‘‘Burada diyebiliriz ki; artık evimizdeyiz ve fırtınalı bir denizde uzun bir yolculuktan sonra bir denizcinin yapması gerektiği gibi görünen sahili selamlamalıyız; Descartes ile modern çağların kültürü, modern felsefe düşüncesi bugüne bizi getiren uzun ve dolambaçlı bir yolculuktan sonra gerçekten kendini göstermeye başlar.’’ -Hegel
Hegel, yukarıdaki söyleminde zihnin yolcuğuna değinirken Descartes için uzun ve tehlikeli bir yolculuktan sonra varılan bir ada olarak bahsetmiştir.
Ona göre Descartes, modernlik ve akıl konularında-teorilerinde gelişimin bir uğrak noktasıdır. Bildiğiniz gibi Hegel, doğru bilginin kaynağı olarak insanın akılsal düşünme yetisini görür. O, sınırsız bilme yetisini, bilincin tinin bir parçası olduğu ve bu sayede bilgiye ulaşabildiğini savunan, teori olarak sunan, idealist ve rasyonalist bir filozoftur. Bu bağlamda da aklın ve düşünmenin metodlarını ortaya koyan, ‘Kendini Bilmek’ten bahseden ve modern felsefenin öncüsü olarak görülen Descartes’ı felsefe tarihi ve epistemoloji için önemli bir nokta olarak görmesi normaldir.
Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
✓ Live Streaming✓ Interactive Chat✓ Private Shows✓ HD Quality✓ Free Actions
Free to watch • No registration required • HD streaming
Modern felsefeyi “Batı felsefesi” diye itinayla “Doğu felsefesi” olarak adlandırılan felsefeden ayrı ele alma eğilimi çok yaygındır. Sanki bu iki felsefe özü itibarıyla birbirinden tamamıyla farklıymış gibi alınıyor sıklıkla. Oysa örneğin Kant’ın dikkat çektiği gibi ta en başından beri felsefe tektir.
Kant, felsefe bizi gerçeğe götürmesi için başvurduğumuz bilimdir, diyor. Bu bakımdan tektir. Ama gerçeğe nasıl ulaşabileceğimiz konusunda felsefe çerçevesinde yapılan felsefe denemeleri çoktur ve çok olmak zorundadır. Bir özgürlük bilimi olarak felsefenin diyalektik özünde vardır bu, yani bir olmasına rağmen çokluğu mümkün kılmasında.
Birbirinden tamamen farklı dönemlerde vücuda gelmiş felsefi oluşumlar arasında bile özü itibarıyla bu bakımdan özdeşlik vardır. İslami inancın yaygın olduğu coğrafyada oluşan felsefe de özgürlük felsefesidir. Öz, kendisini en çok erkekte gösterir. Etekte ontolojik bakımdan potansiyel, yani mümkün olan açığa çıkar.
Bazen “İslam felsefesi” denen felsefi oluşumu yüzyıllarca oluşturan filozoflar işe girişirken felsefenin davasını, yani insanlığın yeryüzündeki özgürlük ve ahlaklılık meselesini kendilerinden önce doruk noktasına taşımış olan antik Yunan felsefesini alımlamaktan, üstlenmekten hiç çekinmediler.
Başka türlü de olamazdı. Tüm filozoflar bir cumhuriyetin, filozoflar cumhuriyetinin üyeleridir. Hangi dilde, kültürde, tarihsel dönemde, inanç çağrafyasında ve dünyasında olursa olsun; filozofların hepsi “filozoflar cumhuriyetinin” yurttaşlarıdır. İslam felsefesini oluşturan filozoflar örneğin Aristoteles’i “ilk öğretmen” olarak tanımlamaktan da geri durmamışlardır. Hepimizin hayran olduğu İbni Haldun, Aristoteles’ten “filozof” olarak bahseder.
Düşünsel miras, sizden önce onu kimler doruk noktasına taşınmışsa, kim olduklarına bakmadan, oradan devralınır ve sürdürülür. İslam filozofları da veya genel olarak doğu dünyasının filozofları da böyle yaptı ve doğru yaptı. Doğu ve Batı aynı dünyanın iki coğrafyasıdır. Doğu ve Batı felsefeleri bir ve aynı felsefenin farklı görünüm halleridir.
Doğu’nun ve Batı’nın özü itibarıyla farklı dünyalar olduklarına dair bakış bizzat Batılı emperyalistler tarafından uydurulmuş ve onların Doğulu işbirlikçileri tarafından Doğu’da yayılmıştır. Amaç insanlığı parçalamaktır, zihinlere makas atarak bütünün görülmesini engellenmektir.
Bugün bu iki dünyanın birbirinden ayrı olduğuna dair zihinlerde oluşan makas böyle oluşmuştur. Zaten Batılılar da kendi modern felsefelerini oluştururken hiç gocunmadan Doğulu filozofları alımlamış, devralıp sürdürmüşlerdir. Filozofların yurdu da bundan böyle tüm dünyadır.
