New Post has been published on https://eserozetleri.com/coco-2/
Siyah Süt Roman Özeti | Elif Şafak
Şafak’ın otobiyografik bir romanı olarak yayınlanmış romanı “Siyah Süt”, yazarın, kızının doğumunun ardından girmiş olduğu post-natal (doğum sonrası) depresyonu ile birlikte hiçbir şey yazamamış olduğu bu 10 aylık süreci aktarıyor. Yeni anne olmuş bir kadın yazarın, annelik-yaratıcılık ve kendi yazarlık macerası ile yaşadığı iç çatışmalarını konu edinen roman Siyah Süt, diğer başarılı Elif Şafak romanlarından biraz daha farklı bir şekilde yazarın iç sesi ile ilgili ipuçlarını okurlara gösteriyor.
Elif Şafak Siyah Süt romanında, halk arasında ‘’loğusa sendromu’’ olarak da anılmakta olan bir durumu detaylı bir şekilde ele alarak, okuyucuya aktarıyor. Başka bir kadın yazarın da farklı süreçlerde, benzer endişeler taşımış olabileceğini belirten Elif Şafak, anne olarak yaratmanın ve yazar olarak yaratmanın arasında kalarak yaşadığı ikilemi aktarıyor romanında.
Roman, özellikle yeni anne olmuş olan kadınlar açısından oldukça bilgi verici bir kitap. Ancak elbette ki yalnızca yeni anneler için değil, pek çok okur için de ilgi çekici ve başarılı bir otobiyografi romanı.
Roman, anne olan bir kadının, doğum sonrasında yaşadığı sürecin oldukça içten ve yalın bir anlatımı aslında. Elif Şafak; kendisini yaşamış olduğu bu döneme kadar anneliği ve işi arasında bir seçim yapmak mecburiyetinde hissetmiş. Entelektüel bir yaşam, evlilik ve annelik kavramlarını birleştirmek konusunda olan önyargılarını, bu tercih sürecini oldukça samimi bir şekilde ele aldığı otobiyografik bir roman yazmıştır. Kurmaca hayat ve gerçek hayatın iç içe geçerek harmanlanması ile ortaya çıkan bu roman; post modern ve birbirinden farklı olan bakış açılarının birleştirilmesi ile zenginleşerek, okuyucuyu da kendisine çekmeyi amaç haline getirmiştir. Romana dâhil edilmiş olan; Virginia WOOLF, Sylvia PATH, Ayn RAD tarzında bir takım feminist yazarlar ve tıpkı kendileri gibi eşleri de birer yazar olarak bilinen bu kadınların biyografileri de, örneklendirmelerin içinde görüşü destekler nitelikte kullanılmış.
Elif Şafak ‘’Bu kitap unutulmak için yazıldı’’ der ve öyle başlar romanına…
Heybeli Adadan bir röportaj dönüşünde yanına oturmuş olan iki çocuklu ve hamile olan bir kadına gözü takılır. Kadın kendisinden küçük bir yaştadır ancak bedeni ve hareketleri fazlasıyla olgunlaşmıştır bu kadının. Bu kadının üzerinden de, ülkemizdeki kadının sahip olduğu kimliği sorgulamaya girişir yazar. Kadının sahip olduğu doğurgan olan, bakıp büyüten, derleyen ve toplayan rolleri bayağı bulmuştur. Ancak yazarlık ona göre bir yolculuktur, adanmışlığı ister, eş ve çocuk kavramları ile asla bağdaşmamaktadır, zaten tercihini o da tercihini hep yazarlıktan yana bir şekilde kullanır. Onun kariyer her şeyden çok daha önemlidir onun için. Yazar bu sahip olduğu bu yanı ile kendini hiçbir şekilde kadın kimliğiyle bağdaştıramamış görülse bile; içten içe hep, toplumun kadına yüklemiş olduğu bu rollerden hoşnutsuz kaldığını da dile getirir.
Adalet AĞAOĞLU ile yapılan bir sohbet esnasında; anne olmanın ve yazar olmanın yeniden ele alındığı görülür. Adalet hanım, kendi yaptığı tercihlerden ve eşinin de onu desteklediğinden bahsetmektedir, çünkü çocuk sahibi olmayı istemek veya istememek eşlerden tek bir tanesinin yalnız başına alabileceği bir karar değildir. Eşi onu çocuk yapmaması konusunda destekleyerek seçimini bu taraftan yana kullanmıştır. Kendisine ayı soru yöneltildiği zaman, içinden geçmekte olan sesler devreye girmeye başlamıştır. Bol bol duraksama içeren bu bölümde, yazarımız, şuan için sorulan bu soruya bir cevap vermekten uzak durur ve kendisine bir nebze daha zaman tanımaya çalışır. Çünkü içinden geçenler fazlasıyla yoğun bir şekilde baş göstermektedir ve bu konu hakkında büyük bir geçimsizlik söz konusudur.
