- İnsan sonunu bildiği birşeyi değiştirmeye uğraşır hiç olmazsa değil mi? - değiştirebilir misin ki - insan isterse herşeyi değiştirir..
Xuebing Du
Lint Roller? I Barely Know Her

shark vs the universe
🩵 avery cochrane 🩵
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Sade Olutola
Cosimo Galluzzi
KIROKAZE
almost home
Cookie Run:Kingdom Official!

@theartofmadeline

blake kathryn
🪼
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
One Nice Bug Per Day
cherry valley forever
Fai_Ryy
Cosmic Funnies

❣ Chile in a Photography ❣

pixel skylines

seen from Malaysia

seen from France
seen from Tunisia
seen from Italy
seen from Germany
seen from Russia
seen from Tunisia
seen from United States
seen from Mexico
seen from United States

seen from Tunisia

seen from Germany
seen from Malaysia

seen from South Africa

seen from United Kingdom
seen from South Korea

seen from Türkiye
seen from South Africa
seen from Malaysia

seen from France
@picscrea
- İnsan sonunu bildiği birşeyi değiştirmeye uğraşır hiç olmazsa değil mi? - değiştirebilir misin ki - insan isterse herşeyi değiştirir..

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bu gif elli kere yapıldı ama ben çok seviyorum bunu. Ben de elli birinciyi yaptım.
Bir bilmecenin karşılığı olsaydım "içi dolu sorucuk" "kafası fazlaca karışık" gibi tekerlemeler tekrarlanırdı. Yani bulunurdum hemencecik. Diyorum ki; bilmece dahi değilken ben, karmaşık da değilken fazla. Anlaşılırken yeterince. İmkanların bu kadar sınırsızken. Ve tüm bunlar saymakla bitmiyorken. Yanlışları ve doğruları saymamı bekleme de ”bul.”
Keşkeler
Keşke her şey basit olsa Hatıralar bir kalemde silinebilir Sevginin üzerine benzin döküp yakabilsek… Dudak unuttum der, kalp asla unutmaz Kalbin dili yoktur söyleyemez unutmadığını Küçük bir anda gelir aklına hatıralar Yeniden yaşanır o kadar anı Kalbin acır, keşkeler başlar Son sözler hep en acı olanlardır Son bakışlar, son dokunuş Hayır! Der karşı taraf Karar verilmiştir… Bitmiştir Nedense genel olarak bitiren taraf pişman olur Söylenmemiş sözler Yaşanmamış, yaşanamamış anlar, dakikalar Akla gelir. İç çekersin, keşke dersin… Giden gitmiştir Geride keşkeler kalır… Hayat devam ediyordur Aradan yıllar geçse de… Yeni sevdalara yelken açsan da Unutturamaz sana yaşayamadığın anları Gözlerin dolar, kalbin titrer yaşatır sana Şarkılarda gizlidir masalların İçtiğin içkidedir tadı Yattığın yatakta kokusu Mezesi kalbinde yaşanamayan günlerin acısı Sessizce ağlarsın Kimseler görmez gözyaşlarını Dokunamazsın acılarına Çığlıklar atarsın umarsızca Acılarının ilacı yoktur Zaman ilaçtır derler Ama zaman bile iyileştirmez Geçip giden zaman sana kurulmuş tuzaktır Batarsın çıkamazsın Yaptığın hataların telafisi yoktur Keşkelerin sonu yoktur Gözlerinde hala o vardır Kimseler görmez Zamanla kalbine sünger çekersin Bütün acılarını, sevgilerini emer Bazı anlar gelir süngeri sıkarsın Dökülür boş bir bardağa bütün hepsi Bütün bedenini hapseder Söz vermişsindir… Onu bir daha aramayacaksındır Artık sesin kulak tırmalıyordur Onun sesi ise melodi Kalp söz dinler