TOPLUMSAL ÇÖZÜLME VE BÜTÜNLEŞME Toplumun yapıtaşı olan insanın kendi cinsi içinde farklı olmasını sağlayacak birçok unsur vardır. Bu unsurlar arasında dil, din ,mezhep, siyasi görüş gibi farklı tanımlamalar yer almaktadır. Sosyo-kültürel bütünleşmeyi tanımlayacak olursak en basit hali ile toplumu oluşturan bütün unsurların ve kökenlerin birbirini tamamlar nitelikte davranmasıdır. Yani yukarıda bir insanı diğer insandan farklı kılan özelliklerin bir ayrışma veya çatışma aracı olarak kullanılmayıp harmanlanarak birbiri içinde eriyerek adeta bir yapbozun parçaları gibi birbirini tamamlayıp zenginlik katmasıdır. Toplumsal çözülme bir toplumu ayakta tutan inanç ve değer sistemlerinin etkinliklerini yitirmesi, sosyal müesseselerin yeni norm ve değerlere uyum sağlayamaması sürecidir. Toplumsal çözülme genelde fertler arasında, kurumlar arkasında gruplar arasında veya fertler ile kurumlar arasında, yaşanabilmektedir. Bunlara örnek verecek olursak mesela kurumlarda yaşanan hızlı değişimler bireyleri de etkiler, birey yeni sisteme ayak uyduramaz ve çözülmeye sebep olur.
Kurumlarda yaşanan değişimler diğer kurumları da etkilemektedir. Şöyle ki medeni kanunla çok eşlilik yasaklanmasına rağmen bazı toplumlarda devam etmektedir bu da aile kurumu ile hukuk kurumu arasında çözülmeye sebep olmakta, miras bölümünde sıkıntı yaşanmaktadır.
Bireyler arası çözülme özellikle bireyselliğin arttığı günümüzde diğer bireylerden kopuk, bireyselciliğe dönüş sıkça görülmektedir.
Gruplar arası çözülme küçük küçük farklı gruplara ayrılmış bireyler parçalanmış demektedir ve çözülme yaşanmaktadır. Gruplar sosyalleşmeyi sağlar fakat ihtiyaçtan fazla ise bütünleşmeyi değil ayrışmayı beraberinde getirir.
Fert ve grup arasındaki çözülme de, grup liderinin garip, topluma aykırı bir fikir oluşturmasıyla grup üyelerinin statik yapısına ters oluyor ve arada sorunlar yaşanıyor. Zamanla fikir kabul görse de grup lideri herkes tarafından hayranlık duyulan bir lidere dönüşse de o süreçte grup üyeleri ve lider arasında çözülme olmaktadır.
Kısaca çözülme global anlamda da bireysel anlamda da çok fark etmediğimiz ama irdelediğimizde ne kadar fazla alanda ve ilerledikçe de daha fazla soruna yol açan sosyolojik bir kavramdır. Toplumun yapısındaki küçük değişiklikler zamanla toplumsal çözülmeye yol açmaktadır.
Toparlayacak olursak toplumların ileriye gitmesinde ve fertlerin daha refah bir yaşayış sürmelerinde kuşkusuz sosyo-kültürel bütünleşmenin payı çok büyüktür. Eğer bir toplumda sosyo-kültürel bütünleşme yoksa tıpkı bozulmuş bir insan vücudu gibi olur. Yetersiz bir kalbin vücuda az kan pompalaması veya içerisinde birçok atık madde biriken beynin yanlış kararlar alması gibi toplum da kaçınılmaz kötü sonlara doğru yol almaya başlar. Hayatın her yerinde olduğu gibi toplumda da kurallar aynıdır. Herkesin bir görevi ve bu görevi de uyumlu bir şekilde yerine getirmesi lazımdır. İşte bütünleşme yerine çözülme meydana gelirse bir domino taşı etkisi ile toplumda peşi sıra birçok olumsuz ve hatta toplumun sonunu getirebilecek olaylar yaşanmaya başlayacaktır. Bütünleşme toplumu daha iyi bir yapıya sokarken çözülme ise ayrışmalara ve kötü sonuçlara gebe bir yarın bırakacaktır.
Türkiye'de çözülme yaşanan, ileride ciddi problemlere yol açabilecek birkaç konuya değinelim bakalım.