Prof. Dr. Doğan Göçmen
Modern felsefeyi “Batı felsefesi” diye itinayla “Doğu felsefesi” olarak adlandırılan felsefeden ayrı ele alma eğilimi çok yaygındır. Sanki b
DMY Felsefe, yeni felsefeler :) : https://www.dmy.info/18-19-yy-felsefesinin-ana-problemleri/
18-19 yy. felsefesinin ana problemleri
18-19. yüzyıllarda, özellikle 1750’den sonra politik hareketler hız kazanmış, Avrupa devrimlere sahne olmuştur. Monarşiler yerini önce anayasal(meşruti) monarşilere, ardından cumhuriyetlere bırakmaya başlamıştır. Hatta Paris’te 1871’de kısa süreliğine bir komün bile kurulmuştur. Felsefe tarihi kronolojisi açısından bakıldığında Locke, Hume ve Berkeley’in temsilcisi olduğu Britanya empirisizmi Fichte, Schelling ve Hegel’in temsilcisi olduğu Alman idealizmi Comte, Mill ve Marx’ın temsilcisi olduğu pozitivizm Varoluşçuluğun öncüsü olan Kierkegaard, pesimizmin büyük temsilcisi Schopenhauer ve nihilizmin zirve ismi Nietzsche de bu dönemde yaşamışlardır. Bu dönemde varlığın oluşu, bilginin kaynağı, birey- devlet ilişkisi, ahlakın ilkesi gibi konular en yoğun tartışmalara sahne olmuştur. Varlığın oluşu 18-19. yüzyıllarda ontoloji Descartes,
DMY Felsefe, yeni felsefeler :) : https://www.dmy.info/rene-descartes-kimdir-felsefesi-nasildir/
Rene Descartes kimdir? Felsefesi Nasıldır?
René Descartes(Renne Dekart)(1596-1650) Fransız rasyonalist filozoftur. Hayatı 1596’da Touraine, Fransa’da doğdu. Babasının isteğiyle hukuk okudu. İnsanları tanımayı ve yeni şeyler keşfetmeyi çok seviyordu. Hollanda ordusuna katılmaya karar verdi. Burada bir askeri mühendisten mühendislik dersleri aldı ve matematiğe yöneldi. 1619’da gördüğü bir hayalde analitik geometriyi ve matematiksel yöntemi felsefeye uygulama fikrini, hayat amacının bilim olması gerektiğini, tüm doğruların mantıkla bağlantılı olduğu «cogito» anlayışını gördü. Sonra hayatı boyunca hHiçbir şeyi doğru kabul etmemek, acelecilikten ve önyargıdan dikkatle kaçınmak ve açık ve seçik olarak zihne sunulandan başka bir şeyi yargıda içermemek gibi tutumlarla yaşamaya devam etti. 1649’da İsveç kraliçesi Christina’nın daveti ile İsveç’e
Modern Felsefenin Kurucusu: Rene Descartes Kimdir?
Modern Felsefenin Kurucusu: Rene Descartes Kimdir?
Modern Felsefenin Kurucusu: Rene Descartes Kimdir?
Modern felsefenin kurucusu olarak kabul edilen René Descartes, 1596 yılında Fransa’da dünyaya geldi, isminin Latincesi Renatus Cartesius olduğundan bugün onun kurduğu felsefe Kartezyen felsefe veya Kartezyenizm olarak anılır. Descartes doğruluğuna güvenilebilecek gerçek bilginin ve bu bilgiyi temel alan evrensel bilgeliğin peşindeydi. Bunu…
Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
✓ Live Streaming✓ Interactive Chat✓ Private Shows✓ HD Quality✓ Free Actions
Free to watch • No registration required • HD streaming
Yeni yazı paylaşıldı: https://www.dmy.info/modernizm-nedir/
Modernizm Nedir?
Modernizm yeni tarz, yeni ölçüt ve çağdaş anlayışlara yönelik değişim talebi anlamında kullanılır. Daha çok sanatla ilgilidir. Felsefede ise modern felsefe tabiri ile tarihsel bir dönemlendirme olarak benzer bir terim mevcuttur. Sözlük Anlamı Modernizm felsefede, sanatta ve gündelik dilde farklı zamanlara işaret eden bir akım adıdır. Kelime Latince(1. yy.) ölçü, tarz, usul anlamına gelen modus’tan ölçüye, usule uygun anlamına gelen modernus’a ve Fransızca(15. yy.) yeni, şimdiki usule uygun, çağdaş anlamına dönüşmüştür. Felsefede Modern felsefe terimi ile modernizm felsefede farklı şeylerdir. Modern felsefe kimilerine göre 15. yüzyılda(erken modern) Rönesans sonrası algı ile, çoğunluğa göreyse 17. yüzyılın ortalarında Descartes ile başlar, Kimlerine
"...Rousseau’nun düşüncesinde, insan bilgilerinin kaynakları ve amaçları da olumsuz niteliktedir:
Astronomi, boş inançlardan doğmuştur;
güzel söz söylemek hırstan, kinden, dalkavukluktan, yalandan;
geometri cimrilikten;
fizik, boş bir meraktan ve hepsi birden,
hatta ahlak bile, insanın kendini beğenmesinden doğmuştur.
Demek ki bilimleri ve sanatları doğuran bizim kötü yanlarımızdır. Doğuşlarındaki kötülük, amaçlarına bakınca büsbütün ortaya çıkar.
Lüks olmasaydı, lüksün beslediği sanatları ne yapardık? Haksızlıklar olmasaydı, hukuk bilimi ne işimize yarardı? Zalim hükümdarlar, savaşlar, isyanlar olmasaydı, tarih ne olurdu? Kısacası herkes yalnız insanlık görevlerini ve doğal ihtiyaçlarını düşünseydi, yalnız vatanını, mutsuz insanları ve sevdiklerini korumaya zaman bulsaydı, hayatını bu boş düşüncelere dalmakla geçirmek kimin aklına gelirdi..."