mi? Aramasan da sevmeye devam edersin Buna engel olabilir mi? O seni sevmese de kalp vazgeçmez Hissetmiştir Tanrı’nın şarkısını Cennetin gözlerini Hepsini onda bulursun İnternette görürsün ismini Resmini… Hala aynı gözlerle bakarsın Ama senin varlığını bile bilmemektedir Mesaj yazmak. Ben buradayım demek istersin Kelimeler tükenir… Tıkanır… Elin gider ama yazamaz Dokunmak istersin, ellerin yumruk olur geri döner… Resimlerini hala saklarsın. Sevdiğini bilmediği gibi Onları da bilmez… Sen keşkeler ile baş başa kalırsın…
Elveda...
Bir sevgiliye elveda demek o kadar zor ki. Bir anlık öfke ile yerle bir edebiliyorsun tüm o güzel geçen peri masalını bir anda kabusa dönüştürebiliyorsun. Bitti artık diyorsun kül kedisi uyan güzellik uykundan. Gerçekler başka bir biçimde bir kez daha çarpıyor yüzüne küstah bir biçimde. Şaşkınlığını gizleyemiyorsun. İstediğinin bu olması dışında çok normal karşılamıştın zaten ilk haykırışlarını gizlemiş sanki memnun olmuştun azrail’i görmekten. Cenneti düşlerken cehennemi yaşamak nedir bilemezsin, ya da yüksek bir binanın tepesine çıktığında birden aşağıya düşmenin nasıl bir duygu olduğunu asla bilemeyeceksin sensiz nasıl zor olduğunu herşeyin bir bıçak sırtında hayat yaşamak gibi geçen azap ömrümü. Şeytanla pazarlık yapıp da tanrıyı küstürdüğümü bilemeyeceksin. Asla aslında sana olan sevgimi hissedemeyeceksin. Bebeğim benimle ölüme gelirmisin diyemeyecem sana. Dinlediğimiz onca parça ve onca film birer masal olacak. Notre dame ın kamburu gibi kaygısız ve abdalca bir tiyatro sahnesi gibi çelimsiz, güzel olacak. Ömrümün en güzel günlerini bu 4 ay içinde yaşamış gibiyim. O kadar güzeldi ki tahmin edemezsin. Her gün ayrılacağını bile bile seni sevmeye devam ediyordum. Tessteredeki jigsaw gibiydim. Kanser dim ama yinede mücadele ediyordum. Bazı şeyler saplantı haline gelmiş. Ne yaptığımı, niye yaptığımı bilmiyorum. Sadece yapıyorum hepsi bu. Zaman akıp gidiyor diyorlar ama o hiçbir yere gittiği yok. Bütün bunlar kocaman bir saçmalıktan ibaret yaşam, ölüm, varoluş vb… herşey bi kara delik. Düşünüyor ve yapıyorsun. Boşversene herşeyi. Saçmalık. Başını yaslıyordu. Gözyaşları ile ıslattığı omuzun arkasından süzüyordu gözlerimi. Sanki gitme kal dermişcesine, öyle bir eda ile bakıyordu bana. Saçları omuzun yanında sarkmıştı. Gitmemi istemiyorsa eğer neden ağlarken benim değil onun omzunu seçmişti anlamamıştım. Tüm bu sorular cevapsız kalmıştı artık ben yoktum o da yoktu. Hoşça kal demek kaldı geriye bir sevgiliden… Yalnızlığı o gidince anladım. Çıplak ve ürkektim son soluklarımı alırken. Geriye sadece bilinmezliğin yarattığı boşluk kalmıştı. Bir kelimem var.. Dürüst ol yokluğunu hiç düşünmedin, soluksuz kalışlarında diye… Gerçekten çok doğru. Kavga ederken hiç düşünmedim bir sonraki sahnede onun var olup olmayacağını. O yüzden şu anda bu sahneyi tek başıma çekiyorum ve bu yükü kaldıramıyorum. Zorlanıyorum. Yine bir pişmanlık yaşıyorum bu ikinci defa oluyor. Sevgimin eseri oldum, gözlerim köreldi göremez oldum. Şimdilik bu kadar yazacaklarım. Yolculuk bitti onun şehrine geldim, onsuz…

