camgezer bugün 12 yaşına bastı! vay be! ergenliğe girmek üzere camgezer :D
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
cherry valley forever
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
$LAYYYTER
macklin celebrini has autism
Xuebing Du
occasionally subtle
Show & Tell
NASA

bliss lane
TVSTRANGERTHINGS
Noah Kahan
todays bird

❣ Chile in a Photography ❣

Kiana Khansmith
noise dept.
taylor price
almost home
YOU ARE THE REASON

seen from United States

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Venezuela
seen from Spain
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Germany
seen from Netherlands

seen from Malaysia
seen from Italy

seen from United States
seen from Canada
seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States
seen from Australia
@camgezer-mvo
camgezer bugün 12 yaşına bastı! vay be! ergenliğe girmek üzere camgezer :D

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Many Happy Returns
Bu başlığı kendime armağan ediyorum çünkü bugün benim dünyaya gelişimin bilmem kaçıncı senesi. Bu sene çok güzel olacak dedim bu sene dünya adeta başıma yıkıldı. "Ay deme öyle beterin beteri var" diyorlar ama şu an benim için limit bu yani. Hayat bizi büyüttüğü gibi budayabilir de nitekim bu sene budaya budaya bir kurumuş dalım kaldı. Eskisi gibi olabilir miyim, eskiden de mi sanki çok mutluydum? Hayır, ama bir şeylerin belki bir gün yoluna girme ihtimali vardı. İşte bu ihtimallere olan inancımı uzayın en derin karadeliklerine yollamışım gibi. Çekip aldı bu sene benim içimdeki tüm ihtimalleri. Zorunluluklardan kaynaklı bambaşka bir yaşam alanı verdi bana bu sene... "Ne işim olur abi benim Ankara'da?" derken Ankaralı olduk.. Çok da uzatmak istemiyorum diyebileceğim tek şeyi de MFÖ söylemiş, sözü onlara emanet ederek noktalıyorum. "orman değiliz artık, milli parkız"
"küçük bir not"
Henüz 8-9 sene olmadı Feyyaz Yiğit'in dediği gibi ama kendimi 7 senedir iyi hissetmiyorum. Çabaladıkça elimde kalmış gibi her şey. Elimde kalmış gibi de değil aslında daha çok elimden düşmüş, rüzgarla uzak semalara gidip kaybolmuş koşup yakalamaya çalıştığım her şey. Hayatım sanki otobüs durağı, gelen geçenler oldu ve ben öyle seyirci kaldım... Seyirci kalırken yaş aldım ama haksızca. Hayallerim artık imkansız geliyor, ümit ve beklentim kalmadı. Elimdeki fırsatları kaybettikçe, çabalarım ve emeklerim boşa gittikçe yeniden başlamaya takatim kalmıyor. İnsanlara yalan söylüyorum sanki çabalıyorum gibi. Kimseye tahammülüm kalmadı, kimseye derdimi anlatmak istemiyorum ya da dert dinlemek istemiyorum. Issız bir sahilde bir eve kapansam da kulağıma gelen iki ses olsun istiyorum: Biri dalgaların sesi diğeri müzik sesi. Ne insanların seslerini ne kendi iç seslerimi duymak istiyorum artık. Teknik olarak bu da bir hayal ama imkansız zaten. Son zamanlarda etrafıma bakıyorum da bazıları hayal ettiklerimi yaşamakla epey meşgul. Çok tuhaf, bir zamanlar benimle aynı seviyede bile olmayı düşünemeyenler hem de. Böyle söyleyince kıskandım sanacaklar ama kıskançlık kadar hayatımda yeri olmayan başka bir duygu yok. Kimseyi kıskanacak kadar özenmedim çünkü kendi içimde özendiklerimi bile zamanla kaybettim. Küçük not dedim uzun olmaya devam ediyor... Düşünmemek için kendimi boş şeylerle oyalıyorum sosyal medya gibi. Misal yapmam gereken ödevlerim var, dedim ya uğraşıyorum bir şeylerle boş duruyor demesinler diye, odaklanmak o kadar zor ki. Motivasyonum hiç yok: Ufacık bir hata çıksın ödevde anında düşüyorum yerin en dibine. Velev ki ödevi güzel yapsam da kesin sınavda böyle yapamam diyorum. İçimde isyanlar var, tahammülsüzlük var. Sadece beni değil benim jenerasyonu bu hale getiren sebepler belli yine de susuyoruz, konuşmayı geç bağırsan kimse anlamıyor artık. Kısacası bıktım ben bu hayattan keşke "restart" yapabilsem, bu böyle çok .....'dan bir hayat oldu.
