Ulises huía de las sirenas -de policía-, con Troya ardiéndole aún dentro de la cabeza. Arrastraba, prisionero, un caballo de madera carg
seen from Malaysia
seen from Malaysia

seen from United Kingdom
seen from Malaysia

seen from Italy
seen from Italy
seen from Malaysia
seen from Italy

seen from Germany
seen from United States

seen from United States
seen from China
seen from United States

seen from Maldives
seen from Japan

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Malaysia
Ulises huía de las sirenas -de policía-, con Troya ardiéndole aún dentro de la cabeza. Arrastraba, prisionero, un caballo de madera carg

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Caen imperios como copas en la barra Brindo solo por esa Troya ardiendo en mi espalda Promesas de mármol, pies de barro en la plaza...
honor the gods, love your woman and defend your country
Troya Savaşı ve tanrıların kararı
*Gökte Ne Var? 2025 topluluğu için hazırladığım “Yunan Mitolojisi” serisi, Ders 2
Troya Savaşı, Troya’lı Paris'in Helena'yı, Sparta kralı olan kocası Menelaus'tan kaçırması sonrasında Akhalar (Yunanlılar) tarafından Troya (İlyon) şehrine karşı başlatılır.
Savaş, Yunan mitolojisindeki en önemli olaydır. Anadolu, Yunan ve hatta Avrupa sanatını derinden etkilemiştir. Yunan edebiyatının birçok eserinde, özellikle de Epik Döngü’de karşımıza çıkar. Epik Döngü Troya Savaşı'nın öncesini, tüm seyrini ve savaşın sonrasını anlatan, bir grup destansı şiirdir. İçlerinde yalnız Homeros'un İlyada'sı ve Odysseia’sını tam olarak biliyoruz. Diğer kitaplar, günümüze küçük parçalar halinde ulaşabilmiş ya da daha sonraki özetlerden bilinmektedir.
Epik Döngü
1. KIBRIS kayboldu, Kıbrıslı Stasinus'a atfedilir
Thetis ile Peleus’un düğünü ile başlar. Altın Elma yarışmasında Afrodit’i “en güzel” seçen Paris, Helena’nın aşkı ile ödüllendirilir. Helena ile Paris Sparta’ya kaçar. Menelaus intikam için büyük bir donanma toplar. Agamemnon, rüzgarı kesmek için kızını kurban eder. Troya kuşatması başlar, 9 yıl boyunca iki taraf da anlamlı bir başarı elde edemez.
2. İLYADA korundu, Homeros'a atfedilir
Troya kuşatmasının, 10. yılında dört günlük bir dönemi anlatır. Yunan kahramanı Akhilleus ve Miken Kralı Agamemnon'un anlaşmazlığı ile başlar. Troya prensi yiğit Hektor’un cenazesi ile biter.
3. AETHIOPIS kayboldu, Miletli Arctinus'a atfedilir
Amazon Kraliçesi Penthesileia ve Etiyopya kralı Memnon Troya'ya yardım eder. Akhilleus ikisini de öldürür ancak Apollon'un yardımıyla Paris tarafından öldürülür. Yunanlılar yas tutar, cenaze oyunları düzenler. Akhilleus'un ilahi zırhı en büyük kahramana ödül olarak sunulur. Zırh konusundaki kavgalar yeni bir anlaşmazlığa yol açar.
4. KÜÇÜK İLYADA kayboldu, Midillili Lesches'e atfedilir
Yunanlılar Troya’yı bileklerinin gücüyle alt edemeyince kurnazlığa başvurur. Odysseus içine savaşçıları saklamak için tahta bir at yapmayı teklif eder. Troyalılar, atı şehrin içine sokar.
5. TROYA'NIN YAĞMALANMASI kayboldu, Arctinus'a atfedilir
Tahta attan saklı Yunan komutanları fırlar. Troya ateşe verilir. Büyük bir katliam yapılır. Troya düşer. Tanrılar Akhaları lanetler ve eve dönüş yolculuklarını sabote eder.
6.NOSTOI (GERİ DÖNÜŞ) kayboldu, Agias'a atfedilir
Donanma bölünür, fırtınalar ve kavgalar Akhaları dağıtır. Menelaus denizlerde yıllarca sürüklenir. Yanlışlıkla Mısır'a gider. Agamemnon, karısı ve sevgilisi tarafından öldürülür. Odysseus kayıptır.
7.ODYSSEİA korundu, Homeros'a atfedilir
Odysseus’un 10 yıl süren zorlu eve dönüş yolculuğu anlatılır.
8. TELEGONYA kayboldu, Kireneli Eugammon'a atfedilir
Odysseus tekrar Ithaka’dan ayrılıp, denizlere yelken açar. Yine başına türlü maceralar gelir.
