Cevv-i sema bulutlarıyla ve şimşekleri ve ra'dları ve rüzgârları ve yağmurlarıyla, senin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ederler.
.
Risale-i Nur Külliyatı'ndan Münacaat

seen from United States
seen from Spain
seen from Singapore

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Spain
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from United States

seen from Singapore
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Canada
Cevv-i sema bulutlarıyla ve şimşekleri ve ra'dları ve rüzgârları ve yağmurlarıyla, senin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ederler.
.
Risale-i Nur Külliyatı'ndan Münacaat

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Vahdet kaynağından dolu içenler Kanmıştır badeye şarap istemez Hakikat sırrına candan erenler Ermiştir mahbuba mihrap istemez
Günün Kelimesi #vahdet : birlik, bütünlük, uzlet, inziva, Allah'ın varlığının bir olması ... #güzelkelimeler #gününkelimesi #1001kelime #alBaraka #HayırlıRamazanlar #diler @albarakatr
Delikanlılığa iman etmeden müslüman olunur mu?
Ey âşık, ey kesrette vahdeti bulmaya niyetlenmiş kişi, vahdeti istikametsiz bulamazsın. İstikameti arıyorsan da 'kendinden başka noktalara ihtiyacın var' demektir. Geometrinin daha başında öğretirler: Bir noktadan sonsuz sayıda doğru geçebilir. Ama iki noktadan yalnız bir doğru geçer. O yüzden, Sânî-i Hakîm, zamana birçok noktalar serpmiştir biz doğru yolu bulabilelim. Ve Bakara sûresinin 4. ayetinde şöyle buyurmuştur: "Sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler ve âhirete de onlar kesin olarak inanırlar."
İnsan bu dünyaya mutlu olmaya gelmemiştir. İnsan bu dünyaya 'delikanlı olmaya' gelmiştir. Hayat hiçbirimiz için her an mutluluğu garanti etmez. Fakat doğru şeyi yapmış olmaktan ötürü bir iç huzur yaşamayı başarabilirsin. Delikanlı olmaktan kastettiğim de bu. Delikanlı olmak, Allah'ın üzerindeki sanatına layık olmak, adam gibi adam olmak, işte bunu becermektir. İnsan delikanlı olduğunda mutluluğa benzeyen ama kesinlikle aynısı olmayan bir tatmin yaşar. Kendi içindeki emniyet, insanların onun elinden-dilinden-belinden duyduğu emniyet, varolduğu için kendisinin-başkalarının yaşadığı mutluluk, bu nefsî mutluluktan daha üst boyutta bir mutluluktur. Bunda 'varolduğunuz için' mutlu olursunuz. Varlığınız arttığı için değil. Ben 'nefsî mutluluk' ile 'kalbî mutluluk' arasındaki mesafeyi de buna göre tutuyorum.
Nefis varlığı arttığı müddetçe mutlu olur. Varlığını arttıracak ihtimallerle mutlu olur. Varlığını arttıran vuslatlarla mutlu olur. Fakat hayatını 'kalp ve ruhun derece-i hayatına' çıkarmış bahtiyar kişi, salt bu seviyede bir varlık arzulamaz, aksine, varlığının bir istikamet takip etmesiyle tatmin olur. "Bugün de istikamet üzere yaşadım!" demek "Bugün şu kadar para kazandım!" demekten daha çok ilgilendirir onu. Çünkü 'şu kadar para'yı herkes öyle-böyle kazanabilir. Ancak tek çizgi üzerinde yaşamayı herkes başaramaz. Dünya sarhoşluğunun kişiye tesir etmediğinin en büyük kanıtı çizgi üzerinde yürüyebilmesidir. Bizim için bu çizginin adı evvela şeriat-ı Muhammediyye, saniyen sünnet-i Ahmediye'dir aleyhissalatuvesselam.