50 gönderi! Onuncu yılda bir derece daha kat ettmişim. “ünlü olunca bizi unutma” demiş tumblr, ben ünlü olayım da gerisi kolay ahaha :))
gcamgezer bugün 10 yaşına bastı! vay be, 10 sene olmuş buralara geleli. e kutlu olsun :)

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Size bir konser hikayesi anlatayım mı? Bundan 15 sene önceydi, 3 Haziran 2007 ve yine bir festivaldi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Festivali kapanış günü konseriydi. Tıpkı Mayıs 2022'de gerçekleşecek bu fesival gibi. Böyle bir festival olsun diye 2008 yılında, henüz lise öğrencisiyken şehirdeki bütün liselerden imza topladım, Facebook'da 2bin kişilik bir sayfamız vardı ki o zamanlar sosyal medya şimdiki kadar popüler değildi, bu sayı ciddi bir rakamdı o yıllar için. Büyükşehir Belediyesi, Valilik, Diyarbakır GAP Gençlik Vakfı, Diyarbakır Kültür ve Sanat Vakfı ile yıllar süren görüşmelerimiz oldu (Biz iki kişiydik bu yolda). Hatta bu süreçte ulaştığımız mor ve ötesi'nin o zamanki menajeri Can Sertoğlu sayesinde grupla ilk etkileşim olmuştu. Bu uğurda Belediye önünde pankart bile açtık :) Vali yardımcısına kadar çıkıp " Biz şehrimizin güzel şekilde tanıtımına vesile olacak bir müzik festivali istiyoruz, Zeytinli'de her sene oluyor bizim ne eksiğimiz var" diye çatır çatır konuşmuştum. Vali yardımcısı henüz 15 yaşında birinin karşısında heyecanlanmadan akıcı şekilde derdini anlatmasından çokça etkilenmişti. Fakat her seferinde girişimlerimiz bürokrasiye takılıyordu. " Ödenek lazım, sponsor lazım" diye 4 seneye yakın bir süre uğraştık. Sonrasında ben üniversiteyi İstanbul'da kazanınca ve her seferinde bir engelle karşılaşmaktan yorulduk ve pes ettik... Ettik ama şehirde bu girişimlerimizden sonra konser mekanları açıldı hatta 2013 yılında Belediye Şebnem Ferah, Teoman gibi isimlerin olduğu bir gençlik festivali yaptı ( lise arkadaşlarım beni arayıp senin proje mi bu? diye soruyorlardı ama o tarihte İstanbul'da olduğumdan bir bağlantım yoktu), 2018 yılında ise Valilik gençlik festivali yaptı. Gözlerim buğulu Gripin konserine gitmiştim o festivalde. Evet belki benim projem olmadı ama memlekette bir şeylerin de ateşini yaktık, maksat halka hizmet olsun :) Son yıllarda da Belediye kocaman bir kültür merkezi açtı. Her hafta konserler, dinletiler, tiyatrolar, müzikaller, operalar oluyor. Son olarak da burada fotoğrafını paylaştığım festival olacak. 15 yıl sonra mor ve ötesi şehrime geliyor. Bu 15 yılda ben 20 küsür konsere gittim İstanbul'da ama evimden çıkıp konsere gidecek olmanın heyecanı bambaşka hissettiriyor. Tamamen tesadüf eseri grubun Instagram sayfasına yapılan yorumlarda gördüm ve aklıma yukarıda anlattığım anılarım geldi. 14 yaşında ilk mor ve ötesi konserine giden minik Peri'ye selam olsun, umarım o yaşımdaki umuduma, inadıma, enerjime yeniden kavuşurum.
