
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Brazil
seen from China
seen from France

seen from France

seen from New Zealand

seen from United Kingdom
seen from T1
seen from Netherlands
seen from Netherlands

seen from United States
seen from Kazakhstan
seen from China
seen from Germany

seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from United States

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bu haftaki cuma mesajı Osman Hamdi Bey'in kayıp eseri mihrap( tekvin- yaratılış) isimli tablosu 👆ve İslam dünyasının tablosu👇
İki tablo arasındaki 35 farkı bulunuz!
Hadi hayırlı cumalar!!!
"...Her şeyin bir zamanı olduğunu öğrendiğimden beri müthiş korku duyuyorum. Bu koskoca dağlar, denizler altı günde yapılmış mesela. Bir portakal ağacı üç yılda meyve veriyormuş. Tanımlanmamış bir ağaç türüyüm diyelim ya da henüz yaratılmamış bir gezegen. Allah'ım beni kaç günde tamamlar sence? Ne kadar bekleyeceğim? Önümde bir örnek de yok. Herkesin zamanı farklı diyorlar. Herkesin zamanı kendine. Ya ikimizinki? İki farklı tür ağaç, birbirinin gölgesinde yetişip de aynı anda meyve verir mi? Çünkü ikisinin zamanı aynı olmazsa, meyvesiz olan meyve verene buruk ve korkuyla bakar mı? Ya da meyve veren, henüz vermemiş olanı küçümser mi? Bundan korkuyorum. Bizim zamanımız ne zaman? Biliyorsan mektup değil de mesaj yaz olur mu? Beklemek istemiyorum. / Mihrap..."
Sinem Sal - Bizim Zamanımız
Seccadelerin ana motifi mihraptır. Mihrap, camide kıble duvarında bulunan, imamın namaz kıldırırken durması için tasarlanmış kemer şeklinde bir oyuktur. İslam mimarisinde kemer, gücü temsil etmektedir. Böylece mihrap hem ilahi aşkın bir gücü hem de dünyanın ötesine geçişi simgelemektedir.
(Semerkand Aile, Kasım 2021)
Mihrap by Ahmet Hamdi Bey, 1901