Neden o? Çünkü içimizde ondan delikanlısı yoktur. Bir eline ayı bir eline güneşi verseniz çileyle süren davasından gram oynamayacak başkamız yoktur. Sırtındaki hırkayı bile sadaka verecek ondan başkamız yoktur. Hasmına bile yalan söylemeyecek ondan başkamız yoktur. Canımız ona kurban olsun. Bu zamanın adından ibaret delikanlıları onun ayağına toz bile olamaz. Ne demişse odur. Nasıl başlamışsa odur. Nasıl söylemişse odur. Olduğu yerde tereddüt yaşamayan odur. Mübarek ağzından çıkanla hayatı birbiriyle tam uyuşan odur. O delikanlıların sultanıdır. Evet. Ben Allah Resulü aleyhissalatuvesselama, tam da tarif etmekteki köylülüğümü belirtir şekilde, 'delikanlıların sultanı' diyorum. Cümle âlem delikanlıları onun ayağının tozunu öpüp kendisinden racon öğrenmelidirler. Ve onun bize öğrettiği muazzez racon sünnet-i seniyyesidir. Bir çizgide yaşamaktaki kemali görmek istersen bastığı taşları öperek yürüyeceksin.
Sonra bütün peygamberlere de iman ederim elbette. Zira peygamberlere iman etmek asl-ı insana iman etmek gibidir. Onlar, insaniyetin başından bu yana, delikanlılığın varolduğunun-olacağının en sağlam kanıtıdır. İnsan onlara bakmakla yiğitliğin varolduğuna-olacağına da inanır. Peygamberlere iman etmeyen adam, zaten adam olmaz ya, adamlığın kırıntılarında da kaypak olur. Bir öyle bir böyle olur. Onun bir öyle bir böyle olması zaten peygamberlere iman etmeyişini beraberinde getirmiştir. Hırsız hiçkimsenin dürüstlüğüne inanmak istemez. Yalancı doğru sözlüleri kabullenmez. Onları kabullenmek kendi yolunun yanlışlığını kabullenmektir.
Herşey zıttıyla varolur. Gündüze iman eden içindeki geceye de iman eder. "Biz o peygamberlerin hiçbirini ayrı tutmayız!" Kur'an'ın bize öğrettiği bir manadır bu. Müslüman peygamberleri birbirinden koparmaz-ayırmaz. Hepsinin nübüvvet hakkını teslim eder. Zaman üzerindeki bu hayt-ı mübareke tastamam iman eder. Delikanlılığa bu şiddetli imanıyla kendisi de delikanlı olur. Çünkü delikanlı odur: "Biz ancak Allah'a teslim olmuş müslümanlarız."
'Kalp ve ruhun derece-i hayatına çık'mak hakikat için varolmayı gerektiriyor. Doğruya doğru olduğu için sahip çıkmak. Yanlışa yanlış olduğu için karşı çıkmak. Bütün bu 'çıkmak'lar bizi 'kalp ve ruhun derece-i hayatı'na götürüyor. Orada şeyler varlığımıza kattıkları menfaatlerden dolayı kıymetli değiller. Bizim varoluşumuzdan bağımsız varoluşları var. Bizim varoluşumuzdan yüksek kıymetleri var. Ben şehid olsam da ilelebed devam edecek davam var! Konu ben değilim. Ben bir detayım. Burada artık insan hayvandan ayrılıyor. Hayvan gibi olmaktan kurtuluyor. Meleklere yaklaşıyor.
Zaten şu dünya tarihinde, en yanlışıyla bile olsun, bir ideolojiye kapılanlar-adananlar, ödedikleri bedellere işte bu dokundukları sırla dayanabiliyorlar. Onlar yanlışta bu kadar hamiyetliler. Bize hiç yakışır mı hâzâ hakikat olan İslam'a tutunalım da delikanlı olmayalım? İnsan bir itikad sahibi oldu mu onun delikanlısı da olmaya niyetlenmeli. Delikanlı olmadıkça imanını tam bilmemeli. Ameldeki yanlışlarını da tevbesiyle köreltmeli. Çünkü yanlışını inkâr etmeyip istiğfar etmek de bir kabadayılıktır. Kendine karşı bir delikanlılıktır. Dinimiz tastamam delikanlılık öğretir bize. Müslümanlık dünya hayatının mutluluğu için değildir ey âşık. Müslümanlık delikanlılıktır. O yüzden mürşidim demiştir işte: "Evet, her hakikî hasenât gibi, cesaretin dahi menbaı imandır, ubûdiyettir. Her seyyiât gibi cebânetin dahi menbaı dalâlettir."
