Eğer aşkı seversen cân olasın.
İlâhî meşrebim, vahdetperestim, şerâb-ı cilve-i hayret ile mestim.
firûze, bir nigâhın düşse cânıma sanırım kevn ü mekânın sırrına destim.
ne rindim büsbütün ne zâhid-i huşk, arada bir dervîş-i sergerdestim,
senin kûyunda bir zerreyim ancak, felekler dönse de yine sana pestim.
firûze, zülüflerinin kavs-i kudretiyle yazılmış bir kitâb-ı ibretim,
her harfi bir âh u bir niyâz olmuş lisân-ı dilde okunan hikmetim.
geceler inerken şehr-i gamıma sen doğarsın mâh-ı dilârâ gibi,
ben secdeye kapanmış bir pervâne, sen mum, bense sana müptelâ mestim.
dilimde zikr-i nâmın ey firûze, gönlümde bir devr-i hayretin sesi,
sanki bir ney gibi içimden geçen feryâd-ı aşkın nâle-i bestim.
bu gece gözlerinin göğünden Firuze, yıldız yağıyor üzerine şiirimin.
kâğıtların zemheri beyazlığına kıvılcım ekiyor ellerim.
ne mümkün gizlemek bu sûz-ı pinhânı ki ruhum âteş-i hicrân ile yanar,
sen gülşen-i cemâlinle bahâr iken ben bülbül-i nâlân-ı şeb-perestim.
ey firûze, bil ki bu fakîr-i dil her nefeste sana doğru yürür,
varlığımı yokluğa katıp da senin vahdet ufkunda yine mestim.
İlâhî meşrebim, vahdetperestim, şerâb-ı cilve-i hayret ile mestim,
firûze, bir nigâhın değse rûhuma sanırım kâinatın sırrına destim,
gönlümde devr eder bir nûr-ı esrâr ki her lahza ona ser-beste bestim,
senin kûyunda ser-gerdân gezen bir âh-ı pür-hicrân ile mestim.
firûze, gözlerinin kavs-i kudretiyle yazılmış bir kitâb-ı ibretim,
her harfi bir figân, her noktası bir nâle-i pinhân-ı hikmetim,
sen okudukça dirilen bir âyetim, susarsan bir garîb-i mihnetim,
görünmez bir nefes gibi dolaşır kûyunda nâm-ı muhabbetim.
şeb inerken ufk-ı gamgîne doğarsın mâh-ı cemâl-i dil-berim,
ben pervâne-i sâgar-keş-i sûzân, sen âteş-i mestâne-i serverim,
her nefesimde bir zikr-i firûze var ki dilimde nûr-ı kevserim,
ne mümkin inkâr etmek bu kaderi, ben sana meyyâl-i ezel-serim.
bir lahza gözlerin düşse bu harâb gönlüme ey şem’-i bî-hemâl,
felekler susar, rûzgâr diner, söner gamın bunca gürültü ve ceng ü cidâl,
gönlümde açılır bir gülşen-i mestî ki bülbüller eder bî-inkıtâ nâl,
firûze, senin bir tebessümün yeter bu âlemi vermeye kemâl.
nice geceler gördüm ki semâdan yağar sükûtun siyâh tülleri,
ben ise ararım kûyunda bir iz, bir remz-i nihânın külleri,
her kum tanesi olur bana bir sır, bir âh-ı bî-pâyânın gülleri,
firûze, adın düşse dilime titrer cihânın bütün telleri.
⠀⠀⠀
ben bir sâlik-i hayretim ki yolum senin cemâline çıkar nihâyet,
her adımda döner devr-i felek, her nefeste bir başka hikâyet,
sanki kâinatın nabzı vurur kalbimde bir nûr-ı hidâyet,
firûze, senin bir bakışınla olur bu fakîr-i dil ser-nihâyet.
⠀⠀⠀
ey mâh-ı firûze, bil ki bu gönül bir harâbe-i sûzân-ı sevdâdır,
her köşesinde yanar bir kandîl ki adı âh u derd-i dünyâdır,
sen gelince olur bir gülşen-i rûhânî, gider bunca zulmet-i riyâdır,
ben bülbül-i dîvâne, sen gül-i handân; kaderimiz ezelî bir duâdır.
⠀⠀⠀
ne mümkün saklamak bu sırrı artık ey şeh-perî-i nûr-ı cemâl,
dilimde firûze, gönlümde firûze, gözümde firûze bir hayâl,
her nefeste büyür bu sevda, olur kâinatı dolduran bir suâl,
ben cevâbını bulmuş bir dervîşim: sensin o cevher-i bî-zevâl.
⠀⠀⠀
firûze, eğer bir gün bu fakîrin sesi düşerse sükûtun kıyısına,
bil ki bir ney gibidir şiirim hâlâ senin adının hatırasına,
rûhum göçse bile kalır bu şiir senin kûyunun atlasına,
çünkü ben ezelden yazılmış bir âhım firûze’nin sevdâsına.









