Sweet Seals For You, Always

⁂

pixel skylines
Xuebing Du
sheepfilms
will byers stan first human second
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

JVL
Sade Olutola

Kiana Khansmith


JBB: An Artblog!
he wasn't even looking at me and he found me
Stranger Things
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
Monterey Bay Aquarium
Three Goblin Art
d e v o n

shark vs the universe

seen from United States
seen from United States
seen from Albania

seen from Canada

seen from Germany
seen from Ireland

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Germany

seen from Japan
seen from Australia

seen from Singapore
seen from Belgium

seen from United States
seen from Philippines
seen from United States

seen from Singapore
seen from Singapore
seen from United States

seen from Türkiye
@cagdastemel

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
 Üçüncü Selim’in katledilişi üzerine “ya devlet başa ya kuzgun leşe “ sözünü söylemiş ve bu sözü bugün hala kullanmaktayız . Yine Mısır valisi kavalalıların çok güçlenip İstanbul’a doğru hareket etmeleri neticesinde Ruslarla anlaşmak zorunda kalında “ Deniz düşen yılana sarılır “ sözünü yine 2. Mahmud söylemiştir.
Kitaptan çıkardığım anlam yıllardır anlatıldığı gibi Arapların Osmanlı devletine ihanet etmesinin yanı sıra göz ardı edilmemesi gereken en önemli noktanın kendi ulus devletlerini kurmak için bu işbirliğini meşru görmeleri. Kendime sormadan edemediğim acaba bu durumun analizini daha farklı yapıp Anadolu’da mevcut bulunan kuvvetleri halkının da desteğini sağlayamadığımız bu Arap bölgelerine göndermek yerine Türklerin ve Osmanlı’ya bağlı halkların yaşadığı topraklarda bekletip daha güçlü bir savunma için hazırlık yapabilir miydik ? Belkide bunun neticesinde Musul, Kerkük, Halep, Rakka gibi Türklerin yoğunlukta yaşadığı noktalarda elimizden çıkıp gitmeyebilirdi.Tabi bunlar benim sadece bir iki kitap okumamın neticesinde vücut bulmuş düşüncelerdir bu konu daha da araştırılmalı.
Kitabın kendisine gelirsek okurken zevk aldığım sürükleyici ve hayaller alemine daldıran bir eser.Kimdir bu Kuşçubaşı Eşref diye başka kaynaklara da başvurduğum zaman çok farklı şeylerle karşılaştım. Kendisi kurtuluş savaşımız sırasında maalesef Yunanlılarla işbirliği yapmış Cumhuriyet kurulduktan sonra da meşhur yüzellilikler listesine alınıp sürgün edilmiş.*Kuşçubaşı’nın Alternatif Biyografisi adlı kitabın yazarı Polat Safi’nin YouTube’dan bir videosunu izleyince gerçekten şok oluyorsunuz,* [https://youtu.be/CQRBGXpy3XM](https://youtu.be/CQRBGXpy3XM) .Bize efsane, büyük istihbaratçı ve Teşkilatı mahsusanın kurucusu diye tanıtılan Kuşçubaşı.Aslında belkide kendini abartmayi seven, narsist hayatının son evrelerinde ilgi görmek için bazı şeyleri fazlasıyla abartan sıradan biriydi. Kitaptan çok zevk almama rağmen bu olaydan bir ders çıkarıyorum ve kalemin insanları ve toplumları etkileyip yönlendirme de en büyük araçlardan biri olduğunu tekrar hatırlıyorum….

