Bariz Bir Çürütme, Bariz Bir Tükeniş ve Kırım Ülkesi Midir Yeni!
Karanlığın simyası artık gelişigüzel değil her evresi hesaplanarak kurulan bir düzenekle sağlama alınmaktadır. Karanlığın, yolu ve yönteminin bunca sabık bir tahayyülle iş bu yerdeki yönelimi ve kurgusu artık dehşetin bileşkesidir. Hayatlara onarılamayacak yaralar açmak hala, muktedirin izini sürdüğü bir meseldir. Yıkımı peyderpey kılmak gayretinde olunan yegane edimdir. Kuşku, yıldırı, korku, biteviye nefret ve linç edimlerinin toparlanıp güncellenmesiyle ol simya keskin bir faza kavuşturulur. O korku simyasının artık düzeltilemez bir ülke için açık bir temeli sağlam atılır. Bu ülkede yaşamın bir karşılığı artık konulmayandır.
Savaşın yıkımını ve yok ediciliğinin yanında bir de hayatın çürütülmesi çabasına düşülendir. Cerahat artık bir uçtan bir uca sürekli yeniden imal olunandır. Karanlığın simyası genel geçer değil kalıcı olarak tüm fecaatlerin yolunda yürünmesiyle sağlama alınmaktadır. Bay E’nin iktidarında hep yaygınlaştırılan, bütünlüklü bir cürüm hemhal menzildir. Her günü apayrı karanlıklara çıkartılan bir düzlemin yarattığı yeni ülkedir mesele. On altı yıllık iktidar dönüp dolaşıp tüm o geçmişle hemhaldir bir kez daha. Hep daha ağır fecaatlerin güncel kılındığı yerde cürümler de olağan addedilendir karanlık sahiden aydınlıkmış gibi sunulandır. Erk, muktedir, iktidarın açık ve kesin doğrusu cürümlerin bağında koşulan bir menzildir. Hakikat bunca kesindir. Hakikat cürüm hemhal bir menzilin güncelliğidir. Artık başlangıçtaki acemilik yoktur.
Biyopolitik suç, cürüm ve yıkım üçlüsüne sonuna kadar sahip çıkan bir akıl vardır. Artık dediğim dedik çaldığım düdük, astığım astık kestiğim kestik bir muktedir oyuncu vardır sahnede. Karanlığın simyasını bunca ağır kılan bu deneyimdir. Güçten zehirlenmiş muktedir olmuş iktidar ve Bay E için hayat bir ülke denilen yerde çok rahat derdest edilebilendir. Hayat hakkı lalettayin bir devlet imgesinden yayılan dehşetle zehirlenmektedir, sonu hep tükenişe çıkartılandır. Eksik, gedik olmaksızın doğrudan var edilen, bir denge değil bariz bir çürütme, bariz bir tükeniş ve kırım ülkesidir. Bu mudur yeni!
Cizir, Silopiya, Colemerg, Gever, Farqin ve Sûr’daki abluka güncesinde yapılan yıkım, yaratılan dehşetin artık sınır dışına taşırıldığı bir menzil midir yeni ve yepyeni ülke! Cürüm hemhal aklın var ettiği her fecaat bir başka yıkımı beraberinde var ederken karanlığın simyası sabit olunandır o dün gibi, bu mudur yeni? Yerli ve milli takısında birleştirilen, sunulan faşizan bir çizginin dışında kalan herkes için ayrı bir yıkım vaadini eksik gedik olmaksızın güncelleyen menzilin yeniliği cümlenin bittiği noktaya kadardır.
Amed’deki 26 Ekim 2015 tarihinde Işid’in hücre evine yönelik operasyonda 2 kolluk personeli öldürülür. Olaya ilişkin Işid’in Diyabekir Emiri olduğu ileri sürülen N.T.’nin de bulunduğu on sekiz kişi hakkında dava açılır. 2017 yılı Ekim ayında ise davada tutuklu sanık bırakılmaz. Savcılık N.T. adlı şahsın tahliyesine itiraz edince tekrar tutuklanan, N.T. mahkeme tarafından yeniden özgür kılınır. Savcılık üç sene sonra şimdi hepsi serbest bırakılan sanıklar için on beşer yıldan yirmi yedi yıla kadar hapis cezası ister.