İnsan herşeye dayanır da herhangi birşey olmaya dayanamaz
"Her renge boyan da renk verme." Şeyh Galib
Bu yazı biraz karışık olacak. Sabrederseniz ama güzel birşey söyleyecek. Şöyle bir yerden 'bismillah'layalım: İstibdat sadece hürriyeti değil varlığı da öldürüyor. (Hürriyet zaten potansiyelin varlığa çıkma arzusundan başka nedir?) Vücud sahasına çıkacak pekçok yeni renk baskının tek renkliliğinde ortaya çıkamıyor. Çekiniyor. Yahut intihar ediyor. 'İntihar'ı iki anlamda kullanıyorum. Birincisi: Daha yatay düzlemde ki, istibdat, tek renklilik övgüsüyle diğer renkleri gözden düşürür. Gözden düşen renk varolmak istemez. İltifat görmeyen varlık yokluğu seçmeye meyyaldır. Kırılır. Küser. İntihar böyle bir temayülden beslenir. Varolan varolmasının güzel/meşru olduğunu iltifatlardan tanır. İltifat yoksunluğu istibdadın birinci katliamıdır. Yani evvela önemsizleştirerek katleder.
İkincisi: Biraz daha dikey bir düzlemde. Ceberut gereksizleştirerek de katleder. Nasıl anlatmalı? Belki şu şekilde: İstibdadın iltifatıyla o tek renk içinde varolmayı seçenlerin varlıkları da aslında hakiki değildir. Sureten vücudî görünen ademlerdir. Varlık görünümlü yokluklardır onlar. Angaje oldukça da daha fazla yokolurlar. Özlerini yitirirler. Yani aynılaşmaktadır onların kıyametleri. Evet. Aynılaşanlar, gereksiz kılarak birbirlerini, birbirlerinin katili olabilirler. Aralarında nüans bulunmayanlar 'varolma' ve 'görünme' vazifelerini birbirlerine bırakabilirler. Bediüzzaman'ın istibdadla 'neme lazımcılık' arasında kurduğu ilgi buna da işaret eder.
Eğer varolanları tek renge mahkûm ederseniz, hep aynı renk olduklarından, görünenler görünmeyi birbirlerine bırakabilirler. Zorbalık tam da bu nedenle varolanı tembelleştirir. Çünkü farklı olarak varolmayan ayrıca varolmak da istemez. Herhangi birşey olan hiçbirşey de olur. Nihayetinde kendisi de varolsa, başkası da varolsa, temaşa aynı renktir, değişmeyecektir. O halde aynı rengin çoklukla yorulmasına gerek yoktur. Renklerden birisi çalışsın yeter. Diğerleri boylarınca tembelliğe batar. Hatta bazen hepsi birden (ne de olsa içlerinden birisinin görünmekte olduğunu düşünerek) bu tuzağa düşerler. Görünmeyi terkederler. Varoldukları halde varlıklarından çekilirler. Vahdet düzeyinde yine vardırlar. Ancak Ehadiyet düzeyinde artık yokturlar.
İstibdat cemaate de girse aynısını yapar. Tektip veya tek renk olarak kendisini dayatan birinin rengi muteber tek renk olduğundan herkes ona özenir. Özenir ama o olamaz ki. O kendiliğinde orijinaldir. Yalnızca o odur. Sen 'o'luğunda taklitçisin. Müstebit ile mürşidi buradan ayırabilirsin. Mürşid irşad ettiğini rengine zorlamaz. Rengince irşad eder. Rengini açar. Rengine boyamaz. Rengi rengine uyanlar ona tutulur. Mürekkebine bular belki biraz ama has renklerini de yoketmez. Bu sayede bostanında gunagun çiçekler yetişir.
