu.) En başta mirasını sırtlanan çocuğun güvenliği için endişeliydi. Bruce'ın muhakeme becerilerine de güvenmiyordu. İkili vakit geçirmeye başladıkça arkadaş oldular. Dick ve Jason'ın ilişkisinden daha sakindi, daha az kavgacıydı ve kesinlikle daha az suçlama içeriyordu.
Bruce bazenleri Dick'in küçük kardeşinin ölümünden dolayı suçlu hissettiğini ve Tim'le zaman geçirerek hatalarını telafi ettiğini düşünürdü. Yanıldığını Tim'in Robin olarak sokaklara çıktığı ilk gece anladı. Mağaraya döndüklerinde Tim yorgundu, Batman'in kazayla ona ölen oğlunun ismiyle hitap etmesinden dolayı da keyifsizdi.
Dick, Batmobile'in uğultusu kesildiğinde Tim'i arabadan indirdi. Neşeli bir sohbet içerisinde duşlara yönlendirdi ve pijamalarını giymesine yardım ederken olası bir yararlanmaya karşı çocuğu iki kez kontrol etti. Daha sonra ikisi yukarı çıktılar. Alfred'in ünlü sıcak çikolatasıyla kurabiyeleri eşliğinde dikkatlerini vermedikleri bir film açtılar. Uzun uzun konuştular. Dick Tim'e devriye hakkında sorular sordu ve Tim'de ona Robin günleriyle Titanları sordu.
O gece Dick nasıl Robin olduğunu, karşılaştığı kötüleri, Titanları kurmalarını ve Robinden kovulmasını anlattı. Sonuncusu aylardır özenle kaçındığı bir konuydu. Yine de kendi isteğiyle anlattı. Söyleyecekleri bittiğinde Tim'e bir hediye kutusu uzattı.
Tim paketi açtığında kısa bir an duraksadı. "Bruce'ın pislik olabileceğini biliyorum. Bazen bunaltıcı oluyor. Eğer uzaklaşmak, kafanı dinlemek ya da sadece ziyaret etmek istersen yavru kuş ziyaret etmekten çekinme."
Tim'in daire anahtarına ve Gotham-Bludhaven tren biletine (beş hafta geçerli) bakarken gözleri dolmuştu. Dick'in üzerine atlamış ve bir ahtapot gibi kollarını etrafına sarmıştı.
Bruce, o günü hafızanda özel bir kutuda saklayacaktı. Tim, Robin olarak ilk çıkışını yapmıştı. En büyük oğlu kardeşinin ölümünden beri ilk kez malikanede yatıya kalmıştı.
Bruce, mağarada kamera görüntülerini izlerken dalgın dalgın elindeki viski bardağını çevirmişti. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Ebeveyn olarak başarısızdı. Küçük kuşlarını yüzüstü bırakmıştı. Batman de Bruce Wayne'den farklı sayılmazdı.
Tüm hatalarına rağmen en büyüğü arkasını toplamak için buradaydı. Yirmisinine yeni adım atmış olan oğlu on bir yaşındaki kardeşini neşelendirmek için buradaydı ve ikiside Bruce'ın kendisini kaybetmemesini sağlamaya çalışıyordu.
Bruce kendini iğrenç ve aciz hissederek bilgisayarı kapadı.
Belki de hiç izlememeliydi.
▫️✴️▫️
Bruce raporları yazmayı bitirdiğinde güneş çoktan yükselmişti. Bir tarafı mağarada saklanmayı ve kendi düşüncesizliği yüzünden on dokuz silahlı fedai ile yorgun ve yaralı bir şekilde dövüşmek zorunda kalan Tim'den kaçmayı tercih ediyordu.
Bilgisayarın başında korkak gibi oyalanırken mağarada olmamasına rağmen Alfred'in kınayıcı bakışlarını sırtında hissedebiliyordu. İç mücadelesini bir kenara bırakıp ayağa kalktı. Tim'i kontrol edecekti. Bencil tarafının Robininin iyi olduğunu, sıcak bir battaniyenin altında huzurla uyduğunu görmeye ihtiyacı vardı.