mor ve ötesi - Kara Kutu (Official Video) Zaman zaman gelen Kara Kutu dinleme krizi... Kerem abinin soloları, Harun abinin " bir insan sesini nasıl o kadar tiz yapabilir"i.. kıymeti kara kutuda kalmış bir şarkı. RTÜK tarafından engel yiyen klipli🤭
Sirenler'in Söyledikleri
“Ne hasta bekler sabahı Ne taze ölüyü mezar Ne de şeytan bir günahı Benim seni beklediğim kadar”
-N. Fazıl Kısakürek Bu yazıda içimden geldiği gibi, mor ve ötesi’nin on sene sonra bizlere armağan ettiği “Sirenler” albümünden bahsedeceğim. 2012’den bu yana hayatlarımızda neler değişti neler. Üniversiteye taze başlangıç yapmış umudu Everest Dağı’nda biriydim. Bu sürede okul da bitti, işsiz de kaldım, hayata karışabilmek için çokça yol denedim. Yenildim, tekrar başladım ve bazen de yolda beraber olduğuma inandıklarım tarafından terk edildim bazen de güvendiğim ne varsa ihanetini yaşadım ve umudum giderek minicik bir mum ışığına döndü. Ülkede de son on yılda neler neler olmadı ki, bu kadarı da olmaz artık dediğimiz ne varsa başımıza geldi. Korktuklarımız da başımıza geldi. Umutlu olmak gittikçe Avengers’ın Thanos’a verdiği savaşa benzedi. Güzel ve mutlu eden ne varsa hepsine savaş açılmış gibi. Her yerde bir kavga var çarpışan yumruklar değil umutlarla, umutları dağıtmaya ant içmiş her nefesi öfke dolu sözler. İstiyorlar ki onlar gibi yüzü asık, karamsar ve her gelene buna da şükür diyen, duyguları son derece yoğun yaşayan bireyler olalım. Her an ağlamaya, öfkelenmeye, saldırmaya hazırız. Daha fazla derine inmeden albüme getireyim sözü. Necip Fazıl’ın dizeleriyle örneklendirdiğim üzere çok büyük sabırla bekledik albümü tüm mvö severler olarak. En çok grubun 20. yılında albüm bekliyorduk ve yine albüm gelmeyince “hedef 2023” diyerek özlemi mizaha vurduk. Çok sabrettim-k çok! Madalya verseler yeridir. Bakın artık durum ciddi abiler, sabır kalmadı şu albüm işini konuşmamız lazım diye isyana ufaktan yer aradığım anda Forsa, bir hafta arayla da Dünyaya Bedel gelince içimde uykuya dalmış olan ne kadar duygu varsa bilhassa sosyal medya üzerinden havai fişek gibi patlamaya başladı. Grileşmiş ruhum bir anda kırmızıya, maviye, mora boyandı. “Parlaklaştı evren birden”... On sene boyunca biriken tüm beklentileri karşıladı mı? Kesinlikle evet! Başta albüm tanıtım çalışmaları olsun, her adım öyle güzel düşünülerek atıldı ki albümün zaten mor ve ötesi’nin de içine sine sine geldiğini dinlemeden anlamak mümkündü. 20 Ocak sabahı Spotify’da albüm görünüyordu ama tabii ki şarkıları dinlemek için gece yarısını beklemek lazımdı. Ardından single kliplerini izledikten sonra sosyal medyada yazdığım albüm tahminlerim aklıma geldi. “Denizle ilgili, deniz temalı olacağını düşünüyorum” demiştim. Öyle ya, tüm ipuçları bana bunu söylüyordu. Doğru noktaları yakalamış olmak güzel. Albüm ismiyle ve şarkılarla da ezber bozan nitelikte. Şarkı ismi – şarkı sözü olarak sıralanmış albüm isimleri olurdu genelde. Bu sefer ne şarkı adı ne şarkı sözüydü Sirenler. Tanıtımlarda yayınlanan on bir saniyelik videolarda sanki mitoloji esintili bir filmin soundtrackini diliyormuş gibi denizde yankılanan notaları duyuyordum. Şarkı ismi değil, şarkı sözü değil ama albümü kaplayan bir hava var “sirenlerin sesi” bu hava biraz dumanlı gibi. Albümün genel havasında evet bir ağırlık var ama depresif olmayan bir ağırlık. İlk kez bu kadar net ve temalı bir albümle karşı karşıya kalıyordum. Her şarkı bir diğerinin