Bir okuyucu, ölmeden önce binlerce hayat yaşar. Hiç okumayan insan sadece tek hayat yaşar.
—George R. R. Martin
Bir kültürü yok etmek için kitapları yakmanıza gerek yok. İnsanların onları okumayı bırakmasını sağlamanız yeterli.
—Ray Bradbury
seen from Russia
seen from Germany
seen from United States
seen from Hong Kong SAR China
seen from Russia
seen from Yemen
seen from Hong Kong SAR China
seen from Yemen

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Colombia
seen from United States
seen from Russia

seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from United States
Bir okuyucu, ölmeden önce binlerce hayat yaşar. Hiç okumayan insan sadece tek hayat yaşar.
—George R. R. Martin
Bir kültürü yok etmek için kitapları yakmanıza gerek yok. İnsanların onları okumayı bırakmasını sağlamanız yeterli.
—Ray Bradbury

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
okuma süresi yaklaşık yavaş ve düşünerek okuma 9–10 dakika, ortalama okuma: 7–8 dakika, hızlı okuma: 5–6 dakika, 1 den fazla okuyanda kendi dakikasını kendisi tutsun
her şeyin satıldığı yerde, her şeyin fiyatı vardır; fiyatı olan her şeyin de sahibi. kafanızı kaldırıp bir bakın (kafasının içinde akıl taşıyanlara söylüyorum, aklı götüne delik olanlar bakmayabilir); herkes ne kadar da aceleci, neye, nereye yetişeceklerini bilmiyorlar. işte bu, sistemin bir yan ürünü: zaman, onu harcamak gerekiyor.
şimdi diyorum, milyonlarca ışık yılı uzaklıktan akıllı bir yaşam gelse, "siz neden bu kadar acelecisiniz?" dese; ben de (onlara bizim aptal olduğumuzu, kurduğumuz sistemin ne kadar kusursuz ve trajik bir kölelik mekanizması olduğunu, patrondan para almak için koşturduğumuzu, aldığımız parayı kiraya verdiğimizi, arta kalan parayla geçinemeyip bankadan olmayan hayali parayı alıp üstüne gerçek para ödediğimizi nasıl anlatacağımı bilmediğimden) "hareketin olduğu yerde bereket vardır" dedim... (galaksiler arası bir diplomasi krizini tek hamlede müthiş felsefemle nasıl çözdüm... eğer bunun arkasındaki devletleri, sınırları, inançları ve parayı soracaksan, hiç sorma. çünkü biz, kendi yarattığımız kavramlara tapıp sonra o kavramların altında ezilen bir türüz. bize inanmıyorsan, buyur yukarısı senin, aşağısı bizim; gezegeni üç gün sen yönet, dördüncü gün 'finansör' bir uzaylı olarak sen de kredi kuyruğuna girmezsen galaksiyi terk ederiz." umarım sormaz; sorarsa yarağı yediğimin kanıtıdır vallahi. psikiyatrist mi okumuş, öğretmen mi okumuş, kusura bakmasınlar, benim başka yiyecek bir şey aklıma gelmiyor. buyurun gelin, siz anlatın.)
niyetim rahatsız olduğum hırsızlık ve sahiplik mevzusunu karıştırmaktı, sağ olsun kozmik dostum beynimi... (belki kozmik dostum da okuyordur da, dünyanın en zevkli işi olan vajina penis ilişkisini hakerete nasıl dönüştürdüğümüzü anlatmak zorunda kalmam.)
kafam karışmayacaksa rahatsızlık notuma devam etmek istiyorum.
"burası özel mülk, ne arıyorsun burada?"
"-özel mülk mü? abi burası boş arazi. ot bitmiş, çöp yığılmış, bir tane kuş var o da terk etmiş. kimin özeli?"
"-tapu var. tapu diyor ki bura benim. sen kimsin?"
"-(ben kimim? iyi soru. ben, 'burası benim' diyen ilk adamın boğazına sarılan sessizliğim.) kimse değilim abi. sadece geçiyordum."
"-geçme o zaman. git başka yerden geç. burası benim."
"-peki abi. senin olsun."
evet sayın okuyucularım, bu kısa mülkiyet tartışmasından sonra asıl meseleye dönmek istiyorum. sahiplik...
ursula abla'nın kitaplara sığmayan "bir hırsız yaratmak istiyorsan önce bir sahip yarat, insanları suçlamak için yasalar koy" demesi geldi aklıma; hırsızlığın bir eylem değil, bir statü olduğunu söylüyor. hırsız, çalma eylemini gerçekleştiren kişi değil; hırsız, sahibin olmadığı bir dünyada var olamayacak olandır. insan, bir şeye "bu benim" dediği anda, o şeyi doğadan koparıp mülkiyet denen hayalete dönüştürdüğü anda, hırsızı da yaratmış olur. hırsız, sahibin icadıdır. sahip, bir çit çeker, bir duvar örer, bir tapu yazdırır ve der ki: "burası benim."
çitin dışındakiler, çitin içindekine göre tanımlanır. çitin içi "mülk"se, çitin dışı "mülksüzlük"tür. mülksüz olan, ihtiyaç duyduğu şeyi mülkten almak zorundadır. aldığı anda da hırsız olur. sahip, hırsızı doğurur. ama bu yetmez. sahip, hırsızı doğurmakla kalmaz; onu tanımlar, onu yargılar, onu cezalandırır. hatta onu, kendi varlığının meşruiyeti olarak kullanır. "bakın, hırsızlar var; o yüzden benim çitime, duvarıma, tapuma ihtiyacınız var" der. hırsız, sahibin sigortasıdır. mülkiyet, şiddetin adını değiştirme sanatıdır. toprağı alırsın, buna "keşif" dersin. emeği alırsın, buna "sözleşme" dersin. hayatı alırsın, buna "medeniyet" dersin. ama biri çıkıp da senden bir şey alırsa, onun adı tektir: hırsız. neden? çünkü ad koyma yetkisi de sendedir. sahiplik, sadece şeylere sahip olmak değildir. sahiplik, dile sahip olmaktır. dili elinde tutan, gerçekliği de elinde tutar.
