(https://www.youtube.com/watch?v=pxu_lAXmMVY gönderdi)
d e v o n
Sweet Seals For You, Always

Janaina Medeiros
$LAYYYTER
wallacepolsom
we're not kids anymore.

tannertan36
🩵 avery cochrane 🩵

#extradirty
Xuebing Du
occasionally subtle
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

Andulka

❣ Chile in a Photography ❣
sheepfilms
Three Goblin Art
Game of Thrones Daily
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
untitled

JVL

seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from Türkiye
seen from T1

seen from Malaysia
seen from Canada
seen from Yemen

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Bangladesh

seen from Guam
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Türkiye
@go-arwen
(https://www.youtube.com/watch?v=pxu_lAXmMVY gönderdi)

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
(https://www.youtube.com/watch?v=NCRxFoQdQA4 gönderdi)
(https://www.youtube.com/watch?v=FEY0oYi99Rk gönderdi)
(https://www.youtube.com/watch?v=9PCC_quXVSU gönderdi)
(https://www.youtube.com/watch?v=HrErp_IsKhY gönderdi)

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
(https://www.youtube.com/watch?v=bpOSxM0rNPM gönderdi)
(https://www.youtube.com/watch?v=IEVow6kr5nI gönderdi)
(https://www.youtube.com/watch?v=ntDnwBiORu8 gönderdi)
2000 - 2016 hattında ‘yeni dalga’ nostalji
“İçine yuvarlandığımız siyasi-sosyal cehennemin dibinden çıkmak için bir şeylere tutunmak zorundayız. Bir film logosu, bir dudak boyası ya da bir kahve kupası!”
Bundan 15 yıl önce Star Wars fanlığının kendisi başlı başına müzelik bir şeydi. Yazıyla on beş yıl, dile kolay!
YouTube, Facebook, Twitter ve Instagram’ın henüz icat olmadığı, ‘sosyal medya’ kavramının daha doğmadığı bir dünya söz konusuydu. Akıllı telefonlar, WhatsApp ve tabletler de yoktu elbette.
Dünyanın sadece şu zamanına yetişenler için mağduriyet çağı gibi görünen o evren, Milenyum Çağı’nın başlangıcı olup dev bir heyecan yaratan 2000 yılının ta kendisiydi.
İnternet’e sanal dünya denilen, dijital toprakların bâkir olduğu o zamanlar, bilgisayar başında fazlaca vakit geçirenlere ‘dahi’ ya da ‘siber sapık’ gözüyle bakılırdı. Hangisi çıkarsa artık bahtınıza, kısmet.
Laptop’ların yeni yeni kendini gösterdiği, plazma ekranların ise çok lüks ve pahalı olduğu günler. Plazma TV demiyorum, dikkatinizi çekerim. Plazma televizyonların marketlerde satılması ya da evlere ikişer ikişer girmesi, “Mars’ta Su Bulundu!” haberi kadar uzaktı.
Bilgisayar denilen şey henüz, masa üstünde çok yer kaplayan ve masa altında kasası (beyni) bulunan hacimli bir cihazdı.
İş yerinde kendine ait bir bilgisayarının olması, kişinin o çatı altındaki en önemli kişilerden biri olduğunun ispatı gibiydi.
Evde kişisel bilgisayarı olana ise pek sık rastlanmıyordu.
Meraklısının, edinmek için ilk başvurduğu yerler de tekno marketler falan değil, ‘toplama’ tabir edilen bilgisayarların tedarik edilebildiği, Kadıköy’deki Yazıcıoğlu Pasajı gibi yerlerdi.
Hafta sonları işporta tezgahlarında RAM veya ses kartı kovalamak gibi faaliyetler, bilgisayar meraklılarının yaygın zevkleri arasındaydı.
Herkes elindekini modifiye etme derdindeydi.
Sokaklarda bilgisayar kasası taşıyan yorgun ama azimli insanlara rastlanırdı.
Hal böyleyken, zamanın en büyük dijital devrimi, Napster adlı müzik (dosya) paylaşım programı oldu.
Sonraları ‘The Social Network’ (2010) filminde Justin Timberlake tarafından canlandırılacak olan Sean Parker tarafından icat edilen Napster sayesinde, akıl almaz biçimde değişmişti hayat.
Tüm dünyadaki bilgisayar kullanıcıları bir anda dosyalarını değiş tokuş etmeye başlamıştı ülkeler arası mesafelerden!
Ki program, adaletsizliğe meydan vermeyecek şekilde, download (indirme) yapabilmek için upload (yükleme) yapmayı mecbur kılan bir prensiple tasarlanmıştı.
