Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
5 Mart 1924 tarihli Vatan Gazetesi’nde Halife’nin sınırdışı edilmesi haberi.
seen from United States
seen from United States
seen from Germany

seen from United States
seen from T1
seen from United States
seen from China
seen from United States
seen from Australia

seen from Singapore

seen from Malaysia
seen from China
seen from United States

seen from United States
seen from Germany
seen from Spain
seen from Malaysia
seen from Japan
seen from China

seen from United States
Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
5 Mart 1924 tarihli Vatan Gazetesi’nde Halife’nin sınırdışı edilmesi haberi.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Geçtiğimiz günlerde bir kadın sokak ortasında, kılıçla canice katledildi. Sık görülen bu tür korkunç olaylar uygulanan bozuk ve batıl nizam sayesinde sokaklarda can, mal ve ırz emniyetinin olmadığı ortaya koyuyor. Bu fasit nizam yüzünden sokaklarda dahi güvenle yürüyemez hale geldik. Ve bir kere daha gördük ki bu sistem kadını koruyamıyor. Suçlulara, katillere hak ettikleri cezalar verilmiyor, adalet bu sistemde kesinlikle tesis edilemiyor. Cinayetlerin, suçların caydırıcı şekilde cezalandırıldığı İslâm nizamına hiç olmadığımız kadar muhtacız. Çünkü güveni, adaleti sağlayacak olan tek nizam İslâm Nizamıdır. Rabbim Hilafet Devleti'nin çatısı altında huzurla, güvenle yaşamayı bizlere nasip etsin...
Halife ve halife makamının dinen, siyaseten varlığının hiçbir mana ve hikmeti yoktur. Türkiye Cumhuriyeti safsatalarla varlığını, istiklalini tehlikeye koyamaz.” (Atatürk, 22 Ocak 1924)
Geçtiğimiz hafta halifeliğin kaldırılmasının 95. yıldönümüydü. Laik Cumhuriyetin temelindeki devrimlerden biridir halifeliğin kaldırılması…
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyen cumhuriyet rejiminin karakteri laiktir. Çünkü cumhuriyet, dinsel “sultan-halife egemenliği” yerine dünyevi “milli egemenliği” esas alan bir rejimdir. “Kendini Allah'ın yeryüzündeki gölgesi” olarak gören sultanların ve halifelerin laik cumhuriyette hiçbir yeri yoktur. Bu nedenle Atatürk, cumhuriyeti ilan etmeden önce saltanatı, cumhuriyeti ilan ettikten sonra da halifeliği kaldırmıştır.
HALİFELİK NEDİR?
Öncelikle halifelik “dinsel” değil “siyasal” bir kurumdur. İslam'ın temel kaynağı Kuran'da peygamberin “halefi” veya “vekili” anlamında bir halifelik yoktur. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, “Peygamberlik bitmiştir. Biten, mühürlenen kurumda vekilden söz edilemez” diyor. (1)
Kuran'da “Allah'ın halifesi” anlamında bir halifelik de yoktur. Muammer Esen, “İnsanın Halifeliği Meselesi” adlı makalesinde “Allah'ın halifesi kavramının hiçbir şekilde Kuran'da geçmediğini” belirtiyor. (2)
Buna rağmen özellikle Emevi Halifesi Muaviye'den itibaren halifeler kendilerini “peygamberin halefi” olmanın ötesinde “Allah'ın halefi” olarak görmeye başlamışlar, bu görüş, halifelik kaldırılıncaya kadar devam etmiştir.
Örneğin, Osmanlı halife-padişahları kendilerini “Allah'ın yeryüzündeki gölgesi” olarak adlandırmaktan çekinmemiştir. 1876 Anayasası'nda Osmanlı halife-padişahına verilen sıfatların birçoğu Kuran'da Allah'a verilen sıfatların aynısıdır: “Mukaddes padişah, kutsallar kutsalıdır, sorgulanamaz, sorumlu tutulamaz!” (3)
Son Halife Abdülmecit Efendi.