"eğer ortada bir hırsızlık varsa, her şey yalnızca bazı insanlara ait olduğu içindir; bir tarafta bolluk, diğer tarafta yokluk vardır." marius jacob... bir yerde yardım varsa, orada adaletsizlik vardır. oysa yardım, adaletsizliğin itirafıdır. düşün: neden yardım edersin? çünkü birinin ihtiyacı vardır. neden ihtiyacı vardır? çünkü sistem, kaynakları eşit dağıtmamıştır. yani yardım, adaletsizliğin varlığını kabul etmekle başlar. "benim var, onun yok; o zaman birazını ona vereyim." bu cümle, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, altta yatan eşitsizliği normalleştirir. çünkü vermek, sahip olmanın en yüce halidir. veren, her zaman üsttedir. alan, her zaman alttadır. yardım, hiyerarşiyi yeniden üretir. yardım kurumları, adaletsizliğin kurumsallaşmış halidir. bir aşevi düşün. aşevi, aç insanların karnını doyurur. bu iyi bir şeydir, değil mi? ama aşevinin varlığı, aynı zamanda açlığın varlığını da kanıtlar. ve aşevi, açlığı ortadan kaldırmayı değil, yönetmeyi amaçlar. çünkü açlık biterse, aşevine de gerek kalmaz. oysa aşevini işletenler için bu bir iştir, bir anlamdır, bir kariyerdir. yardım sektörü, çözmeye çalıştığı sorunun varlığına bağımlıdır. bu, büyük bir paradokstur. ama kimse bu paradoksu konuşmaz. konuşmak, iyilik meleğini sorgulamak gibidir. konuşuyorum; yardım edenlerin samimiyetinden değil, yardıma ihtiyaç duyulmayan bir dünyanın neden hâlâ kurulmadığından konuşuyorum (umarım kozmik dostum okumaktan sıkılmıştır da gitmiştir, yardımı nasıl açıklarım).
"burası benim" diyen ilk oçkepşp. (açtırmak zorunda kalmayın; beni tanıyanlar ne dediğimi biliyor, işte müthiş vasıfların hepsinin bir kişide toplanması), ilk sahipten önce ilk hırsız odur. evet, ben de hırsızım.
oyunun ilk kuralı şudur: "bazı şeyler bazılarına aittir." ben bu kuralı reddediyorum. reddederken bile, reddimi ifade etmek için sahiplerin dilini kullanıyorum. işte bu, trajedinin ta kendisidir. dil, ilk mülkiyettir. kelimelerin bile sahibi vardır. "benim" dediğin her sözcük, bir başkasının ağzından çalınmıştır. şimdi bu yazıyı yazarken, benden önceki tüm yazarlardan çalıyorum. onlar da kendilerinden öncekilerden çalmıştı. bu zincir, ilk söze kadar gider. ilk sözü kim söyledi? bilmiyoruz. ama bilsek, ona da hırsız derdik muhtemelen; kelimeleri sessizlikten çaldı. pişman değilim. bu yazıyı da çaldım zaten. siz de okuyarak benden çalıyorsunuz. afiyet olsun.
bölüm dipnotu: sebat edin. hırsızlık yapmayın. yardım edin. (bu üçlemeyi yazdım diye sistemin bekçisi mi oldum? hayır. biliyorum ki bu üçleme olmadan bu yazı yazılmaz. çağımız, her eleştirinin sonunda bir sadakat yemini ister. ben de ediyorum işte. sebat edin. hırsızlık yapmayın. yardım edin. peki şimdi rahatladınız mı? rahatladıysanız, yazıyı unutabilirsiniz. zaten öyle yapıyorsunuz. unutmak da bir tür yardımdır. siz bana unutarak yardım ediyorsunuz, ben size hatırlatarak. ikimiz de birbirimizin yarasına tuz basıyoruz. tuzun da faturası var, merak etmeyin, biri öder.)
"İnsan okumazsa anlayamaz, anlayamazsa düşünemez. Ne var ki; okuduğu hâlde anlamayanlar da o düşünemeyenlerin ta kendileridir."
Kitaplığımızın yeni sakinleri...🤲
Süfyan es-Sevri (k.s) buyurmuştur:
“İnsanlara ilim öğretmekten daha faziletli bir ibadet bilmiyorum.”
Âlimin Kıymeti Öğretmesiyledir. Rabbim bu kitapları yazan bizlerin ilim öğrenmesine vesile olan kıymetli alimlerimlerimizden, hocalarımızdan ve bu kitapların bize ulaşmasında emeği olanlardan razı ve hoşnut olsun.
Yazılar başlıyor. Öğrenme yolculuğunda benimle birlikte olmak isteyen işbirliği ve her türlü görüşme ve fikirler için ulaşabilirsiniz. Dayanışma ve birliktelikle kapitalizmde insanın sönmeye yüz tutmuş canlılığını, yaratıcı enerjisini ortaya çıkarmak ve yaratmak üretmek düşünmek ve yaşamak için canlanıyoruz. Kalbimizin gürleyen varolmak için parlayan aydınlığıyla merhaba!
Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı
Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Öyle bir şey..
Arnavutkoy Haber