Ortak kullanıma dosya açmayan, başkalarının ortak kullanıma açtığı dosyalardan havasını alırdı yani, mantık bu kadar açık ve basitti.
Paylaşım denilen şeyin karşılıklı çalıştığını öğreten ‘ilkeli’ bir anlayıştı.
Şimdiki gibi kopyala-yapıştır, çal-çırp kim ne karışır düzenine hizmet etmiyordu teknoloji. Kaydet tuşu kötüye kullanıma açılmamıştı henüz.
Şimdilerde sosyal medyaya düşen her şey anonim muamelesi görüyor.
Haber, fikir, fotoğraf, esprili tweet fark etmiyor, “kaydet hoop senin oldu”yla hayatını kazanan ya da tüylerini parlatan mantarlar sardı her yanı.
Pazarlayacak ürünü olmayanların kendini pazarladığı “like beni”, “share beni” dünyasının özeti bu.
Ne masumdu oysa başlangıçta her şey.
Dünyanın bir ucundaki bir kullanıcının bilgisayarına doğrudan bağlanıp, çocukluğunuzdan hatırladığınız fakat izini kaybettiğiniz, içinizi titreten bir şarkıya nihayet kavuşabilmek demekti Napster!
Mucizeydi…
Hah, kesintisiz bağlantı denen cennet de ancak uygun çaplı iş yerlerinde mevcut olduğu için, bu heyecanlar uğrunda sabahlayanlar olurdu şirketlerde.
Peşinde olduğunuz bir şarkıyı bilgisayarınıza kaydetmek için sabahlamak…
Akıl alıyor mu şimdilerde bu eforu?
Yeri gelmişken, 3D oyunların da henüz hayatımıza teşrif etmemiş olduğunu belirteyim.
E-mail bile yeni sayılırdı, ‘You’ve Got Mail’ filmi ayarındaydı iş dünyası ve de romantik âlemler.
Hey gidi günler hey!
Tüm bunların sadece on beş yıl önceki hayatımız olduğuna inanmak neredeyse imkansız bugün.
Bim’de lisanslı Star Wars ürünleri telaşına düşen anne-teyze fotoğraflarıyla uğurladığımız bir 2015 gerçeği hakim artık.
Anneleri bu işe memur etmeyen has fanlar ise sabah erken saatlerde semt marketlerine koşup ürünleri set halinde alarak, çeyiz gibi dizdikleri fotoğraflarla paylaştılar Star Wars mürüvvetlerini, sosyal medya hesaplarında.
Hepsi de güzel, eğlenceli, tatlı kareler bence. Olay yeri indirim market olunca dudak büken, burun kıvıran da çoktu ama mühim değil.
Tüm dünyayı ele geçiren bu coşkuyu ucuz fiyata halkla buluşturması ve her eve Star Wars logosunu sokmayı başarması nedeniyle takdirlik bir hareket kanımca Bim’in yaptığı.
Aynı günlerde orta-alt gelir grubunun kişisel bakım kâbesi Gratis atağa kalktı, Star Wars ruj ve rimelleri gelmişti!
Kadınlar için cazibesini ve önceliğini tartışmaya gerek bile yok bu ürünlerin.
Star Wars makyaj malzemesi tek kelimeyle cool, havalı bir şey.
Tüketim kültürü eleştirisine girmeyeceğim şu noktada, hadisenin ekonomik boyutlarının göz kamaştırıcılığı ortada.
Gösterime girdiği ilk gün izlenme rekorları kıran, sadece iki günde 130 milyon dolar hasılata erişen bir makineden söz ediyoruz.
Film demek az bu nedenle Star Wars’a.
Fanı olsak da olmasak da, tarafımızı seçsek de seçmesek de, bizlere o güçlü evrenin bir parçası olduğumuzu hissettirdi tüm bu cazip atraksiyonlar.
Markaların halklara olan aşkından ziyade ciro iştahı elbette bunlara sebep.
Ama ziyanı yok, artık en acil ihtiyacımız, ‘dünyalı’ hissedebilmek.
Her türlü gerçeklikten ve evrensellikten kopup hızla içine yuvarlandığımız siyasi-sosyal cehennemin dibinden çıkmak için bir şeylere tutunmak zorundayız. Bir film logosu, bir dudak boyası ya da bir kahve kupası!
Ne kadar az ödersek o kadar iyi işte bunlara.
Yeni bir yıla ermiş bulunuyoruz nihayetinde.
Tüm bu geriye sarmalar, yeni dalga nostaljilere tutulmalar bundan.
2016 hepimizi bu kan emici günlerden kurtarsın ve hak ettiğimiz insani mertebeye kavuştursun diliyorum.
Kavuştursun ki, biz de hayatın ve çağın kendine has zorlu dertleriyle boğuşalım normal insanlar gibi.
Güç ve umut bizimle olsun!
Dans, renk ve barış…
Sevim Gözay - OT Dergi (Ocak 2016)