Drakeler ülke dışında olduğunda Tim 'in kullandığı odanın önünde durdu. Tim' in yatak odası Jason'ın odasından uzakta Dick'in odasına da mümkün olduğunca yakındı. (Bu tuhaf bir ironiydi çünkü Jason, Dick'in odasından uzak durmayı tercih ederdi. İkilinin ilişkisi sarsıntılı olmuştu.)
Derin bir nefes aldı. Kendine ben Batman'im diye hatırlatmak zorunda kaldı. Cesaretini toplaması bir dakika kadar sürdü.
Kapıyı yavaşça açtı.
▫️✴️▫️
Tim, Bruce'u tehdit ettikten ve zorla kendini Robin eğitimine kaydettikten sonra malikanede zaman geçirmeye başlamıştı. En başta mağarada olmayan ekipmanlar için spor salonunu kullanıyordu. Açıkca izinsiz başka bir odaya girmekten rahatsızdı. Bruce da onu zorlamadı. Arada bazı küçük teşvikler ile Tim'i farklı odalara gönderiyordu. Hey Tim, kütüphaneden adli krimonoloji ansiklopedisini getirebilir misin? Sanırım tabletimi çalışma odasında unuttum. Alfred sanırım seni arıyordu, endişenmeden önce onu bulsan iyi olur. Tim de zamanla uyum sağladı. Tabiki bir anda olmadı. Adım adım gerçekleşti. Alfrede mutfakta eşlik etmeye başladı, birlikte güneşlenme odasına çay içtiler, bahçedeki çiçekleri suladı... Malikanede olmaya alıştı. Yine de Tim, uzun süre etrafta olmazdı. Tanrı biliyor ya, Alfred'in çocuğu akşam yemeğine kalmaya ikna etmesi için ne kadar dil dökmesi gerekmişti. Tim, bahanelerini tüketmeden önce neredeyse yedi hafta dayanabilmişti. Alfred'in isteği üzerine haftada bir gün akşam yemeğine kalıyordu. Bir, haftada iki oldu, sonrada üç. Tim, evinden çok malikanede zaman geçirmeye başladığında Dick, ebeveynlerinin endişelenip endişelenmediğini sormuştu.
"Eğer senin için sorun oluyorsa Timbo, onlarla konuşabilirim. Eminim anlayışla karşılayacaklardır."
Tim'in yüzü Açıkca düştü. Kendisini oturma odasında yaptığına muhtemelen pişman olduğu cebir ödevine gömdü. Ailesinin bir kazı yada benzeri bir şey için Yunanistan da olduklarını anlattı.
Tim konuştukça Dick'in neşeli yüzü gerilmişti. Küçük kardeşinin sesi titremeye başladığında ona sıkıcı sarıldı. ( Tim, her zaman Dick'in küçük kardeşi olacaktı ama Bruce ona asla oğlum demeyecekti. )
"Tim." demişti oğulları için kullandığı yumuşak sesiyle. Neredeyse sevgi doluydu. "Anlatmak ister misin?"
Tim reddetti. Başını Dick'in göğsüne daha da sıkı bastırdı. Açıkça ağlıyordu ve arada burnunu çekiyordu.
Alfred, çocuğun yanına diz çöktü. Ailesi gelene kadar malikanede onu ağırlamaktan minnet duyacaklarını açıkladı. Burası senin evin Efendi Tim. Sorun olmazsa bana ailenizin ne zaman döneceğini söyleyebilir misiniz? İhtiyaç duyacağını eşyaları hazırlarken bu bilginin işimi kolaylaştıracağından emin olabilsiniz.