elinden tutmuş birlikle yankılanıyor. İki bağ şarkıdan biri olan Canavar’da “ seni ben anlatacağım” deyip ardından Forsa’da “anlatan benim” demek gibi. Bazı sözler bana eski şarkıları da çağrıştırdı. “Beni dinlemedin, dinlesen ne kaybederdin” – Tünel “Yerinde olsaydım beni dinlerdim “ - Eksik “Geçti artık, anladık, sevemezdin, anladık. Artık hiçbir şey yapma” – Hazinende “Keyfini hiç bozma öldürdüklerin için. Dokunma lütfen dokunma bana, Artık hiçbir şey yapma” – Dişi Zamiri “Şimdi kalbin ne söylüyor, belki bir gün duyabilirsin” – Tünel “Sesini ben duydum, çok var hiç duymayan” – Yardım Et “Dünyaya bedel eşşsiz ruhumum dünyamı bilmek istemiyor” – Dünyaya Bedel “Yine de geldim dünyana” – Re Bir de buna müzik örneği eklemek istiyorum. Konserlerde daha çok duyduğum ve Mustafa Hakkında Her Şey filmindeki Bir Derdim Var introsunu Park şarkısında duymak çok hoşuma gitti. Şarkının son saniyelerinde gelen gitarlar bana Uyan’nın sonundaki enstrümantal şarkıyı da çağrıştırdı. Kaptan’nın son kısmı konserlerde çalınırken Sor’un outrosunu
hatırlatması ayrıca harika...Bunlar bence grubun tarihine verilen güzel selamlar. Genel olarak da albüm bana göre
mor ve ötesi’nin olgunluk dönemi albümü. Benzer bir düşüncem Melek Ölmez için de olmuştu: 20. yıllarında yayınlanmış olan şarkı adeta grubun 20 senedir yaptığı ve yapacağı, tüm derdini anlattığı zirve şarkısıdır benim için. Tabiri caizse ustalık eseri. Sirenler ise bunun da üstüne kat be kat çıkmış. Benim için albümde Park, Dünyaya Bedel, Linç ve Ağrılar ilk sıraları alabilir ama bu diğer şarkıları da bağrıma basmadığım anlamına gelmiyor. Hazinende benim için Masumiyetin Ziyan Olmaz albümünden beri gruptan beklediğim sert gitar rifflerini karşılayan müthiş bir şarkı. İlk dinleyişte adeta Stendhal Sendromu yaşadım bayılmamak için bileklerime kolonya sürdüm yalan yok. Aynı etkiyi Tünel’i dinlerken de yaşadım. Senfonik konserlerde koronun şarkılara kattığı şahaneliği grubun da göz ardı etmeyip albümde yer vermesi mest etti... Şarkıları dinlemeden önce de isimlerine bakıp tahminler yürüttüğüm zaman arka arkaya “Tünel, İstiklal, Park” bu üç şarkı da o umudun, birlikteliğin günlerini, o güzel gençleri bize asla unutturmayacak olan şarkılardır kesin diye düşündüm ve düşündüğümden çok daha fazlası çıktı. Park’ı dinlerken koroyla beraber eşlik edilen bölümde hüngür hüngür ağlayan yalnız ben olamam. Dünyaya Bedel’den sonra beni ağlatabilen ikinci şarkı oldu. Dünyaya Bedel bana son dört yılımı, hem iç dünyamda hem ülke tarihinde başımıza gelenleri anlattığı için ilk dinleyişte çok hislenmiştim. Linç, fark ettim de benim gibi eski dinleyicilerin çoğu için ilk üçte yerini almış. Umarım konserlerde çok çalınan bir şarkı olur. “Yine canın yanıyor, yanıyor mu? “Kimin bu ağrılar? Kimin yurdundan kimi kovdular? “ “Zor yıllar geçti artık” “Cennetim senden vazgeçmedim” “Nelere sahip olduğumuzu biliyoruz diye Bilmeyenlere söylemez miyiz?” “Gidenler geri gelmez ama Boş yere yorulmadı kalbin” “Her şey bizde, ellerimizde” “Adını bilmesem de kardeşsin, biz neye söz vermiştik” Grileşmiş günlerimize umudu, vazgeçmemeyi, acılarımızı da kucaklamayı, inadımızı, yalnız olmadığımızı ve aslında dinlersek birbirimizi her şeyin daha iyiye gidebileceğini anlattığınız için kendi adıma çok teşekkür ederim. Yaralarımı sarmaya, ruhumu bana anlatıp “hadi gel devam edelim, zor ama ha gayret” demeye gelmişsiniz. İyi ki geldiniz!