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Hayat nasıl mükemmel olabilir ki !
Herkesin gördüğünün ötesinde sen başka bir eda ile bakıyorsundur ışıklara. Sıradan gelen ışıklar bir zamanlar sana mükemmel duyguların giriş kapısı olacaktır ve unutamayacağın bir aşk gezisi yaşatacaktır. Deniz’i görmüşsündür sen o ışıklarda. Tesadüfleri sever ya aşk, bir arkadaş ortamında tekrar karşına çıkmıştır, hiç beklemediğin bir anda. Anlam veremezsin onu görünce, şaşırırsın ne yapacağını bilmeden. Ama onu görünce anlam veremezsin seninle bir zamanlar bir bütün olan birisinin sana o şekilde soğuk davranmasına. Aklında bin bir soru geri. Neden böyle davranıyor diye… Çekip gitmek istersin bir bahane ile o ortamdan. Bahanen ertelenmiştir, izin vermemiştir. Çünkü içinde bulunduğun durumun zorluluğunu bilmemektedir. Etraftaki şekilleri incelemeye başlarsın bir süre sonra gözüne hayaller takılır. Birbiri ardına sıralanır her şey. Yutkunmaya başlarsın, boğazında sıralanmış düğümlere rağmen. Aşk acımasız bir şekilde tekrar yüzünü göstermiştir. Kalbin deli gibi atmaya başlar, elini tutmak istersin her şeyi bir kenara atıp. Yapamazsın… Gözlerim gözlerine değdiğinde felaketim olurdu, ağlardım… Söz’ü kendini onun yanındayken kanıtlamış oldu. Gözlerine bakamaz oldun. İçin, için ağladın gözlerinden kaçarken. Bir zamanlar gözlerinle dans ettiğin o kişiden… Bahaneler üretip masadan kalktın. Ağır adımlarla uzaklaşmaya başladın. Arabaya bindin ve en sevdiğiniz o parçayı son ses açıp ışıklı bir dünyaya gittin. Sanki zehri çıkıyormuş gibi gözlerinden iki damla yaş aktı ve durdu. Ağlayamadın. Sadece yazdın. En sevdiğiniz manzaranın karşısında. Kalbin, kalbin ağladı. Akıtamadın acını gözlerinden, yapamadın. En acısı da budur. Ağlamak isteyip de ağlayamamak. Miden bulandığı halde çıkartamamak gibi bok tan bir şeydir. Dört tane telefon kulübesi ve her biri birbirinden güzel renkler ile bezenmiş bir tablo onsuz ne kadar güzel olabilir ki. Tıpkı gökkuşağının renkleri onsuz ne kadar göz alıcı olabilir ki… Deniz kenarında mehtaplı bir gece ne kadar romantik olabilir ki sahipsiz bir melodi gibi. Güller ne kadar güzel kokabilir ki susuz. Ya Lara Fabian’ın Je’taime parçası daha ne kadar acıtabilir ki kalbini sen onsuzken… Hayat nasıl mükemmel olabilir ki…
ıslak heceler
Islak heceler kaplamış her yerimi Bir ışık olmadı içimi aydınlatan Kelimelerim hep yarım kaldı, tamamlayamadım Dirensem de içimdeki karanlığa rağmen sokak ışıklarına her defasında bir köşeden yanıyor. Katran, katran zehir akıyor Bir ihtimal daha vermiyor Sıkılgan ruhum bir haykırış içinde kusuyor tüm benliğini bir istasyon köşesinde Rayların altındaki taşları aydınlatan ışıklar var etrafımda Zifiri karanlık hakim dört bir yanda Bekçi geliyor yanımda düdüğünü örttürüyor Seyrediyorum pencereden geçen insanları El sallıyorum azrail’e bu sefer de kaçırdın şansı diye Bir kibrit çakıyorum ecelin ardından bakarken geleceğime Sıgaramı yakıyorum dumanında suretimi oluşturup gülüyorum Ey kutsal şeytan bırakda son bir kez tutayım saçlarından Bakireliğini kaybetmiş Meryem gibi kutsal olmak için Konuşup konuşmamak arasında gidip gelirken zırvaladığımı hissediyorum Şadrazamın palyaçosu gibi Kaygılarımı yenemiyorum bir yandan da uykum var esniyorum Kulağımda bon jovi çalıyor Boş cümleler kurmaktan sıkıldım
Maske takmış yüzler