Müstebit her farklı rengi gözden düşürür. Hem kendisini odak noktaya koyduğu halde hiçkimsenin tastamam kendisi gibi olmasına da izin vermez. Zira istibdat teklik içindir. Müstebit için idaresindekiler onun iletken memurlarıdır. Emirlerinin yayılmasına yardım ederler sadece. Mürşidin idaresindekilerse, o varlık sahasından çekildiğinde bile, ışık saçmaya devam ederler. Çünkü mürşidin talebeleri kabloları değil elektrik üretmesini öğrettiği santrallerdir. Mürşid pervanesine kendince yanmasını öğretir. Müstebit oduna ateşini taşıttırır.
İstibdat, ona özendirir, ama o olmasına izin vermez. Ne demek bu? Şu demek biraz: O olmasına izin vermeyecek şekilde özenmelere izin verir. İzin vermediği için yalnızca o çözebilir bütün sorunları. Yalnızca o çözebildiğine göre diğerlerinin üzerine düşen ancak bu o'ya kol/bacak olmaktır. Ama bu eşikte yaptıkları katkıyı bile 'ulu öndere' bırakmak zorundadırlar. Çünkü kol/bacak şeklindeki varoluşlar bile 'farklı' varoluşlardır ve istibdat kendisinden farklı varoluşlara katlanamaz. Lider kültünün istibdatla beslenmesi aslında bu tek renkli varoluşun kendisinden farklı varoluşlarla beslenmesidir. Kendi zayıflığını kardeşlerinin yeteneklerini yiyerek bastırmasıdır. Gıybet, ölü kardeşinin etini yemekse, istibdat diri kardeşinin etini yemektir.
"Dünyaca havas tanılan insanlardaki meziyet, sebeb-i tevazu ve mahviyet iken, tahakküm ve tekebbüre sebep olmuştur. Fukara aczi, avamın fakrı, sebeb-i merhamet ve ihsan iken, esarete, mahkûmiyetlerine müncer olmuştur. Bir işte mehâsin ve şeref hasıl oldukça, havassa peşkeş edilir, seyyiat olsa, avama taksim edilir. Mesela, bir tabur galebe çalsa, şan ve şeref kumandana verilir, taksim edilmez. Mağlûp olduğu vakit, seyyie tabura taksim edilir. Meselâ bir aşiret namuskârane bir iş etse, 'Aferin Hasan Ağa" derler. Fenalık ettikleri vakit, 'Tuh! Ne pis aşiretmiş!' diyecekler."
Farklılıkların hayatta kalmasına izin verdiğinizde farklı olan kendi rengiyle varolacağından varolmayı canı ister. Bir kanundur bu: Birşey kendisinin yerine varolacak ikinci birşey yoksa bizzat varolarak o boşluğu doldurmak ister. Aklınıza gelen güzel bir cümleyi düşünün. Daha önce hiçkimse söylememiş. Bu cümle ilk sizin aklınıza geldi. Belki bir daha kimsenin aklına gelmeyecek. Söylenmesi lazım. Hiçliğe gitmemesi lazım. Siz o cümleyi ne yapar eder söylersiniz. Çünkü böylesi bir varoluş eşi bulunmaz bir nimettir. Evet. Cenab-ı Hakkın Ehadiyet boyutunda tecellisine mazhar olmak, orijinal olmak, varolmaktan sonra belki en güzel bağıştır.