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Dr. GÖKHAN YAVUZ DEMİR - Kerameti kendinden menkul tarihçi, “duayen” gazeteci Murat Bardakçı ve şürekâsı, son televizyon programlarında Türk tarihçiliğine yaptıkları katkıyla yetinemeyerek ve de hızlarını alamayarak güzel Türkçemizi de kurtarmaya giriştiler. Ne mutlu memleketim insanına!
Go Arwen müthiş bir yazı buldu bu sabah arşivden ve güne harika başladı! Yazmaya merakı olan herkes ama herkes okumalı… yukarıdaki linkten devam edin lütfen.
Bu yazı için Go Arwen’in önerdiği fon müziği, Her (2013) filminin soundtracki..
Sonbaharda İngiliz ve Alman dans listelerini alt üst eden Serhat Hacıpaşalıoğlu, teklifin San Marino Radyo Televizyonu'ndan geldiğini ve kendisinin de bu teklifi kabul ettiği bildirildi.
TÜRKİYE’DE NASIL KARŞILANMIŞTI?
Türkiye’nin aday göstermediği ‘Mustang’ filminin Fransa adına Oscarlarda yarışacak olmasının ardından ikinci şok müzik cephesinden geldi işte bu haberle. Geçtiğimiz aylarda Altın Kelebek Ödüllerinde sahne alan Serhat, yayın sırasında Twitter'da, “kim la bu çakma Leonard Cohen?” sorusuyla karşılanmıştı Türkiyede. Kim olduğu öğrenilince ise, “Ohaaa”, “Helal olsun”, “Bravooo” gibi yorumlar yükselmişti. İşte Serhat’ın listeleri yakan ve herkesi şaşırtan o şarkısı…
Bakalım Serhat, yarı finali aşıp finalde yarışabilecek mi? Go Arwen bu kişisel Eurovision macerasını gönülden destekliyor. Yürü be Serhat… dans, renk!
(Haberin devamını menşetteki linkten okumayı ihmal etmeyiniz.)
RIP Alan Rickman 😔
işte benim stilim 2016
Geçen yılı All Star’la ilginin zirvesinde kapatan İşte Benim Stilim (tv8), 2016′ya ‘ünlüler’ karmasıyla başladı. Yaş ortalaması yükseldiği gibi, her biri kariyerli olan yarışmacılar sayesinde atmosferin nevrotiklik dozu da arttı…
Jürideki değişikler programı oldukça farklı bir hale getirdi.
Eskilerden sadece İvana Sert ve yine haftada bir olmak üzere Uğurkan Erez’in yer aldığı jüride; geçen sezonların star jüri üyesi Nur Yerlitaş ve Kemal Doğulu’nun yerine, Neslihan Yargıcı ve Hakan Akkaya var artık. Sunucu Öykü Serter ise, griye boyadığı saçlarıyla yerini koruyor.
Şimdiye kadarki manzarada, Hakan Akkaya’nın kızların kişisel tartışmalarına fazlaca karıştığı görülüyor. Gereksiz ve kanımca yanlış kişilik analizleri yaparak, yersiz bir iddiaya ve hakemliğe soyunuyor. Kişilik ve karakter yargılamak olmasa gerek jürinin işi. “Ben aynı zamanda marka iletişim profesyoneliyim” gibi kartvizit cümleler sarf etmek de hiç etik değil ayrıca, orada bulunma sebebi tasarımcı kimliği.
İvana’nın işi ise daha zor bu sezon. Artan negativite ve agresyonu dengelemeye çalışan barışçıl ve olgun tavrı, kendi iddiasından eksiltiyor gibi, ama bakalım gidişat nasıl olacak…
Dekor değişikliği de jüriyi zayıflatan bir unsur kanımca. Bu koltuklu oturma düzeni, programın orijinali ile neredeyse bire bir aynı uygulanmış aslında, fakat bizimkilerin önündeki masanın kalkmasına gözler alışamadı henüz…
Yarışmacılara gelince, bir kere tamamı tembel, yorgun ve bıkkın. Geçen sezonki kızların en kötüsünün yarısı kadar bile kadar çalışmıyorlar derslerine.
Ayrıca hemen hepsi çok zevksiz. En havalı görünenlerin bile tek sergilediği, pahalı veya dekolte parçalar. Tayt ve pijamayla gelenleri saymıyorum bile.
Moda dergisi karıştırmayı, stil dünyasını takip etmeyi yüz yıllar önce bırakmış gibiler. Ne vitrinlerden haberleri var, ne kırmızı halı modasından, ne de artık elini sallasan bin ellisine çarptığımız stil bloglarından.
Buna rağmen hepsi ben-ben-ben merkezci ve egolar yüz bin milyon. Ego kötü bir şey değil bu arada, kötü olan ‘ilkel ego’. Kontrolsüzce sergilenen de bu oluyor genelde.
Ne de olsa şöhretleri var gösteri dünyasında evet, ama bugüne kadar gün kurtarmacı tavırlarla idare ettikleri deşifre oldu bu yarışmada. Zevkten, hele de tarzdan eser görmek çok zor giyimlerinde.
‘Pembe saçlı’ kız olarak kodlanan DJ Berna Öztürk ise, sezonun en güçlü adaylarından biri…
Hele ki gala gecesi sergilediği, Liza Minnelli’nin ölümsüz Sally Bowles karakterini canlandırdığı Cabaret dans şov performansı öyle müthişti ki, finale kadar daha iyi bir şey göreceğimizi sanmıyorum bu sezon…