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
İki küçük hikayenin olduğu kısa bir zaman diliminde okuyabileceğiniz bir kitap. İkinci hikayenin sonunda büyük bir şaşkınlık yaşıyorsunuz Ve biraz akıllıysanız hayata dair dersler çıkarıyorsunuz…
Babür‘ün torunu Ekber’in ( 1542-1605 ), hocalara atıfta bulunarak, “Tanrı’ya tapmak iddiasında bulunanların ekseriyeti kendi emellerine taparlar “ demiştir.
Ülkenin doğusundan gelen ve geldiğim köyde türkçeden başka dil konuşulmamasına rağmen. Ben bile şüpheye düşmüştüm biz hangi millete mensubuz.Şimdiyse okuyup araştırdıkça kitapta bahsedildiği gibi, doğu Anadolunun Türklük bakımından batı Anadoludan eksik hiçbir yönünün olmadığını görüyorum. Şüpheye düşmemizin asıl nedeni toplum olarak kendimizi yeterince eğitmemiz, geçmişimizi öğrenme de zayıf kalmamıza ve Belki de yıllardır bahsedildiği gibi Türk karşıtı devletlerin yarattığı büyük algıya bağlıyorum. Türk devletleri Akkoyunlular ve Karakoyunlularun merkezi sayabileceğimiz doğu Anadolunun , Türk devleti Memlüklerin izlerinin bulunduğu , kendi zamanının en büyük devletlerinden Türk Osmanlı’nın ana gövdesini oluşturan Anadolunun aradan geçen bin yıla rağmen Türklüğünden nasıl uzaklaştığı veya uzaklaştırmaya çalıştırıldığı daha da irdelenmelidir.
Malumunuz Osmanlıyı Türkler kurdu fakat zamanla çok uluslu bir yapıya büründü. Bunun neticesinde kurucu millet özünden uzaklaşmaya başladı, bunu kitaptan bir alıntı yaparak örneklendirmek istiyorum.” Ziya gökalp’in aşağıdaki ibretlik açıklamaları, tersine işleyen bir asimilasyon hadisesine ışık tutması bakımından, üzerinde uzun boylu düşünmeye diyecek mahiyettedir. Gökalp diyor ki:”
“ İstanbullular kendilerine ‘ şehri ‘ namını veriyor, taşralılara ise coğrafi yakınlığa göre Arnavut, Arap, Kürt, Laz diyorlardı. Rumeli ahalisi umumiyetle Arnavut’tu , Karadeniz sahili yalnız Lazlarla, şarki Anadolu yalnız Kürtlerle meskundu. Böyle bir Coğrafi kavmiyat ünvanı bulamayanlarda, mefâhirini daha parlak gördüğü Kavimlerden birine gönüllü yazılıyordu. Bu suretle aslen Türk olan bir çok genç Arnavutlukla yahut Kürtlükle iftihar ediyorlardı.Türklükle Mübahat eden tek bir fert yoktu.’ Türk ‘kelimesi ayıplı bir Ünvan gibi, kimse üzerine almıyordu.’ Türk’ Şarki Anadolu’da ‘ kızılbaş ‘ İstanbul’da ‘ kaba ve köylü ‘ manalarındaydı. Naim Bey’in en hararetli arkadaşlarından ikisi nispeten Türkoğlu Türk’tü.Bunların telkini ile Türk olduklarını asla şüphe olmayan bazı Diyarbakırlı ve harputlu doktorlarda kendilerini Kürt sanıyorlardı. Tarihte Bu acıklı hale bir ikinci misal gösterilemez. “
Özbenliklerinden uzaklaşan milletler geleceklerini belirleyen stratejiler de kendilerini ayakta tutan temel yapılara farkında olmadan zarar bile verebilirler.Neticesinde yıkımlar kaçınılmazdır. Doğu Anadolunun Türklüğü adlı eserde kadim Türk boylarının, aşiretlerinin kurduğu köylerin isimlerini nasıl bilinçsizce ( belki de bilinçli ) değiştirildiği anlatılıyor. Eserin ortaya attığı en büyük iddia Kürtlerin aslında o Türk milletinin bir kolu olduğu tezi. Kürtlerin orta asyadan beri Oğuzlar,Peçenekler, Kıpçaklar gibi bir boy olduğu ve o zamandan günümüze kadar geldiklerini belirtiyor. Sırf bu yüzden dahi okunması gereken bir eser diye düşünüyorum.