Sizden önce söylenmemiş cümleler böyle olduğu gibi ortaya konulmamış eserlerde de bu böyledir. Bediüzzaman'ın 'meyl-i teceddüd' dediği bu şey, bu karşıkonulmaz temayül, bizi onca benzerimiz içinde hayatta tutuyor. Ne zaman ki kalabalık içinde rengimizi yitirdiğimizi düşünüyoruz, yani ayrı birşey olarak varolmadığımızı (veya varlığımızın anlam taşımadığını) tasavvur ediyoruz, işte o zaman ya depresyon sarıyor ruhumuzu. Yahut da tembellik. Veyahut da hiçlik. Boşluk. Boşuboşunalık. Ehadiyet kesret içindeki nefesimizdir bizim. Boğulmaktan ancak onunla kurtuluruz benzerlerimiz içerisinde. Buharını ciğerlerimize çekemezsek herhangi biri oluruz. Aman. Sakın. Eyvah. Bundan korkalım. Çünkü insan herşeye dayanır da herhangi birşey olmaya dayanamaz.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Kâfirlerin İslâm’a ve Müslümanlara karşı mücadeleleri ve düşmanlıkları Kur’ani bir gerçektir. Tarih boyunca İslam’ın yok olması uğrunda mallarını ve imkânlarını sarf etmekten hiç geri durmadılar. Bu düşmanlığın yansımaları bazen Bedir gibi savaş meydanlarında alenen; bazen de sinsice tertiplenen, içten içe tahrip etme özelliğine sahip milliyetçilik ve ayrılık fitnesi gibi menfur üsluplarla görülmüştür. Her ne kadar kâfirlere pahalıya mal olsa da yıllar sonra Müslümanları meydanlarda yenemeyeceklerini anlamışlar; bununla birlikte meşum üslup vesilelerine tevessül etmişlerdir. Yakın tarih mercek altına alındığında Osmanlı Hilâfet Devleti’nin yıkılmasıyla sonuçlanan bu süreçte içten tahrip maksatlı üretilen fitne üsluplarının fazlaca olduğu kolaylıkla görülecektir. Demem o ki tarih boyunca meydanlarda kâfirlere asla yenilmeyen ve boyun bükmeyen Müslümanlar, bağrında fitne ateşi yakılarak ayrışmaya/ihtilafa dolaysıyla beraberinde de yenilgiye mahkûm olmuşlardır.
Müslümanların bağrında fitne ateşi yakmak ve ayrılık tohumları ekmek dün kâfirlerin vazgeçilmez silahları arasındaydı, bugün de öyle… Çünkü çok iyi biliyorlar ki Müslümanlar didiştikçe, ayrıldıkça ve bölündükçe Müslümanların gücü azalacak ve sahip oldukları ihtişamı kaybedecekler. Didişmenin parçalanmaya sevk ettiği, çekişmenin güç zafiyetine zemin hazırladığı gerçeğine Allah Azze ve Celle şu kavliyle dikkat çekmiştir:
وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ
“Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin; birbirinizle çekişmeyin, sonra içinize korku düşer de (size heybet veren) rüzgârınız (siyasi kuvvetiniz) gider. O hâlde sabredin! Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” [Enfal 46]
Müslümanlar kendilerini bir arada tutan siyasi kuvvet Hilafet Devleti yıkıldıktan sonra paramparça oldular ve aralarında suni sınırları bulunan onlarca devletçiğe bölündüler. Müslümanların bu bölünmüşlüğünden fazlasıyla hoşnut olan kâfirler durumu istismar etmesini de yine pekâlâ bilmişlerdir.
Bölünmüşlüğüne son verip yeniden vahdet şuuru içerisinde tek bir siyasi kuvvetin çatısı altında yaşamak için âdeta gün sayan Müslümanların, vahdeti zedeleyecek her türlü menfur planı devreye sokmaktan kâfirlerin hiçbir zaman geri durmayacakları gerçeğini asla akıllarından çıkarmamaları gerekmektedir. Daha da önemlisi, kâfirlerin sinsice tasarladıkları fitne tuzaklarına düşmemelilerdir.
Rand Corporation’ın “Ilımlı Müslüman Ağlar Oluşturmak” adlı 2007 tarihinde yayımladığı raporunda Müslümanları bölüp parçalamak bağlamında şu ifadeler yer alır: “İslami grupların nasıl tahrik edileceği, aralarında nasıl ihtilaflar çıkarılacağı, hangi yollarla kuşatılacağı…” İslam’ın siyasi sahneye çıkmasının önünü almayı hedeflediğini açıkça ifade eden rapor bunu Müslüman cemaat, cemiyet ve topluluklar arasında ihtilafları kaşıyarak yapmanın gereğine vurgu yapmaktadır.
Raporda açıkça “İttifaklara izin verme!”, “Aralarındaki ihtilafları körükle!” biçiminde net çalışma sloganlarına yer verilmektedir.
