Sisteme karşı ilk baş kaldırım istemeden ilkokulda olmuştu.
Öğretmenim "en iyi yönetim şekli cumhuriyettir, biz de cumhuriyetle yönetiliyoruz" dediğinde, "peki öğretmenim, ya bir gün cumhuriyetten daha iyi bir yönetim şekli çıkarsa, o zaman onunla yönetilmemiz gerekmez mi?" diye sormuştum.
Açıkcası öğretmenimin ne cevap verdiğini hatırlamıyorum. Ama hem anarşik, hem komünist, hem irticacı olabilecek bir cümleyi nasıl bir çocuk aklıyla kurduğumu hatırladıkça kendime şaşırıyorum.
Serdar Turgut "Beyaz Türkler" terimini ilk kullandığı zaman gazete okuyordum. Ama beyaz olduğumu bile farketmeyen bir "Beyaz Türk" müşüm.
Koşulsuz kabullendiğim gerçekler vardı. Bunlar bana ailemden başlayıp ilköğretim müfredatım üzerinden geçerek Uğur Dündar'a kadar uzanan bir sistem tarafından kabul ettirilmişti. Ve dürüst olmak gerekirse, 15-16 yaşına kadar böyle bir şeyin içinde olduğumu bile fark edememiştim.
Mesela derlerdi ki, türban kötüdür. Ne gerek vardır ki türbana. Ya köylüler türban takar, ya da gericiler. Gericiler de bizi hilafete götürmek ister. Hilafet kötüdür, çünkü dincidir. Batıcı değildir, modern değildir.
Derlerdi ki, hepiniz Türksünüz, her gün varlığınızı Türk varlığına armağan etmelisiniz. Türkiye'de yaşadığınız için Türksünüz. Türk olmak çok güzel bir şeydir. Ama Türk değilseniz de Türksünüz. Mesela Kürtler, sadece dış güçler tarafından provake edildikleri için PKK'yı kurmuşlardır. PKK içindeki adamlar ya iğrenç hain katillerdir, ya da beyni yıkanmış zavallı halktır. Oysa biz onlara kucak açmışızdır, yıllar boyunca, Türkler ve Kürtler yüzyıllar boyu kardeş kardeş yaşamışlardır.
Derlerdi ki, ordu çok önemlidir, gerektiğinde ordu yönetime el koymalıdır. Türkiye'de 2+2 darbe olmuştur, hepsi de çok gereklidir. Ama Adnan Menderes asılmayaydı iyiydi.
Derlerdi ki, komünizm, sosyalizm, liberalizm yalandır.
Derlerdi ki, cumhuriyet tarihinde bir tane bile utanç lekesi yoktur.
Derlerdi ki, halk kendi kendisini yönetmektedir.
Derlerdi ki, Erbakan çok şahane bir mühendistir, keşke siyasete atılmayasıcadır.
Derlerdi ki, Türkiye kendi kaynaklarıyla geçinebilen Dünya üzerindeki 7 ülkeden biridir.
Derlerdi ki, dış mihraklar Türkiye'yi pasta gibi yemek istiyordur.
Türbanla üniversiteye girilmemesi, kamusal alanda türbanın yasak olması bence en doğal şeydi.
Sokaklarda Kürtçe konuşulması bence yanlıştı.
Meclis kürsüsünde Kürtçe edilen yemine de, meclise giren türbanlı milletvekiline de "bunlar bizi bölmek istiyor" diye baktığımı hatırlıyorum.
Evlerinde konuşsunlar Kürtçe dediğimi hatırlıyorum. Türban takıyorsa diplomayı ne yapacak dediğimi hatırlıyorum.
Utanırken fakat, bir şeyleri yanlış anlamışım.
Aslında bu devam ediyormuş.
Ben o dogmalarımın içinden belki çıkmışım, ama bugün, AKP yerine #basgec dediğimiz iki parti de bu dogmalardan en ufak bir şekilde uzaklaşamamışlar.
Bugünkü her şeyiyle demokrasiye aykırı ve kutuplaştırıcı hükümete karşı, alternatif olarak bakılan şey, daha antidemokratik ve daha kutuplaştırıcı bir çözüm, başka bir şey değil.
Hele bir de CHP'nin seçime giremediği 25 ile karşılık kendisini "Türkiye'nin Birleştirici Gücü" olarak tanımladığını gördükçe tüylerim diken diken oluyor.
AKP'yi sevmiyorum. Hiç sevmiyorum. Müslüman bile sayılmam. Hiç oy vermediğim, hiç oy vermeyeceğim. Gitmeleri için şu anda çok şey yapmaya hazırım.
Diğer tarafta ise, CHP için aynı şeyleri diyenler varmış ama. Nefret ediyorlar. Sevmiyorlar. Asla oy vermeyecekler. CHP'nin gelmemesi, gelirse de gitmesi için çok şey yapmaya hazırlar
Acıklı olan ise, ben de CHP'yi sevmiyorum. Ama önceliklerimiz farklı.
Sonra bana çok sevdiğim bir arkadaşım soruyor, Ben AKP'ye oy verdim. AKP'ye oy verenleri aşağıladığınıza göre soruyorum, ben koyun muyum?
Sana bu soruyu sorduracak bir muhalefete oy verdiğim için daha da üzülüyorum.
Diyorum ki, canım arkadaşım, umarım ikimize birden hitap edebilecek bir siyasi görüşte birleşebiliriz. O zaman mutlu olabiliriz işte.