Bilmiyorum Alfie, derken Tim hıçkırıyordu. "Yunanistandalar mı onu bile bilmiyorum. En son bir hafta önce onlarla konuştum. Telefonlarıma cevap vermiyorlar. Ya telefonların çekmediği bir yerdeler ya da benimle konuşmak için çok meşguller. Aradılarında da notlarımı soruyorlar. Uslu durmamı söylüyorlar. Bir aydan önce gelmeyecekler. "
Tim burnunu çekti. Dick'in onun için uzattığı peçeteleyle göz yaşlarını sildi." Ne zaman evden ayrıldıklarını söyleyebilir misin küçük kuş. "
" Nisan aynın başında birkaç günlüğüne Gotham'a döndüler ama şehirde yapacak işleri vardı. Bu yüzden onları fazla görmedim."
En büyüğü başını kaldırıp Bruce'a baktı. İletmek istedi mesaj açıktı. Bugün 27 mayısı. Drakeler neredeyse iki aydır on bir yaşındaki oğullarını bir başlarına bırakmışlardı.
"Bu yalnız kalmak için çok uzun bir süre Tim. Evde hep tek mi kalıyorsun?" Dick'in sesindeki yumuşak ton bile öfkesini gizliyememişti.
"Bakıcı için büyük olduğumu söylüyorlar. Sıkıntı değil. Kendi başımın çaresine bakabilirim."
Neyseki Tim'in yüzü hala Dick'in göğsüne gömülüydü. Bu sayede öfkeyle kararan gözlerini yada en yakın duvara vurma isteğiyle sıktığı yumruklarını görmemişti.
"Çok cesurmuşsun. " Dick kardeşinin sırtına yatıştırıcı daireler çizdi." yinede senin yaşındaki hiçbir çocuk evde tek başına kalmamalı. İtiraz etme Tim. İdare edebileceğini biliyorum. Yine başına gelebilecek felaketleri düşünmek istemiyorum. Bu gece burada kalmaya ne dersin?"
"Sen de mi kalıyorsun?"
Dick acıyla yüzünü buruşturdu. " üzgünüm. Blud'a dönmem lazım. Karakolda gece nöbeti tutacağım. Sabahta new yorka gitmeliyim." Tim'in sırtını son kez okşadı. "Gidip bir şeyler atıştırmaya ne dersin. Alfred'in sandiviç hazırlayacağına eminim."
Alfred, burnunu çeken Tim'i odadan çıkarmasıyla Dick'in öfkeyle Bruce'a dönmesi bir oldu. Sinirliydi ve hayal kırıklığına uğramıştı. Dünyadaki en kötü birleşimdi. Tim'in bunca zamandır yalnız olduğunu bilmemesi hakkında Bruce'u suçladı. Son zamanlardaki en şiddetli kavgalarıydı. Dick'in öfkesi fırtına sonrası sel gibi bitmek bilmiyordu. Bruce hatalı olduğunu bildiğinden çoğunlukla sessiz kaldı. Drakeler kadar ihmalkar davranmıştı.
Tim'i görmezden gelmeyi seçmişti. Hakkında yeterince şey bilmezse her şey daha kolay olur sanmıştı, daha acısız.
Yanılmıştı.
Dick her hatasını suratına vurduğunda canı sandığından daha da çok acıdı. Konu Jason'a geldiğindeyse patladı.
"Jason'ı görmeden Tim'e bakamıyorsum bile Bruce. Tim bir birey. Senin hatalarının ya da ideallerinin bir kurbanı değil. O zeki. Senden bile zeki. Takdirini kazanmak için var gücüyle çabalıyor. Taş kalpli olmayanı bırak ve bir kez olsun onu takdir et."
Her kelimenin doğru olduğunu bilmesine rağmen Bruce bir kez öfkesine yenik düşmüştü. Bağırma maçının nereye gittiğini hatırlamıyor. Ağzından hangi korkunç sözlerim çıktığını da.
Tartışmayı bitiren Dick olmuştu. Parlak mavi gözleriyle Bruce'a bakmıştı. Bruce gözlerinin ardında saklamaya çalıştığı acıyı, hayal kırıklığını ve baş edemediği sayısız travmayı görmüştü.