Forsa Hakkında Bir Yazı
Ön bilgi. Forsa: Kürek mahkumu. Bahsedeceğim mor ve ötesi'nin 10 Aralık Cuma gecesi yayınladığı yeni teklisi Forsa. Beş yıldır yeni bir şarkı dinlememiştik onlardan. Dokuz yıllık albüm hasreti var dinleyicilerinin. Sosyal medya mecralarında yeni albümün geleceğine dair kuvvetli söylemler yer alıyor ama benden okumuş olmayın, grup da bunu inkar etmiyor. Şarkının yayına gireceği geceden önce akşamüzeri Instagram üzerinden sinema, müzik ve spor camiasından tanıdığımız isimlerin kırmızı fontla büyük harfle, siyah-beyaz fotoğraflarda şarkının sözlerinden birer kelimenin yer aldığı fotoğraf paylaşımları yapıldı. Önce tabii anlaşılmadı durum, fotoğrafların sağ alt köşesine dikkatli bakınca "mvö" harflerinin estetik biçimde iç içe geçmiş olduğu logoyu görünce birden hareketlendi ortalık. Albüm mü geliyor acaba, yayın tarihi mi belli olacak derken saatler gece yarısını gösterdiği anda Spotify üzerinden Forsa bizlere kuvvetli bir sesle merhaba dedi. Güçlü, umutlu, inatçı, cesur ve kararlı bir ruhu var şarkı sözlerinin. Adeta kafa tutuyor tüm ruhumuzu karartmaya, mutsuzluklarıyla bizi boğmaya çalışanlara. Eski bir röportajda demişti Harun Tekin; - mor ve ötesi Türkiye'deki birçok çirkinliğin antitezi! İşte bu sözün arkasında durmaya devam ediyorlar. Şarkı sanki bu ülkenin yitirilen gençliğine, Y kuşağına (90'lar nesli); harcanmak istenen ve her gün biraz daha karanlığa itilmek istenen Z kuşağına ithaf edilmiş, onların ağzından kafa tutuyor gibi. "Gitmedim işte, delirmedim de. Anlatan benim, seni ve her şeyi" Beni çok derinden etkiledi bu iki satır. Sayfalar dolusu yazı okusam gelecek hakkında, durumumuz hakkında bu kadar vuramazdı kalbimden. Kabul edelim, kaçmak isteyen %70'lik bir gençlik var; Gitmedim işte! Burada kalıp sana neler olacağını, neler yapacağımı haykırıyorum. Diyerek kafa tutuyor sanki bizimle beraber. Haykırarak, zıplayarak, elimiz göklerde eşlik etmek istiyorum bu söze. Aklımızla ne kadar dalga geçilse de delirmedik ve tüm gerçekleri anlatıyoruz işte! Aahh sevgili mor ve ötesi görüyorsunuz ya kerameti... "Belki hiçbir şey böyle zor olmazdı. Biraz daha mutlu olsaydın" Kendi mutsuzluğunda boğulurken bizi de sürüklemeye çalışanlar işte şimdi siz düşünün çünkü "şimdi benim de zamanlarım". "Ağlamazsan bir çift sözüm var" diye giriş yaparak nazik nazik nasıl da vuruyor yüzüne yüzüne ama? Sözlerine dair son olarak bahsetmek istediğimse şudur ki; "Bir yarım akıllı bir yarım deli, Dört yanım akıllı bir yanım deli, Herkes akıllı bir ben deli" diyen canım mor ve ötesi sen ne yaptın şimdi bize? 2008 Powerturk ödüllerinde sahnede " Bizim gibilerin karşısına geçip de akıllı olun akıllı diye dayılananlara karşı çıkacak en az bir deli bu ülkenin her mahallesinde hâlâ yaşıyor" diyerek verdiniz bize tabiri caizse gazı, şimdi diyorsunuz ki delirmedim :)) Ne yapalım şimdi, dayılara karşı çıkan deli miyiz yoksa bitkin başkana inat delirmedik diyenlerden miyiz? Tatlı bir çelişki. Şarkının biraz da müziğinden bahsetmek istiyorum: Aynı zamanda çok yeni, aynı zamanda çok tanıdık, aynı zamanda çok mor ve ötesi. Biraz da Iron Maiden esintileri benim gibi hisseden bazı dinleyiciler de olmuş yorumlarda gördüğüm kadarıyla. Zaten şarkının albüm kapağı da bana ilk olarak Iron Maiden'nın son albüm kapağını çağrıştırdı. Bana kalırsa bunlar tatlı tesadüfler/esinlenmeler(?). Şahane bir bateri karşılıyor yıllar sonra bizi yeni şarkıyı dinlerken, ardından o da ne?! Elektonik bağlama mı o? Duyduğum an gerçekten küçük bir şok yaşadım. Grubun müziğinde çok da alışık olmadığım bir durum ama bir o kadar da şarkıya farklılık katmış. Ne yalan söyleyeyim 2.15’inci dakikada giren gitarlar beni benden aldı. Ardından Harun abinin tatlı tatlı, arkadan da fısıltıyla “ Belki hiçbir şey böyle zor olmazdı biraz daha mutlu olsaydın” demesi sanki karşındakine 90’dan gol atar gibi bir edayla, nasıl güzel ama? Harun abi neler yapıyorsunuz böyle dedirtti. Vokal tarzı her geçen zaman daha da etkileyici oluyor kendisinin. Nakaratta arkadan gelen baslara omuzlarımızla eşlik ediyoruz konser hayali kurarak. Kerem Kabadayı eminim ki bu şarkıyı
çaldıkları konserde arkadan nasıl da verecek coşkuyu! Biz dinlediğimiz yerde o baterinin ritimlerine kalbimizle eşlik ettik. Motive eden, kışkırtan bir müziği var şarkının. Yazının başında da dediğim gibi güçlü, umutlu, cesur, inatçı, kararlı ve kesinlikle fena halde gaza getiren bir şarkı olmuş tüm çirkinlikleri korkmadan haykırmak için. Yazımı şarkının dün gece yayınlanan klibinden bahsederek bitirmek istiyorum. Aslı Çelikel yönetmenliğinde çekilmiş, kırmızı tonların hakim olduğu, dansçıların şarkıyla bütün hale geldiği sinema filmi sürükleyiciliğinde bir klip. Her kare ince ince düşünülmüş, işlenmiş. Kostümler, koreografi, klibin çekildiği mekanın dekoru izledikçe izletiyor. Kendimce klipte gördüğüm detayları da not etmek isterim: Neon renklerle # işareti, arabanın plakasının TT olması, 'gemiciğe' binen "bıçkın başkan"ın başında ejder desenli rakı kadehi.. Kullanıcı yorumlarında fark ettiğim duvarda bulunan “whose friend were you?” (Kimin dostuydun?) yazısı. Bıçkın başkanın sandalda uzanıp sürüklenmesiyle yapılan final, şarkının ismine yapılan atıf. Şahane detaylar. Şarkıda, klipte, logo tasarımında hatta tüm grafik tasarımlarda, üretimin her anında emeği geçenlere sonsuz teşekkürler! Bizi yalnız hissettirmeyen, kucaklayan, dur daha bitmedi, umutsuzluğa kapılma diyen mor ve ötesi, en büyük teşekkür size.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Tam 9 sene olmuş buralara içimi dökeli. Nice bloglar! <3
#AşağıyaBakmıyoruz