Troya Savaşı Efsanesinin Kökenleri
Heinrich Schliemann (sol), Sophia Schliemann (sağ)
MS 19. yüzyılın ortalarına gelene kadar hem savaş hem de Troya şehri birer mit olarak görülüyordu. 1868'de Alman gezgin/altın avcısı Heinrich Schliemann, elinde İlyada ile Çanakkale Boğazı yakınlarında Hisarlık olarak bilinen bölgeye geldi ve kısıtlı arkeolojik bilgisiyle dağınık kazılar yaptı. Tam 9 kat şehir kazdı ve Homeros Troya’sının Troya II olduğunu düşündü. Burada bir hazine buldu. Hatta işçileri kovup altını karısı ile birlikte çıkardığı söylenir. Hazinedeki altınların bir kısmını Sophie'nin portresinde görebiliyoruz. Hazine'yi Osmanlı Devletinden kaçırıp pazarlamış, ancak eserler daha sonra Almanya'yı işgal eden Sovyetlerce kaçırılmıştır.
1932’de Türk arkeologların da katıldığı ve Amerikalı arkeolog Carl Blegen’in yönettiği kazılarda, destanda geçen mekânın Troya VI ya da Troya VII olabileceği düşünüldü.
Buluntular savaşa işaret etse de bu işaretler Miken Yunanlıları tarafından gerçekleştirilen çok sayıda kuşatmanın bir birleşimi de olabilir. Hikâyede geçen yangın, Troya VIIa’daki arkeolojik kanıtlarla örtüşüyor. Ancak buluntulara göre Troya VI, İlyada’da bahsedildiği gibi çok daha zengin bir kentti ve yıkımı da depremle ilişkilendiriliyor. Şu an hangisinin Homeros Troya’sı olduğunu bilmiyoruz.
Efsane arkeolojik olarak çözülmesi zor bir gizem. Bu nedenle Troya’ya olan ilgi romantik bir sadakate dönüşmüş durumda. Hikâye romantik olmasının yanı sıra, tıpkı diğer tüm Yunan mitleri gibi insanın kaderi ve tanrılar karşısında verdiği var olma mücadelesini anlatan, tam anlamıyla insana dair bir öykü.
Troya’yı savaşa götüren olaylar
Olaylar zincirinin en başında Prometheus var. Titan dedelerinin yenilgisi için yas tutan Prometheus, kendi gözyaşı ve balçığı karıştırarak önce insanoğlunu yaratmış sonra da onların acizliğine acıyarak, yalnızca tanrılar tarafından kullanılan kutsal ateşi çalıp insanlara armağan etmişti. Bunun üzerine Zeus Prometheus’u, cezalandırmak için Kafkas Dağının tepesinde bir kayaya zincirlemişti. Burada bir kartal Prometheus’un her gün tekrar iyileşen karaciğerini kemirmekteydi. Bazı kaynaklara göre Prometheus bu işkenceden Herakles tarafından kurtarılmıştı. Ama bazı kaynaklar Prometheus’un ona önemli bir sır vereceğini söylemesi üzerine Zeus’un onu serbest bıraktığını yazar.
Thetis ve oğlu Akhillues, National Museum of Rome, Palazzo Massimo
Bu sır, talipleri arasında Poseidon ve Zeus gibi pek çok tanrı olan tanrıça Thetis ile ilgilidir. Ve bir tek Prometheus’un bildiği bu kehanete göre Thetis’in oğlu, babasından çok daha önemli biri olacaktır. Bu, Aiskhylos’un “Zincire Vurulmuş Prometheus” kitabında geçer.
Okeanos ve Tethys, Zeugma Mozaik Müzesi, Gaziantep
*Buradaki Thetis, Okeanos’un karısı olan titan okyanus kraliçesi Tethys ile karışmasın. Thetis, Tethys’in torunuydu ve bazen onun özelliklerini ve güçlerini gösterebiliyordu.
Bunu öğrenen Zeus, Thetis’i her ne kadar hemen hemen tüm kadınları bulduğu gibi çok çekici bulda da ondan bir çocuğu olması fikrinden korktu. Zeus babası Kronos'u devirmişti. Kronos, dedesini tahtından etmişti. Atalarının yaşadıklarını yaşamak istemediği için Thetis'in ölümlü Peleus ile evlenmesine karar verdi. Bu çiftin oğulları, Troya’daki en büyük Yunan kahramanı olan Akhilleus olacaktı. Olimpos’taki tüm tanrı ve tanrıçaları Peleus ve Thetis’in görkemli düğününe davetliydi.
Thetis ve Peleus’un düğünü, Hans Rottenhammer, 1600
Biri hariç. Düğünün ortasında davet edilmemiş olan tek tanrıça Eris çıkageldi. Olympos’taki 12 tanrının 13.’sü. İstenmeyen, kabul edilmeyen tanrıça.