TARİHTE HALİFELİK
Halifelik ilk 4 halife döneminden itibaren siyasal çekişmelere ve kavgalara neden oldu. Öyle ki bir tür seçimle göreve gelen ilk 4 halifeden 3'ü öldürüldü. Emevi halifesi Muaviye, seçime son verip halifeliği “saltanata” dönüştürdü. Halifelik savaşları yaşandı. Hz. Hüseyin halifelik uğruna katledildi. Emevi halifeleri içinde bozuk ahlaklı, kan dökücü, her türlü kötülüğü yapan halifeler vardı. Abbasiler döneminde hareminde binlerce cariyesi olan halifelerden söz eden kaynaklar var.
Emevilerden itibaren İslam dünyasında gücü ele geçiren liderler kendilerini halife ilan ettiler. Örneğin, Mısır'da bir devlet kuran Fatimi Sultanı el-Mehdi kendini halife ilan etmişti. Böylece Mısır'da Şii Fatimi Halifeliği kurulmuştu. İspanya'da kurulan Endülüs Emevi Devleti'nin lideri III. Abdurrahman da -Abbasi halifesinin güçsüzlüğünü gerekçe göstererek- orada halifeliğini ilan etmişti. Böylece İslam dünyasında aynı anda 3 ayrı halife ortaya çıkmıştı.
Bu arada İspanya'da Kurtuba'da 1031'de halifeliğin kaldırılıp halifeliği elinde tutan sülalenin oradan sürülmesine karar verilmişti. (4)
1058'de Bağdat'a giren Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, halifenin siyasi yetkilerini elinden almış, halifeyi sadece dinsel işlerden sorumlu hale getirmişti. Tuğrul Bey böylece çok erken bir tarihte din ile siyaseti birbirinden ayırmıştı.
1258'de Irak'ı ele geçiren Moğal Sultanı Hülagü, Abbasileri yerle bir etmiş, son halifeyi de vahşice katletmişti. Kadere bakın ki Abbasilerin ilk halifesi Seffah da zamanında Emevileri kılıçtan geçirmişti.
1517'de Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sonunda halifeliğin Memlüklerden Osmanlılara geçtiği söylenir. Ancak bu söylenti sonradan uydurulmuştur. (5)
Osmanlı'da halifelik ilk kez resmi olarak Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan (1774) sonra Aynalıkavak Tenkihnamesi'nde (1779) yer aldı.
II. Abdülhamit'in, halifeliği “çok etkin bir silah” olarak kullanıp İslam dünyasını birleştirdiği iddiası ise yeterli dayanaktan yoksundur. Abdülhamit döneminde Osmanlı halifeliğini tanımayan veya Osmanlı'ya başkaldıran Müslüman toplumlar vardı.
Aslında Müslüman Araplar, başından beri, Osmanoğullarının halifeliğini reddediyordu. Öyle ki I. Dünya Savaşı öncesinde halifeliğin Osmanlı'dan alınarak bir Arap halifeliği yaratılması amacıyla Suriye'de bir dernek kurulmuştu. (6)
20. yüzyılın başında, ulus devletler çağında, aslında halifeliğin hiçbir anlamı kalmamıştı. I. Dünya Savaşı'nın başlarında Osmanlı Halifesi V. Mehmet Reşat'ın cihat fetvasının Arap-İslam dünyası üzerinde bir etkisi olmadı.
Halifelik neden kaldırıldı?
1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasından sonra “Halife Vahdettin” İngilizlere sığınıp kaçmış, bunun üzerine TBMM, Osmanlı soyundan Abdülmecit Efendi'yi 148 oyla halife seçmişti.
Saltanatın kaldırılmasından ve cumhuriyetin ilanından sonra eski düzenden yana olanlar halifenin etrafında toplanmaya başlamıştı.