Diğer güçlü bir aday, sessiz ve mutedil yarışmacılardan olan, oyuncu Yasemin Öztürk. En şehirli ve trendli giyinen kişi olarak dikkat çekiyor giderek. Daha iddialı ve cesur seçimler yaparsa, ‘pembe saçlı’ rakibini geçebileceğinin de sinyallerini veriyor.
Stil iddiası dışında dikkat çeken ve üstüne oynanan yarışmacı ise, şarkıcı Hatice. Heybetli fiziği ve estetikleriyle dikkat çeken Hatice’ye ayıp ediliyor bazen. Prodüksiyon da bu ayıpların içinde rol almaktan çekinmiyor hatta!..
13 Ocak 2016 günü yayınlanan bölümde, “ama senin de sesinin yükseldiği oluyor” bahanesiyle ekrana getirilen tatsız bir magazin arşivi bu yarışmacıya yapılan açık bir haksızlık oldu.
Sunucunun, “yok biz o konuyu açmak için asla değil” demesi hiç inandırıcı değil. Prodüksiyon, Hatice’yi alenen zayıf yerinden vurdu ve yaralı bir aslan gibi diğer yarismacilarin önüne attı.
Hatice rüküş giyiniyor olabilir, bu konuda yeteneksiz olabilir, yarışmayı kendi promosyonu için büyük bir nimet olarak da görüyor olabilir -ki öyle olduğunu kendisi söyledi ve zaten kim icin öyle degil ki? Bunlar en sert şekilde eleştirilebilir, ancak belden aşağı vurup özel hayatıyla ilgili magazin arşivine dalmak da neyin nesi?
Beğenmiyor ya da o platforma yakıştıramıyorsanız neden seçtiniz ki Hatice’yi? Sadece reyting malzemesi olarak seçildiğinin bu kadar açık edilmesi büyük ayıp. Hatice yarin bir gün prodüksiyona dava bile açabilir, itibar zedeleme kastiyla, o derece.
İmajını tazelemek ve/veya olduğundan daha iyi hale getirmek, herkes kadar Hatice’nin de hakkı. Ya diğer yarışmacıların da magazin geçmişi deşilip herkes ona göre puanlansın (ki ne alaka?) ya da bu abes ayrımcılığa son verilsin.
Son olarak, besteci ve söz yazarı Aslı Zen, ünlüler karmasının en problem figürü şimdiye kadar sergilediği kadarıyla. Harbi kız ile antipatiklik arasındaki ince çizgide savruluyor. Hatice’ye kötü davrananlar arasında da ilk sırada.
Go Arwen’den şimdilik bu kadar. Bu yarışmanın erkekler versiyonuna olan ihtiyaç günden güne artıyor bu arada. Erkek stil dünyası ve blogları, instagram hesapları uçmuş durumda. Bu potansiyel mutlaka ekranlara da yansımalı.
Twitter, popüler canlı yayın uygulaması Periscope için önemli bir adım daha attı. Sosyal medya devi, Periscope yayınlarının artık doğrudan Twitter üzerinden de paylaşılıp izlenebileceğini duyurdu. Hem geçmiş hem de canlı yayınları kapsayan yenilikle birlikte Periscope yayınlarını izlemek için artık ayrı bir uygulamaya gerek kalmıyor. Kullanıcılar yayınlarını tweet olarak paylaşarak, daha geniş kitlelere ulaşma imkanı da yakalıyor. iOS uygulamasıyla başlayan Twitter-Periscope entegrasyonunun ilerleyen günlerde tüm platformlara gelmesi bekleniyor. Daha önce tekrar yayınları izleme, yayınları ileri geri sarma ve yatay video desteği gibi önemli güncellemelerle Periscope'u daha kullanışlı hale getiren Twitter, yeni entegrasyon özelliğiyle hem Periscope yayınlarını daha ulaşılabilir hale getirmeyi hem de Twitter'ı daha cazip bir servis kılmayı hedefliyor. Periscope broadcasts now come alive within Twitter https://t.co/R346R1lgZb — Periscope (@periscopeco) 12 Ocak 2016
HABERİN BİZİ IŞINLADIĞI YER…
Kişisel televizyonculuğun yükselişini ilan eden bu haber, “Video, radyo starını öldürdü” diyen ikon bir şarkıyı hatırlattı Go Arwen’e!..
1981′de New York’ta doğan MTV müzik kanalının, yayın hayatına başlarken yayınladığı ilk video klip aynı zamanda o şarkı…
80′lere ve 90′lara damga vuran, zihnimizin kapılarını rengarenk dünyalara açarak nice ilhamlar veren MTV şüphesiz ki dünya video klip çağının zirvesiydi.
Ve işte karşınızda, 1979 tarihli The Buggles şarkısı, ‘Video Killed the Radio Star’’ın 1 Ağustos 1981 günü MTV stüdyosundan yayınlanan ilk videosu!
Amerika doğumlu müzik kanalı konseptinin dünyaya 'merhaba’sıydı işte bu klip. Televizyon tarihine meraklı olanlar için son derece heyecan verici bir anı ve arşiv…
2016 itibarıyla MTV oldukça sıradan artık, ne garip! Ve sanırım “Akıllı telefon televizyonu öldürdü” şarkısı yapmanın zamanı geldi!..
Gün gelip MTV’nin bile nostalji olacağı kimin aklına gelirdi ki? New Wave Nostalgia dedikleri tam da bu işte, “yeni dalga nostalji”…