*camgezer bugün 8 yaşına bastı! Bu profil 8 senedir varmış. Bir şeyler yazmaya en ihtiyaç duyduğum şu Coronavirüs günlerinde güzel bir hatırlatma oldu.. 11 Mart’tan beri evdeyim, babam ve annem hem yaşları hem hastalıklarından dolayı risk altında ve market ihtiyaçları için ben çıkıyorum. Maske, eldiven takıp gidip hızlıca gidip geliyorum sanki ne kadar dışarıda az kalsam o kadar iyi. Evden çıkınca kendimi nasıl güvensiz hissediyorum anlatamam. Bahar gelmiş, pencereyi açınca çiçek kokuyor odam ama dışarısı bana başka bir gezegen gibi geliyor. Kendimi Marvel filminde, paralel evrene neden olmuş bir hata yapmış ve onu toplarlamaya çalışan karakter gibi hissediyorum. Ama elimden evden çıkmamak dışında gelen tek bir iyilik yok. İşim bile yok. İşşizliğim ilk kez avantajım oldu. Kpss’ye girecektim, dershaneye gidiyordum o da ara verdi nisan sonuna kadar ve benim sınava biraz bile olsun hevesim kalmadı. “Salgın sonrası ekonomik kriz bekleniyor zaten, tüm dünyada, daha acil alanlarda memur alımı yapılır; kim niye alsın arkeolog?” diyorum ve elimde değil motivasyonum düşüyor. Çok ilginç bir zaman dilimine denk geldim. Domuz gribi salgını da yaşadım, o zaman da evden çok çıkmazdık, okullarımız bir süre kapanmıştı, sene sonu tatilimiz bir hafta geç yapılmıştı ve ben de domuz gribi yaşamıştım ama ayakta geçirmiştim. Daha çok ölüm olmasına rağmen bu kadar endişe duymamıştık. Belki de o zaman daha liseliydim hayatı ciddiye almakta bu yaşımda olduğu kadar iyi değildim. Hayallerimi, umutlarımı daha çok koruyabiliyordum. Şimdi bir küçük şeyden umut dolabilirken aynı şekilde bir küçük ayrıntı tüm umudumu o an tüketebiliyor. Annemle babama kalsa en güzel yaşımda bu kadar olumsuz olmam gereksizmiş, ama onlar benim yaşımdayken hayatlarında elde etmiş oldukları birçok başarıları vardı, elde ettikleri hedefleri vardı. Hayatları bir düzene girmişti... Benim ise hayatım arafta kalmış, bu yetmiyor gibi küresel bir salgın çıkmış, hastalığı aileme taşımamak için dışarı çıkmaktan korkar hale gelmişim. Evet bunlar büyük dert değil tabii ki, ama insanın en enerjik, en ne istediğini bildiği, en çalışkan, en verimli yaşlarında emekli dayılar gibi bi köşede kös kös durması ve hiçbir şey yapamıyor olması farkında olmadan içten içe söndüren bir şey. Diliyorum ki bu salgına bir an önce çare bulunur, kontrol altına alınır. Benim ailemde de sağlıkçılar var hepsi de nöbette. Hafta sonu bile canla başla çalışıyorlar, gece gündüz demeden... Ailesinden kaybı olup içi yananlar var, hastasının iyileşmesi için dua edenler var... Şu an dünyada gerçekten her yönden ne çok acı var. Güzel günlerin geleceğini bilemem ama hayatta her şeyin bir sonu olduğu gibi bu zor zamanların da sonu gelecek. Aklımızla insanlığı yine kurtaracağız. Destek olamasak bile evde kalarak en azından köstek olmayalım, maskesiz işe giderek umursamaz olmayalım. Sadece kendi sağlığımızdan değil toplumun sağlığından da sorumluyuz. Tüm dünyanın yükü hepimizin omuzlarında beraber sırtlanmalıi yükü hafifletmeliyiz. Elimizden geldiğince.
Das Universum ist ein Schlupfloch für mich (Evren benim için küçük bir sığınma yeridir).
...
Bir tren varmış, ilk molada indiğin zaman hediyelik eşya dükkanındaki renklere dalıp treni kaçırmışsın. O tren, senin için önemli değilmiş gibi konuşur herkes ama sen son paranı o bilete vermiş olursun...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Mevsimsel, mühim sorular.
Şu günlerde en ihtiyaç olan, en tekrar edilesi söz...