İstanbul basını; Tanin, Tevhid-i Efkâr ve Vatan gazeteleri; bunların başyazarları Hüseyin Cahit Yalçın, Velid Ebüzziya ve Ahmet Emin Yalman halifeliğe sahip çıkıyordu. Örneğin Tanin Gazetesi'nde Lütfi Fikri Düşünsel, “Halifeye Açık Mektup” yazmıştı. Lütfi Fikri, mektubunda halifenin görevinden ayrılmaması gerektiğini belirtmişti. (7)
Bu arada Hint Müslümanlarının önderlerinden Ağa Han ve Emir Ali, halifeliğin kaldırılmaması için Başbakan İsmet İnönü'ye bir mektup yazmışlar, ama bu mektup, İnönü'nün eline geçmeden Tanin, İkdam ve Tevhid-i Efkâr'da yayımlanmıştı. (5-6 Aralık 1923) Fakat her iki Hintli de şaibeliydi. Öyle ki Şevket Süreyya Aydemir, Ağa Han'ı “kumarbaz, ayyaş bir İngiliz uşağı” diye adlandırıyor. (8)
‘Halifeye Açık Mektup' yazıp halifeliği savunan dönemin İstanbul Barosu Başkanı Lütfi Fikri Bey.
Bu gelişmelerden sonra cumhuriyete karşı hilafet propagandası yapan bazı gazeteciler, İstanbul'a gönderilen bir İstiklal Mahkemesi'nde yargılanmışlar ve beraat etmişlerdi. 5 yıl kürek cezasına çarptırılan İstanbul Barosu Başkanı Lütfi Fikri Bey de affedilmişti. Daha sonra Atatürk, İstanbul gazetelerinin başyazarlarıyla İzmir'de görüşüp onları kazanmak istemişti.
Bu sırada Atatürk'ün silah arkadaşlarından Rauf Orbay, Kazım Karabekir ve Refet Bele de halifeye saygıda kusur etmemek için adeta birbiriyle yarışıyordu! İstanbul'da halifeyi ziyaret etmişler, hatta halifeye hediyeler vermişlerdi. Halifeyi ziyaret edip İstanbul basınına bazı demeçler veren Rauf Orbay, CHP Grubu'nda sorguya çekilmişti.
İşte o ortamda Halife Abdülmecit Efendi'nin ikinci bir devlet başkanı gibi davranmaya başlaması Atatürk'e beklediği fırsatı verecekti.
Halife Abdülmecit Efendi, 1924 bütçesinde kendisine ayrılan paranın yetersiz olduğunu belirterek zam istemişti. Bu arada İstanbul'daki yabancı ülke temsilcilikleriyle ilişki kurmaya çalışıyordu. “Halife-i Müslimin” sanıyla yetinmeyip buna bir de “Zıllullah” yani “Allah'ın gölgesi” sanını da eklemişti. Görkemli Cuma Selamlıkları düzenliyordu.
Halifenin bu davranışları Atatürk'ü harekete geçirdi. Atatürk, 1924 başında Harp Oyunları nedeniyle İzmir'deydi. Orada Başbakan İsmet İnönü, Meclis Başkanı Kazım Özalp ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ile yaptığı toplantıda halifeliğin kaldırılmasına karar verildi.
Atatürk, 1 Mart 1924'te yaptığı meclisi açış konuşmasında bir an önce din ile siyasetin birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi.
Bunun üzerine Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi ve arkadaşları, “Halifeliğin Kaldırılması ile Osmanoğulları'nın Soyundan Olanların Türkiye Dışına Çıkarılması” hakkında bir yasa önerisi hazırladılar. Bu yasa önerisi 53 milletvekili tarafından imzalandı. Yasanın gerekçesi, Türkiye'yi “iki başlılıktan” ve “hilafet elbisesi” altında “hanedan tehdidinden” kurtarmak olarak açıklandı.
Halifeliğin kaldırılması önerisi, 3 Mart 1924'te TBMM'de görüşülüp kabul edildi. Böylece halifelik kaldırıldı. Osmanoğulları sülalesinin bireyleri Türk vatandaşlığından çıkarılıp ülke dışına sürgün edildi.