*Uğursuzluk tanrıçası Eris, Homeros'un İlyada'sında Ares'in "kız kardeşi ve yoldaşı" olarak tanımlanıyor. Bu da Eris’i Zeus ve Hera’nın ya da onlardan herhangi birinin çocuğu yapıyor. Ancak Hesiodos'un Theogonia'sına göre Eris, Nyx'in (Gece) kızıdır ve Nyx'in eşi olmadan dünyaya getirdiği birçok çocuktan biridir. Nyx’i de zaten Gaia kendinden meydana getirmiştir.
Eris’in altın elması, Jacob Jordaens - Peter Paul Rubens, 1633
Eris davetlilerin arasına üzerinde “En Güzeline” yazan bir altın elma attı. Hera, Athena ve Afrodit’in her biri elmanın kendilerine ait olduğunu iddia ettiler. Uzlaşma sağlanamayınca kararı Zeus’un vermesini istediler. Ama Zeus kaçın kurası. “Siz İda dağına gidin. Orada Paris adında bir çoban var. Güzelden en iyi o anlar. Kararı o versin” dedi.
Hekabe ve Priamos, Alessandro Varotari, 16.yy
Paris aslında, Troya Kralı Priamos’un oğullarından biriydi. Priamos, Troya’da zenginlik ve refah içinde yaşıyordu. Karısı Hekabe, Paris’e hamileyken rüyasında içerisinden yılanlar çıkan bir meşale doğurduğunu gördü. Kahinler bunu doğacak çocuğun Troya'nın yıkımına sebep olacağı şeklinde yorumladı. Bu yüzden Paris doğar doğmaz bir hizmetçiye onu İda dağına götürüp bırakması için emir verdi. Paris çobanlar tarafından bulundu ve bir çoban olarak yetişti. Oinone isimli bir orman nemfini sevdi.
Paris bir gün sürülerini güderken yanında üç güzel tanrıça ve Hermes belirdi. Hermes, Zeus’un buyruğunu iletti “Hangisinin en güzel olduğuna sen karar vereceksin”. Tanrıçaların üçü de Paris’in kendisini seçmesi için vaatlerde bulundu. Hera, onu zengin bir kral yapacağına söz verdi. Athena ona bilgelik ve yenilmez bir cesaret vereceğini söyledi. Afrodit ise dünyanın en güzel kadınının aşkını vaat etti. İflah olmaz bir romantik olan Paris altın elmayı Afrodit’e verdi. Oinone’yi unuttu, dünyadaki en güzel kadının hayali ile yollara düştü. Fakat Hera ve Athena’nın edebi nefretini kazanmıştı. Bu tanrıçalar Troya’nın en azılı düşmanları olacaktı.
Paris’in kararı, François-Xavier Fabre, 1808
Paris, ilk önce Troya’ya gitti. Burada atletizm müsabakalarına katıldı. Yakışıklı ve becerikliydi. Çok geçmeden anne babası onun kim olduğunu anladı. Paris’i meşru oğulları ve Troya’nın prensi olarak kabul ettiler. Bazı kaynaklara göre Paris’i tanıyabilmelerinin sebebi, doğduktan sonra boynuna takılan “Priamos’un mührü” denilen madalyonu hala taşıyor olmasıydı. Kardeşleri Kassandra, Deiphobos ve yiğit Hektor kardeşini kucakladı. Tam bir sevgi seli.
Troyalı Helena, Evelyn De Morgan, 1898
Dünyanın en güzel kadını, Zeus ve Leda’nın kızları olan Helena idi. Pek çok kral ve soylu onunla evlenmek istiyordu.
Leda ve kuğu, MS. 2. veya 3. yy, Palaepaphos Arkeoloji Müzesi, Kıbrıs
*Leda, Sparta kralı Tyndaros’un karısıdır. Zeus beyaz bir kuğu kılığına bürünerek gölde yıkanan güzel Leda’nın yanına geldi. Bir süre sonra kendini gösterdi ve Leda ile birlikte oldular. Leda aynı gün içinde kocası Tyndaros ile de birlikte oldu. Bu birlikteliklerden Leda’nın rahminde iki yumurta meydana geldi. İki yumurtadan da ikiz çocuklar doğdu. Çocukların ikisi Zeus’tan, ikisi de kral Tyndaros’dandı. Güzeller güzeli Helena ile ikizi Pollux Zeus’un, Klitemnestra ve Kastor ise Tyndaros’un çocuklarıdır. Ama Tyndaros hepsini kendi evladı olarak büyütmüştür. Kastor ve Pollux, Dioskurlar olarak, “dostluk ve ayrılmaz kardeşliğin simgeleri”dir. Kastor bir kavga sırasında öldürülünce, ondan ayrılmak istemeyen Pollux, Zeus’a yalvardı. Zeus onları İkizler takımyıldızına dönüştürdü. Oğullarını kaybeden Tyndaros krallığını kime emanet edeceği konusunda endişeler yaşamıştır.