Güney Azerbaycan’ın en önemli şairi Şehriyar’ın bilinen tüm Türkçe şiirlerini içeren bir eser. İçinde Şehriyar‘ın hayatı, Şiirleri ve şiirlerinden açıklamaları. Şiirlerinde yapılan Nazireler, ve detaylı bir sözlük yer almaktadır.Eseri okuduktan sonra Şehriyar’ın İran’daki 40 milyona yakın Türk’ün kültürünü ve özbenliğini muhafaza etmesine Yaptığı katkıların yadsınamaz bir gerçek olduğunu anladım.Eseri okumanızı ve özellikle YouTube’dan Şehriyar’ın Türkçe şiirlerini bulup dinlemenizi öneririm.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Hepimiz birer Martin Eden’miyiz
Dünyaca ünlü bu eseri okumaya başlamadan önce beklentim çok yüksekti. Tekniğini beğendiğim ve sık sık dinlediğim fransız bir rapçinin ( Nekfeu - Martin Eden ) Şarkısınada ismini veren kitabın baş karakteri Martin Eden, tiplemesi sanki hayatımda hep var olmuş gibi! biz zorlu coğrafyalar da yaşayan veya yaşamış insanlar aslında hepimiz Martin Eden olma hayali kurmuşuz bazılarımız başarmış bazılarımız başaramamış… İlk olarak 1909 yılında yayınlanan bu kitap belkide çocukluğumuzdan beri izlediğimiz yeşilçam filmlerinede ilham vermiştir kim bilir !
Film demişken Jack London’un Martin Eden kitabına 2019 yılında bir filmde çekilmiş.Benim izleme fırsatım olmadı ama merakta etmiyor değilim.Peki bana kitap yüksek beklentilerinin karşılığını verdin mi ? Diye sorarsanız cevabım hayır olacaktır. Bu olumsuz cevabın nedeni kitabın içeriğinin zayıflığından değil de Anadolu insanının zorlu şartlardan çıkıp tıpkı kitabın baş karakteri gibi başarılı olmasına aşina olduğumuzdan diyebilirim.Ama eğer ki dünyanın refah seviyesi yüksek ülkeleriden birinde doğup yaşıyor olsa ve bu kitabı okusaydım benim için gerçekten inanılmaz bir başyapıt olurdu galiba.Martin Eden’in konfor alanından ayrılıp kendinde keşfettiğini düşündüğü yeteneğinin ortaya çıkması için verdiği mücadele içten bir saygıyı hakkediyor. Ama diğer taraftan da onca mücadele ve başarının ardından kahramanın hayatına son vermesi kitabın verdiği mücadele azmine gölge düşürüyor. Kültürsüz ve cahil bir insanken kültürünü geliştirip bilgi sahibi olan birisi Kendi iç dünyasındaki sorunları da pekâla halledebilirdi.Baş karakterimizin sevgilisi ve aynı zamanda onun kendini geliştirmesi için ateşleyici gücü ona veren.Ruth Morse’nin aşkının kitabın sonunda sadece Martin Edenin başarısına paralelmiş gibi görünmesi bence bir talihsizlik. Eğer Ruth Morse Martin Eden’i başarısından ötürü seviyor olsaydı neden Martin Eden en dipteyken onun aşkına karşılık verdi!
Kitap ile ilgili bu makaleyi Yazarken arada durup diğer insanların da kitap hakkındaki fikirlerini merak ettim iki tane Türkçe iki tane Fransızca olmak üzere dört videoya baktım.Ekşi Sözlük’ten insanların fikirlerini okudum.Çoğu insan için bu kitap sadece Martin Edenin mücadelesini anlatmıyor aynı zamanda sosyalizmi ve kapitalizmi de anlatıyor. Felsefe ve bazı düşünce akımlarını barındırıyor, bir çok düşünce yapısını barındırdığı ve pek açık. Kendi zamanının en iyi kitaplarından birisi olabilir ama yaşadığımız çağda pek de olağanüstü bir roman olarak Kabul etmeli miyiz bu benim için büyük bir soru işareti !?
İskender Öksüz’üm “Niçin geri kaldık?” Adındaki araştırma inceleme kitabı tarih, devlet, ekonomi, yönetim, kısımlarından oluşuyor.Ekonomi ve yönetim kısmı kişisel olarak benim analiz etmekte zorlandındığım kısımları oldu fakat tarih ve devlet kısmı gerçekten çok ilgimi çekti.
