Biraz girişim üstüne...
Güzel ülkemizde girişimci yatırımcı ekosistemi her geçen gün gelişiyor. Aileden zengin olmayan ama değer yaratmayı başaran insanların önünü açması bir tarafa, parayı elinde tutanlara inşaat yapıp satmanın, restoran açmanın ötesinde bir alternatif sunması açısından da kıymetli bir dönüşüm bu.
Ben yaklaşık 2 senedir bu ekosistemin içerisindeyim, 1 senedir de çok güzel severek çalıştığım bir biyoteknoloji girişiminin bir parçasıyım. Şu ana kadar ki bazı sıkça sorulan soruları ve tartışılan konular hakkındaki fikirlerimi paylaşmak istiyorum:
Neden böyle bir şey yaptın ? Tübitak kapmında girişimcilik nedir diye sormuştum Ufuk Batum’a (Odtü Teknoparktan). Girişimci dedi, değer yaratandır ve birincil amaç ve motivasyon para(çok) kazanmaktır. Peki dedim, ben bu para kazanma motivasyonu ile uyanamıyorum sabah, nası yapıcaz ? Sen belki de girişimci olmamalısın dedi ! Ufuk Bey çok parlak biri gerçekten ama bence gerçek girişimci para kazanmayı çok iyi bilen insan değil, dünyayı değiştirmek isteyen insandır. Girişimci başka şey, tüccar başka şey. Dünyayı değiştirmek de para demektir, sermaye demektir şüphesiz. İşte o büyük değişim için ne kadar para gerekiyorsa o kadar para ister girişimci. İşte bu konuştuklarımı bir araya koyuyorum, neden girişimci olduğumu hafiften anlıyor gibi oluyorum.
Neden Türkiye’de girişim ? Neden Türkiye’yi bir alttaki yazıda okuyabilirsiniz. O konudaki fikirlerim değişmedi henüz :) Türkiye’deki negatifliklikleri bırakıp gidince burası düzelmiyor, bizim yeğenler falan da burada büyüyor malum. E herkes yap(a)masa da, birileri de buraları çekip çevirmeli. Bir de, seviyorum ben bu ülkeyi, bu şehri istanbulu. Memleket sevdası mı, memleket hazzı mı bilemiyorum artık..
Zor mu ? Evet.
Para olmadan nasıl şirket kurabilirim ? Nereden başlamalıyım ? Tübitak’ın hibe projeleri ile başlamalısınız bence, 1512 kodlu tekno-girişim destekleri. KOSGEB desteği alınır ama o parayla şirket kurulmaz, şanslıysan 1 sene sonra gelir parası. Önce iyi bir iş planı çizmek lazım kafada. İşin kurulumu için sabit maliyet ne kadar gerekli, senelik ne kadar harcaman lazım, kaç sene hiç gelir olmadan ayakta kalabilirsin, bunları tartmak gerekiyor. Az parayla geçinebilmeyi başarmak önemli. En güzeli, gidebildiğin yere kadar öz kaynaklarınla gitmek ve paralelde yatırım almaya çalışmak. Kavrama yabancı olanlar için yatırım, şirketin belli bir miktar hissesini satarak şirkete fon sağlamak demek oluyor. 1512 falan alamıyorsanız veya uğraşmak istemiyorsanız, çekirdek yatırım alıp ürününüzü o şekilde ortaya çıkarabilirsiniz. Sonrasında, Seri A, B, C vs.. şeklinde yatırım turlarına çıkıyor şirketler. Yatırım aldıkça büyüyorlar, hisseler değerleniyor, hem şirketin kurucuları hem de o şirkete yatırım yapanlar para kazanmış oluyorlar.
Yatırımcı profili nasıl ? Para, para, para.. Yatırımcı profili öyle. Anlaşılabilir, basit bir matematiksel denklem tabii. Parayı ön plana alanlar paralanıyorlar.. İnsan, ben de mi böyle olacağım diye korkuyor biraz, arkadaşlarına ben değişirsem beni uyarın falan demek zorunda kalıyorsun. Arsa alıp satmaktan sıkılmış ve şirketlere yatırım yapmayı düşünen yatırımcı yine de iyi yatırımcı aslında. Çünkü, girişim/yatırım ekosistemi iyi bir şey. İstihdam oluyor, ekonomi güçleniyor vs. Bu yatırımcı arkadaşlar da bu ekosistemin olmazsa olmazı, aynen girişimciler gibi. Türkiye’de şirkete yatırım kavramı çok yeni, çoğu sermaye sahibi melek yatırımcı, çekirdek sermaye kavramlarına çok yabancı. Girişimciler arttıkça yatırımcılar da bu işleri öğrenecek, öyle olunca girişimciler de artacak..
Ürüne aşık olma sorunsalı Çok duydum bunu, artık dayanamıyorum. Girişimci ürününe aşık oluyormuş, ondan vazgeçemiyormuş, kötü yanlarını göremiyormuş. Oysa ki, bu sadece ticaretmiş. Bu bakış açısına söylenecek çok şey yok, aşık olmayana aşkı anlatamazsın.
Ortaklık ? İyi ortaklık uçurur, kötü ortaklık batırır. Beraber 5-10 iş toplantısına girmediğiniz insanlarla ortak olmayın derim. İyi arkadaş olmanın pek de önemi yok gibi görünüyor etrafımdaki örneklerden.
Bu süreçte yaşadığınız sorunlardan bahseder misiniz ? 1) Kendini disiplinize etme, 2) İş yükü arttıkça farklı işleri yapmak zorunda olmak, üretim, satış, teknik destek hepsini yapmak. İşleri delege edecek doğru insanı bulana kadar canının çıkması. Hep de büyüyen bir yapı kurduğun için, hep canının çıkması. 3) Sorun değil ama, demotive edici yorgun insanlar var. Bu insanlar, herşeyi negatif gören, sanki hayatı boyunca her gün kazık yemiş insanlar. Dikkatli olmak şart, ama iş yapıcaksak hata da yapacağız, kalbimiz temiz olursa iyi olur herhalde sonumuz (diyelim öyle olsun). 4) Satış yapmak, yeni insanlarla tanışmak, defalarca anlattığım şeyi güleryüzle bir daha anlatmak biraz zor olabiliyor.
Pozitif yanları ? Üretmek, takım olmak, güvenmek, güvenilmek. Türkiye’de şu anda girişimcilere değer verildiğini düşünüyorum, şu ana kadar bize inandığı için karşılık beklemeden yardım eden bir çok kurum ve şirket oldu. İlla ki vardır kötüler, ne hikayeler duydum şirketi kurmadan.. Ama, her ne kötülük olursa olsun, biz hep iyilerin kazandığı çizgi filmlerle büyümedik mi ?
Kafamızda bir yazılım fikri var, ne önerirsiniz ? Büyük ihtimal başarısız olacaksın istatistiklere göre. Bu cümleye sinirleniyorsan başla bence :)










