Bazı şehirler....Mazlum, mağdur ve mahsundur. Göz yaşı o şehrin yanaklarına damlar. Ağıtlar o şehrin nefesidir. Yetim kalma sanki sadece o şehre aittir. Acı çekmek, şehrin adı gibidir.
Çocuklar o şehirde ne bayramlık bir elbiseye sevinir, ne oyuncağa ne bisiklete. Çocuklar annesinin, babasının şehit olmadığı bir güne uyanmakla sevinir.
Ergen gençler ne pahalı telefon ister ne tablet. Onlar ne markalı elbise ne ayakkabı bekler. Çünkü onlar, başına bomba düşmüş kardeşinin sarılacağı bir kefen arar...
Bu şehirde kadınlar, kocasından sadece sağ salim eve geImesini bekler. Erkeklerin sesi, üstlerinde uçan füzelerin sesinden daha fazla kadınlarına yükselemez.
O şehir Gazze'dir.
Gazze; Hüznün anası. Ruhların karboran iklimi. "Huzur"un roman ismi bile olmadığı yer.
Gazze; Kimsenin kimseye "saat kaç?" diye sormadığı şehir. Çünkü orada herşey düşen bombalara göre ayarlanır. Ona göre uyunur, ona göre varsa yemek yenilir.
Şehre, bomba düşmeyince ancak sohbet edilebilir, komşuluk yapılır, çocuklar sevilir. Sadece ibadete mani değildir füzeler, roketler, enkazlar....
Gazze; sabrın, sadakatin, cesaret ve fedakarlığın yüzükaşı...
İmanın, insanların her hücresinde temayüz ettiği şehir. İmana iman etmiş yiğitler yurdu. İmanla tebessüm eden, imanla ağlayanların beldesi.
Gazze; şehadetin şahitlerinin her yerde kol gezdiği, şimdilerde ölümsüzlük yurduna en çok misafir gönderen yer.
Ey Gazze; Biliyoruz mazlumsun ama mazlumun duası birgün elbet kabul olur. Mağdursun ama mağdurlar mağlup sayılmaz. Sende biliyorsun ki herşeyin sahibi, herşeye gücü yeten, ol derse olan, Azim bir Rabbimiz var.
O ise zalimleri sevmez ve intikam alanların en hayırlısıdır.
| Buhara Dergisi - Eylül Sayısı
