"Beni Deathstroke ile bıraktın." demişti. Sesi kırılgan bir alt tona bürünmüştü. "Joker'in, Jason'ı yaralamasına izin verdin. Bu sefer isminin hakkını ver Batman. Ardıç kuşlarını koru."
Bruce'u o an kendine getiren oğlunun sesindeki kırgınlık değildi. Anmayı tercih ettiği isimdi. Deathstroke. Dick, Slade wilson tarafından kaçırıldığı ve çırağı olmaya zorlandığı aylardan bahsetmezdi. Üzerinden geçen yıllara rağmen hiçbir Titan, Lig üyesi, Bruce yada Robin; Dick'in Renegade günlerini bilmiyordu. Bruce, oğlu döndükten sonra tenini süsleyen yara izlerini görmüştü. Gözleri donuktu. Her an tetikteydi. Kendini güvende hissetmesi haftalar almıştı. Uzun süre boyunca da kendisi olamamıştı.
Yara izlerinin solgun hatları şimdi bile duruyordu.
Yutkundu.
"Tim'i koruyacağım. Söz veriyorum."
"korusan iyi olur."
▫️✴️▫️
Kapı, yaşı göz önüne alındığında şaşırtıcı bir sessizlikle açıldı. Bruce, Alfred'in menteşeleri titizlikle yağlamasına minnetlerini sundu.
Yatağa yaklaştığında huzurla uyuyan bir Tim görmeyi beklemişti. Onun yerine Tim; yatakta dönüyor, tekmeler atıyordı. Yorgan sadece bir bacağını örtecek şekilde sarılmıştı. Muhtemelen kötü bir kabusun içinde sıkışmıştı.
Bruce elini Tim'in yanağına koyduğunda derisinin altında fokurdayan bir alev varmış gibi sıcak olduğunu hissetti. Emin olmak için parmaklarını alnında gezdirdi.
Tim yanıyordu.
Omzunu dürttüğünde Tim huysuz sesler çıkararak zorlukla gözlerini araladı. Kabus ile gerçekliği ayırdığı birkaç saniyede vucüdu gerilerek kaskatı kesildi. (Bruce hangi kötü anısının ateşli sanrılarla kötüleştiğini düşünmek istemiyor.)
"Ateşin var evlat. Uykuna dönmeden önce ateşini ölçene ve ilaç içene kadar dayanabilir misin?"
Bruce termometre ve ilaçları almak için banyoya koşmadan önce Tim'in başını sallamasını bekledi. Ecza dolabından ihtiyacı olduğunu varsaydığı her şeyi aldı. (Misafir odaları da dahil olmak üzere her banyonun kendine ait tıbbi eşya dolabı vardı)
Odaya döndüğünde Tim başını yastıklara geri gömmüştü bile. Tim'i nazikçe oturttu. Uykulu bedenini sabitlemek içinse yastıkları ayarladı. Termometreyi Tim'in ağzına yerleştirdi.
Gözleri geriye kaydında Tim'i dürttü. "Biraz daha uyanık kalman lazım Tim. Bunu yapabilir misin?" Başka bir zaman Robin vurulduktan sonra yaraya baskı uygularken Robin'i uyanık tutmaya çalışıyor olabilirdi. Ateşler içinde yatan bir çocuğun aksine ne yapacağını tam olarak bilirdi. - Bu daha az endişeleneceği anlamına gelmiyor. -
Tim'in başını sallaması en basit tabirle titrekti. Bruce'ın isteğine uyarak kısık sesle e sayısının değerini rakamı rakamına saymaya başladı. Bunu yaparkende termometreyi ağzında tuttu.
Termometre öttüğünde Bruce onu aldı.
40.5°. Siktir.
Karşılaştığı hiçbir düşmanı Batman'i yatakta ateşler içinde yatan Robin'ine hazırlamamıştı.