Hayat sürprizlerle dolu bir tiyatro sahnesi, bir karnaval alanı, kumar masası gibi stres ve kaygı dolu. Elindeki kâğıtları Tanrı’nın bir sonraki hamlesini bilmeden oynuyorsun. Hayatın bir çırpıda anlam kazanıyor veya yitiriyor. Bilemiyorsun, sadece yaşıyorsun. Kazanmak için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor ama insanın doğası gereği tökezliyor, hata yapıyorsun. Kaygılar tekrar başlıyor. Hayatının sonuna kadar devam ediyor. Tam bir kapı açıldı diyip sakinleşirken aniden gümbürtü ile kapı kapanıyor. Korkuyorsun, kapıyı açıyorsun ardında gizlenen sorunlar, sorular üstüne çıkıyor. Sanki sıradaki kurban senmişsin gibi omuzlarına çöküyor. Olduğun yere yığılıyor, hamlesini bekliyorsun. Omuzların taşıyamıyor sorunları, boğuyor seni ne kadar güçlü olsan da… Her gün bir çırpınış yaşıyorsun. Hayatın bir okyanusta geçiyor. Amacın kıyıya çıkmak ama her seferinde boğulma tehlikesi yaşıyorsun. Kaygıların artıyor. Bir otobüs durağındaki yalnız karaktersin. Tek bir bankta oturuyor. Etrafındaki sahnelenmiş hayatları izliyorsun. Anlamsızlaştırıyorsun masalları. Bastıramıyorsun içindeki arzuları. Arzuların, arzu olmaktan öteye gidemiyor… Yalın kalıyorlar. Sahtelikler, yalanlar çeviriyor etrafını. Maske takmış palyaçolar görüyorsun. Belki sen iyisindir kendi çapında. Masken yoktur hiçbir zaman. Ama yinede saçma gelir sana etrafındaki maskeleşmiş yüzler ve gülücükleri… Ne kadar kaygısızlaştırmaya çalışsan da içindeki duyguları, dizginleştirmeye çalışsan da arzularını. Bir otobüs durağından öteye gidemiyorsun. Peşkeş çekersin arzularına. Yanılırsın, üzülmekten korkarsın. Anıların, düşlerin olur hayat kapısında. Saygısızca, usta bir küstahlıkla çıka gelir yalnızlığın. En sadık dostundur senin. Yeri gelir bir sevdaya kapılarını açarsın usta bir yönetmen, oyuncu gibi ama çözümlenemez her zaman ki gibi kaygıların. Aksine sevdiğin için kaygıların artar. Kusursuzca işlersin cinayetleri. Hayatın bir katilin seyir defteridir. Küstahlaşır, bir kurban gibi acı çekersin. Tanrı’ya sorarsın neden böyleler diye ama tek bir cevabı vardır onca soruya. ” ÖZGÜR İRADE” der sana pazarlık yapamadan kalkarsın masadan… Susarsın cevabı karşısında. Yeri gelir küçük bir çocuk gibi çaresiz kalırsın. İçindeki şehvetleşmiş duygularını bastıramazsın. Yanılgıya düşersin arzuların sayesinde. Tensel varoluşun öfkesiyle kudurursun. Öfken kudurur, kırmızılaşır. Bulanırsın çaresizliğin arasında. Dışa vurursun, mabedini zedelersin. Ama kaygıların bitmez. Sonsuzluğa ulaşırsın. Kendi çapında masallar yaratır ve bunlara inanırsın. Hayatta usta olamamışsındır. Çırak gibi ezilirsin. Hor görülür, ayak işlerine baktırılırsın. Bir şeytan gibi yalanlar üretir, günaha girersin bastırılamamış duyguların yüzünden. Şeytana uyarsın… Ölümü beklersin sinsice, pusuda. Ama ne olduğundan haberin yoktur. Kulaktan duyma “ ölümün sessizliğini “ bilirsin. Karşılaşmamışındır hiç. Özlersin o kutsal Azrail’i. Ama ne geldiğinde söyleyecek bir sözün vardır, nede tepki verecek, karşı koyacak bir gücün. Bir otobüs durağında ki soğukkanlı yolcusundur… Kaygıların tekrar başlar… ( Burada yazılanlar bir otobüs durağında yazılmıştır… )
Dos amantes...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Sahne 2