İskender Öksüze göre çağdaş bir devletin ortak yüksek dilden sonra milletine ilk vermesi gereken donanım Tariş tarih şuurudur. Fakat bu tarihi şuurunun bütünüyle olduğu gibi, dürüstçe verilmesini uygun görüyor. Çünkü geçmişte atalarımızın yaptığı iyi şeyler, galibiyetler, mağlûbiyetler ve hatalar hepsi bizim.Galibiyetlerle gurur duyar mağlubiyetlerden hatalardan ders çıkarırız.Millet olarak geçmişimizi tarihimizi her zaman hatırlamamız gerektiğini özellikle vurguluyor.Nihal Atsız ve Yahya Kemal den alıntıları var.Size sadece Üsküplü Yahya Kemal’den aldığı küçük bir alıntının bir kısmını paylaşacağım.Bu arada Yahya Kemal’in Üsküplü olduğunu Mustafa Kemal’in Selanikli olduğunu yine İzmir’in kurtuluşunda görev yapan Rumelili komutanların isimlerini vererek bize tarihimizi sadece Anadolu’da olmadığını hatırlatıyor.Üsküplü Yahya Kemal’e Göre toplum olarak geçmişimizi unutursak geleceğimizi olmaz.”Ne dersiniz ? Osmanlı bir gaflet ve hıyanet, cumhuriyet fazilet midir? Yoksa cumhuriyet gaflet ve hıyanet, Osmanlı fazilet midir? “
“ benim cevabım mı?”
 “Şöyle efendim: Altı asırlık, yedi asırlık, bin yıllık, bin küsur yıllık tarihi üzerinde böyle saçma sapan SORULAR sorabilecek o kadar az millet varki dünyada… Bunun kıymetini biraz ve bilelim yeter”
Anlayacağınız altı asırlık bin yıllık tarihimiz İyi ve kötü yönleriyle bizim.
Kitabı okurken tekrar hatırladığım en önemli şeylerden birisi devlet yöneticilerinin aslında bize yani halka hizmet için orada olduğu. Yani bir nevi hizmet sektöründe çalıştıklarını düşünüyorum ve hizmet ettiği halkını memnun edemeyenin rağbet görmemesi gayet doğal olmalı.Fakat biz de politikada halka hizmet için bulunan insanların kendilerine böyle görmediklerini olaya bu açıdan bakmadıklarını farkediyoruz.Bir politikacı üzerine düşen görevi hakkıyla ifa edemiyor ise bunu yapabilecek başka biri çıktığı zaman ona köstek değil destek olmalı.Sonuçta gerçekleşecek olan olumlu bir değişimin toplumun bütününün çıkarı için olduğunu unutmamalı.Biz büyük bir tarihi ve kültürü olan sayılı milletlerdeniz.Her zaman organize olur ve bu organizasyonu temsil edecek nice liderler çıkarırız…
Irak Türkmen boyları Oymaklar ve yerleşme bölgeleri, Suphi Saatçi
Kitapla ilgili düşüncelerimi aktarmaya başlarken öncelikle size kitabın yazarından bahsetmek istiyorum. Kendisi Kerkük, Irak doğumlu yani Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerden geliyor. Üniversite eğitimi öncesindeki tüm eğitimini Irak’ta almış, Kerkük katliamı yaşanırken ( Bkz. 16 Temmuz 1959 )çocuk yaşlardaymış fakat olayların birebir şahidi diyebiliriz.Akademisyen ve mimar Hatıraların aktardığı bir video Türkmeneli televizyonu YouTube kanalında mevcuttur izlemenizi öneririm.Bir eseri okurken onunla ilgili görsel kaynakları da incelemek konuyu daha iyi anlamamıza pozitif etki yapıyor.
Malumunuz Türkiye’de yaşayan Türkler olarak çoğumuz Musul, Kerkük ve çevresindeki bölgeleri sadece misakı milli sınırlarına dahil olduğu için bizim olması gerektiğini düşünürüz.Ama işin aslı orada yaşayanlarda biz Türk milletiyiz!Eseri okurken fark ediyorsunuz ki Van’dan Ankara’dan Sivastan boylar, aşiretler, aileler orada yaşıyorlar.Buradan yola çıkarak Mustafa Kemal Atatürk’ün neden Musul ve Kerkük konusunda bu kadar ısrarcı olduğunu anlıyorsunuz.Her farkına vardığımız bilinmeyen bize de her zaman önümüzde olan fakat tam olarak hakim olmadığımız mevzuları idrak etmemizi kolaylaştırıyor.