"Tim ateşin kırk derecenin üzerinde. Ateşini düşürmemiz lazım. Üzgünüm ama şu anda uyuyamazsın." Endişesi çocuğu ürkütmüş olmalı ki Tim yatağa dayadığı ellerinden destek alarak kendini daha dik bir pozisyona itti. Tamammm, derken kelimeyi uzatmıştı.
Bruce parasetamol'u kutusundan çıkarıp ölçü kabına dökerken telefonunu çıkarıp Alfred'i aradı. Alfred, bu tarz durumlarda Bruce dan daha bilgiliydi. Bruce, Tim'e ilacını içirken Alfred'in telaşlı adımları ve belirgin İngiliz aksanı koridorda duyuldu. Bruce bahis yapabilseydi tüm parasını telefonda Leslie ile konuştuğuna yatıtırdı.
Alfred odaya girdiğinde telefonunu kapatıp şifonyere bıraktı. "Bayan Thompkins yolda efendim. Efendi Tim'i kendisi gelene kadar ateşini düşürmek için küvete koymamızı istedi. Ateş düşürücü veriniz mi?"
Bruce bir elini Tim'in alnında tuttuğu ıslak havludan çekerek ilaç kutusunu işaret etti.
"Parasetemol. Gayet iyi efendim. Ben banyoyu hazırlayacağım. Sizde genç efendinin kıyafetlerini çıkarın."
Uşak, banyo kapısının ardında kayboldu. Kısa bir süre sonra akan su sesi yatak odasında yakılanmıştı.
Bruce, kıyafetlerini çıkarırken Tim ona yardımcı olmadı. Onun yerine bedenini dik ve uyanık tutmakla meşgüldü. Tişörtünü başından yukarı çekerken Bruce'ın gözleri Tim'in kaburgalarının üzerindeki mor beneklere takıldı. Sol eliyse sargıdaydı. Çatık kaşlarla ne zaman oldu, diye sordu.
Tim gözlerini ovdu. Neden bahsettiğini anlamak için başını aşağı eğdi. Ahh, dedi gözleri kaburgalarındaki morluklarda gezinirken. "Bugün. Devriyenin başında. Sanırım."
Keskin bir ok hiçbir uyarı olmaksızın Bruce'ın kalbine saplandı. Onun sevgili mükemmel Robin'i devriye sırasında yaralanmıştı ve o... fark etmemişti bile. Kendi ortağının fiziksel durumunu bile değerlendirmekten acizken kendisine nasıl dünyanın en iyi dedektif derdi?
Sesi titredi. "B-ben... Çok ama çok özür dilerim Tim." Gözleri dolmuştu. " Daha iyi olmalıydım. Hak ettiğin Batman olmalıydım. Yanında olmalıydım ama ben-"
Tim sıcak avucunu Bruce'ın yanağına koydu. Gözlerinin içine bakıyordu. Kelimeler yoktu. Batman ve Robin anlaşmak için kelimelere ihtiyaç duymazlardı. Robin'inin yüzündeki küçük tebessüm, gözlerindeki yumuşak ifade sorun değil diyordu. Seni afettim. Her şey için.
Onun için sorun değildi.
Ama Bruce için sorundu.
Kendini affedemezdi.
En büyük iki oğlunun da dediği gibi koca bir aptaldı.
Derin bir nefes alıp içsel yüzleşmesini bir kenarı itti. Uyumadan önce tavanı izlerken düşünmek için bolca vakti olacaktı.
Tim, üzerinde sadece boxer şortu ile kalınca onu kucağına aldı. Tim anında başını boyun girintisine gömdü. Düşmemek içinse bacaklarını beline doladı. Yatağından uzaklaştıklarından yorgun bir ses çıkardı.
Bruce endişe ile dolup taşmasaydı bu sahneye gülümserdi.
Alfred, küveti doldurmuştu. Suyun kusursuz bir şekilde 25,5°olduğunu bilmesi için kontrol etmesine gerek yoktu. Alfred, işini her zaman titizlikle yapmıştı. Bu alışkanlığını başta Bruce olmak üzere malikanede yaşayan herkese aşılamayı da başarmıştı.