“Milletvekillerinin, belediye başkanlarının, gazetecilerin, avukatların, insan hakları savunucularının gözaltına alındığı ve tutuklandığı bugünlerde IŞİD emiri olduğu iddia edilen N.T ve IŞİD sanıkların tutuksuz yargılanmasını Cumhuriyet Gazetesine değerlendiren Diyarbakır Barosu eski başkanlarından avukat Mehmet Emin Aktar, “Bu olayda, tutuksuz yargılama kararı veren bu mahkemelerin başka dosyalarda aynı gerekçeyi gözardı ederek tutukluluğun sürmesine karar verdiğini görüyoruz. Böylece uzun süreli tutuklulukla süren yargılamalar ortaya çıkıyor. Milletvekili yargılamaları göre, gazeteciler gibi, hak savunucuları gibi. Nitekim milletvekili yargılamalarında, IŞİD emirini tahliye eden aynı mahkemenin, milletvekilinin tutuklu yargılanmasına karar verdiğini ve tahliye talebini reddettiğini görüyoruz. Mahkeme tutumunu mevcut iktidara tehdit veya karşıtlık ya da onun açısından yorumluyor. Bu bakımdan dikkat çeken bir çifte standart ortaya çıkıyor. Ayrıca mahkemenin tarafsızlığı açısından da kuşku doğuruyor” diye konuşur.”
Colemerg’de dört sivilin ölümüne neden olan kolluk personeli İ.M. disiplin soruşturması yürüten kurula gönderdiği savunmasında şu bahisleri paylaşır. “Sanık polis İ.M., tutuklu yargılandığı dönemde bulunduğu Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nden 29 Mayıs 2017’de hakkında disiplin soruşturması yürüten İstanbul Valiliği İl Polis Disiplin Kurulu Başkanlığı'na 6 sayfalık yazılı savunma gönderir. Hakkında daha önce başlatılan adli ve idari soruşturmada kapsamında verdiği ifadeleri tekrar eden İ.M., araçtaki silahın kontrolünün istem dışı bir şekilde ateş alması sonucu olayın meydana geldiğini iddia etti.”
“İ.M., İçişleri Bakanlığı’nın olaya ilişkin yapmış olduğu idari tahkikat sonucunda 24 Nisan 2017 tarihinde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verdiğini iddia etti. Üzerine atılı suçun “Taksirli suçlar” kapsamında olduğunu ve halen yargılamanın devam ettiğini belirten İ.M., devamında şunları yazar: “Kaldı ki yapılan adli yargılama ve idari soruşturmada üzerime atılı bulunan suç memuriyetin şerefini ve onurunu zedeleyecek suçlardan olmayıp yüz kızartıcı bir suç değildir. Bu sebeple hakkımda yürütülen adli soruşturma akabinde başlatılan idari soruşturmanın hakkımda herhangi bir karar verilmemesini, adli soruşturmadan ve kovuşturmadan çıkacak sonuca göre hakkımda bir karar verilmesini istiyorum. Tahliye edildikten sonra başka bir yere görevlendirmem yapılmasını, şayet mümkün değilse; yargılama tamamlanana kadar 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 130. Maddesindeki açığa alma hükümlerinin uygulanmasını talep ediyorum” der.
Karanlığın simyası anbean yapılandırılan cerahatli tahakküm eylemleriyle açık ve aleni gerçekleştirilen tehditlerin birer ikişer suçların güncellendiği bir güzergah haliyle bu sahada var edilendir, bitti mi örnekler, bitmez, bitirilmez. Bilgi Üniversitesi tarafından yapılan araştırma çarpıcı sonuçlar ortaya çıkartır. Farklı siyasi partilerin taraftarları çocuklarının bile birbirleriyle oynamasını istemez. Araştırmaya göre Olağanüstü Hal nedeniyle insanlar ülke sorunlarını kendi arkadaşlarıyla konuşmaktan dahi çekinir. Farklı grupların tek ortak noktası ise Suriye’den göç etmek zorunda kalmış insanlara karşı duyulan rahatsızlıktır. Cumhuriyet’te yer alan haberdir.