Helena o kadar güzeldi ki Tyndaros, önce onu evlendirmeye yanaşmamıştı. Talipler önemli ve güçlü kişilerdi. “Birine versem, öteki kızıp savaşmaya kalkacak” diye düşünüyordu. Sonunda bir çare buldu. Tüm taliplerden söz aldı. “Kızımı sizlerden birine vereceğim fakat kimi seçersem seçeyim Helena’nın kocasına ömür boyu destek olacaksınız. Yoksa kızımı hiçbirinize vermem”. Talipler kabul etti.
Helena ve Menelaus, Johann Heinrich Wilhelm Tischbein, 18. yy
Tyndaros damatlığa Menelaus’u seçti. Helena ile evlendikten sonra da tahtı ona bıraktı. Artık Sparta Kralı Menelaus olmuştu. Öz kızı Klitemnestra’yı da Menelaus’un erkek kardeşi Miken Kralı Agamemnon ile evlendirdi.
Paris, Troya’da unvanlarını geri aldıktan sonra Sparta’ya, Menelaus’un sarayına geldi. Menelaus Paris’i güler yüzle karşıladı. Onu günlerce ağırladı. Ancak sonra Girit’e gitmesi gerektiğini söyleyerek Sparta’dan ayrıldı. Paris bu misafirperverliğe karşılık kocasının yokluğunda Helena’yı baştan çıkardı ve onu Troya’ya kaçmaya ikna etti.
Helena ve Paris’in aşkı, Jacques-Louis David, 1788, Louvre, Paris
Paris, Helena ile birlikte babasının kabulünü almak için huzura çıktı. Kız kardeşi Kassandra da oradaydı. Zavallı Kassandra. Apollon onunla birlikte olmak istemiş, kızın bekaret yemini olduğu için reddedilmişti. Apollon kendisine karşı koyan Kassandra’ya kehanet armağanı verdi. Fakat kimsenin ona inanmaması için de kızı lanetledi. Kassandra, Paris’in şehveti yüzünden Troya’nın başına gelecek her şeyi görebiliyordu. Umutsuzluk çığlıkları attı, Paris’e hakaretler yağdırdı. Kassandra'nın delirdiğini düşünen Priamos, kızını bir saray hücresine kilitledi.
Kassandra, Evelyn De Morgan, 1898
Menelaus Sparta’ya vardığında Paris’i de Helena’yı da bulamadı. Önce çılgına döndü ama sonra aklına kayınpederine verilen söz geldi. Helena’nın eski taliplerini, yani Yunanistan’ın kral ve asilzadelerini çağırarak karısını geri alabilmek için yardım istedi.
Menelaus’un erkek kardeşi Agamemnon bu işe çok sevindi. Hırslı komutan gözünü Troya’nın zenginliklerine çok önceden dikmiş, yalnızca savaş için bir bahane arıyordu. Agamemnon ve Menelaus’a bağlılık yemini eden herkes Sparta’da toplandı. İki kişi eksikti. İthaka Kralı Odyseus ve Thetis’le Peleus’un oğlu Akhilleus.
Odysseus, Troya’yadaki savaşa katılmanın ne kötülükler doğuracağını bildiği için önce delirmiş numarası yapmaya yeltendi. Onu savaşa çağırmaya geldiklerinde tarlasına tuz ekerek ve sabana öküz yerine kendisi koşarak çılgın taklidi yaptı. Ama elçiler, Odysseus’un daha bebek olan oğlu Telemakhos’u alıp sabanın önüne koyunca Odysseus, sabanı durdurarak oğlunun ezilmesini önledi. Böylece deli olmadığı ortaya çıktı.
Odysseus, Lycomedes'in kızları arasında Akhilleus’u tanır, Louis Gauffier, 18. yy
Akhilleus’un annesi Thetis, oğlunun Troya’ya giderse öleceğini biliyordu. Bu yüzden Akhilleus, Sykros Kralı Lykomedes’in sarayına gönderildi. Ona kadın elbiseleri giydirip genç kızların arasına sakladılar. Akhilleus savaşa katılmazsa Yunanlıların yenileceğini bilen Odysseus, onu bulup getirmeye gönüllü oldu. Kurnaz Odysseus çeşit çeşit kumaş ve pırıl pırıl silahlar alıp Lykomedes’in sarayına gitti. Saraydaki kadınlar kumaşların başına toplandı. İçerinden sadece biri silahlarla ilgilendi. Odysseus, Akhilleus’u tanıyınca koluna yapıştı. “Savaştan kaçmak sana yakışmaz” dedi. Diğer müttefikler ile birlikte Aulis Limanı’nda toplandılar. Başkomutan Agamemnon oldu.