Halifeliğin kaldırılmasıyla Cumhuriyet karşıtlarının en büyük dayanaklarından biri yıkıldı.
Halifelik nasıl kaldırıldı?
Cumhuriyetin ilanından sonra İstanbul basını ve bazı din adamları halifeye ve halifeliğe sahip çıkmaya başlamıştı.
O günlerde İskilipli Atıf Hoca “İslam Yolu”, Afyon Milletvekili Hoca Şükrü Efendi de “Hilafet-i İslamiye ve Büyük Millet Meclisi” adlı kitaplar yazmışlardı. İskilipli Atıf, “İslam Yolu”nda halifenin “peygamberin vekili ve halkın padişahı” olduğunu yazmıştı. Hoca Şükrü Efendi ise kitabında “Halife meclisin, meclis halifenindir” tezini işlemişti. Kısacası her iki hoca da “halifeyi” hâlâ devlet başkanı olarak görüyordu.
Atatürk, 14 Ocak 1923'te halkın nabzını tutmak için bir yurt gezisine çıktı. Eskişehir, İzmit, Bursa, İzmir ve Balıkesir'de halka konuştu. Halifelikle ilgili sorulara da çok açık ve net cevaplar verdi: “Milletçe kurulan yeni devletin kaderine ve bağımsızlığına –sanı ne olursa olsun- hiç kimsenin karışmasına izin verilmeyeceğini” söyledi. İzmit'te şöyle dedi: “Hilafet milletimize baş belasıdır. (…) Hilafet hiçbir şey kazandırmamıştır. Birçok musibetler getirmiştir.” (9)
Fakat 1920'lerin Türkiye'sinde halifeliğin “dinsel bir kurum” olduğu düşüncesi çok yaygındı. Halifeliğin kaldırılmasının “hükümetin dinsizliği” olarak yorumlanacağı belliydi.
İşte bu nedenle Atatürk, halifeliği kaldırırken her fırsatta halifeliğin “dinsel” değil “siyasal” bir kurum olduğunu vurgulamıştı. “Halife ‘hükümet' demektir. Şimdi TBMM'de milletin kurduğu bir hükümet olduğuna göre ayrıca bir halifeye ihtiyaç yoktur” tezini işlemişti. Nitekim halifeliğin kaldırılması için meclise verilen önerinin gerekçelerinden biri aynen böyleydi.
3 Mart 1924'te halifeliği kaldırmak için yapılan meclis görüşmelerinde Adalet Bakanı Seyit Bey, halifeliğin dinsel olmaktan çok dünyevi olduğunu belirterek, “Halifelik hükümet demektir” demişti.
3 Mart 1924'te yapılan meclis görüşmelerinde Şeyh Saffet Efendi, Dadaylı Halit Bey ve Tunalı Hilmi Bey, halkın 1300 yıllık bu kuruluşa bağlı olduğu, halifesiz Cuma namazı kılınamayacağını düşündüğü gerekçesiyle “Halifelik kaldırılmıştır” yerine “Halifelik, TBMM'nin manevi şahsında mündemiçtir (saklıdır)” demenin daha doğru olacağını tartışmışlardı.
Görüşmeler sonunda 3 Mart 1924 tarihli 13 maddelik, 431 numaralı kanunla halifelik kaldırıldı:
“Madde 1: Halife hal'edilmiştir. (görevden alınmıştır). Hilafet, hükümet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan (var olduğundan/saklı olduğundan) hilafet makamı mülgadır (kaldırılmıştır).” (10)
Görüldüğü gibi “halifelik” gerçekten son derece ustaca kaldırılmıştır. Halifeliği kaldıranlar, şu formülü kullanmışlardır:
Halifelik “hükümet” demektir. Artık Türkiye'de yeni bir “hükümet” ve “cumhuriyet” vardır. Kanundaki ifadesiyle “Halifelik, hükümet ve cumhuriyet anlam ve kavramının içinde var olduğundan” ayrıca bir halifeliğe ihtiyaç yoktur mantığıyla halifelik kaldırılmıştır.