Tim'in sırtını okşadı. "Su sana soğuk gelebilir dostum. Seni rahatsız da edebilir. Hoşlanmayabilirsin ama suyun içinde kalmalısın. Tamam mı?"
Tim, suya girdiği anda beklediği tepkiyi vermişti . Sıcak vücudu, nispeten daha soğuk suya girdiği anda kasıldı. Tim tekmeler atmaya, kollarını ve bacaklarını gelişi güzel savurmaya başladı.
Küvette taşan su Alfred'i ve Bruce'u ıslattı.
Bruce ıslak zemini görmezden gelerek yere diz çöktü. Tim kolunu bir yay gibi sallamak için o zamanı seçmişti. Su direk Bruce'ın yüzüne çarptı ve onu kıyafetlerinin içinde sırılsıklam bıraktı. Alfred'in kıkırtısı ıslak kıyafetlerin verdiği rahatsızlık düşünüldüğünde durumu kötüleştirmekten başka işe yaramadı. Hepsini görmezden gelmeyi seçti.
" Sorun yok Tim. Birazdan o kadar soğuk hissettirmeyecek." Tim'in Küvette suyu döven ellerini yakalayıp kendi ellerinin arasına aldı. Oğlanın elleri kendi kocaman ellerinin arasında kaybolmuştu.
"Bana bak ve benimle birlikte nefes al" Tim, şokla açılmış gözlerini kaldırdı. Etrafa donuk bir parıltıyla bakıyorlardı. Sanki herşey yanlış ve yabancıymış gibi. Doğru olmayan bir şeyler vardı ama yüksek ateşten bulanan zihni ne olduğunu çözemiyordu. Bruce, Tim'im her bir hücresinin bilgiyi doğru işleyememekten nefret ettiğine emindi .
Tehlikeli derecede birbirlerine benziyorlardı.
Nefesini kopyalabilmesi için düzenli tutarken Tim'den zihnini sakinleştirecek bir egzersiz yapmasını istedi. Tim'in beyni asla kapanmazdı. Sadece yönlendirilebilirdi. Panik halinde oğlanı yatıştırmanın en iyi yolu ona asıl konudan uzaklaşabilmesi için çözecek bir şey vermekti. - Bir zamanlar Dick'e ellerini meşgul tutması için karmaşık puzzlelar verirdi çünkü Tim'in beyninin nasıl kapatma tuşu yoksa Dick'de haraketsiz duramazdı. - Tim çırpınmayı bıraktığında Alfred banyo tasıyla omuzlarından ve başından aşağıya su dökmeye başladı. Tim dökülen her tasta titredi ve Bruce'ın elini daha sıkı sıktı.
Yine de Tim dayandı. Gözlerini sıkı sıkı yumdu ve Fibonacci dizisini saydı. Tim beş haneli sayılara geldiğinde Bruce'un zihninin gerisinden bir ses memnuniyetle iyi asker diye mırıldandı. Bruce tiksintiyle sesi bastırdı.
Robin, asker değildi.
Tim, bir asker değildi.
▫️✴️▫️
Wayne malikanesinin Gotham'ın epey dışında olduğunu göz önünde bulundurursak Leslie malikaneye rekor sürede varmıştı. Leslie odaya girdiğinde Tim'in ateşi 39° ye kadar düşmüştü. Bruce bunu büyük bir zafer olarak saydı. Leslie'nin muayene edebilmesi için Tim'i sudan çıkardı. Alfred'in uzattığı havluya sardı ve yatağa taşıdı.
Tim, muayene sırasında bile Bruce'ın elini bırakmadı. Belkide bırakırsa Bruce'ın kaybolacağını düşünüyordu. Gözlerini açık tutmak için verdiği inanılmaz çabaya rağmen başı öne düştü. Bruce nazikçe başını göğsüne yasladı.