Kulağınız da onunla şarkınız devamlı tekerrür eder. Hatıralar korkutmaya başlar ve en acısı da sevdiğiniz insanın acı çektiğini ve sizin kadar güçlü olmamasıdır. Onun o halini görünce pişmanlık saplanır kalbine. Keşke hiç başlamasaydım, o aşk anı’nı yaşatmasaydım diyebilirsin. Çünkü sen acıya razı olarak bir şeyleri hissetmeye başlamışsındır. Ama o kadar narindir ki en küçük bir anda kırılabilecek kadar narin bir çiçek, en ufak bir rüzgar da yapraklarının zedeleneceği bir çiçek. Kutsal bir mabettir. Onun tek bir gözyaşının dökülmemesi için tüm dünyayı yakacak kadar cüretkâr ve cesursundur ama onu inciten sen ve kader olunca, çaresiz kaldığında o çaresizlik insanı bitiren duygudur. En dayanılmaz aşk acısı da ayrılıktan beter olan “ keşke hiç tanımasaydım seni, bu acıyı yaşamazdım” demesidir. Çünkü sizin gibi oda size deliler gibi âşıktır. Siz zaten kaderin ne getireceğini bilerek başlamışsınız bu ilişkiye ona güçlü gözüküp aslında içten içe yanan birisinizdir. Erdemdir bu… O kararı vermek zorlayacaktır. Boyun eğmek sana göre değildir ama yapacağın bir şey de yoktur. Dua etmekten başka… Elbette ki her ilişkide olduğu gibi hatıralar acıtacaktır seni ki bu yaşadığın aşk ise bambaşkadır. Duygusu bile mükemmel iken acısı daha bir can alıcı olacaktır. Sokak, sokak çocuksu rüyalar ile süslemişken. Sil yavaş, yavaş giderken bu aşk’ın soluklarından. Sakın ağlama Kader bu uyut çocuk, uyut. Yüzünde korkularla, gözlerinde gözyaşı ile süsle çocuk. Utanmaz bir yağmur gibi ustaca, küstahça, acımasızca yık duvarları. Kaderin skeç’i: Olmayacak bir duaya âmin demişsindir. Hani sadece filmlerde olur diye düşündüğün, aslında sadece oyunlarda olmadığını senin başına gelince anladığın cinsten bir skeç’tir. Her geçen gün yeni bir hatıra, anı eklersin kalbine. Bütün bunlar kaderini daha çok zorlayacaktır. Fabrikatörün kızı bir yanda fakir erkek rolüne benzer bir şeydir senin yaşadığın. Tüm bu zorluklara göğüs gereceğini düşünür, aşkına inanırsın. Kaderini zorlarsın. Kaybedeceğini düşünmezsin, dualar edersin. Gerçeklerin başka olurken duygularınla hareket edersin. Her gün kendini kandırırsın. Aşk’ı yaşamak, tatmak için acı çekeceğini bilsem bile sırf onunla geçireceğin dakikalar için buna razı gelirsin.
Sahne 1
Kelimelerin içinizdeki duyguları anlatamadığı, konuşmak istediğiniz de ama konuşamadığınız da boğazınız da bir burukluk oluşur ya o zaman işte yardımınıza mısralar yetişir. Hayat ne garip bir şeydir. Dilekleriniz olur hayatta ve bu dileklere inanır, peşinden gidersiniz. Sonunu hiç düşünmeden, acı çekeceğinizi ve bir gün o rüyanın biteceğini aslında bir peri masalı olduğunu bile, bile o duyguya kapılır yaşarsınız. En acısı da o gün geldiğini anlayınca hiçbir kelime o duyguyu ifade edemezken siz aslında o duyguya hiç yabancı değilsinizdir. Hayat size defalarca, belki küstah bir şekilde, belki de sizin özgür iradenize bırakarak o anı yaşatmıştır. Ama siz yine o duyguya çırak olursunuz. Kalbiniz ağlar, siz ağlarsınız. Yutkunur, konuşamazsınız. Sadece yazarsınız… Bir dua etmişsinizdir Aşk’a dair. O duygu kopar gelir ve sizi en güzel anınızda yakalar. Sarmalar, bırakmaz. Belki de mantıklı değildir yaptığınız ya da hissettiğiniz o duygunun esiri olmak. Ama kapılır gidersiniz çünkü kalp söz dinlemez, dinletemezsiniz. Kaderinize boyun eğmek size göre değildir. Her gün o son’un geleceğini bile, bile o günü yaşamak istersiniz. Başka bir şey düşünmeden umarsızca, acımasızca her gün yeniden aşık olursunuz. Aşk’ı yaşarsınız. O çiçeğin her gün bir yaprak daha sunmasına izin verirsiniz. Çünkü hoşunuza gitmektedir onunla geçirilen vakit. Yarın öleceğinizi düşünmeden yaşamaktır Aşk… Kader ile satranç oynuyorsunuz bunun farkındasınız ve ne olursa olsun yazgınızı değiştiremezsiniz. Aşk tesadüfleri sever der ve buna inanırsınız. İnanmak hoşunuza gitmektedir. Her geçen gün kendinize ve kalbinize yalanlar söyler ona inandırırsınız. Aslında yaptığınız şey “ Soğuk bir günde o çiçeğe bahar gelmişçesine sahte güneş yaratmaktır.” Artık