Hukukun ayaklar altına alındığı, mezalimin icraat gibi paylaştırıldığı iş bu yerde artık söz rehin kılınandır. Hayattan yana bahis açmak, “ne olacaktır bu memleketin hali” klişesine başvurmak bile alarm çaldırmaya yetmektedir. Geleceğin kaygısını şimdi var edilmiş olan anlık karaşınlık ile bunca karabasanla birlikte yaşayan menzilin suretidir araştırmada var edilen, görünür kılınan. Bir memleketin ya da ona benzeyen şu yerin her ne hale dönüştüğü ol yaşamla bağlarının durumu enikonu ortaya çıkmaktadır.
On altı ilden iki bin civarındaki insan ve onların tahayyülleri karanlığın simyasını da bariz kılar. Sürdürülebilir bir yaşam tahayyülü yerine yerinde sayan, devletli tarafından yağmalanan, biyopolitik cenderelere alışın denilen ol sahne gerçek kılınır. Karanlığın simyası biteviye yeniden yapılandırılan fecaat etmenleriyle bariz bir kuşatma istenciyle oluşturulur. Hedef haline dönüştürülerek gözaltına alınıp, serbest bırakılan Türk Tabipler Birliği üyeleri açıklamalarda bulunur.
“Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel “TTB’yi itibarsızlaştırma çabaları, vicdanlı, uygar insanlar nezdinde üzüntü ile izlenmektedir” der. Türk Tabipler Birliğinin kurulduğu günden bu yana savaşa karşı çıktığını ve barışı savunduğu bildirilir. Cumhuriyet Gazetesi’nden Hilal Köse’nin röportajıdır. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’ya göre esas korkan iktidardır. Bu nedenle her türlü eleştiriye baskı uygular.
Kaboğlu, 2019’da yapılacak seçimlere ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Hangi siyasal aidiyette, etnik kökende olurlarsa olsunlar, insanlar 2019’daki ortak tehlikeyi görmeye başlıyorlar. Sorulan sorulardan bunu çıkarıyorum. Ama kaygı da halen var. Nedir o kaygı? Sandığa giren oy ile çıkacak oy aynı olacak mı kaygısı. Bu soruyu Batman’da da, Samsun’da da sordular. OHAL devam edecek mi? Kaybetse de iktidarı verecek mi? Bu tür söylemler bizi tembelliğe, umutsuzluğa, boşvermişliğe yönlendiriyor diyorum. Onlar iktidarı bırakmamak için canhıraş çalışıyorlar, hileyi de hurdayı da kullanarak ve her türlü yolu mübah sayarak. Biz ise azınlık statümüzü kaybetmemek için rehavetimizi bozmuş değiliz.”
Umudunu asla yitirmediğini belirten Kaboğlu şunları söyler: ” Anayasa’nın değişmez dediğimiz maddesinin ifade edilmesi bile suç oluyor. 2003 yılında tezkere Meclis’ten geçmemişti. Geçmesini isteyenler, ‘10- 15 yıl sonra Mehmetçiği bölgeye sevk etmemek için topraklarımızı açalım’ diyordu. Şimdi Mehmetçik orada. Şimdi bize eleştirmeyin diyorlar. Demek ki eleştirmek lazım. Eleştiriden korkmamak lazım. Esas tehlike Anayasa’nın bir maddesini, tırnak içerisinde bile sosyal medyada paylaşımın tehlikeli olduğu hissini insanlara vermektir. Bu durum, “Toplumu korkuttum dize getirdim” diye bir rahatlık verebilir yöneticilere, bence esas korkan onlardır. Koltuk korkusudur.”