Ancak durmak bilmeyen rüzgar geçit vermiyordu. Sonunda rüzgarın neden kesilmediği anlaşıldı. Yunan askerlerinden biri tanrıça Artemis’in dişi geyiklerinden birini yavrusuyla birlikte avlamıştı. Artemis ve Apollon Anadolu tanrılarıydı. Elbette Yunanlıların Troya’yı kuşatmasını istemiyorlardı. Yunanlıların kendilerine yaptığı her türlü saygısızlığın cezasını anında keseceklerdi.
Kahin Kalkhaus, “Agamemnon’un kızı Iphigenia, Artemis’e kurban edilmedikçe yola çıkamayacaksınız” dedi. Agamemnon fazla düşünmeden kabul etti. Hemen karısına haber yolladı. “Iphigenia’yı vakit kaybetmeden buraya gönder. Onu Akhilleus ile evlendireceğim”. Evlenmek üzere gelen kız kurban edildi.
Iphigenia’nın kurban edilişi, Timanthes, Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi, MÖ 4. yy
Bazı kaynaklar Artemis’in Iphigenia’ya acıdığını ve bu nedenle son anda onun yerine kurban edilmesi için bir geyik gönderildiğini yazar. Ama anlatılana göre Agamemnon Artemis’e minnet etmemiş yine de geyik yerine kendi kızını kurban etmiştir. Her halükârda rüzgar diner ve gemiler de yola koyulur.
Savaş
Troya’ya vardıklarında karaya ilk ayak basan Protesileos’tu. Bu büyük cesaretti. Çünkü kahinler, karaya ilk ayak basanın ilk ölecek Yunanlı olduğunu söylemişlerdi. Tanrılar bile bu askere saygı gösterdi. Hermes onu Hades’ten alıp vedalaşması için karısı Laodamedia’nın yanına götürdü. Protesileos Hades’e geri döneceği sırada karısı dayanamadı. Kendini öldürdü. Ölüler ülkesine birlikte gittiler.
İlyada başlıyor… Yunanlar 9 yıldır Troya’daydı. Ancak somut bir zafer kazanmamışlardı. Bazen Yunanlılar üstün geliyordu. Bazen de Troya’lılar. Bunun verdiği öfke ve yorgunluk içindeyken Akhilleus ve Agamemnon’un arası açıldı. Akhilleus’un önderliğinde yapılan bir akın sonrası, Agamemnon, Apollon’un rahiplerinden birinin kızı Khriseis’e el koymuştu. Kızı kaçırılan rahip bunu Yunanlıların yanına bırakmaması için Apollon’a yalvardı ve Apollon Yunan kampına hastalık taşıyan oklar fırlattı. Askerler arka arkaya hastalanıp ölmeye başladı.
Briseis, Agamemmon'a götürülüyor, Giovanni Battista Tiepolo, 18. yy (sağ)
Akhilleus, Agamemnon’a bu durumun ancak Khriseis’i serbest bırakırsa düzeleceğini söyledi. Ancak Agamemnon isteksizdi. Bir kavgaya tutuştular ve sonunda Agamemnon, kızı bırakmaya ikna oldu. Ancak karşılığında Akhilleus’un kendi kölesi olan Briseis’i alıkoydu. Akhilleus çok öfkelendi. Bu hem adil değildi hem de onur kırıcıydı.
Böylece Akhilleus çadırına çekildi ve sonraki mücadelelere de toplantılara da katılmadı. Bir gece annesi Thetis Akhilleus’u çadırında ziyaret etti. “Artık senin Yunanlılar arasında yerin yok. Evine dön” dedi. Hemen sonra da Olympos’a çıkıp Troyalılara yardım etmesi için Zeus’a yalvardı.
Thetis Zeus’a yalvarıyor, Jean Auguste Dominique Ingres, 1811
Zeus savaşı ilgiyle izliyordu. Tanrılar da ikiye ayrılmıştı. Afrodit ve biricik sevgilisi Ares, Troyalıların tarafındaydı. Hera ve Athena ise Yunanlıların. Poseidon denizle içli dışlı olan Yunanlıları destekliyordu. Apollon Priamos’un en büyük oğlu Hektor’u çok severdi. O da Artemis de Troyalılara yardım ediyordu. Zeus da gizliden gizliye Priamos’u destekliyordu ancak Hera’dan çekindiği için açıkça gösteremiyordu. Thetis’in bu yakarışı Zeus’u da cesaretlendirdi. Basit bir plan kurdu. Akhilleus olmadan Yunan ordusu bir hiçti. Agamemnon’a yalancı bir düş gönderdi. Agamemnon hemen Troyalılara saldırırsa savaşı kazanacaklarını gördü rüyasında.