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"How many world leaders do you think are just completely out of their mind?"
İşte şovun tamamı! Bir önceki postta gerekli açıklamaları bulacağınızdan şimdi hiç uzatmıyorum, play’leyin gitsin. Süre: 19′15″. Go Arwen İyi seyirler diler.^^
Jerry Seinfeld had a pretty special guest on the season opener for the comic's web series, 'Comedians In Cars Getting Coffee' - President Barack Obama. For t...
SEINFELD ve OBAMA’DAN SÜRPRİZ KOMEDİ ŞOV!
Tiryakilerinin özlemle andığı, efsanevi ‘Seinfeld’ dizisinin yıldızı-yaratıcısı Jerry Seinfeld, şimdilerde internet üzerinde yayınlanan bir komedi serisine imza atıyor.
“Comedians in Cars Getting Coffee” adlı bu konseptte, ünlüleri, arabayla alıp kahve içmeye giden Seinfeld’in yılbaşı konuğu, ABD Başkanı Barack Obama oldu!
Bu özel buluşma için seçilen otomobil ise, 1963 model Corvette Stingray...
Şovun tanıtım videosu tam bir bomba:
-Klasik spor arabasına atlayan Seinfeld, Beyaz Saray’a gider ve Obama’nın çalışmakta olduğu Oval Ofis’in camını tıklatır...
-Onu gören Obama, “içeriye gel” işareti yapar ve Seinfeld, geçiyordum uğradım havalarında ofise dalar...
-Obama, masabaşı işlerini bitirmeye çalışırken, misafir kanepelerinden birine kurulan Jerry Seinfeld, sehpadaki tabaktan meyve atıştırmaya başlar ve “Bunlar yıkandı mı?” diye sorar :))) Obama kahkaha atar ve olaylar gelişir...
Büyülü TV anlarına özel hayranlığı olan Go Arwen bu über süper komedi şova ba-yıl-dı !!! Başlıktaki linkten izleyebilirsiniz. Okuduğunuz için teşekkürler.^^