Günümüzde ülkemizde siyasi çatışmalar oldukça hız kazanmış ve aradaki fay hattı iyice derinleşmiştir. Bunu sağlayan siyasiler ise kendi çıkarlarını gözetmek adına bu durumdan şikayetçi olmamakla beraber kendi taraftarlarını ateşleyebilme imkanı buldukları için bunu bir koz olarak kullanmaktadırlar. Elbette bir insanın siyasi fikri ve savunduğu bazı değerleri olmalıdır bu insan olmanın getirdiği zorunluluklardan birisidir. Ama bu, toplumda ayrılmalara veya kavgalara sebep olacak boyuta geldiğinde oldukça tehlikeli bir silahtır. Her siyasi lider kendi kitlesini oluşturmuş kitleler kendi aralarında gruplar oluşturmuşlardır. Fakat bu gruplar bütünleşmeye değil ayrı saflara ayrılmalarından kaynaklı çözülmeye sebep olmaktadırlar. Karşı tarafa söz hakkı vermemekte yalnızca kendi görüşlerine körü körüne bağlı kalmaktadırlar. Bu durum geçmişte çok büyük ayrılıklara sebep olmuş sağ sol tartışmalarını çıkarmıştı. Günümüzde de sonuçları o zamanki kadar sert olmasa da zamanla tekrarlanabilme ihtimalini göz ardı edemeyiz.
Bir başka sorun ise 10 birim kontenjanı olan üniversiteler varken maalesef işgücü alımında ise neredeyse bu sayının çeyreği kadar insanın işe alınmasıdır. Bu durum statü savaşlarının artmasına ortam hazırlamakta ve yıllarca eğitim aldıktan sonra iş bulamayan genç kesimin hem psikolojik olarak çökmesine hem de iş bulabilen akranları ile arasında bir ayrılmaya kopmaya sebep olmaktadır. Aynı durum tam tersinde de geçerlidir. İş bulan veya topluma göre elit düzeyde kabul edilen bir meslek sahibi insan toplumun geri kalanına tepeden bakmaya başlayacak ve toplumdaki çözülmeler hızlanacaktır.
Bir başka sorun gelir dağılımında yaşanan adaletsizliklerdir. Ülkenin sahip olduğu kaynakların çok büyük bir kısmı çok az sayıda olan bir zümrenin elinde olursa zengin kesim ile sıradan halkın arasındaki makas gittikçe açılacak ve halkın olan tepkisi artacak aynı zamanda üst kademedeki şahıslara olan güveni azalacaktır. Özellikle günümüzde teknoloji sayesinde insanların birbirinden kolayca haberdar olmaları, aynı toplumda farklı hayat standartlarına sahip olmalarının bilincini kazandırmıştır. Halk bu farklılığın sebeplerini sorgulamakta sonucu da devletin izlediği politikalara bağlamaktadır. Devlet bu probleme kısa vadede çözümler bulsa da(sosyal yardımlar gibi) zamanla onlar da tatmin etmeyecektir. Toplum ve devlet arasında olan bu çatışma artık ekonomik bir sorun değil sosyal soruna dönüşmektedir.
Devlet kurumu toplumun devamı için gerekli olmakla beraber kendisi de toplumsuz var olamaz çünkü köklerini toplumun kendisinden almaktadır. Kamu yönetiminden, vatandaşların isteklerinin hızlı ve kaliteli bir şekilde etkinlik ve verimlilik anlayışı ile yerine getirmesi beklenmektedir. Liyakat sisteminin kamu yönetiminde çoğu zaman göz ardı edilmesi ve yerine çeşitli nedenlerle kayırmacılık sisteminin tercih edilmesi, kamusal hizmetlerin etkinlik ve verimlilik anlayışına zarar vermektedir. Kamu yönetiminin etkin ve verimli bir şekilde faaliyet göstermesi, yönetimin liyakat ve adalet anlayışı ile doğrudan ilişkilidir. Eğer devlet bürokrasisini inşa ederken uygun bir liyakat göstermezse toplum ile arası açılır ve toplumun devlete olan inancı zayıflamaya başlar. Başta muhalif insanlar ile iktidar yanlıları arasında olan ayrılıklar zamanla toplum-devlet ayrılığına dönüşür ve toplum düzenini sil baştan değiştirecek bir dizi olayların yaşanmasına vesile olur.
Son olarak en önemlisi ülkemizde gerekli eğitimin yeterli düzeyde olmaması toplumdaki çözülmelerin asıl sebebidir. Eğer okullarda öğrencilere sosyolojik ve kültürel açıdan gerekli donanımlar katılırsa bireyler ilerleyen yaşamlarında hem kendileri bütünleşmek adına gerekli adımları atabilecek hem de bir sonraki nesile bu konuda daha ehil bir eğitim verebilecektir. Ülkemizde maalesef sosyal bilimler gereken önemi görmüyor ama toplumun bütünleşmesinde ve ilerlemesinde fen bilimleri kadar sosyal bilimlerin de oldukça büyük söz hakkı vardır. Hatta bazı noktalarda fene karşı üstünlükleri vardır. Çünkü fen insanla ilgilenmez ama sosyoloji ise doğası gereği insanı ele alır ve onu inceleyip önüne çıkabilecek sorunlar için çözümler üretmeye çalışır. İşte bu bilim gereken değeri gördüğü zaman toplumda gerçek bir bütünleşme sağlanacaktır.