Türkmen ve Şii olmalarından dolayı yaklaşık bir asırdır bölgedeki diğer etnik grupların baskısı altında olan soydaşlarımızın öz benliklerini kaybetmemiş olmaları Bana Irak’taki Türkmenler’in geleceği için Umut veriyor.Bir diğer taraftan bir asra yakın zamandır binbir badirenin yaşandığı bu coğrafyada biz Türkiye cumhuriyeti olarak Türkiye dışında yaşayan ve Türkiye’ye bu kadar yakın olan soydaşlarımıza neden daha iyi şartlar sunamadık diye sormadan da edemiyorum.Emperyalist güçlerin çıkarları uğruna bir asırdır milli benliklerinden uzaklaştırılarla sindirilmeye çalışılan Irak Türkmenlerinin atalarından miras kalan topraklarda kültürel değerlerini dillerini ve birlik beraberliğini muhafaza etmek en doğal haklarıdır. Yazımı Suphi Saatçi’nin hatıralarım videosunda aktardığı Iraklı Türkmen Abdulvahit Küzecioğlu’na ait bir dörtlükle bitiriyorum.
“Su çayda
Saf olmuyor su çayda,
Kalmışız karanlıkta, suç yıldızda,
suç ay’da.”
Teoman - Fasa Fiso
Toplum olarak bazı insanları tanımadan yargılar ve ne olduğuna karar veririz zengin, züppe, serseri gibi. Keza kitabı okumadan önce Teoman hakkındaki düşüncelerim de buna benzer şeylerdi.Ama yanılmışım iyi ki de yanılmışım, toplumda rakçı, repçi gibi daha çok yeni jenerasyona hitap eden müzikleri yapanların bu şekilde yansıtıldığını veya kendilerini bu şekilde yansıttıklarının farkına vardım. Bundan vazgeçmeliyiz çünkü yapılan işin değeri ve verilen emek olduğundan daha az gözüküyor.
Bir kere Teoman bu kitapta çok samimi o yüzden kendisine bayağı bir sempati duydum. Geçmişten beri yaptığı müzik pek ilgili olduğum bir tür değildi fakat kitabı okurken zaman zaman bahsi geçen şarkıları dinledim.Her ne kadar dinleme listeme giremeyecek olsa da parçalarım hikayelerini okuyup ardından dinlemek farklı anlar yaşattı.Samimi bir şekilde anlatıldığı için içselleştiriyorsunuz, araştırıp dinliyorsunuz hikayesini bildiğiniz için parça size daha çok dokunuyor. Eserlerini tasarlarken dayandığı düşünce şeklini burada basit ve bir o kadar da derin bir şekilde anlatıyor.”Tam anlamıyla dinleyecilerin kalplerine bastığınız zaman, hissettiklerini onlardan daha iyi anlattığınızda etkileniyorlar.” işte tam da bunu söylemek istiyordum” duygusu insanları etkiliyor. Çok sevdiğiniz bir yazar aslında çok büyük ihtimalle sizin zaten içinizde olan şeyi söylüyor.
Aslında içimizden biri Teoman, bir çoğumuzun geçtiği yollardan geçmiş hatta belki daha zorlularından. Bazen bazen çok ince analizlerin olduğu bir kitap bir bölümünde Teoman şöyle diyor; “ En eksik şey olmalı insanın hayatında parasızlık. Çünkü insana zaten var oluştan bir sürü derdi var. Bir de para işin içine girerse iyi olmuyor. “ okuduktan sonra seviyorsunuz Teoman’ı ve diyorsunuzki bu adam çok doluymuş be…E Sanatçı olmak da böyle olmayı gerektirir.
Ölüm ve sürgün kitabını İlker Başbuğ’un Ermeni suçlamaları ve gerçekler kitabının verdiği referansla aldım. Uzunca bir zamandır yerli olmayan yazarlar dışında Türkçe bir kitap okumadım. Bir çeviri kitabı olduğu için veya çeviri kitaplara karşı bir ön yargım olduğu için bazen okurken kopukluklar yaşadım.
Amerikalı bir Türkolog olan Justin McCarty‘nin kitabı Her Türk’ün okuması gereken kitaplardan.Ölüm ve Sürgün On yıllardır Türk milletine karşı olanların bakış açısıyla yazılan kitapların dışında bir kitap olmasıyla çok önemli bir yerde durmakta. Türk milletinin aleyhinde Yaratılmış gerçekdışı algıların Bir nebze zayıflatılması için yabancılara da önerilebilecek bir eser.