Yemi yutmuştu. Yunanlılar saldırıya geçti. O güne kadarki en büyük çarpışma oldu bu. En son alanda Menelaus ve Paris kaldı. Helena Troya surlarından kocası ve sevgilisinin düellosunu izliyordu. Paris’in mızrağı Menelaus’u ıskaladı ama Menelaus’un mızrağı Paris’in elbisesini yırttı. Menelaus kılıcını çekti. Kılıcı daha kınından çıkarırken kırılıverdi. Tanrılar yanında değildi. Aldırış etmedi. Hışımla Paris’in üstüne atıldı. Onu başlığından yakalayıp sürüklemeye başladı. Afrodit yetişti Paris’in imdadına. Başlığı tutan kayışı koparıp Paris’i kaçırdı.
Menelaus ve Paris’in düellosu, Johann Heinrich Tischbein the Elder, 18. yy
Agamemnon, Menelaus’un Paris’i yendiğini, Helena’nın kendilerine verilmesi gerektiğini söyledi. Troyalılar bile bunu neredeyse kabul edecekti. Ama Athena burnunu soktu bu işe. Troya surlarında hazır bekleyen bir askerin aklına girdi. Pandaros yayını gerdi, hiç gereği yokken Menelaus’a bir ok fırlattı. Menelaus hafifçe yaralandı. Yunanlılar yeniden saldırıya geçti. Ancak Troyalılar onları kıyılara kadar itmeyi başardı.
O gece Yunan kampında bu mağlubiyetin sebebi konuşuldu. Çok basitti. Akhilleus küskündü, savaşmıyordu. Agamemnon Briseis’i geri vermeyi vaat ederek onun gönlünü almaya çalıştı. Ama o kararlıydı. “Mısır’ın bütün zenginliklerini bile verseniz artık sizin yanınızda savaşmam. Yakında gidiyorum. Biraz olsun aklınız varsa siz de buradan ayrılırsınız”.
Akhilleus’un en sevdiği arkadaşı ve kuzeni Patroklos onu ikna etmeye çalıştı. Ama başarılı olamadı. En azından zırhını istedi Akhilleus’tan. Eğer savaş meydanında bu zırhı giyerse Yunanlı askerler Akhilleus’un yeniden savaşmaya karar verdiğini görüp cesaretlenirdi. Bu kadarını kabul etti Akhilleus.
Patroklos zırhın içinde gerçekten de Akhilleus gibi görünüyordu. Onu gören askerler yürekleniyor, var güçleriyle savaşıyorlardı. Patroklos Akhilleus gibi görünmekle kalmıyor tıpkı onun gibi savaşıyordu. Önüne geleni yere seriyordu. Ta ki Hektorla karşı karşıya gelene kadar.
Patroklos Hektor’un mızrağı ile can verdi. Hektor başlığı çıkarınca zırhın içindekinin Akhilleus değil de Patroklos olduğunu gördü. Akhilleus’un intikam için geleceğini biliyordu. Zırhı üstüne giydi. Bu İlyada’daki en önemli olaylardan biridir. Çünkü Akhilleus’un zırhını giymek aynı zamanda onun gücünü ele geçirmek anlamı taşır. Hektor zırhı giydi ama Patroklos’un cenazesini Yunanlılara teslim etti. Bu bir saygı göstergesiydi. Aynı saygıyı kendisi göremeyecekti.
Akhilleus haberi aldığında derin bir acıya boğuldu. Etrafındakiler kendi canına kıyacağını düşündü. Thetis oğlunun acısını ta uzaktan yüreğinde hissetti. Akhilleus’un yanına geldi. Akhilleus Patroklos’un öcünü almaya kararlıydı. Thetis onu uyarmaya çalıştı. “Hektor’u öldürürsen sen de öleceksin. Bunu biliyorsun değil mi?”. Ölmek Akhilleus’un umurunda değildi. Boşa çabaladığını anlayan Thetis oğlundan en azından bir gece beklemesini istedi. “Bu gece Hephaistos’tan senin için yeni bir zırh yapmasını isteyeceğim. Gün doğmadan getiririm.”
Yeni zırhını giyen Akhilleus artık asıl düşmanı Hektor’la savaşmak için hazırdı. Troyalılar, evlerine kapanmışlardı. Ama Hektor düello için bekliyordu.
Zeus insanların kaderini tartıyor, Nicolai Abilgaard, 1793, Ribe Sanat Müzesi, Danimarka
O sırada Olympos’ta tanrılar Akhilleus’la Hektor’un kellelerini altın terazide tartıyordu. Nihayetinde Hektor’unki ağır bastı. Akhilleus’un ölmesi daha karmaşık sonuçlar doğuracaktı. Ölümsüzler düelloyu Akhilleus’un kazanmasına karar verdi.