İşte tam da burada durmak istiyorum. Bizim ayrışmamız ancak şeytanı ve avanelerini sevindirecektir. Tali meselelerde ayrışmanın ve farklı düşünmenin doğallığını hangi akıl sahibi inkâr edebilir ki? Henüz Rasulullah hayattayken bile sahabeler arasında nasları farklı anlamadan kaynaklı ihtilafları zuhur etmiştir. Bunun asrımızda olması da doğaldır. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şurasıdır: Zuhur eden ihtilafların biz Müslümanlar camiasını asıl hedefe birlikte yürümekten ve asıl hedef için omuz omuza mücadele etmekten alıkoymamalıdır. Eğer tali ve fıkhi meselelerde zuhur eden farklılık ve tartışmalar İslami camianın kâfirlere ve beşerî nizamlarına karşı mücadelede tek vücut olmasına engel oluyorsa bu tali meselelerdeki ihtilaf ancak Allah düşmanlarını sevindirecektir. Dolaysıyla arzu ettikleri o fitne tohumları da semeresini vermiş olacaktır. Yine İslami camianın tali meselelerdeki nizaları büyür de bu niza, Müslümanları İslam nizamının tatbikiyle ikinci asrısaadet hayatına kavuşturacak Hilafet Devleti’nin ikamesi için çalışmak gibi ölüm-kalım meselesinde omuz omuza mücadele etmelerinden alıkoyarsa bu da ancak kâfirleri ve avanelerini hoşnut edecektir.
Şeri nasların ışığında meseleleri farklı değerlendirebilir ve o görüşün savunuculuğunu da yapabiliriz. Ancak üzerinde ihtilaf ettiğimiz meseleler asıl mesele olan İslâm’ın yeryüzüne hâkimiyeti konusunu asla gölgelememelidir. İnanın o hale geldik ki fıkhi konulardan her hangi birisini tartışmaktan asıl konuyu gündemimize bir türlü getiremedik. Saatler, günler hatta yıllar boyunca “mezarlığa düşen kayısının yenip yenmeyeceğini” konuştuk/tartıştık ancak nedense bir türlü Müslümanların yeniden hayat sahnesinde var olmalarını sağlayacak siyasi kuvvet olan İslami Devlet’in ikamesini konuş(a)madık. “Öncelikler fıkhı” prensibinden hareketle değerlendirildiğinde sırlamada önceliği olmayan meseleler asıl hedefe yürümekten alıkoyan koca koca engeller olarak karşımızda boy gösterdiler. Hâlbuki fıkhi ayrılığa rağmen kat edilmesi gereken yollar birlikte kat edilebilir ve istenilen asıl hedefe birlikte varılabilir. Öyle de olmalıdır zaten… Çünkü bugün öncelikler fıkhı prensibinden hareketle önceliğimiz, İslam’ın, yeryüzünün tamamına Hilafet Devleti ile hâkim olmasıdır. Çok daha az ehemmiyete sahip detay konular asıl hedefe birlikte yürümeye engel teşkil etmemelidir. Bunu, Beni Kurayza Seferi sırasında sahabelerin sergiledikleri tutumdan görebiliyoruz. Kısaca hatırlayacak olursak Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Hendek savaşı sonrası İslam’a ve değerlerine ihanet eden Yahudi kabilelerinden Beni Kurayza üzerine sefer düzenlenmesi emrini verdi. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem konunun ehemmiyetini ise şu sözleriyle ifade etti:
لَا يُصَلِّيَنَّ أَحَدٌ الْعَصْرَ إِلَّا فِي بَنِي قُرَيْظَةَ
“Sizden hiç biriniz ikindi namazını beni Kurayza dışında başka bir yerde kılmasın.” [İbn Hişam]
Ne var ki yolda sahabeler ikindi namazının tehir edilip edilmemesi konusunda farklı düşünmüşler ve buna dair de kendi görüşleriyle amel etmişlerdir. Sonrasında yaşadıkları bu ihtilafı Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e arz ettiklerinde SallAllahu Aleyhi ve Sellem iki tarafın uygulamasına da onay vermiştir. Özetle aktardığım bu rivayette asıl vurgulamak istediğim sahabe fıkhi bir konuda farklı düşünse ve de amel etse dahi asıl yürümek üzere çıktıkları yoldan bu fıkhi meselenin onlara engel olmamış olmasıdır. İşte bizim de sergilememiz gereken tavır aynen böyle olmalıdır. Yani tali ve fıkhi konularda farklı düşünüyor ve amel ediyor olabiliriz. Ancak bu farklılıklarımız İslam’ın hayata hâkimiyeti ve küffara karşı mücadelemizde bizlerin birlikteliğine zeval getirmemeli bilakis vahdet şuuru ile hareket edebilen bir ümmetin zenginliği olmalıdır.