Kitabı okurken bazen dişlerimi sıktım, sinirlerim gerildi, içim içime sığmaz oldu. Bir ulusun bu kadar büyük felaketler yaşamasın ama üzülsem yoksa bu ulusun yeni neslinin bu felaketlerden bir haber olmasına mı üzülsem bilemedim. Eserde Balkanlar’da Anadolu’da Kafkasya da Türk Halkının yaşadığı kırımlar sürgünler anlatılıyor. Deliller ışığında rakamlarla bilgilendirmeler yapılıp yaşananların sebep-sonuç bağlamında değerlendiriliyor.Ki Bu bir çoğumuzun yapmadığı bir şey belki ataletten belki de cahillikten !
Kitabın bir bölümünde biz Türklerin gururlu olmamızdan dolayı yaşadığımız felaketleri pek dile getirmediğmiz dile getiriliyor. Bu benim bu kitabı okumadan önce de kafamda oluşmuş bir şeydi. Kayıplarımızı üzüntülerimizi buhranlarımızı öğrenip çözümleyip bir daha aynı duruma düşmemek için çabalamalıyız.Hayattan Edindiğim tecrübelerin sonucunda acının insanı olgunlaştırdığını düşünüyorum. Umarım Türk milleti çektiği acıların sonucunda yeterince olgunlaşmıştır ve bir daha aynı badireler yaşanmaz.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Dündar Taşer’in büyük Türkiyesi
Dündar Taşer’i Instagram’da okuduğum küçük bir hikaye sayesinde tanıdım.Okuduğum hikaye belleğimde o kadar unutulmaz bir yere girdiki ismini unutmadım. Bundan dolayı bu kitabı ilk gördüğüm zaman hemen alma ve okuma isteği olmuştu. Kitapla ilgili analizini yapmadan önce size bu hikayeyi paylaşmak istiyorum.” Benim bir komutanım vardı. Çok iyi ve sevimli bir albaydı. Bir gün, Türkmen çadırlarından onu da davet etmişler. Hemen bir koyun kesip pişirmişler ve büyük bir tepsi pilavın üzerinde baş ve kuyruk olduğu halde, huzuruna getirmişler. Türkmen âdetinde büyük bir hatırlı misafire baş ve kuyruk ikram edilir ve bu, baştan ayağa kadar bütün varlığımla hizmetinize hazırım demektir. Tarihlerde de yazılı olan bir an’anedir bu. Bizim albay, tabiî aldığı terbiye gereği, medeniyet havarisi.
- Bu nedir? Böyle şey olur mu? Bana tabak getirin, bu yağlı kuyruğu da kaldırımn, etten bir parça koyup getirin, demiş.
Bizim türkmenler kızmışlarsa da bir şey dememişler ve söyleneni yapmışlar. Albay tabaktaki yemeği yedikten sonra:
- Yemek böyle yenir. Niçin tabak kullanmıyorsunuz? Hep bir arada yemek doğru değildir, diye mikroptan falan söz etmiş.
Aşiret reisi:
- Efendi, biz seni tanımayız. Dündar bey bizdendir, ona hürmet ederiz. Sen de onun kumandanısın diye ikramda bulunduk. Biz yemeği beraber yeriz. Köpeklere ise ayrı kaplarda yemek veririz. Onlar yemek için hırlaşırlar kavga ederler.İnsanlar öyle değildir…
Instagram‘da okuduğum bu hikayenin akabinde aklımda kalan Dündar Taşer, Ziya Nur Aksun ile sohbetlerinden oluşan bu kitabın 68. sayfasında Daha önce aşina olduğum bu hikayeyi Ziya Nur Aksın’a naklediyor.
Kitabı okumaya başladıktan sonra Dündar Taşer’in köklü bir aileden geldiğini aydın biri olduğunu fark ediyoruz. Aydın fakat halkıyla milletiyle arasındaki bağı koparmamış! Aksine onlarla zaman geçiren onları anlayan ve çözümleyen bir asker ve politikacı ve düşünce adamı. Ona göre son iki asırdan beri ülkemizdeki en büyük sorunlardan biri “ Ülkeyi yöneten aydınların halkın manevi milli değer ve kıymet hükümlerine uygun hareket etmemesi”. Bencede ülkeyi yönetenler tarafından göz önünde tutulması gereken en önemli olgulardan.
Kitaba başladıktan sonra Dündar Taşer kimdir diye daha da çok araştırmaya koyuldum. Hakkında bir belgesel var izlemenizi öneririm. https://youtu.be/XgZf3v1cEfk, belgeseli izledikten sonra kendisine karşı büyük bir sempati besledim ayrıca vefatından sonra kendisine atfedilimiş bir Ağıt & Türküyüde https://youtu.be/gzoX2ivn_jE dinlerseniz bir tebessüm etmekten kendiniz alıkoyamazsınız.