Yazarımız, İç Sesler isimli bölümünde; yazarın içinde yer almakta olan küçük parmak kadınları yakından tanımak için okurlara fırsat tanıyor. Pratik Akıl Hanım; Akılcılığı temsilcisidir, bir batılıdır ve olaylara daima realist bir şekilde yaklaşmayı tercih etmektedir. Can Derviş Hanım; tam anlamıyla Doğuyu temsil etmektedir, tasavvufla ile ilgilenir, ibadet ve tevekkül etmektedir. Daima kadercidir. Hırs Nefis Hanım ise çalışkandır ve işkoliktir. Modern yaşamın çalışan ve hırslı bir karakterini temsil etmektedir adeta. Sinik Entel Hanım; entelektüeldir. Tamamen kendi halindedir ve sakin bir yaşamı temsil etmektedir. Sonradan dâhil olmuş olan, yazarın bilinçaltında bastırılmış olan her türlü yönünü simgeleyen Anaç Sütlaç Hanım; anneliği, doğurganlığı, fedakar bir eş olmayı simgelemektedir. Saten Şehvet Hanım ise cinselliğin bir sembolüdür.
Anaç Sütlaç Hanım ile karşılaşmasının ardından içinde yer alan diğer sesler ile bir takım anlaşmazlıklara düşmüş olan Elif, diğerleri istediği için onunla artık görüşmemek üzere bir karar almıştır, bu dönemde artık sadece yazardır ve yalnızca kitabına odaklanmıştır; kendini tamamen işine gücüne vermiştir. Bu dönemde regl olamayan kadınlığından vazgeçme sinyallerini hissettirmekte olan bedeni, bilinçaltından yavaş yavaş gelen bu isteğin yerine getirilmesidir aslında. Psikiyatrisi ona; kendisini artık biraz rahat bırakmasını, dediği şekilde kendini rahat bırakırsa rutin periyodunun da doğal akışına devam edeceğini söylemiştir.
İstanbul’da bir tesadüf eseri karşılaşmış olduğu müstakbel eşi, esasında her ne kadar hesap kitap yapsak da, kaderin bir şekilde oyununa devam ettiği ve bizim yalnızca birer oyuncu olduğumuzu hatırlatır cinstendir aslında. Aşık olduğu bu adam ile aklında herhangi bir evlilik fikri bulunmuyorken, aniden evlenir. Bir yıl içerisinde de hamile kalır ve ardından da, terk ettiği Anaç Sütlaç Hanım’ın yanına gider. Anaç tarafı bu hamileliğin haberini aldığı zaman epey mutlu olmuştur. Anaç Sütlaç Hanım hiçbir yardımını esirgememiştir bu dönem içerisinde ve artık bütün kontrolü kendi eline alma zamanı da gelmiştir.
Doğumunun ardından ise bambaşka bir dönem başlar artık Elif için; POSTNATAL DEPRESYON DÖNEMİ. Lord Poton ismini vermiş olduğu, doğumun ardından gelen depresyonu kişileştirir ve ansızın çıka gelir. Lord Poton; Elif’in yardımına koşmaya çalışan bütün sesleri bir şekilde susturur. Yapılacak bir şey yoktur artık onun için. Yardımını alabileceği hiç kimse yoktur yanında. Bu tamamen küllü olan kişilik, adeta bütün ruhunu etkisi altına almayı başarmıştır. Mutsuzluk ve isteksizlik en yüksek seviyededir. Dayanılması fazlasıyla güç olan Doğum Sonrası depresyonu başlamıştır artık. Başa gelen her türlü şeyin çekilmesi ve kurulan bu hakimiyetin gerektirdiği şartlara uyulması gerekiyordur. Kedine göre Lord Poton’un üstesinden gelmeyi başaran yazar, bu sürece geldiğimizi nasıl anlarız? Peki hangi aşamadayız? Üstesinden gelebilmek için neler yapmamız gerekir? Gibi sorulara kendine göre bulmuş olduğu yanıtları paylaşmaktadır. Fakat eklemektedir de; bunun herhangi bir reçetesi ya da bir ilacı bulunmamakta…
25 Ekim 1971 yılında, babasının o zamanlarda doktora yaptığı Strazburg’da doğmuştur Elif Şafak. Babası bir sosyal psikolog ve akademisyen Nuri Bilgin’dir, annesi ise diplomat Şafak Atayman’dır. Onun doğumundan çok kısa bir süre geçtikten sonra annesiyle babası ayrılır ve Elif Şafak da annesi tarafından büyütülür. Soyadını da annesinin adı olarak kullanır. Ortaokulu Madrid’de, liseyi ise Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nde tamamlar ve mezun olur. Ardından da ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olur. Yüksek lisansını yine ODTÜ’de Kadın Çalışmaları Bölümünde gerçekleştirir. “Bektaşi ve Mevlevi Düşüncesinde Döngüsel Evren ve Kadınsılık Anlayışı” adı altında bir master tezinin arkasından da; ODTÜ Siyaset Bilimi bölümünde doktorasını tamamlar. Elif Şafak’ın yazmış olduğu yüksek lisans tezi, Sosyal Bilimler Derneği tarafından ödüle layık görülür. Yazar, hala Türkiye’de çeşitli bir takım hem günlük hem de aylık yayınlarda yazmaktadır.