Akhilleus, Hektor’u Troya surlarının çevresinde tam 3 kez kovaladı. Hektor yalnızdı. Akhilleus’un yanında Athena vardı. Mızrağını Hektor’a doğru fırlattı. Mızrak ıskaladı. Fakat Athena mızrağını Akhilleus’a geri getirdi. O sırada Hektor’un yanında kardeşi Deiphobos belirdi. Yüreklenen Hektor mızrağını Akhilleus’un tam göğsüne doğru fırlattı. Fakat gördüğü aslında Deiphobos değildi. Onun suretine bürünmüş Athena’ydı. Mızrak Akhilleus’un göğsüne çarptı. Kırılarak yere düştü. Hektor kafasını çevirdiğinde Deiphobos’u göremedi. Anlamıştı. Olymposlular ölmesini istiyordu. Akhilleus ona doğru bir mızrak daha fırlattı. Hektor kılıcını çekerek Akhilleus’a doğru koşmaya başladı. Bu kez mızrak tam boğazına isabet etti.
Akhilleus Hektor’u öldürüyor, Peter Paul Rubens, 17. yy
Konuşmakta zorlanan Hektor, cesedini Troyalılara bırakması için yalvardı ama Akhilleus, Hektor’a öylesine öfkeliydi ki cesede her türlü hürmetsizliği yaptı. Onu arabasının arkasına bağlayarak tüm Troyalılar görsün diye kentin etrafında sürükledi, sonra da Yunan kampına götürdü ve öylece bıraktı.
Patroklos’un cenazesi, Jacques-Louis David, 18. yy
Daha sonra Patroklos için bir cenaze töreni hazırladı. Devasa bir odun yığının üzerinde ateş yakıldı. Ateş gece boyunca hiç sönmedi ve Akhilleus bağırarak Patroklos için ağıt yaktı. On iki gün boyunca şafak vakitlerinde, Hektor’un cesedini odun yığınlarının etrafında üçer kere sürükledi. Tanrılar bile hayretler içinde kaldı. Zeus artık bu saygısızlığa dayanamadı. Iris’i yanına çağırdı.
Zeus'un habercileri Hermes ve Iris, Louvre Müzesi, Paris, 1875
*Iris gökkuşağının kişileştirilmiş hali ve tanrıların habercisidir. Olymposlulara ve özellikle Kraliçe Hera'ya hizmet eder. Hermes'in aksine, İris Yunan mitolojisinde önemli bir rol oynamamış ve nadiren tapınılmıştır. İris'e adanmış bilinen bir kutsal alan veya onuruna düzenlenen bir festival yoktur. Vazolarda ve kabartmalarda tasvir edilir.
Zeus, Iris’e “Priamos’a söyle, Akhilleus’a hediyeler götürsün, oğlunun ölüsünü istesin” dedi. Priamos Yunan çadırlarının yolunu tuttu. Kampta onu Hermes karşıladı. Farkedilmeden Akhilleus’a götürdü. Troya kralı çadıra girer girmez Akhilleus’un önünde diz çöktü ve kendi babası Peleus’u düşünmesini söyledi. “Sen de olsan ölünü babana teslim etsinler isterdin. İşte bak oğlumu öldüren ellere el uzatıyorum”. Akhilleus Priamos’un üzüntüsünü kalbinde hissetti ve isteğini kabul etti.
Priamos, Hektor'un cesedi için Akhilleus'a yalvarıyor, Gavin Hamilton, 18. yy
Hektor’un cesedi Troyalılara geri götürüldü ve nihayet büyük bir törenle gömüldü. İlyada burada biter. Ama Troya Savaşı bitmez. Öykünün kalan kısmı yine Epik Döngü’de işlenir. Troya’nın yağmalanması ünlü Romalı şair Vergilius’un Aeneis isimli eserinden de okunabilir.
Hektor’un ölümünden sonra Troyalılara yardım için pek çok müttefik savaşa katıldı. Etiyopya Kralı ve Amazon Kraliçesi bunlar arasındaydı. Akhilleus hepsini öldürdü. Ama kaderinde Troya’da ölmek olduğunu biliyordu. Sonunda Paris şehrin surlarından Akhilleus’a bir ok fırlattı.
Akhilleus’un annesi Thetis, oğlunun ölümsüz olması için onu Styx Nehri’ne batırmıştı. Bu sularda kim yıkansa gövdesine hiçbir silah işlemezdi. Fakat Thetis bebeği suya daldırırken onu topuğundan tutmuştu. Su topuğuna değmemişti. Paris’in oku, Apollon’un yönlendirmesi ile tam buraya isabet etmişti.
Akhilleus’un ölümü, Peter Paul Rubens, 1630
Akhilleus’un ölümünden sonra Yunanlılar kahinlere danıştı. Kahinler ancak Herakles’in okuyla yayını ele geçirirse kazanabileceklerini söyledi. Herakles ölürken oku ve yayını Philoktetes’e bırakmıştı. Philoktetes neden Troya’da değildi? Aslında diğer Yunanlılar gibi gemilerle Troya’ya doğru yola çıkmış ama kurban kesmek için inilen Limni adasında bir yılan tarafından sokulunca arkadaşları onu ölüme terk etmişti. Odysseus Limni’ye vardı. Philoktetes ölmemişti. Ama iyi durumda değildi. Odysseus oku ve yayı çaldı ama Philoktetes’i de orada bırakmadı, Yunan kampına götürdü. Bir bilgin yarasını iyileştirdi. Ayaklanınca savaşa katıldı Philoktetes. Attığı ilk okla da Paris’i yaraladı.