Dündar Taşer’in Belleğinde yer edinmesinin en önemli nedenlerinden birisi konulara çok farklı bir bakış açısından bakması.Örneğin Osmanlılarda ki kardeş katlinin aslında Osmanlı Hanedanı’nındaki bir fedakarlık örneği olduğunu düşünüyor. Aslında bir bakıma da haklı, düşünsenize hanedansınız devletin bekası için kardeşinize ve oğullarının Hayatlarına son veriyorsunuz ne kadar büyük bir acı fakat devletin bekası için yapmak mecburiyetindesiniz. Çok başlılık devlette bölünmeye akabinde bölünmüş kutuplar arasında çatışmalara neden oluyor.
Çok fazla konuyu uzatmadan kitabı okuduğunuz taktirde kendinize katacak bir şeyler bulabileceğinizden emin olabilirsiniz. Sadece kendisini asker olduğu için önemsemeyen Necip Fazıl’dan uzun ısrarları sonucu randevu alıp kendisine yatsı namazından başlayıp sabah namazına kadar hiç durmadan dinletebilmesi onun ne kadar büyük bir düşünce adamı olduğunu ortaya koyuyor.Kendisi hakkında az çok fikir sahibi olduktan sonra biraz da üzgünüm çünkü maalesef kendisi hayata elim bir kaza sonucu erken veda etmiş. Umarım aşığı olduğu devlet ve millet her zaman layık olduğu payeye ulaşır.
Dündar Ağam. Çoh görestim hardasan,
Eller sanır, bir karanlık gordasan.
Mene göre Tanrı nerde ordasan,
Mustafa Kemal Balkanlar’da!
Benim gibi Türklerin ana yurtlarından birisi olan balkan tarihi ile ilgilyseniz bu kitap tam sizlik. Atatürk’ün özel hayatı ile ilgili okullarda belgesellerde öğrenmediğimiz önemli detayları bu kitapta bulabilirsiniz. Bu detayların paralelinde Mustafa Kemal’in bizler gibi etten kemikten olduğunu fakat birinci Dünya Savaşı öncesi ve devamında Türk milletinin ihtiyaçları doğrultusunda içerisindeki cevheri dışarı çıkartabilmiş ve milletinin Çıkarları doğrultusunda kullanmış büyük bir lideri görüyoruz.
Bundan yaklaşık bir asır öncesinde Bulgaristan’da 1 milyon Türk’ün olması mecliste 18 Türk milletvekilinin olması ve bunların Bulgaristan siyasetinde kilit bir noktada olması dikkate değer noktalar. Yolculuklar yapıp yeni ülkeler görmeyi seven biri olarak yakın zamanda Balkanlara gitmek istiyorum özellikle Bulgaristana. Atatürk’ü yani o zamanki Osmanlı Ateşemililerini bayram havasında karşılayan Filibe şehrini görmek istiyorum. Yine deli orman kasabası (veya köyü şehiri tam olarak bilmiyorum ) İnsanlarının uzun yaşamasıdan dolayı hafızamda yer edindi. Atatürk’ün Bulgaristan’daki Türklerin bölgesini gezerken Deliorman civarında tarlada çalışan iki tane yaşlı Türkiye denk gelmesi. Denk geldiği iki Türk’ten birinin yaşı doksan diğeri ise altmış! 90 yaşında olan 60 yaşında olanın babasıymış Atatürk’ün bir Türk subayı olduğunu görünce 60 yaşındaki oğluna hemen Türk zabiti için içecek bir şeyler getirmesini söylemiş 😊😃 .Bu iki çalışkan dinç insan Atatürk’ün dikkatini çekmiş ve Atatürk o anda çevresinde bulunan insanlara işte Türk böyle olmalı demiş..Tabi kitabı okurken bu şehirlerin hangi noktalarda olduğunu araştırdım şu anda isimleri değişmiş olsa da hangi şehirler olduğunu bulabiliyoruz.
Entellektüel birikimi ile önsezileri ve insan ilişkileri ile o zamanki Bulgaristan’da Yer edinen Mustafa Kemal.Bu ilişkilerini kurtuluş savaşında da milletimiz lehine kullanmayı bilmiş. O zaman bize de kitabın son sayfasında yazdığı gibi “Bâki kalan bu kubbede hoş bir sadâ imiş”; Sadânı hoş tut ve ölümsüz ol sen de.. demek düşer…