Bu şarkı soluk altın renginde.
seen from China

seen from Malaysia
seen from Germany
seen from Türkiye
seen from Türkiye

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Canada

seen from United States

seen from Germany
seen from China

seen from United States

seen from United States
seen from Russia

seen from Russia

seen from United States

seen from Germany

seen from United States

seen from Canada
Bu şarkı soluk altın renginde.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bir sağırın sinestezi olması gibidir aşk; müziği duyamazsın ama onu hissedersin.
Sinestezi: Renklerin Sesi/ Kelimelerin Kokusu
Renk, dünyada ve evrende var olmayan bir şeydir. Gözümüzdeki retina denen tabakada bulunan dalga boyuna duyarlı üç farklı alıcıdan kaynaklanır. Renkler; fotoreseptör yahut “ışık alıcısı” denen bu duyu hücrelerinin, ışığın farklı dalga boylarına sahip bileşenleri tarafından değişik derecelerde uyarılmalarından ve bu uyarılmalardan kaynaklanan sinir mesajlarının beyinde değişik görsel tecrübeler (renkler) şeklinde yorumlanmasından kaynaklanır.
Gözümüzdeki retina tabakasında genellikle üç farklı tip ışık alıcısı bulunur ve bunlar kırmızı, yeşil, mavi dediğimiz ışık ışınlarının dalga boylarına hassastır. Bu üç rengin karışımıyla, milyonlarca rengi görebiliyoruz.
Renk dediğimiz şey, demek ki gözümüzdeki farklı ışık dalgalarına hassas alıcıların beynimize gönderdiği sinyaller nedeniyle beynimizin yaptığı sanal bir yorumdan başka bir şey değildir. Cansız fizik âlemde renk diye bir şey olmadığı gibi aslında ses de tat da koku da yoktur…
Bir ormanda bir ağaç devrilse ve orada işitecek hiçbir canlı olmasa bu ağaç ses çıkarır mı? Cevap “Hayır”; ses çıkmaz. Havada ilerleyen basınç dalgaları oluşur fakat bunların ses olabilmesi için algılayıcı bir donanım gerekir. Çünkü ses dediğimiz şey, havadaki basınç dalgalarından üretilen algının bizdeki adıdır. “Sertlik, tatlılık, acılık, yumuşaklık, ağrı ve hatta bizzat ‘madde’ dahi, aslında yoktur.” diyebilirsiniz. Zira bunların her biri aslında bizim yorumumuzdan ibarettir.
Sözün özü; dışarıda sandığımız ne varsa aslında “içeride”…
Yunanca kökenli bir terim olan sinestezi, birlikte (sin) ve algı (estezi) sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir kelimedir. Beynimizde normalde farklı duyular olarak algılanan ses, renk, tat, koku, temas, gıdıklanma, kaşınma veya titreşim gibi duyuların, farklı kombinasyonlarda birbirleriyle karışmasına verilen isimdir. Sinestezinin birçok farklı tipi olmakla birlikte en yaygın tipi; harf, sayı veya kelime dizilerini renkler şeklinde görme durumudur.
Sinan Canan, Değişen Be(y)nim
###
https://youtu.be/h7XfjFaKdE0
https://youtu.be/42fGTLJyLss
https://youtu.be/KjbkKKPoa4E
sinestezi
salı gününün tadı? si notasının rengi? ya da en son yediğiniz tavuğun tadı köşeli miydi, yoksa yuvarlak mı?
gözümüzden gelen bilgiler, beynimizin görme bölgesine gider ve biz görürüz aynı şekilde dilimizden gelen bilgiler beynimizin tat bölgesine gider ve tadı algılarız. peki görme bölgesi ile tat bölgesi arasında çapraz bi bağ varsa? bu: sinestezi
“Ben seslerin rengini, dokunuşların sesini duyabiliyorum...”
(Bir sinestezi kaydı)
Ben seslerin rengini, dokunuşların sesini duyabiliyorum. Renklerin kokusunu alabiliyorum.
Ama bu, her zaman farkında olduğum bir şey değil. Bazen düşünürken, bazen bir duygu içimi kaplarken, aniden beliriyor — bir şeyin şekli değişiyor zihnimde. Eskiden herkesin böyle olduğunu sanırdım.
Senin kokun Oystein... Pas. Aldehit. Yanık çam kıymıkları. Sesinse, beyazımsı mat bir çelik gibi. Soğuk ama pürüzsüz.
Annemin sesi: bordo kadife. Reza’nın gülüşü: yanık amber.
Ama Pelle’nin rengi yok. Bir buhar gibi... Kokusu da zannedildiği gibi değil. Çürüyen etin, putresin ya da kadaverin kokusu değil. Daha çok: ıslak toprak, rengi değişen bir yaprak, bir mezarlık selvisi... ve şelalenin altında durduğunda burnuna dolan ozon kokusu.
Sonradan öğrendim, bunun bir adı varmış: sinestezi.
Geçenlerde sahilde bir balıkçı öfkeyle bağırdı. Ylvie bana döndü ve şöyle dedi: “Anne, sesi kırmızı oldu.”
O an anladım... Bu harika ve lanetli şey, ona da geçmiş.
////////////////////////////////////////////////////////////////////
“I can hear the colors of sounds, and the voices of touches…”
(A synesthetic entry)