Leslie, Tim elindeki ve bacağındaki ıslak sargıyı yenisiyle değiştirdikten sonra oğlanın kaburgalarına baktı. Parmakları ile kemikleri yoklarken kaşlarını çattı. - Tim arada birkaç acı dolu ses çıkarmıştı- Sinirli gözlerle Bruce'a dik dik baktı.
İşi bittiğinde Leslie yüksek ateş ve zatüreyeye karşı bir serum karışımıyla öksürük şurubu yazdı. Saat başı Tim'i kontrol etmelerini tembihledi. Bir sorun olursa aramaktan çekinmemelerini de ekledi.
Alfred ve Bruce teşekkürlerini iletirken Dr. Thompkins eşyalarını toplayıp ayrıldı. Alfred, çıkışa kadar Leslie'ye eşlik ettikten sonra mağaraya serumu hazırlamaya gitti. ( Mağaranın tıbbi bölümü detaylı bir beyin ameliyatını gerçekleştirebilecek kadar donanımlıydı.)
Bruce, ne yapacağını bilemeyerek orada oturdu. Tim hala göğsüne yaslanmıştı. Nefes seslerine bakılırsa uyumak üzereydi.
Tim'i dikkatle yastıklara yaslayarak kalktı. Dolaptan şortla pamuklu atlet aldı. Tim'in ıslak boxerını çıkarıp yerine kuru kıyafetleri giydirdi. Öncesinde hızlıca nemini aldıkları saçlarını tekrardan havluyla kuruttu ve birbirine geçmiş düğümleri açmak için taradı.
"içecek bir şeyler ister misin? Açsan atıştırmalık getirebilirim."
"Süt." dedi ciddiyetle. "Ballı olsun." sonradan hatırlamış gibi ekledi. "Mutfağı yakmazsın değil mi?"
Bruce gülümsemesini bastırırken gözlerini devrildi. Mikrodalgaya metal çatalla yemeği ısıttığı güne lanet olsun. Zihni yorgunluk ve uykusuzluktan o kadar bulanmıştı ki çatalı ya da 5 dakikaya ayarladığı zamanlayıcı fark etmemişti.
" Ballı süt hazırlarken mi? Umarım. Alfred'i kızdırmak istemeyiz." yarı şakayla cevap verdi. Endişesi geçmemiş olmasına rağmen büyük oranda azalmıştı. Tim de dağılmış saçları, yorgun-ciddi ifadesi ve uykulu tavırları ile o kadar tatlı duruyorduki ona sıkı sıkı sarılmak istiyordu. Malesef bu tarz bir temas Tim'in yüksek olan vücut ısısını artıracağı için mantıklı değildi.
Hayal kırıklığıyla dudaklarını büzdü. Tim'in yüzünü görmemesi ve ellerine geçen her fırsatta Dick'le dalga geçmemeleri için odadan çıktı. Tim'in puslu zihnine şükürler olsun görmemişti.
Cezveye ısınması için sütü koyduğunda dolaplarda bal kavanozunu aradı. Çoğu yaygın görüşün aksine malikaneyi havaya uçurmadan ocağı nasıl yakacağını biliyordu.
Asıl sorun yemeğin sonunu getirmekti.
Balı kattı. Süt dolu kupayı Alfred'in ev yapımı kurabiyeleriyle birlikte tepsiye yerleştirdi. Aklına gelen fikirle gülümsedi. Tepsiyi daha sonra dönüp almak için bırakırken kütüphaneye koştu. (ocak kapalı mı diye durup iki kez kontrol ettiyse kimse onu suçlayamaz. Bir daha mutfakta yangın çıkarırsa Alfred mutfağın yakınından geçmesine bile izin vermezdi.)
Çocuk kitaplarından oluşan bölümü inceledi. Eve gelen her çocuğuyla bu bölüm büyümüştü. Kendi çocukluğundan kalan kitaplarda vardı. Raftan orman çocuğunu çekip çıkardı.