usta bir yalancı olmuşsunuzdur kendinize karşı tebrikler… Sahne arkasından yazdığı oyunu tekrar, tekrar okuyarak ve yaptığı, oluşturduğu duygular ve acılarla mutlu olmaktadır. Yaramaz bir çocuk gibi içli, içli güler size ama siz aşk’ı tattığınız için görmezsiniz sahne arkasında ki sahtekâr katil’i. Karşınızdaki insanı da o aşk denizine sürüklemiş ve mutluluğunuza olduğu gibi acınıza da eşlik etmişsinizdir. O en saf haliyle gelmiştir size. İkinci kere aşkın kollarına bırakmışsınızdır kendinizi. Bir kere daha çalmıştır küstah misafir kapınızı. Davetsizce girmiştir içeri. Buyur demeden çoktan yerine kurulmuştur. Size gülümseyerek bakıyordur. Hoş geldin ey güzel aşk dersiniz. Bir şeyi unutursunuz… Aslında yalnız değildir. Diğer misafir aslında misafir denmez ona çünkü hayatınızın her anında yanınızdadır. Kader’dir o… Siz görmemişsinizdir. Kapıyı çalmaz, bekler… Zamanı geldiğinde siz kapıyı açmadan zaten içeri girecek ve muhabbetinizi, o mükemmel duyguyu yaşamanızı bozacaktır. Diğer oda arkadaşınız ise yalnızlıktır. Sizin ona döneceğinizi bildiğinden hiç sesini çıkartmaz. Küstah değildir, saygılıdır… Şimdi aşk o oda da sizinle beraberdir. Olabilecek her şeyi önünüze sermiş, hamlenizi beklemektedir. Ya onu görmezden gelecek hayatınıza aşk’a adayarak sonunun olmadığını bile, bile her gün o çiçeğe kış günü baharı yaşatacak bir yalana ortak edeceksinizdir. Ya da kaderinize boyun eğerek ki yapacağınız başka bir şey var mı bilmiyorum onu öyle kabul edeceksinizdir. İsyan etseniz de boşuna. Çünkü siz zaten sonunun olmadığı, o oyunda çırak gibi ezileceğinizi çünkü karşınızda kaderin tüm çıplaklığı ile gözünüzün önüne serildiğini görerek o aşk’ı yaşamak istemişsinizdir. Yine “ Özgür irade “ çıkar gelir, karşınızda durur.
Sahne 3
Onun bir başkası ile olma fikri, düşüncesi bile içinizi kahretmeye yetmektedir. Yalnız da ayağa kalkabilirsin fakat ona âşık iken o size delice sevdalıyken. Dudaklarının arasında iki sözcük sizi büyülüyorsa ve her kelimesinde, bakışında siz varsanız. Bütün şarkılar, şiirler de onu buluyor ve her anınızın kahramanı o ise. Hayatınız da ilk defa işte evleneceğim kişi o diyebiliyorsanız. Bütün güzellikleri beraber yapıyor, rüyalarınızı süsleyen kişi bile o oluyorsa. Dışarıda yürüdüğünüz de hiç kimse ondan güzel gelmiyorsa gözünüze. Bütün bunları yaşıyor, hissediyorken kader çıplak bir ayna gibi yüzünüze her daim çarpıyorsa. Aşk gurura baskın çıkıyorsa her daim. En ufak bir küskünlüğünüz, kırgınlığınızda sırf o üzülmesin diye içinize atıyor, üstünü kapatabiliyorsanız. Yaşadığınızın bir rüya olduğunu ve bir gün o rüyadan uyanacağınızı bildiğinizden. Aşk’a aşk olduğu için değer veriyorsanız. Günler değil geçirilen dakikalar kıymetli ise sizin için. Sanki ölüm döşeğinde bir hasta gibi hissediyorsanız kendinizi. Acısı dayanılmaz bile olsa o duyguyu ikinci kez yaşadığınız için kadere isyan etmeyip bununla başa çıkabileceğinizi düşünmeseniz bile o duyguyu yaşadığınız, o rüyayı gördüğünüz için mutlu iseniz. Muhakkak ki hayat ta size bir kapısını kapattıktan sonra diğer bir kapıyı ansızın açacaktır.
Hiç kimse sen değil, sen hiç kimse değilsin.
Hiç kimse ne ağladı benim için senin gibi ne de parladı gözleri bana bakarken. İsterdim rüya aynı masumiyetinde kalsın, bıraktığımız gibi. Kimseler bilmez ki neler yaşadık. Bir doğum günü pastasında, inanılmaz bir sürpriz ile geldi. İsterdim keşkelerim limitsiz olmasın. Kalbimin dikişleri birer, birer atmaya başladı. Kanar oldu eski yaralar. Kimseler görmedi beni senin gördüğün gibi…