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Osman Hamdi Bey Dehası
Nicedir hayranı olduğum Osman Hamdi Bey’i anlatan bir yazı yazmayı istiyordum. Hazır gün Dünya Kadınlar Günü iken daha da anlamlı bir şey yapıp belki biraz da taraflı davranıp kendisinin en sevdiğim şaheseriyle ilgili bir takım tatlı bilgiler paylaşıcam.
Osman Hamdi Bey bir Sadrazam oğlu olup, babası aynı zamanda Türkiye’nin ilk maden mühendislerinden biri olan İbrahim Edhem Bey tarafından hukuk eğitimi almak üzere Paris’e gönderildiğinde dönem 1860′lardır. Henüz 20 yaşındaki Osman Hamdi Bey şeytana uymuş ve dizginleyemediği resim aşkının peşinden giderek Ecole des Beaux Arts’ta resim eğitimi almıştır. Mezun olunca babasının isteğiyle Osmanlı topraklarına dönünce elbette saray erkanından olan babasının da gücüyle sarayda birtakım memuriyetlerde yer aldıktan sonra alıyor sazı eline. I. Abdülhamid’in izniyle İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni (Müze-i Hümayun) kuruyor! Dönemine komple damgasını vurmuş meşhur mimar Valloury ile bugün Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak bildiğimiz binayı (Sanayi-i Nefise Mektebi) dizayn eder, tamamlandığında çekirdek bir kadrodan oluşan bir öğretim kadrosu ve çok az sayıda öğrencisiyle öğrenim hayatına başlatır! Büyüksün!
Aynı zamanda arkeolog olduğu için katıldığı kazılarda memleketim Adıyaman’ın tarif edilemez güzellikteki Nemrut dağı buluntularını bulmuş (!), yine bir o kadar kıymetli 4. yy’e ait İskender Lahdi’ni bulup İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergiletmiştir.
Aynı zamanda Kadıköy’ün ilk Belediye Başkanı’dır! Yani düşünün bunca şey var işin içinde ama hala konumuz bunlar değil. Zira Osman Hamdi’nin mükemmelliği üzerine ne kadar yazı yazarsak yetersiz kalacağı kanaatindeyim. Bu kısmı tamamlamadan değineceğim son şey, bulunan tarihi eser ve buluntuların yurt dışına kaçırılmaması için tüzük hazırlayan ilk kişi olduğudur! Benim şahsen cinayet ve tecavüz gibi en adi iki suçtan sonraki en tahammül edemediğim şey olan tarihi eser kaçakçılığının önünü almak istemiş, nice eser sayesinde yurt topraklarında kalmıştır. Tarihi eser kaçakçılarını öldürelim mi? Sen kimin tarihi kime satıyorsun ya? Dünya mirasını kaçırıp satıp sosyeteyim ben nasıl da büyük yalım var diyen pislikleri hatırladık di mi? Sinir sahibi oldum yine.
Asıl mevzumuz başka. Kendisinin 1901 yılında resmettiği Berlin ve Paris’te Genesis (Yaradılış) adıyla sergilenen şaheseri. Bu eserin adı bu sebepten Genesis’tir lakin ülke topraklarında Mihrap adıyla ünlenmiştir. Kendisi şudur.
Vaaaaoovv di mi?
Şimdi efendim bu müthiş tabloyu bugün bile yapsa kıçı kızgın yağda eritilip yedirlecek bir tabloyken bundan 110 sene evvel Osmanlı döneminde yapmak için tam da Osman Hamdi olmak gerekir.
Gelelim detaylara. İslam’da Kur’an’ın konduğu rahle üzerine oturan (!) hamile (!) bir kadın (!) Mihrap’ta (İmamın durduğu, kıblesi Kabe’yi gösteren bölme) afiyetle, gururla turkuyla oturuyor ve ayaklarının altında devrilmiş savrulmuş Doğu Dinlerine ait kutsal kitaplar - Kur’an dahil - yer alıyor ki bugün bile kadınların ibadet için bile orada varlık göstermesi mücadele gerektiren bir eylem.
Şimdi biz bugün buna benzer cesur ifadeleri batı medeniyetlerinde görünce bile tahammül edemeyen bir zihniyetle yaşadığımızdan böylesi cesur bir tablonun - ama hoşlanırsınız ama hoşlanmazsınız - ülke topraklarında yapılmış olması devasa bir devrim. Aynı zamanda hamile olan bu kadın en net ve dolambaçsız tarifiyle “dünyayı doğuruyor”. Kostümü batılı, Osmanlı’da müslüman kadınların çok da kullanmadığı bir renkteki modern bir elbise; ifadesi özgüvenli. Osman Hamdi bu eserinde adeta kadını yüceltmekle kalmamış, çıtasını fezaya çıkarmış. Aynı zamanda dikkatle bakıldığında elbisenin hamile karnı altında gölge yaptığı yer bugün bile badem bıyıklı amcalarımızın tahammül edemediği bir organı çok da abartmayayım diye bir adım geide durarak ama adeta resmederek görselleştirmiş ki bu kadar cesarete ne diyeyim bilemiyorum.
Şimdi kuru kuru “Sen kadınsın yaparsın bacım” kutlamaları bana yetersiz geldiği için en azından böyle özel bir günde şunu paylaşmanın hoş olacağını düşündüm. Maalesef bu eser günümüzde kayıp. Demirbank’ın kasasındaki eser bankanın TMSF’ye devredilmesinden sonra - HER NASILSA - sırra kadem basmış! Görenler bile net değil. Osman Hamdi dönemin tüm Osmanlı ressamları gibi her eserine bir de reprodüksiyon yapan bir ressam olmasına rağmen bu Mihrap’ın da var mı, varsa nerede bilinmemekte.
Büyüksün Osman Hamdi Bey. Tek kusurun - tüm aydınlar gibi- burada doğmuş olman.
cami hayatı
"Evin kalbi neresidir diye sormuştuk. Caminin kalbi neresidir diye soramayız. Çünkü o kalbin kendisidir. Ama camide, tıpkı kalpteki sinoatrial düğüm gibi bir merkez yer alır. Sinoatrial düğüm, kalpteki ilk elektriksel iletinin oluştuğu yerdir. Kendiliğinden sinyal üreten hücre (pacemaker) burada bulunur. Camide bu düğüm mihraptır. Mihrap, bir mıknatısın dağınık demir tozlarını düzene sokması gibi müminleri düzene sokar. Onları kendisine yönelterek sınır ötesine bağlar. Camideki hayat öncelikli olarak ne kapıya, ne pencereye, ne minbere, ne yazılara, ne kubbeye bağlıdır. Caminin hayatı mihraba bağlıdır. Herhangi bir mekanda mihrabı (kıblenin yerini) belirleyince orada bir cami hayatı başlayabilir artık."
ahmet murat | taşı taşırmak bir cami risalesi