Tim, ebeveynlerinin küçükken ona nerdeyse hiç masal okumadıklarından bahsetmişti. Bakıcısı Margaret (Tim yedi yaşına bastığında işi bırakmıştı.) yatmadan önce Tim'e masal okuyan tek kişiydi. Küçük çocuğa içmesi için ballı sütü uzatır, Tim içeceğini yudumlarken ona bazı geceler masal okurmuş. Anlattığına göre küçük Tim, masalın sonunu göremeden uykuya dalarmış.
Tim, anısını yirmi altı saattir uyanık olduğu ve zihinsel duvarlarını çöktüğü bir günde Orman Çocuğunun animasyonunu izlerken paylaşmıştı. Aslında konuştuğu kişi Dickti ama odada olan Bruce da duymuştu. Tim, duygusal sohbetleri Brucela yapmazdı.
O gün Tim'in en sevdiği masalın orman çocuğu olduğunu, masalın sonunu dinleyemediği içinse küçükken çok içerlendiğini öğrenmişti.
Bruce'ın beyni bilgiyi kataloglamış ve kaydetmişti.
Orman çocuğu Tim'e göre Robin'e benziyordu. Orman çocuğu nasıl ağaç dallarından sarkıyor ve sarmaşıklarla atlıyorsa Robin'de bir kahkaha ile silahlanarak Gotham sokaklarında özgürce uçuyordu.
Şimdiyse elinde ballı süt ve kurabiye dolu tepsi ve koltuğunun altına sıkıştırılmış masal kitabıyla kapının önünde dikiliyordu. Ayağı ile zaten aralık olan kapıyı açtığında Alfred Tim' e öksürük şurubu içirmenin ortasındaydı.
Serum Tim'in koluna takılmıştı. Yatağın yanındaki taşınabilir serum askısında asılıydı.
Alfred kaşlarını kaldırarak Bruce'ın silahlanmayı seçtiği silahlara merakla baktı ama soru sormadan odadan ayrıldı.
Bruce sıcak kupayı Tim'e uzattı. Kurabiye tabağını ise Tim'in karının üzerinde dengeledi. Tim yatakta Bruce'a yer açmak için bir eliyle tabağı diğeriyle kupayı tutarak yana kaydı. Bruce yanına oturduğunda göğsüne kıvrıldı.
Bruce kitabı çıkardığında Tim açıkça şaşırdı. "Uyuya kaldırsan sorun değil Timmy. Yarın sabah uyanınca kaldığımızı yerden devam ederiz ve sonunun okuruz."
Masalı okumaya başlağında Tim, Dick'ten bile daha parlak bir gülümsemeyle sırıttı ve anlattığı gibi masalın sonunu duyamadan uykuya yenik düştü.
Hala kulaklıktan kulağa sırıtıyordu. Bruce yerinden kalkmadan bardak ve tabağı komodinin üzerindeki tepsiye koydu. Kitabı da saygıyla kapatıp tepsinin yanına bıraktı. Yarın devam edebilirlerdi. Şimdi göğsünde uyuyan Tim'in saçlarını okşayacaktı. Gece boyunca yüzündeki huzurlu ifadeyi seyrederekti.
Bruce'ın sırtında ve saçlarında gezinen parmakları Tim'i uyandırmıştı. Başını tekrardan göğsüne gömmeden önce tek gözünü açıp Bruce'a baktı. "İyi geceler baba."
Sesi uykulu çıkmıştı ve kısıktı. Buna rağmen kelimeler netti. Batman'i bile hazırlıksız yakalayan bir sevgiyle örülmüştü.
İçinin ısındığını hissetti.
Uzanıp Tim'in alnını öptü. "İyi geceler, Oğlum."
O gece ilk kez Bruce, korkularını ve inatlarını geride bırakacak ve Tim'in oğlu olduğunu kabullenecekti.
-Son-
I