Paris’in yarası ağırdı. Arkadaşlarına “Beni İda dağına götürün dedi. Eski sevgilim Oinone her yarayı iyileştirir.” Ama küskün nemf ölüm döşeğinde bile Paris’i bağışlamadı. Onu iyileştirmeyi reddetti. Paris ölünce kendini de öldürdü.
Paris’in ölümü, Antoine Jean Baptiste Thomas, 19. yy
*Yunan mitlerinde, erkeği ölen kadının kendini öldürmesi yaygın bir durum. Bunun üzerine bir düşünmenizi isterim. "Kadın erkeği olmadan bir hiçtir" diye düşünmemizi istiyor olabilirler mi?
Herakles’in oku ve yayı da Yunanların durumunu değiştirmedi. Baktılar ki bu savaş böyle sürüp gidecek. Odysseus’un aklına bir fikir geldi. “Tahtadan kocaman bir at yapalım. Bazı komutanlar içine saklanalım. Geri kalanlar gemilerine binip gitsinler. Yalnızca Tenedos’a (Bozcaada) kadar. Troyalılar umudu kesip eve döndüğümüzü sanır. Birini burada bırakalım. Tahta atı armağan olarak yaptığımızı söyler.” Önce bu fikri kabul etmediler. Ama Odysseus herkesi ikna etti. Tahta atı Troya surlarının önüne bıraktılar.
Yunanlıların evlerine geri döndüğüne inanamayan Troyalılar kampı dolaşırken Sinon adında bir gençle karşılaştı. Sinon onlara arkadaşlarının sorunsuz bir yolculuk için kendisini burada kurban olarak bıraktıklarını söyledi. Peki at ne alakaydı? Sinon dedi ki “Bunu Athena’nın gönlünü almak için yaptılar. Siz onu kaleden içeri alamayın diye bu kadar büyük. Eğer surların dışında kalırsa Athena’nın öfkesini üzerinize çekermişsiniz”.
Troyalıların ata şüpheyle baktı. Kimsenin inanmadığı Kassandra, atın Troya’ya getireceği ölüm ve yıkım konusunda babasını uyardı. Ancak zavallı Kassandra insanları uyarırken asla diplomatik davranamıyordu. Lanetin etkisiyle öfkeye kapılıyor. Hakaretler, küfürler ediyor, saçını başını yoluyordu. Delirdiğini düşünenler onu ciddiye almıyordu.
Laokoon ve oğulları, Vatikan Müzesi
Buna rağmen Poseidon’un rahibi Laokoon da “Yunanların hediyesi bile tehlikedir” dedi. Mızrağıyla atın etrafını kontrol etti. O sırada Poseidon denizden iki dev yılan gönderdi. Yılanlar herkesin içinde Laokoon ve oğullarını yutup gitti. Troyalılar atı içeri almazlarsa tanrıların çok kızacağını düşündü.
Surlar atın geçebileceği kadar yıkıldı. O gece Troyalılar savaşın bitişini kutlamak için yiyip içip eğlendi. İyice rehavete kapılmışlardı.
Herkes uykudayken Sinon, atın içindeki kahramanları serbest bıraktı, Tenedos’taki birliklere de işareti yolladı. Gemiler eski yerlerine döndüler. Troyalılar uyandıklarında kentlerini alevler içinde buldu. Ümitsizce de olsa bazıları savaştı. Bazıları kendi canına kıydı. Akhilleus’un oğlu Priamos’u öldürdü. Troya düştü. Evler, çocuklar, aşklar, kahkalar toprağa gömüldü. Üzerine 3 kat şehir kuruldu. Tanrılar bunu Yunanlıların yanına bırakmayacaktı.
Every time I’m feeling down, I remember Dick and Donna kissing That One Time, and I’m magically better.
God I love them they’re so silly

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Helena de Troya
En tu faz la aurora despierta,
y el mar olvida su rumor para cantarte.
Mil naves zarparon tras tu sombra,
–¡y en tus ojos ardió toda una guerra!–
---
Del iris herido brota tu semblante,
y el orbe entero se rinde a tu lumbre;
en tu albor dorado el mar hace cumbre,
que huye del fulgor de un beso amante.
Tu carne imán engendra quimeras,
y en ella los héroes conocen caída;
la cólera del viento ruge erguida,
y juntos tus pasos cruzan eras.
Tu hálito susurra antigua pureza,
y estallan los secos muros con ardor;
renace el juramento a la nobleza,
al batir de tu sombra despierta el ardor;
con cada latido florece la pureza,
y todo olvida su muerte ante tu amor.