Bu kanun maddesine dayanarak “Halifeliğin aslında kaldırılmadığını!” iddia etmek doğru değildir. Halifelik, 431 numaralı devrim kanunuyla kaldırılmıştır. Kanun maddesinin sonunda açıkça “Hilafet makamı mülgadır (kaldırılmıştır)” denilmektedir.
Halifeliği kaldıran bu kanun maddesini çarpıtıp yeniden halifelik hayalleri görenlere duyurulur!
Osmanlı Devleti’nin 1417’de Arnavutluk’u fethetmesiyle birlikte ülke, Avrupa’da İslâm’ın yayılmasında merkezi bir rol oynamıştır. Arnavutluk, 1912’de Avrupa’nın oyunları sonucunda diğer Balkan ülkeleriyle birlikte Osmanlıdan ayrılmıştır. Ancak bu tarihten sonra da Balkan Ülkeleri Birliği’nin saldırılarına maruz kaldığı bilinmektedir. Bu saldırılar sonunda Arnavutluk’a giren Haçlı Balkan orduları, ülkenin Müslüman halkını Hristiyanlık ve ölüm arasında bir tercih yapmaya zorlamış ve o tarihlerde on binlerce Arnavut, Hristiyanlığı reddettikleri için öldürülmüştür.
Ülke, bağımsızlığın ardından büyük bir kaosa sürüklenmiş, bu kaosun içinde halk birde kendinden zannettiği yöneticiler tarafından aldatılmıştır. Nitekim İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki 40 yıl boyunca Arnavutluk’u yönetmiş olan Enver Hoca’nın ateist-totaliter rejimi, bu ülkedeki Osmanlı ve İslam düşmanlığının tohumlarını ekmiş olmasına rağmen, İslam’ı yok edememiştir.
Arnavutluk’un 1991 yılında sınırlarını açmasıyla birlikte ülke Katolik, Protestan, Yehova Şahitleri gibi misyonerlik faaliyetleri yürüten grupların akımına uğramıştır. Misyoner grupların yaptığı çalışmalara en basit örneklerden birisi %90’ı Müslüman olan ve camisi olmayan köylerde kilise inşa etmesidir. Müslümanların karşılaştığı bir diğer önemli sorun ise, karışık evliliklerin normal olarak algılanmaya başlanmasıdır. İslam’ın bu denli yoğun olduğu bir bölgede Müslümanlara maddi ve manevi anlamda yoğun bir şekilde zulüm edilmesinin şüphesiz tek sebebi Hilafet'in yokluğudur. Çünkü açık bir şekilde görmekteyiz ki Osmanlı döneminde Avrupa özelinde çok önemli bir güven ve huzur diyarı olan Arnavutluk’ta da, Hilafet'in kaldırılmasıyla yeryüzündeki diğer İslam diyarlarına olduğu gibi zulüm arşa ulaşmıştır. Düşmanlıkları İslam’a olduğu için bunu kökten bitirecek tek şey ise İslam nizamı üzere kurulacak olan İslam Devleti’nin kurulmasıdır. Bize düşen Allah Subhanehu ve Teala’nın vaadinin kurulması için Allah’a dua etmek ve bu uğurda mertçe çalışmaktır.
"Hiçbir şey Allah katında şu iki damladan daha sevimli değildir: Biri, Allah'ın azabından korkarak ağlayan kişiden akan gözyaşı damlası, diğeri de Allah yolunda savaş meydanında akıtılan kan damlası."
[Tirmizî, Fedâilü'l-Cihâd 26]

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Müslümanlar, çığlık atanların çığlıklarına, mazlumların nidasına ve ezilmişlerin feryatlarına icabet eden Halifelerini kaybettiler. Halbuki, ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa “bir tek Halife’nin alt edebileceği küresel bir güçtür”
Osman YILDIZ
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır…”
[Bakara: 185]