I can hear the colors of sounds, feel the voices of touches. I can smell the scent of colors.
But it’s not something I’m always aware of. Sometimes when I’m thinking, or when a sudden emotion floods me, it appears— and the shape of something shifts in my mind. I used to think everyone was like this.
Your scent Oystein… Rust. Aldehyde. Burnt pine splinters. Your voice feels like dull white steel—cold, but smooth.
My mother’s voice: burgundy velvet. Reza’s laughter: burnt amber.
But Pelle has no color. He’s like vapor… And his scent isn’t what one might expect. Not decaying flesh, not putrescine or cadaverine. It’s more like: damp soil, a leaf shifting its hue, a cemetery cypress, and that sudden ozone rush when you stand beneath a waterfall.
Later I found out— there’s a name for this: synesthesia.
The other day, a fisherman on the shore shouted in anger. Ylvie turned to me and said, “Mom, his voice just turned red.”
That’s when I knew… This wondrous and cursed thing... it has passed on to her.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Çok insanla tanıştım, hepsinin sesi farklıydı. Hepsinin rengi kendine özgüydü. Ama ben yine de hala bekliyorum çünkü tek bir rengi hiç görmedim. Beyaz. Beklemede kalacağım.
+Hasta oluyorum senin yüzüne baktıkça.
-Bense sana bakmadığım zaman hastalanıyorum.
SİNESTEZİ
Sinestesi; bir duyunun uyarımı ile diğer duyuların harekete geçmesi olarak tanımlanabilir.
Bir saat kadar önce kendime kahve yaptım, ufak ufak soğuta soğuta içiyordum birden bir koku geldi burnuma ve bu beni epey eskilere tanıdığım bir parfüme kadar götürdü, başka şeyleri hatırlattı.Mesela ilkokul öğretmenim aynı zamanda yan komşumuzdu,oğlu arkadaşımdı evlerine girer çıkardım...Salonlarında o kadar çok kitaplık vardı ki salon kitap kokardı,diğer odalar ise hafif bir naftalin kokusuyla kaplıydı.Şimdi ne zaman naftalin kokusu alsam o zamanları hatırlarım.Bu gün kahveden aldığım koku da beni biraz geriye götürdü.İlk kez hissettiğimde çok hoşuma giden ve kokunun sahibi olan kişiye ilk cümle olarak “çok güzel kokuyorsun” demiştim.Vaay be zaman çok çabuk geçiyor...Yıllar sonra bu kokuyu tekrar hissetmek enteresan ve sanırım zihnimizin bir oyunu.Bir daha o kokuyu hissedeceğimi düşünmemiştim.Tuhaf hissettim....
Her şeyin bir kokusu var ve kokularda hafızaya dahil.Mesela mercedes araba kokusu var,arabada bir süre sigara içmezsem benim arabamda öyle kokuyor.Ya da dunlop deodorant sıkınca aynı kokuyu elde edebiliyoruz.Mesela yeni tişört kokusu,yeni pantolon kokusu,yeni ayakkabının kokusu...Her şeyin bir kokusu var acaba hiç koku alamasaydın ne olurdu?YHem koku hem tat almasak ve o şekilde yemek yesek?Hiç bir şeyin diğerinden farkı kalmazdı.Berbat olurdu.
Al Pacino’nun kadın kokusu filmi aklıma geldi.Adam ne oynamıştı ya ve gerçekten kadınları çok iyi tanıyordu. Birisi kendini filme kaptırmadan izlese dahi Al Pacino’yu gereçten görme engelli sanabilir, o kadar gerçekçi oynamış.Benim hatırıma gelen koku da bir kadının kokusuydu.Kokunun ismini bilmiyorum, her hangi birinde de bu kokuyu duymadım ama şimdi hissetmek müthişti.
Gelelim genel olarak kokulara. Bu yukarıda kokusunu hatırladığım kadın bana şöyle demişti “ekmek gibi kokuyorsun”...Tuhaf bulmuştum.Bir gün içki içtikten sonra bir kadınla aynı yatağı paylaştım.Sabah uyandığımda bana “meze kokuyorsun rakı kokuyorsun” demişti.Yazıya 3-5 dakika ara verdim, kendimi kokladım acaba kokum neye benziyor diye isimlendirmek istedim.Sanırım benim bir kokum yok.Doğduğum zaman beni Akhilleus gibi tuzlu suya batırmışlar. (Tuzlayayım da kokma lafı buradan gelir) Gelelim Akhilleus’a... Peleus ve Thetis’in oğulları annesi onu ölümsüz kılmak için ölümsüzlük iksiri olan bir suya batırıyor.Vücudunda suya değmeyen tek yer topuğu...İşte Akhilleus Troya savaşında topuğunun üstündeki bölgeye gelen okla öldürülüyor.Topuğumuzun hemen üstündeki tendonun ismi bu yüzden “Aşil Tendonu”... Neyse kendi kokumu bir şeye benzetemedim dediğim gibi kokum yok galiba...
Ama bir süre Armani Black, bir süre Givenchy,bir süre Hugo Boss Classic kullandım, en son Tom Ford Noir Extreme kullanıyordum.Parfüm bitti , fiyatı 800 lira oldu bir süre almayı düşünmüyorum ama sanırım Yılbaşında kendime parfüm hediye edicem.Bir koku insana neler yazdırıyor ya.