"Görünmenin arzusundan, görülmenin huzuruna..."
Dijital dünyanın içine doğan kaçıncı nesiliz, saydın mı hiç? Uyanır uyanmaz bildirimleri, fırsat bulduğumuz her an gönderileri kontrol etmek, artık günlük rutinimiz haline geldi. Sosyal medya, haber almanın ötesinde kendimizi ifade etmek, hatta varlığımızı kanıtlamak için kullandığımız bir alan haline geldi. Her gün bir şeyler paylaşıyoruz. Eli telefona en az gidenimiz bile birkaç beğeniyle orada, o dünyada yerini alıyor. Peki, tüm bunlar ne için?
Arzudan Huzura
Bir fotoğraf paylaşınca içimizin bir anlığına aydınlanması, "story"lerimiz fazla izlenince içimizden geçen o küçük sevinç...
Fark edilmek, anlaşılmak, varlığının bir karşılığı olduğunu hissetmek, insanın yaratılışından gelen bir ihtiyaç. Fakat an geliyor, ne kadar çabalasa da yeterince görülmediğine dair his, insanın içini karıştırmaya yetiyor.
Sahi insanı huzurla buluşturan, kalbini tatmin eden şey, birilerinin görmesi mi? Yoksa Rabbinin görüp bildiğini bilmek mi, ne dersin? Soruları sevelim derim sevgili arkadaşım ki bazı sorular, bazı cevaplardan çok daha iyi gelir.
Başkalarının onayını aramak, gerçekten kendin olmanın huzurunu verebilir mi? Allah Teala'nın nazarında görülmek, bizim için ne anlama geliyor? Birinde "'beni fark etsinler" gerginliği, ötekinde "kimse bilmese de O celle celaluhu beni biliyor, görüyor" güveni; işte bu fark, iç huzuruyla gürültü arasındaki ince çizgi.
Yüreğinle Görülmek
Ekranlar geçicidir. Trendler biter, algılar değişir. Ama amel defterine kayıtlı bir niyet bakidir.
Bir tebessümde, bir selamda, bir hayırda, bir iyilikte... Rabbimizin bizi nasıl "beğendiğini" bizzat keşfettiğimiz anlar çoğaldıkça, içimizde gerçek bir huzur doğar. Yaratanın nazarında; bir niyetle, derin bir teslimiyetle, samimi bir varoluşla yol aldıkça...
Gerçek "beğeni" işte o an gelir. Hangi mecrada olursa olsun, niyetimizle tartılırız, butonlarla değil.
-Deniz Fatma Saraç - Aile Danışmanı-
Hane Dergisi - Sayı 5 Mayıs