“Toplumu, ülkeyi kuran kişinin ‘Yurtta sulh cihanda sulh’ sözünü paylaşmaktan korkmaya kadar vardırmışsa bu yönetimin gücü sadece fiili bir güçtür. Hukukla ilgisi yoktur. Tarihte çok gördük. En güçlü yönetimler hukuki yönetimlerdir. Fiili yönetimler çok güçlü görünebilir fakat her zaman geçici olmuştur. Şu anda güç fiilidir, hukuki değildir. Bu bize umut vermeli. Türkiye demokratlarına hiçbir biçimde ayrım yapmadan, her vesileyle yurttaşlık diyorum. Eşitlik, laiklik diyorum. Bu bizi birleştiricidir. Şimdi unutalım diğerlerini, yurttaşlık kavramıyla, birleştirici, evrensel kavramlarla ilerleyelim biz kazanacağız diyorum. Ben umutluyum. Umutlu olalım.”
Bay E’nin hedefe koyduğu TTB, TBB, TMMOB gibi meslek örgütlerinin kullandıkları Türk, Türkiye gibi ibarelerin çıkartılması için yasal düzenleme adı altında girişimlere başlanır. Meslek odalarının karşı karşıya olduğu tehditleri değerlendiren oda temsilcileri, odaların ortadan kaldırılmasının yaratacağı toplumsal sorunlara dikkat çekerler. Evrensel Gazetesi’ne konuşan İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri, Samet Mengüç, sağlık alanında tabip odaları dışında halkı doğrudan bilgilendirecek, denetleme görevi yapacak başka yetkili bir kurum olmadığını söyler.
TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Cevahir Efe Akçelik tarafından yapılan açıklamada ise “Hedefe alınmamızın sebebi iktidarın kurmak istediği rant imparatorluğuna karşı mücadele etmemizdir der.” Bay E, bakanlar kurulu kararıyla tüm hukukçular, doktorlar kendi derneklerini kurabileceklerdir diye buyurmuştur. Yönelimin hayatları alaşağı etmek, kurumları derdest etmek ve en önemlisi de ol sıradanın sözünü savunmasının önünü her anlamda almak olduğu bir kere daha gözler önüne serilir.
Karanlığın yolu ve yönteminin mütemadiyen bir başka açıdan taarruzla biçim kazandırıldığı menzilde cerahat artık hayatımızın kuşatılmasıdır. Kesintisiz bir anlam olarak çürüme bu ülkede o karanlıkla birlikte imal edilir. Savaşın yakıcılığının, yok eden yıkımının yanında bir de çürüten ve eksilten yanının güncellemesidir hakikatimiz kılınmaya çalışılan iş bu menzilde tek güncellenen. Karanlığın nefretle söylemiyle ve aralıksı kin güdülerek bu ülke denilen sahada varlığı muhafaza altına alınmaktadır.
Evrensel değerlerin gözardı edildiği bir garip zamanların imalidir mesel olan. Hayat söz konusu olduğunda gerisi teferruat bilinmesi elzemken, bunun yerine mekanizmalara sahip çıkılmaktadır. Cerahatin, kör karanlığın ve bir o kadar da aymazlığın uluorta güncellenmesiyle hayat ıskartaya çıkartılır. Yapılandırılan artık bir düzlemde hayatın hiç kılınmasının gündelik halidir. Onca riyanın ortasında şu mesele bile o hali bildirmekte, karanlığın simyasını açık etmektedir.
AKP, Avrupa Birliğine yeni bir yol haritası sunar. Yazar, Ayşenur Arslan paylaşır. “Terörle mücadele kanununa, habercilik sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla dile getirilen düşüncelerin suç oluşturmayacağı hükmünü ekleyebiliriz diye buyurur.” AKP, yeni muktedir, o muktedirin Türkiye’si bütün bu karanlığın simyasında bir çukurun faunasına doğru evrilmekte, her gün bu bahisler gerçekten gerçek kılınsın diye çaba sarf edilmektedir bu mudur yeni bahsi hala yanıtsızdır iş bu ahvalde. Karanlığın, yolu ve yönteminin bunca sabık bir tahayyülle iş bu yerdeki yönelimi ve kurgusu artık dehşetin bileşkesidir. Hayatlara onarılamayacak yaralar açmak hala, muktedirin izini sürdüğü bir meseldir.