Yine o tali meselelerde farklı düşünüyor olmamız maalesef kardeşliğimizi zedeler oldu. Fıkhi konulardaki farklılığımız yeri geldi muhabbetimizi zedeledi bazen de öfkeye ve nefrete dönüştü. Bu da asıl itibariyle kâfirleri sevindiren bir durumdur. Fıkhi farklılıklarımız olmalı ama vahdeti zedelemeden… Detaylarda başkaca düşünebiliriz ancak kardeşliğimize zarar vermeden… Kâfirleri sevindirmeden… Kâfirleri ümitlendirmeden… Gücümüzü zayıflatacak çekişmelerden Allah razı gelmez. Kâfirlere yol verecek tartışmalar ancak Allah düşmanlarını sevindirecektir. Öyleyse kâfirlerin iştahını kabartacak ayrışmalara asla izin vermemeliyiz. Tıpkı Hazreti Muaviye’nin Bizans İmparatoru Heraklius’a bu fırsatı vermediği gibi… Hazreti Muaviye ile Hazreti Ali RadiyAllahu Anhum arasında meydana gelen çekişmeyi fırsat bilen Bizans İmparatoru Heraklius büyük bir ordu hazırlayıp Müslümanların üzerine hücum etmek için hazırlık yapmıştır. Çünkü Müslümanlar birbirleriyle çekişmektedir ve İmparator penceresinden bakıldığında bu, bulunmaz bir fırsattır… İmparator’un Müslümanların arasındaki çekişmenin yol açtığı zafiyetten faydalanmak istediğini öğrenen Hazreti Muaviye şöyle bir mektup kaleme alır:
“Ey Bizans İmparatoru! Eğer Müslümanların üzerine bir savaş ilan edersen sahibimle (Hazreti Ali ile) bir olur ve onun başkanlığı altında, onun ordu kumandanı olarak senin üzerine ben gelirim. Kerim olan Allah’a yemin ederim ki başşehrin olan sisli-dumanlı Konstantiniye (İstanbul) şehrini yıkıp yakıp kömür ederim. Havucu yerden çıkardıkları gibi seni memleketinden çıkarırım ve dağlarda domuz çobanı yaparım.”
Bağrımızda fitne tohumları ekerek kardeşliğimize zeval getirmeye çalışanlara inat, kardeşliğimize zarar getirecek her türlü davranıştan uzak durmalı ve kâfirlerin beklentilerini kursaklarına dizmeliyiz. Onlar bağrımızda ayrılık tohumları ekmek için gayret ededursunlar, korktukları başına gelecek ve biz vahdet biçeceğiz Allah’ın izniyle.
#selsebil’in Aynalığındaki çanakçıkların yukarıdan aşağıya 1-2-3-2-1 tertibiyle sıralanması, bir noktadan çıkan suyun,bkuleler marifetiyle dağıldıktan sonra tekrar büyük bir çanakta toplanması suretiyle #vahdet #kesret #vahdet (Birlik-Çokluk-Birlik) olgusu vurgulanmakta... _____________________________________ #şebiarus #konya #mevlana #rumi #mevlevi _____________________________________ #akifiyakala #akfgezileri _____________________________________ #fountain #fineart #sema #photography #travel #traveling #TFLers #vacation #visiting #instatravel #instago #instagood #trip #holiday #photooftheday #fun #travelling #tourism #tourist #instapassport #canon #eos77d #instatraveling #mytravelgram #travelgram #travelingram #igtravel (Konya Mevlana Türbesi) https://www.instagram.com/p/BrasYPIl31b/?utm_source=ig_tumblr_share&igshid=en3d60x9md3j