Anadolu Ajansı HDP Eş Genel Başkanı olan Pervin Buldan hakkında, geçmişte yapmış olduğu konuşmalardan dolayı "silahlı terör örgütüne üye olma" "PKK/KCK talimatıyla hareket etme" suçundan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame hazırlandığını yazar. Evrensel Gazetesi'nde yer alan habere göre, müzisyen Kemal Dinç’in 23 Şubat’ta Karabük Üniversitesi’nde vereceği konser, sosyal medyadaki savaş karşıtı paylaşımları gerekçe gösterilerek yasaklandı. Konser için rektörlüğe dilekçe yazarak başvuranda bulunan Safranbolu Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerine rektörlük, Dinç’in sosyal medyada araştırıldığı ve paylaşımlarının siyasi bulunduğu için konsere izin veremeyeceklerini söyledi.
Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü, Tarih İncelemeleri Kulübü’nün Veli Saçılık’ın katılımıyla düzenleyeceği “Hapishanelerde Direnişin Tarihi” başlıklı panelini iptal eder. Etkinliğin iptal edilme sebebine ilişkinse herhangi bir açıklamada bulunulmaz. 9 Şubat 2018 günü yapılan operasyonda aralarında Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu'nun da bulunduğu 7 siyasetçi günlerdir gözaltındadır. İstanbul ve Diyarbakır'da gözaltına alınan HDK Eş Sözcüsü Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Eş Sözcüsü Kezban Konukçu, Sol Yeşil Parti Eş Başkanları Naci Sönmez ve Eylem Tuncaeli, ESP Genel Başkan Vekili ve Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) Sözcüsü Fadime Çelebi ile Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Ahmet Kaya ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Hacer Özdemir, Pazar günü Ankara'ya getirilir. Gözaltındaki yedi siyasetçi, TEM şubede tutulur.
Karanlığın simyası hiç bu kadar aleni bir tavırla güncellenmemiştir, ezel ebet unutulmaz yara 1915’in karanlığındaki gibi bir şemanın yeniden imalidir bugün buralarda var edilmeye çalışılan. Geleceksizliği açık, aleni bir biçimde var etmek yolunda yürünendir. Cerahatin keskinliği, bunca açık cürümlerle olan teşviki mesai, her gün şu yukarıda sayılanlar gibi nicesi, nicesi ve nicesiyle bir yandan da ol Afrin kırımını güncelleme istenciyle bu ülke karanlığa demirlemektedir, kesintisiz olarak.
“Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında sabahın erken saatlerinde TEM’e bağlı polisler Silvan’ın birçok mahallesinde evlere baskın düzenlenir. Yapılan aramaların ardından hakkında gözaltı kararı bulunan ve aralarında DBP yöneticilerinin de bulunduğu en az 11 kişi gözaltına alınır. Gözaltına alınan, Mele Hüseyin Dönen, Ethem Aşuroğu, Mehmet Karakoç, Uğur Karakoç, Akkan Başaran, Ethem Eker, Yunus Emre Ergin, Osman Ezer, Eyyüp Bakıcı, Doğan Tuncer ve İbrahim Fidan’dır.” Sadece bir güne taşınan vahametin ta kendisi bile günbegün varılmak istenen ol karanlığın halini de yönünü de belirginleştirmektedir.
Karanlığın, katran karasının muhteviyatında cürümlerin bağı yeniden kurulmaktadır. Burada bir hayat emaresi kalmasın diye eldeki gücünü sonuna kadar kullanmakta olan muktedirin ol eylemi sadece hayatı yağmalamaktadır. Genel geçer değil sahiden ayrışmazımız kılınan bir yaraya daha sahip oluyoruz, meşhur seksen bir milyon insan olarak, hep birlikte. Bunca ağır yükün altında kalmak acıtmıyor mu? Soruyoruz, sahiden...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2018
Görseller – Adalet ve Yumruk... Dış Kapının Vandalı – Gerilla Sanatçı – İzins.z / Instagram
















